|
|
|
|
SUNUŞ Devrimci Yol hareketinin 1980-1985 yılları arasında yaşadığı sürecin ilginç bir kesitini bulacaksınız bu çalışmada. 12 Eylül askeri darbesinden hemen sonra üstüste yediği ağır darbelerle merkezi yapısı dağılan, önder kadroları ve bir çok taraftarı gözaltına alınıp tutuklanan Devrimci Yol hareketinin geriye kalan unsurlarının, 1980-1985 yılları arasında, birçok kentin kırsal kesiminde başlattığı "direniş hareketi" canlı tanıklarıyla, belgeleriyle günışığına çıkartılmaya çalışıldı. 12 Eylül dönemi kamuoyu tarafından pek çok tartışıldı. Bu yönüyle ilk kez tartışılıyor. Bu açıdan da bir boşluğu dolduracağını sanıyorum. Yaşanmıştır. Yaşanmışı yok saymak mümkün değildir. |
![]() |
|
Toplumların hafızası zayıftır. Hergün yeni siyasal
gelişmeler karşısında şaşkına dönen toplumlar için geçmişi hatırlamak,
geçmişi hatırlatacak tartışmaların içine girmek külfet görülebilir.
Geçmişte yaşanılanların bugün için anlamı yeterince kavranmazsa, bir başka
deyişle önemsizse onun için, unutmak; siyasal bir tercih durumuna gelir.
Toplumsal hafıza zayıftır. Hele, sistemli ve ciddi bir arşiv kültürü-alışkanlığı da denebilir- bulunmuyorsa, araştırmacıların eski defterleri karıştırması başlıbaşına sıkıntı nedenidir. Benim açımdan da en büyük sıkıtı bu oldu. Bu çalışma sırasında, 12 Eylül davalarına giren avukatların, dava dosyalarının yasal saklama süresinin bitmesi nedeniyle, aslında bir dönemin gelişmelerine ışık tutabilecek dökümanları, elden çıkarmaya, yok etmeye başladıklanna tanık oldum. Bir dönem, tanıklıklarıyla, belgeleriyle yok oluyordu. Özellikle, Devrimci Yol hareketinin kır pratiği, sol kamuoyu tarafından yeterince bilinmeyen, tartışılmayan bir olaydı. Kimi dergi yazıları, röportajlar ve bir kaç kitap sayılmazsa, bu pratiğe yapılan vurgu, o dönemin yeterince anlaşılması açısından etkisiz kalıyordu. Böyle bir çalışmaya neden gerek duyduğum sorulabilir. Aradan onca zaman geçtikten sonra... Devrimci Yol çevresinin "Yeniden" isimli Dergi ile tekrar siyaset sahnesine girme çabası ve öncesinde, Devrimci Yol çevrelerinin büyük bir kısmının parti kurma girişimi içinde olmaları, sol içinde parti tartışmalarının ayyuka çıktığı günlerde, Devrimci Yolcular özelinde, "nereden nereye" sorusunu akla getiriyordu. Çünkü, bu hareketin ilginç sayılabilecek bir gelişim seyri vardı. Devrimci Yol, aradaki kesintileri saymazsak, yaklaşık 20 yıl, sosyalist hareketin merkezine oturan, geçmişi ve o günü sıkça tartışılan, pek çok açıdan diğer sosyalist örgütlerden ayrılan, bir hareketti. Geçmişte, radikal, kitlesel ve silahlı direniş yanlısı bir sosyalist hareket olan Devrimci Yol, 1996 Türkiye'sinin karşısına yasal bir partiyle çıkmaya hazırlanıyordu. Bu noktada, Latin Amerika'daki gerilla hareketleriyle büyük bir benzerliği vardı. Latin Amerika'da yılların gerilla hareketleri, kendilerine yasal siyasal alanda yer açmaya çalışıyordu. Dünyadaki son gelişmeler, silahlı bir tarzla, siyasal bir sonuç almanın mümkün olmayacağını gösterir gibiydi. Devrimci Yol hareketinin kır deneyimi, Türkiye sosyalist hareketi açısından ilk deneyimdi. 12 Mart günlerindeki Kızıldere ,ve Nurhak sayılmazsa -ki bunları gerilla faliyeti saymak zor- Anadolunun ilk gerillası olarak görmek mümkün Devrimci Yol gerillasını. Zaten yaşananlara bakıldığında, bu kır pratiğinin ilk olmanın getirdiği acemiliği, doğallığı ve masumluğu îçinde taşıdığı görülecektir. Anadolunun ilk gerillası ile ilgili bir çalışma yapmayı, ilk gerillalarla görüşebilmeyi, onların duygu ve düşünce dünyalarına sohbetlerle ve günlüklerle girebilmeyi, bir gazetecelik olayı olarak değerlendirdim. Devrimci Yol hareketinin, silahlı tarzın en üst biçimi sayılan, gerilla mücadelesine başvurması ve başarısızlığıyla başlayan, bugün yasal parti tartışmalarıyla devam eden sürecini araştırmaya değer gördüm. Ancak, bu çalışma, kendisini, gerilla mücadelesinin bitimine kadar geçen zamanla sınırlamış durumda. Devrimci Yol çevrelerinin sürdürdüğü parti tartışmalarına, bir kaç soru ötesinde girmeyi düşünmedim. Sorular, röpörtajın genel akışında ortaya çıktı. Devrimci Yol kır pratiğinde yer alan çok sayıda insana ulaşmak mümkündü. Örnekleme yöntemini kullanmak en uygunu oldu. Röportaj yaptığım insanlara, "çanak sorular" sormadığımı sanıyorum. Onları sıkıştırma gibi bir niyetim de olmadı. Genellikle dönemi, ilişkilerini, amaçlarını bütün çıplaklığıyla ortaya çıkaracak sorulara yöneldim. Röportajlarda tartışmaları içeren kimi bölümler kendiliğinden gelişti. Yüzyüze gelme olanağı bulamadığım insanlarla yazışmak durumunda kaldım. 1980-85 döneminin önemli isimlerinden Taner Akçamla görüşememem, bu çalışmanın eksikliği olarak görülmeli. Çünkü Akçam, 1982 yılında daha organize bir şekilde başlatılan kır pratiğinin mimarlarından birisiyken, kır pratiğini, aradan pek de uzun bir zaman geçmeden reddetme yoluna gidiyor. Nedenlerini sormak istiyordum. Kendisine ulaşmaya çalıştım. Mektubumun ulaşıp ulaşmadığını bilemiyorum. Ulaşmaması zor ihtimal. Tartışmaya katılmak istememesi akla daha yatkın. Akçam'ın o dönemdeki tavrı, ciddi sayılabilecek şuçlamalarla karşı karşıya bulunuyor. Bunu röportaj sırasında ifade edenler oldu. Söylenenleri aktarıp, görüşlerini soracaktım. Ayrıntıya girmek gibi bir niyetim olmadı. Çünkü, Devrimci Yol'un genel değerlendirilmesi ve araştırılmasını amaçlayan bir çalışma değil bu. 20 yıl aralıksız süren bir gelişimin, beş yılını ortaya çıkarma hedefi var yalnızca. Kaldı ki, Devrimci Yol ile ilgili pek çok tartışma yıllar boyu dergilerde, gazetelerde yer aldı. Hem Devrimci Yolcuların kendilerini nasıl tanımladıkları hem de dışarıdan nasıl değerlendirildikleri sıkça yazıldı, çizildi. Zaten, Devrimci Yol hareketinin geneli üzerine yapılacak bir araştırmanın ciddi anlamda profesyonellik ve bilimsellik taşıması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ortada, başı sonu belli, oturmuş, net bir programı olan, belli bir merkezden yönetilen, taraftarlan/sempatizanlarının ortak özellikleri bulunan bir örgüt yok. Daha çok, yediden yetmişe kendisine Devrimci Yolcu diyen herkesin Devrimci Yolcu olabildiği, bunun için belli standartların/koşulların aranmadığı bir ilişki tarzı var. Bu özellikleriyle halk hareketi olmaya yakın bir yerde durduğu, Latin Amerika ülkelerinde görmeye alışık olduğumuz halk hareketlerinin kimi özeliklerini taşıdığı söylenebilir. Devrimci Yol'da sosyalist tarzın/politikanın zorunlu bir sonucu olarak yukardan aşağıya örgütlenme, belli bir merkezden işleri idare etme çabası var ama, Türkiyenin özgün koşulları ve o günkü mevcut durumları nedeniyle bunu başaramanın sancıları var. Ankara Devrimci Yol davası sanıklarından Melih Pekdemir'in "tarih bizi faşizme karşı örgütlendiğimiz için değil, örgütlenemediğimiz için yargılayacaktır" sözündeki açık özeleştiri bu sancının bir ifadesi sayılabilir. Devrimci Yol ile ilgili yapılacak bir araştırmanın 1975-80 Türkiye'sinin de araştırılması anlamına geldiğini, araştırmanın sosyolojik-psikolojik ve toplumsal öğeler taşıması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle bugün, solun -bütün kesimleri dahil- kitlelerden yalıtılmışlığı, yalnızlığı üzerine kafa yoranların, Devrimci Yol hareketinin, Niğde'nin yoksul köylülerinden, Karadenizli fındık üreticilerine, maden işçilerinden aydınlara, büyük kentlerin gecekondu mahallelerinden üniversitelere kadar, solun tarihinde görülmedik oranda, yaygınlaşmasının nedenlerini araştırmaları gerekiyor. Bu çalışmanın sınırları olanaksızlıklarla çizildi. Daha kapsamlı bir çalışma yapılabilirdi. İş güç, para pul gibi sıkıntılar nedeniyle çalışmanın boyutunu genişletme olanağı bulamadım. Ne olabilirdi? Kır pratiğinin yaşandığı bölgelere gidebilirdim. Oraları görüp, kapılarını gerillalara açmış insanlarla görüşebilirdim. Pek çoğu, o günlerin sıkıntısını yaşamış, gözaltına alınmış, mağdur olmuş insanlardı. O insanlarla görüşmek, çalışmaya farklı bir hava katar, belki de tekdüzelikten kurtarırdı. Yurtdışına çıkıp, kır pratiğinde yer almış ve bugün mülteci olarak yaşayan insanlarla yüzyüze görüşme olanağı yaratabilirdim. Dedim ya, iş güç, para pul. Giriş yazısında, Devrimci Yol hareketinin genel bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım. Bir özet sayılabilir. Ayrıca, özetlerken, daha çok, Devrimci Yol sanıklarının kendi ifadelerini kullanmaya, Devrimci Yol Dergisi yazılarından alıntı yapmaya dikkat ettim. Şimdiye kadar konuşmayanları konuşturma, yayınlanmayan belgeleri yayınlama noktasında; çalışmayı gazetecilik, araştırmacılık olarak değerlendirip, bu sınırı aşmamaya dikkat etttim. Yalnızca, önemli gördüğüm kimi noktaları öne çıkarmaya çalıştım. Belgeleri Giresun Devrimci Yol, Ankara Devrimci Yol, Fatsa Devrimci Yol Dava dosyalarından edindim. Röportaj yaptığım insanlarla, yasal sınırların dışına çıkmamaya, mahkeme tutanaklarında var olan çerçeveyi aşmamaya dikkat ettim. Ayrıca, teknik işlerde büyük yardımları olan Ali Ekber ve Zeki'ye de teşekkürler. İnsanın kendisine ait bir çalışma ortamının olması çok önemli. Böyle bir olanaktan yoksunum. Bu yüzden işten ayırdığım zamanlarda ve akşam evde birşeyler karalamaya çalıştım. Eşimi ve çocuğumu bu nedenle, az da olsa ihmal ettiysem, üzgünüm.
İnönü Alpat
Ekim 1995 |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org