|
|
|
|
4. KOLORDU KOMUTANLIĞI 1 NO'LU
ASKERİ MAHKEMESİ "(...) İddianame'nin 1280. sayfasında: ...Çorum olayları gibi olaylar da nazara alındığında, Devrimci Yol örgütünün tüm ülke çapında giriştiği silahlı eylemler çokluğu ve vehameti ile anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmak amacına yönelik ve bu amaç için elverişli nitelikte olduğu görülmektedir.' şeklinde bir iddia yer almaktadır. Bu nedenle Çorum vb. olayları tertipleyenlerin kimler olduğu ve asıl kimlerin tüm ülke çapında giriştiği silahlı eylemlerinin çokluğundan ve vehametinden söz edilmesi gerektiği araştırılmalıdır. Ben bu dilekçemde söz konusu vahim olayları yalnızca bir yönünün, "alevi-sünni çatışması" görüntüsü |
![]() |
|
altında gerçekleştirilen olayların iç yüzünün açığa
çıkarılması konusunda bazı taleplerde bulunacağım. Gerçekten de Türkiye'de
12 Eylül öncesinde yaşanan olayların bir iç savaşa doğru
derinleştirilmesinde önemli dönemeçleri oluşturan bazı büyük olaylar
vardır. "Maraş katliamı, Malatya-Elazığ- Sivas -Çorum olayları"dır bunlar.
Bu olaylar kamuoyuna kasıtlı olarak "alevi-sünni çatışmaları" biçiminde
yansıtılmıştır. Bu olayIarın çıkmasında, alevi-sünni çatışmalarının
kışkırtılmasında faşist güçlerin oynadıkları belirleyici roller
perdelenmek, hatta unutturulmak istenmiştir. Hatta aşırı sağın yalan ve
demagojiye dayalı propagandalarıyla, bu olaylar solun-devrimcilerin
üzerine yıkılmaya çalışılmıştır.. (....)
(...) Ülkemizde aleviler ve sünniler yüzyıllardır birlikte yaşadılar, birbirlerinin inançlarına saygı gösterdiler. Özellikle laik Cumhuriyet döneminde sahte mezhep husumeti küllendi, son yıllara dek böyle bir sorun gündeme gelmedi. Türkiye'de ilk alevi-sünni kışkırtmasının 1960'ların sonlarında faşist hareketin gelişmeye başladığı bir döneme rastlaması ilginçtir. Faşist MHP hareketi kendisine kitle tabanı yaratmak amacıyla halk içindeki mezhep ayrımını istismar ederek ilk çatışmaları başIattı. Ve 1970 yılında Antakya'nın Kırıkhan ilçesinde bu türden bir olay meydana geldi."Komünizmle Mücadele Derneği" bünyesinde örgütlü sağcı-faşisfler tarafından kandırılan bir kısım sünni yurttaş, alevilerin üzerine "kızılbaş komünistlere ölüm" kışkırtmalarıyla saldırtıldı. Daha ilk olayda alevilik ve solculuk aynılaştırıldı. Böylece bilinçsiz-cahil sünni kesimlerdeki alevi husumeti ("Rafızî düşmanlığı"), solculuğa-sosyalizme yöneltildi. (...) (...) 1977 yılı başlarında Divriği'de faşist militanlar camiye bomba koydular. "Aleviler camiyi bombaladı" diye halkı galeyana getirdiler. Daha sonra camiye bomba koyan faşistler yakalandı ve mahkûm oldu. Ancak halkın içine nifak tohumları ekmeyi başarmışlardı. Özellikle 1977'den itibaren, faşistlerin iç savaş çıkarma politikalarına paralel olarak alevi-sünni kışkırtmaları ve çalışmaları yoğunluk kazandı. Faşist güçler ülke çapında sürdürdükleri tahakküm ve yok etme savaşında, cinayet ve katliamlarını, alevi ve sünni yurttaşların birlikte yaşadıkları duyarlı bölgelerde mezhep çatışması görüntüsü altında gerçekleştirmeye özen gösterdiler. Erzurum-Sivas-Tokat-Çorum-Kayseri-Maraş-Malatya-Elazığ çemberi içinde özel provokasyon yöntemleri geliştirdiler. Önce yerel olarak başlattıkları bu kışkırtma ve çatışmalar, Elazığ-Malatya-Sivas olaylarıyla giderek büyüdü, bölgesel çatışmalar niteliğini kazandı ve nihayet Maraş katliamı ile doruk noktasına ulaştı. Daha sonra ise 1980 Çorum olayları yaşandı. Diğer tüm faşist saldırılar gibi, alevi-sünni çatışması görüntüsü altındaki olaylar da, CIA-MİT-Kontrgerilla'dan MHP ve ÜIkü Ocaklarına uzanan bir zincir tarafından planlandı, tertiplendi ve hayata geçirildi. Bu olayların iç yüzü, anlamının asıl içeriği, ancak faşist güçler tarafından uygulanan ve halka karşı sürdürülen gerici savaşın bir parçası olarak ele alındıkları zaman açıklığa kavuşmaktadır. Faşizm, bir tür savaştır. Bu savaştaki başlıca silah terör ve demagojidir. Faşizm, demagojiyle kendine taraf bulmayı; terörle ise kitleleri sindirmeyi, tahakküm altında tutmayı ve kendisine karşı çıkanları yok etmeyi amaçlar. Özellikle bilinçsiz emekçi yığınlar, umutsuzluk ve çözümsüzlük ortamında, 1970'lerde, faşist demagojilere daha açık hale geldiler. Orta sınıflar, "komünizm gelecek varınızı yoğunuzu elinizden alacak" korkutmacasıyla faşist harekete destek vermeye zorlandılar. İşsiz ve lümpen gençler, türlü iş vaatleriyle ve macera hevesleriyle faşist kadrolar olarak yetiştirildiler. Yarın ne olunacağının bilinmediği bir belirsizlik ortamı, bu dünyadan umudu kesme, öbür dünyaya umut bağlama eğilimi, yoksul kitleler üzerinde dinsel ideolojinin ve her türlü hurafenin etkinliğini artırdı. Faşistlerin dini istismar ederek kendilerine siyasi kitle tabanı oluşturmaları mümkün oldu. Bu dünyadan umudu kesmiş yığınlara, öbür dünyanın nimetlerini şimdiden kazanmaları için, dinsiz-komünistlere, alevilere cihat açmaları; bu cihatta şehit olanların cennete gideceği öğütlendi. MHP'liler bu amaçlarını gerçekleştirmede halkın bilinçsiz olduğu yerlerde fazla güçIük çekmediler. 1970'lere dek ağırlıkla ırkçı-kafatasçı ve şöven-milliyetçi görüşlerle, hatta putperest-şamanist inançlarla taraftar toplamaya çalışmış olan MHP, bunların etkisiz kaldığını görünce dört elle din sahtekârlığına sarıldı, "sofu" oldu. Türkeş hacca gitti. Faşist demagoji içinde dinsel inançların istismarı en öncelikli bir yer tuttu. Alevi-sünni çatışması vb. görüntüler altında toplumdaki kargaşayı ve kutuplaşmayı artıran bu faşist yöntemler, bizimki gibi ülkelerde bir çok kez sahnelenmiş bir gerici savaş stratejisinden kaynaklanan "kontrgerilla" taktiklerinden başka bir şey değildi. Kontr-gerilla savaşı, cüretli cinayet ve katliamları, gerici ayaklanmalarla hedef şaşırtıcı aldatma eylem ve taktiklerini, yıldırıcı panik yaratıcı pasifikasyon yöntemlerini içeren bir psikopolitik savaş olarak uygulandı. Faşistlerce yapılan herşey CIA'nın Kontrgerilla kitaplarındaki direktifler harfi harfine uydurularak gerçekleştirildi. Yıllar öncesinden faşistler, uzmanlar tarafından "komando kamplarında" askeri-siyasi-ideolojik eğitime tabi tutuldular. Sonuçta, kontr-gerilla taktiklerine göre yönlendirilen örgütlü bir reaksiyoner (gerici) hareket yaratıldı. MHP bu doğrultuda ABD emperyalizmi ve tekelci burjuvazi tarafından teşvik edildi. (...) Maraş, Çorum vb. olaylardan önce bu bölgede ABD elçilik görevlisi Alexander Peck'in çeşitli temaslarda bulunduğu, gericilerle ve MHP'lilerle görüştüğü haberleri basında yer aldı. Aynı şekilde CIA ajanları Paul Henze ve (Türkeş'in yakın dostu) Ruzi Nazar'ın MHP'lilerle ilişki içinde mezhep çatışmalarıyla yakından ilgilendikleri ifade edildi. (...) Alevi-sünni çatışmalarının çıkarıldığı her şehirde hep aynı plan uygulandı, hep aynı yalanlar tekrarlandı. MHP'li ve Ülkü Ocaklı faşistler olayları başlatmadan önce her yerde aynı bildiri, afiş ve propagandalarla saldırılara zemin hazırladılar: "Alevi-komünistler camiyi bombaladı, kızılbaşlar camiden çıkan müslümanları kurşunladı" söylentilerini yaydılar. Ve çoğu yerde, bizzat faşistler olayları başlatmak için ya cami bombaladılar ya cemaati kurşunladılar. Yaptıklarını solculara-alevilere mal ettiler. Olaylar sırasında ya da sonrasında bu işlerin bütün faillerinin, istisnasız hepsinin, faşist görüşteki kişiler olduğu ortaya çıktı, bir kısmı yakalandı, ve bu gerçek mahkeme kararlarıyla ispatlandı. Faşistlerin mezhep kışkırtıcılığı yaptıkları her yerde saldırılarının hedefi hiçbir zaman yalnızca aleviler olmadı. Heryerde sünni CHP'lilere, hatta kendilerine haraç vermeyen AP'li, MSP'li yurttaşlara da saldırdılar; evlerini, işyerlerini tahrip ettiler. Bu ayaklanmalar her seferinde yağma ve talan, ırza tecavüz ve çeşitli işkencelere varan vahşetlerle sürdürüldü. Olaylardan sonra yine hep benzeri suçlamalar tekrarlandı. Bütün suç devrimcilerin üstüne yıkılmak istendi. Ve gerçek failler serbestçe gezerken, bu olaylar emekçilere yeni baskı uygulamaları için bir vesile olarak kullanıldı. Yine her seferinde, MHP sözcüleri ortaya döküldüler, sıkıyönetim ilanı talebinde bulundular. Maraş katliamı ile bunu başardılar. Bu kez yeni yeni olaylar tertipleyerek, bunları ordu müdahalesi için basamak olarak kullandılar ve artık her olaydan sonra askeri darbe için açık çağrılarda bulunmaya başladılar. (...) SİVAS: 3-4 Eylül 1978 Sivas'taki olaylar aniden başlamadı. Faşistler Ramazan ayı boyunca mezhep ayrılıklarına dayanan propagandalarını, camilerde, evlerde ve gazetelerinde yaygınlaştırdılar. "Alevi öldüren cennete gider; camilere saldırılıyor; oruç tutturulmuyor; aleviler ayaklanacak" şeklinde duvarlara yazılar yazdılar, bildiriler dağıttılar, söylentiler çıkardılar, Sivas'a diğer illerden ve köylerden getirilen militanlar Ülkü Ocakları yatakhanelerine yerleştirildi. Toplu şekilde çarşıda, mahallelerde gezerek gövde gösterisi yaptılar. Nihayet 3 Eylül günü önceden planlanan olaylar başlatıldı. Ülkü ocaklılar şehrin her yerinde taksilerden megafonlarla "aleviler camiye bomba attılar" diye saf insanları kandırdılar. Beş altı yerden birden seksen-yüz kişilik gruplar halinde, önceden tespit ettikleri mahallelere yöneldiler. Alibaba mahallesini uzun menzilli silahlarla yaylım ateşine tuttular. Alevi olmayan ama CHP'lilerin yoğun olduğu Yüceyurt ve diğer mahallelere de saldırdılar. Yüceyurt mahallesinde "komünistlerin cami derneği" diyerek bir cami derneğini tahrip ettiler. Daha sonra çarşıda Belediye binasını ve dükkânları yakıp yıktılar. Alevi-sünni ayırdetmeden kendilerinden olmayan, kendilerine haraç vermeyenlerin dükkânlarını yağmaladılar. Önceleri faşistlerin yalanlarına inananlar çıkıyordu. Zaman geçtikçe, camilere saldırı olmadığı öğrenildikçe peşlerine taktıkları insanların dağılması üzerine, faşistler bu kez "ikindi namazından çıkan müslümanlar kurşunlandı" demeye başladılar. Halbuki olayların öğlene doğru saat onbir sıralarında faşistlerin saldırılarıyla başladığını herkes biliyordu. Daha sonra, 8 Eylülde, zamanın Sivas valisi Fikret Koçak basına şu açıklamayı yaptı: "3-4 Eylül tarihinde ilimizde vukubulan çok üzücü olaylar sonrası bazı meçhul kaynaklarca, ilimizde bazı camilerin bombalandığı veya yakıldığı şeklinde söylentiler çıkarılarak vatandaşlarımız tahrik edilmek istenmektedir. Olay günü ve sonrası ilimizde hiçbir şekilde belirtildiği şekilde tecavüz vaki olmamıştır." MARAŞ: 23-24 Aralık 1978 Maraş üzerine çok şey yazıldı, çok şey anlatıldı. Ama Maraş katliamı iki sözcükle özetlendi: İŞTE FAŞİZM! Maraş katliamı yazılanlarda, anlatılanlarda kalmadı. Mahkeme tutanaklarında katliamdaki her olay birer birer belgelendi. ÇORUM: Haziran-Temmuz 1980 Demirel hükümetinin açıkça taraf tuttuğu ve faşistlerle sıkı işbirliği sürdürdüğü bir ortamda, faşist tertiplerin üzerine gitmesi beklenemezdi. Çorum olayları sırasında Demirel, "Çorum olaylarını komünistler çıkardı" dedi. Demirel, bu olaylarla deşifre olan faşistleri bir kez daha kurtarmak için yine bir savaş hilesine başvurdu; Fatsa'da nokta operasyonunu başlattı. "Çorum'u bırak Fatsa'ya bak" diyerek Çorum olaylarını soruşturan gazetecileri azarladı. Demirelin İçişleri Bakanı Gülcügil ise "Çorum olaylarını devlete karşı solcular çıkardı, devleti destekleyen sağcılar solculara karşı mücadele etti" dedi. Faşistlerin "devleti desteklemek için solculara karşı mücadele ettiklerini" ilan etti! Ne çare aynı günlerde Çorum'da görevli olan bir tuğgeneral, Demirel'in ve faşistlerin yalanlarını açığa çıkardı. Çorum olaylarını bastırmakla görevlendirilen tuğgeneral Şahabettin Esengün MHP'lilerin Çorum olaylarındaki rolünü tek tek anlattı. Olaylar sırasında MHP'lelerin tertiplerini engellemeye çalıştığı için MHP Milletvekilleri tarafından "Senin cezanı biz veririz" diye tehdit edildiğini; Çorum olaylarından "Ülke çapında bir iç ayaklanmanın provası, askeri bir darbeyi zorunlu kılacak birşeyler yaratmak isteği" şeklinde izlenimlere sahip olduğunu NOKTA dergisinin 1986-22. sayısında açıkladı. (...)"
BÜLENT FORTA
NASUH MİTAP OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU AKIN DİRİK YASİN KETENOĞLU MEHMET ALİ YILMAZ MAHMUT MEMDUH UYAN MELİH PEKDEMİR CAHİT AKÇAM ALİ ALFATLI ENGİN HÖKE ERDOĞAN GENÇ MEHMET ÜRESİN ALİ BAŞPINAR BÜNYAMİN İNAN Ve diğer tutuklu sanıklar. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org