Yaşathak Aslan. 1955 doğumlu. Halen İstanbul'da tutuklu. Yaşathak Aslan'la cezaevinde olması nedeniyle mektuplaşmak zorunda kaldık. Aslan, 1980-85 sürecini genel olarak yurtdışında geçirmiş, zaman zaman Türkiye'ye girip çıkmış. Karşılıklı konuşmak fırsatı bulsaydık, yazısında geçen kimi noktaları tartışma olanağı bulabilirdik. Aslan yazısını ülke dışında yaşanan tartışmalara, iç polemiklere ayırmış. Çalışmanın bir eksikliğini giderebileceğini düşünüyorum.

-Devrimci Yol içerisinde dağ olayı olarak bilinen çalışma nasıl başladı? Nasıl sona erdi? Dağa neden çıktık? Süreç nasıl gelişti? Dağdan neden indik? Olayın kendisi neydi?

Aradan 10-15 yıl geçmiş. «Hafızayı beşer nisyan ile

  mümkündür, ama arşiv asla unutulmaz» durumda da değiliz. Belgelere de (mahkeme dosyalarını geçersek) fazlasıyla sahip değiliz. Ama bu olayı başından sonuna yaşayan arkadaşlar var. Bu arkadaşlar henüz konuşmadılar.

İşin diğer bir boyutu da, geçmişin sistemli bir şekilde unutturulma çabası. Bunu egemen sınıflar ve onların devleti bilerek yapıyor. Bir kısım solda ise bilinçsizce geçmişten kaçış çabası var. Geçmişi, yaşanılanları anlamak, geçmiş, gelecek bağlantısı kurmak yerine, sonunda kimliksizliğe varan, bugünün tüm suçunu geçmişe yıkan anlayışlar gelişiyor. Halbuki bugünü aşmada, devrimci bir dalganın yeniden yaratılmasında tarihsel birikimin, deney ve derslerin tayin edici önemi var. Eğer, devrimci direniş hattı yeniden oluşturulacaksa, devrim ve sosyalizm idealleri için kavga yükseltilecekse ilişki kuracağımız ilk deney ve birikim 1980-85 arasında yaşanan «bu dağ olayı»dır.

Biz, 1970'lerin başlarında mücadeleye atılan Dev-Genç'lilerin, Mao'nun Askeri Yazıları, Giap'ın Halk Savaşının Askeri Sanatı, CHE'nin savaş anıları ve Bolivya Günlüğü gibi kitaplar başucu kitapları arasındaydı. Kendimizi bu coğrafyanın CHE'si olarak görüyorduk. Her dağ, orman, kaya, akarsu kır gerillasının olanaklarıydı bizim için. 12 Mart yenilgisinin önemli bir nedeni de kır gerillasına hazırlığın yeteri derecede olmaması, uzun vadeli direniş olanaklarının yaratılmamasıydı. Devrimci romantizme her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan bugün, geçmişle doğru bir ilişkinin kurulması çok çok önemli değil mi?

Devrimciler çoğunlukla nereden, ne zaman, nasıl başlayacaklarını belirleme şansına sahip değillerdir. Kavga bir biçimde başlar. Devrimciler idealleri, anlayışları doğrultusunda bu kavgaya yön vermeye çalışırlar. Bu 1970'lerde de böyle olmuştur. Bizler herhangi bir yerde yetiştirilmiş ve bu topraklara salınmış devrimciler değildik. Biz bu toprakların devrimcileriydik. Bilince bile el yordamıyla ulaşmaya çalışıyorduk. İdeallerimiz vardı. Tam bağımsız, özgür, demokratik Türkiye istiyorduk. Önderlerimiz devrimci bir çizgi bırakmışlardı bize. Bu çizgide, yolda devam etmek istiyorduk. Herşey aşama aşama gelişecekti. Ki kendimizi yoğun anti faşist mücadelenin ortasında bulduk. Kimileri Mahir'i, THKP-C'yi savunma adına anti faşist mücadelenin gereklerini yerine getirmekten kaçındılar. Marjinalleştiler. Mücadeleye yabancılaştılar.

Bizlerse, anlayışımızı bu mücadele içinde hayata geçirmeye, zenginleştirip geliştirmeye çalıştık. Bu yüzden ilk kazanan biz, Devrimci Yolculardık. 1970'li yılların sonlarında çatışmalar hızlanıyor.Ülke hızla iç savaşa doğru sürükleniyordu. Başlangıçta egemenlerin saldırı ve vurucu gücü olarak piyasaya sürülen "sivil" faşist hareket MHP ülkeyi işgale girişmişti. Çatışmanın merkezi şehirlerdi. Üniversiteler, mahalleler, fabrikalar savaş alanına dönüşüyordu. Biz Dev-Genç'liler, Devrimci Yolcular her yerdeydik. Tüm coğrafyada, anti faşist, devrimci bir direniş hattı oluşturma çabası içindeydik. Bu çatışma, çaba içinde örgütlenecek, çizgimizi özgün koşullara göre geliştirip hayata geçirecektik. Mücadele zaten giderek "askerileşmek" zorundaydı.

Kırsal alanda ilk çalışmalarımız içinde, «askeri» amacın gizli olduğu! ekonomik ve siyasal çalışmalardı. Düzene karşı üreticilerin, yoksul köylülerin mücadelesini örgütlerken kendimizi de örgütlemeye çalışıyorduk. Henüz bu coğrafyaya uygun bir savaş stratejisi oluşturmuş değildik. Okuduklarımızın ışığında yaşadıklarımızdan öğreniyorduk. Örgütlenme konusunda, nasıl örgütlenilmesinden çok nasıl örgütlenilmemesi gerekliliğine yanıt verebiliyorduk. İlk ulaştığımız sonuç, zaman zaman önem sıralaması değişecek bir kır ve şehirde gerilla savaşının birlikte verilmesi, yeni birleşik devrimci savaştı. Ekonomik yapısı, yoğun yerleşim alanı olması Kürt, Türk, alevi, sunni halkın birlikte yaşaması, çelişkilerin keskinliği ve siyasal-sosyal nedenlerden dolayı Samsun, Giresun- Antep, Mersin dörtgeni kırsal alandaki gerilla mücadelesi için ana bölgeydi. Bu bölgede sistemli bir çaba gerekiyordu. Ama şehirlerdeki çatışmanın yoğunluğu kıra olanak ayırmamızı, uzun vadeli bir çalışma sürdürmemizi, alt yapı ve lojistik hazırlıkları engelliyordu. Kırda ilk gerilla örgütlenme ve mücadelesi, kırdaki çatışmanın keskinleşmesi üzerine değil, şehirlerdeki mücadelenin uzantısı olarak gündeme geldi. Kırdaki mücadeleye katılan arkadaşlarımızın çoğunluğunun şehir kökenli olması tesadüfi değil. Bu gelişme gerillaya çok daha yalın bir hüviyet kazandırıyordu ama sosyal ve arazi uyumu açısından sorunlar da yaratıyordu.

Bizi karakterize eden; aşırı bağımsız ve bağımsızlıkçı özelliğimizdi. Dış yardımları küçümsediğimiz gibi, elimizi verip kolumuzu kurtaramayacağımız ilişkilerden ısrarla kaçınıyorduk. Doğrudan ve dolaylı gelecek yardımlara kapalıydık. Yalnızca, kendimizle eşit gördüğümüz, hiç bir fayda beklemeden yardım yapacak tarafların yardımına açıktık. Böyle taraflarda bu bölgede fazlasıyla yoktu. En sıkışık olduğumuz dönemlerde bile gelen dış yardımları reddettik. Bu yüzden teknik araç-gereç vs. kendi olanaklarımızla sınırlıydı.

Kırdaki gelişigüzel, yarı askeri silahlı çalışmaların ötesinde ilk kır gerilla çalışması denemelerimiz  Ordu, Dersim, Toroslar Malatya ve Sivas dolaylarında oldu. Bu alanlarda toplanan arkadaşlarımız da çoğunlukla şehirlerle ilişkiyi kesemiyor, şehirlere göre konumlanıyor, şehirlerdeki çatışmanın ihtiyaçları yüzünden sık sık şehire gelmek, şehirde çalışmak zorunda kalıyorlardı.

1980 12 Eylül faşist darbesi olduğunda tüm alanlarda olduğu gibi kırsal alanlarda da örgütlenme sorunları, gerillayı oluşturma sorunlarıyla karşı karşıyaydık. Darbeye tepki olarak çoğu yerde küçük şehirlerdeki barınmanın zorluğu yüzünden yoğun bir kıra çıkış yaşandı. Binlerce insan kendiliğinden, evindeki derme çatma silahıyla dağa çıktı. Altyapı yoktu. Eğitim sıfırdı. İlk gerilla çekirdekleri bu yönelişi kucaklayabilecek yetenekte değildi. Kıra çıkanlar var olanı güçlendirmek yerine ilk çekirdeklerde nitelik düşüklüğüne yol açtılar. Tam bir kaos yaşandı. Bu gelişigüzel yöneliş çok sayıda arkadaşımızın ölmesine, yaralanmasına, yakalanmasına yol açtı. Faşizme karşı direnişte, orta yerde yalnızca Devrimci Yolcular kalmıştı. Onlar da hazırlıksızdı.

Kıra yöneliş bir çok yerde yaşandı. Ama en ağırlıklı yöreler Artvin, Ordu, Amasya, Sivas, Malatya, Dersim, Adana, Hatay ve Uşak illerinde oldu. Başarılı baskın ve çatışmalar, onurlu direnişler yaşandı ama ilk adım başarısız olmuştu. Devrimci Yol'un son merkezi açıklamasında da olduğu gibi, kırsal alanda direniş hattı oluşturmanın, gerilla mücadelesinin önemi tartışmasızdı. Herşeye rağmen kırsal alanda umutlar çok daha diriydi. Kırda yaşanan kaos şehirlerdeki bozgunla kıyaslanamazdı. Kır kısa sürede umut ve çekim merkezi haline geldi. Geleceğe yönelik projeler, görüşmeler, çalışmalar ilk kez kırda yapılmaya başlandı. Tutsak şehirlerle kıyaslandığında, kır çok daha özgürdü. Ama kırın da kendi arasında bir koodinasyonu yoktu.

Kır merkezli çalışmalar, toparlanma çalışmaları yerini, 1982'den sonra yurt dışında biraraya gelinerek yürütülen daha kapsamlı, bütünlüklü bir çalışmaya bıraktı. 1980 sonlarından sonra ardarda alınan darbeler sonucu Ankara, İstanbul başta olmak üzere bir çok ilde örgütsel ilişkiler dağıldı. Bunun sonucu kıra olduğu kadar yurtdışına da göç başladı. 1981 ortalarında bir kısım arkadaş Suriye ve Lübnan'da bir araya geldi. 1982 ilkbaharı ve yazında bu sürece kırdaki arkadaşlar da dahil oldu.

Dışarıda tam bir moral bozukluğu, hayal kırıklığı söz konusuydu. Fiziksel yenilgi pek çok arkadaşta beyinsel yenilgiye dönüşmüştü. Umutsuzluk söz konusuydu. Herşeye rağmen kırdan gelen arkadaşlar daha diri ve umutluydu. Doğal olarak da toparlanma sürecinin sürükleyicileri ağırlıkla onlar oldular.

Arka arkaya yapılan toplantılar sonucu yeni yönelim ortaya kondu. Devrimci hareketin son merkezi açıklaması anlamlıydı. Umut kırdan yükselecek direnişte, gerilla savaşındaydı. Faşist cuntaya karşı devrimci demokratik hareketin direnişi örgütlenecekti. Açık faşist diktatörlüğe karşı yapılması gereken tek şey direniş savaşını örgütlemekti. Toplum suskundu. Ülke teslim alınmıştı. Ağırlıkla Devrimci Yolcuların Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi (FKBDC)'nin adımları atıldı.
Devrimci hareket yeniden bütünlüklü bir hale getirilecekti. Yurtdışı, daha bilinçli şekilde dayanışma, destek, lojistik ve eğitim üssü haline getirilecekti. İlişkiler kısa süre yurtdışından koordine edilecek, koordinasyon sonra yurtiçine taşınacaktı. Herşeye rağmen, Devrimci Yol var olan grup ve çevrelerin içinde daha diri, direniş hattının oluşturulması için de en fazla olanağa sahip çevreydi. Avrupa örgütlülüğümüz ayaktaydı. Farklı kültürler, farklı kaygılar giderek bizleri uzaklaştırıyor gibi gözükse de henüz işin başındaydık ve birdik.

Müdahale bütünlüklüydü. Tüm ülkede, iletişimdeki teknik gelişmeler de değerlendirilerek propaganda ve ajitasyon ağı oluşturulacaktı. Bu konuda 1987'de Hamburg'ta öldürülen arkadaşımız Aydın Erol'un çabalarını anmadan geçemeyeceğim. Özgürlüğün Sesi Radyosu'nun kurucusu odur.

Şehirlerde işçi ve emekçi kesime, gençliğe, mahallelere yönelik çalışma birimleri yeniden oluşturuluyordu. Bunun için öncelikli şehirler tespit edildi. Ayrıca, şehir gerillası faaliyeti dağılan DSB'ler yeniden oluşturuluyor, bunun için dışarıda şehir gerillası eğitimi düzenleniyordu. Ama kır daha öncelikliydi. Kırdaki ilişkilerimiz bazı yörelerde ayaktaydı. O ilişkiler bozulmadan arkadaşlar «aşağıya» gelerek tartışmalar düzenledi. Askeri eğitim ve teknik malzeme olanakları değerlendirilmeye çalışıldı. Kıra gönüllülük temelinde yeni arkadaşlar da gidecekti. Ana bölge, Ordu'dan başlayan Adıyaman'a uzanan geçiş bölgesiydi. Bu bölgeye verilen stratejik önem, önceki tespitlerimizle de uyumluydu. Ana bölgede, Ana Gerilla Birliği oluşturulacak, Artvin, Uşak, Hatay gibi alanlardan gelen arkadaşlar da bu bölgeye gönderilecek, Ana Gerilla Birliği tümüyle hareketli olacak, Ana Gerilla Birliği'ni besleyecek, onun kolu olacak, yerel fonksiyonlarını yerine getirecek Yerel Gerilla Birlikleri oluşturulacaktı. Tüm bu süreçten Kır Konseyi sorumlu olacak, yürütme işlevi görecekti.

Filistin'de alınan eğitimin, kısmi teknik yenilenmenin sonraları büyük yararları görüldü. Yine de biz, «aşağı»daki teknik ve eğitim olanaklarını PKK'lılar gibi değerlendirmedik. Ayrıca, 82 yazındaki İsrail-Filistin savaş sürecinin olumsuz etkileri oldu. Filistinlilerin yenilgisi bir taraftan olanakları sınırlarken, diğer taraftan moral bozukluğuna yol açtı.

1982 sonları ve 1983 başlarında hızla adımlar atıldı. Başlangıçta destek dışarıdan olacak, ama uzun vadede kırın geri bölgeleri, asıl destek üsleri, ülkede oluşturulacaktı. şehirlerdeki örgütlülüğümüz kıra destek işlevini görecekti. Diğer cephe güçleriyle kırsal alanda koodinasyon oluşturulacak, zamanla birlikte cephe açmanın, koşulları zorlanacaktı.

Genel bir görev dağılımı yapıldı. İlk adımı kıra yönelik çalışmayı yürüten arkadaşlar attılar. Gruplar kırsal alana dönmeye başladı. Ana Gerilla Birliği'nin çekirdeği oluşturuldu. şapkalarındaki yumruklu yıldızlarıyla gerillaların dağlarda dolaşmaya başladığı umutla ve gururla yayılmaya başlamıştı bile.

1982'de ilk tartışmalar başladığında, azınlıkta kalsa da, sonuç olarak beklemeyi öneren, merkezi-örgütsel siyasal çalışmanın oluşturulmasına şimdilik karşı duran arkadaşlar da vardı. Şehirlere yönelik çalışmalara başlamak, ülkeye batıdan giriş yapmak için bir kısım arkadaş Almanya'ya, Fransa'ya geçti. şehirlere yönelik adım atılmasında zorluklar çekiliyordu. Ülkede yeni yakalanmalar oluyordu. Yeni kayıpları biraz da duygusal nedenlerle göze alamayan bir kısım arkadaş «atılan adımlardan geri adım atmayalım ama birşeyler de yapmayalım» anlamına gelecek düşünceleri savunmaya başladı. Halbuki müdahale bütünlüklüydü. Gerilla büyür ya da küçülür ama yerinde sayamazdı. Hiç istenmeyen şekilde tartışmalar Almanya'da yeniden başladı. Şehirlerden son çıkan ve yurtdışından bazı arkadaşların toparlanmaya itirazları vardı.

Ayrıca, sosyalizmi yeniden uğrunda savaşılır hale getirmek amacıyla, dünyada esmeye başlayan sağ rüzgarlara karşı direnmek için, ideolojik-politik olarak yenilenme için Devrimci Yol içinde süren tartışmalar, sosyalizm ve demokrasi kavramlarının öne çıktığı tartışmalar hareket içinde yeni saflaşmalara yol açtı. Bugün herkesin rahatlıkla kullandığı kavramları o zamanlar kullanmak ve tartışmak cesaret istiyordu. Olayın en güzel tarafı da sosyalizm ve demokrasi tartışmalarına en yatkın arkadaşlar ya kırdan gelen ya da kıra gidecek arkadaşlardı. Yeni bir rüzgar esiyordu. Özgürlük ve demokrasi için savaşıyorsan özgürlük ve demokrasiyi önce sen içselleştireceksin. Bu kavramları içine sindirecek, ilk önce sen özgürlükçü ve demokrat olacaksın. Demokrasiye en çok ihtiyacı olanlar, demokrasiye en fazla layık olanlar savaşanlardır! Sosyalizm ve demokrasi tartışmalarında üretebildiklerimiz, yeni açılım ve tanımlamalar bile gerillaları, gerilla adaylarını coşturuyordu. Yeni değerler yaratmaya çalışıyorduk.

Yurtdışındaki tartışmalar şehirlere müdahaleyi geciktirdiği gibi «aşağı»daki lojistik destek çalışmalarını da olumsuz etkiledi. Yurtdışından şehirlere dönüş bütünüyle durdu. Aynı dönem PKK ile ilişkiler gerginleşti. PKK'lılar söz verdikleri halde, farklı düşündükleri için kendi arkadaşlarını tutukluyorlar, cezalandırıyorlar, anti demokratik tutum sergiliyorlardı. Uyarılarımız sonucu değiştirmedi. İlişkilerimiz gerginleşti. Sürece bütünlüklü müdahaleyi erken ve yanlış bulan, FKBDC'yi yanlış ve gereksiz bulan arkadaşları PKK'nın tavrı yüreklendirdi.

Kendi içimizde hem birlikte yürümek istiyor hem de birlikte yürüyemiyorduk. Tartışmalar yeniden alevlendi. Fiili olarak ülkeye müdahale durdu. Yurtdışındaki arkadaşlar arasında 82-83'teki müdahaleyi doğru bulan, bütünlüklü çaba devam etmese kırdaki çalışmanın öneminin azalacağını, kır gerillasını güçlendirmenin zor olacağını savunan arkadaşlar azınlığa düştüler. 1983 sonbaharında yapılan toplantılar yıkıcıydı. Mültecilik olgusu da sonuçlarını veriyordu. Yapılan ahlaki olarak da doğru değildi.

Kararlar birlikte verilmiş, adımlar birlikte atılmıştı. Bu atakla yeniden yükselen kırdaki gerilla faaliyeti ilk şehitlerini vermeye başlamıştı. Yurtdışında bulunup da, faaliyetsiz varlığını sürdürmeyi savunanların bir kısmı bile olayı, süreci, zorlukları paylaşmak için kıllarını kıpırdatmadılar. Uzaktan ahkam kesiyorlardı. Bu faaliyet yanlıştır diyenler de çok daha ahlaklı davranmadılar. Gerillaya tüm lojistik, maddi ve insan desteği durdu.

Dışarıda bu tartışmalar sürerken kırdaki arkadaşlarımız gelişmelerden tümüyle habersizdi. Tam bir iletişimsizlik yaşandı. Eşi görülmedik bir sorumsuzluk sergileniyordu. Dağdaki arkadaşlar bütünlüklü merkezi bir çabanın sonucu olarak orada olduklarının bilincindeydi. Eğer böylesi bir merkezi çaba yok olacaksa atılan adımlar anlamsızlaşmaya başlayacak, Devrimci Yol gibi bir harekette kır, tüm bünyenin görevlerini yerine getirmeye müktedir olamayacaktı.

Dışarıdaki gelişmenin duyulması üzerine kırda müthiş bir moral bozukluğu yaşandı. Her arkadaş ihanete uğramış, arkadan hançerlenmiş duygusuna sahipti. Kısaca, başa dönülmüştü. Tek tek bir kaç arkadaşın dışında, bilinenin aksine yurtdışındaki yeni saflaşmaların kırdaki arkadaşlar üzerinde hiç bir etkisi yoktu. Aksine yurtdışındaki tüm insanlara karşı büyük bir tepki vardı. İş başa düşmüştü. şehirlerde kalmış sınırlı sayıdaki arkadaşla biraraya gelinerek herşey yeni baştan kurulacaktı. Yeni baştan da, 1982'de olduğu gibi kurulamazdı. Dışta koşullar değişiyordu. Seçimler yapılıyordu. Siyaset şehirlerde yeniden canlanıyordu. Kır henüz bir ilgi odağı haline gelmediği gibi iç gelişmeler bu süreci, gerilla mücadelesini olumsuz etkiliyordu. Toplum devrimcileri «unutmaya» başlamıştı. Siyasal çatışmanın merkezi kayıyor, burjuva platformlar öne çıkıyordu. Devrimcilerin basiretsizliği yığınlardaki umutsuzlukla birleşmişti. Yenilginin sonuçları daha bir ağırlıkla yaşanıyordu. şimdi ne yapılacaktı?

Kırda 1984 ilkbaharı ve sonbaharında gerillanın ve devrimci mücadelenin geleceği üzerine tartışmalar düzenlendi. Yeni bir merkezi hareket kır merkezli oluşturulabilir miydi? şehirlere kırlardan hangi ölçüde müdahale edilebilirdi? PKK'nın çıkışı ilişkilerimizin bozukluğuna rağmen bize ne tür avantajlar sağlayabilirdi? İç tartışmalar ideolojik-politik nitelikli teorik sorunları daha bir can alıcı hale getiriyordu. Siyasetin ekseni şehirlere kaymıştı. Kırda bile gözler şehirlere çevrilmişti. Gerillanın gücü yeniden ilgi odağı olmaya yeter miydi? İç güven sorunu aşılabilir miydi? Lojistik sorunu nasıl çözülecekti? Girilen bir çatışma bile eldeki mühimatın önemli bir kısmını götürüyor, silahlar bozuluyor, eskiyor, yerine yenileri gelmiyordu. Velhasıl, kafa gövde sakatlanmış, vücudun bir bölümü sağlam kalmıştı. Yeniden toparlanma değil, yeniden var olma sorunuyla karşı karşıyaydık.

Yurtdışındakiler bol bol ahkam kesiyorlardı ama parmaklarını da oynatmıyorlardı. Haklarını yememek gerekir; kafa karıştıran gerçekle alakası olmayan mektupları sağa sola yazarken, bilerek randevu trafiğini karıştırıp, bizlerin ilişkilerini olumsuz etkilerken parmaklarını oynatıyorlardı. Yurt içindekiler, dışarıda tek tek bir kaç arkadaş dışında kimseye güvenmiyordu. Alınacak kararda onlar olumlu ya da olumsuz olarak hiç bir hesapta yoktular. Kırda bu tartışmalar sürerken, yaşama zorlukları giderek artıyordu. Siz umudu, yıldızlı yumruklaştırıp, alnında taşıyan genç gerillaların duygularını yakından yaşamadan tepkileri anlamada zorluk çekebilirsiniz. Ama bu koşullarda doğal olarak, olağan olmaz tepkiler. Yurtdışındakilerin tavrı arkadan hançerlenme olarak algılanıyordu arkadaşlarca. Bir ölçüde de öyleydi. Yaşananların devrimci yoldaşlıkla, arkadaşlıkla bağdaşık hiç bir yanı yoktu. Tüm kararları birlikte alacak, birlikte adım atacak, bir noktadan sonra da «ben yokum» demekle de kalmayacak, başkalarını da senin gibi olmaya ikna etmeye, adımlarına ideolojik-politik bir kılıf bulmaya çalışacaksın. Gerillada müthiş bir moral bozukluğu vardı. Gerillada moral, silahtan da, araziden de önde gelir. Yani gerillanın varlığı için ilk unsur moraldir.

Henüz belirsizlik sürerken, arka arkaya çatışmalar oldu. Bu çatışmalarda altı arkadaşımız daha şehit düştü. Bir kısım arkadaş yakalandı.

Süreci nasıl evriltebilirdik? Yeniden oluşum süreci, kır merkezli yaşanabilir miydi? Kırda ilişkiler, açık gerilla faaliyeti asgariye indirilip, uzun vadeli politikalar nasıl hayata geçirebilirdi?

Yeni kayıplardan çekiyorduk. Başka bir zaman gerillayı bileyecek kayıplar, bu dönemde olumsuz sonuçlar yaratabiliyordu. Arkadaşların ağırlıklı eğilimi, kır sürecini durdurmak, yeni baştan başlamaktı. Sınırlı sayıda arkadaş bu eğilime tepki gösteriyordu.

1984 sonbaharında yaptığımız toplantılarda yeniden oluşum, yapılanma süreci yaşamak gerektiğini karar haline getirdik. Kırda gönüllü kalmak isteyen arkadaşlar kalacaklar, açık gerilla faaliyeti yerine, ilerde yeni bir çıkışın koşullarını yaratmaya, geliştirmeye devam edecekler, isteyen arkadaş yurtdışına çıkacaktı. Yeni sürece katılım tümüyle gönüllü olacak, ideolojik-politik yeniden yapılanılacaktı.

Sonraları bu karar çok tartışıldı. Kimilerince suçlama gerekçesi yapıldı. Karara karşı çıkanlar -ki, karar tümüyle demokratikti, çoğunluğun eğilimiydi- doğru bildikleri şeyi yapmayı akıllarına getirmediler. Mektuplarla, yurtdışında karikatürüze edilmiş örgütler kurmaya, sürecin doğal gelişimini baltalamaya devam ettiler.
Yaşanan ikinci yenilgiydi. Veya 1981'deki çöküntü devam ediyordu. Hiç birşey olmamış gibi davranmak yerine, durumu tartışmak ve ona göre devam etmek gerekiyordu. Sonraları bu sürecin de başarısız oluşu ve şehirlerde çok sayıda arkadaşın yakalanması kararın yanlışlığının kanıtı olamaz. Olsa olsa ikinci yenilginin altından kalkmanın, koşulların, görevlerin zorluğunu anlatır bize. Eğer kırdaki gerilla faaliyetini sürdürebilecek olanaklar yaratabilseydik ve bütünlüğü yakalayabilseydik, çöküntü bu ölçüde etkili olmaz, devrimci hareketin yeniden ayakları üstünde durması daha kolay olurdu. Elbetteki devrimci irade tarihsel kavşaklarda çok çok önemlidir. Ama koşullar, olanaklar, devrimci iradenin ifadesini bulduğu iç yapılanma da o kadar önemlidir.

Sürecin tümü, zengin deneyler sunuyor bize. Yaşananlar, kır gerillası deneyimi bugün yeniden bir devrimci kalkışı zorlaştırmıyor, aksine kolaylaştırıyor. Orada genç insanlar yenildiler ama o karanlık günlerde direnişi, umudu yaşatan olmanın da onurunu çoktan hakettiler. Bizim sürecimiz, PKK'nın gelişme seyrine bakarak da yargılanamaz. Çünkü, herşeyden önce, biz çok farklıyız, bizim gerçeğimiz farklı.

Bugün, tüm dünyada olduğu gibi, bu coğrafyada da devrimci Marksist hareket kendisini yeniden kurma, yeniden oluşum süreci yaşıyor. Ayağa kalkış belki biçim olarak eskiye çok benzemeyecek. Ama kesinlikle bu ülkenin şehirlerinde de, dağlarında da devrimci gerilla yeniden «kartal» olacaktır.

Tarihsel hesaplaşmanın yeniden kılıcı olacak gerilla. İşte o zaman görüşeceğiz. Acılar bedava yaşanmadı. şehirlerde, dağlarda şehit düşen arkadaşlarımız, yoldaşlarımız Ali Uygurlar, Zekeriyalar, Özgüçler, Veliler, Sonerler, Ahmetler, İbrahimler, Necmiler, Erkanlar bize geleceği getiriyorlar. Bugün de, bu bilinçte olanlar Mahirlerin, Sinanların, Behçetlerin yolundan gidenler kazanacak. Nikaragua'da 1970'lerde, 1930'ların Sandino ve yoldaşlarının anlamı neyse, bizim için de özgürlük için savaşarak şehit düşen arkadaşlarımızın anlamı odur.

Yazımı Behçet'in, Soner'in, Zekeriya'nın, Orhan'ın, Veli'nin şahsında, faşizme karşı, özgürlük için Devrimci Yol'da savaşarak şehit düşen yüzlerce arkadaşımızı sevgiyle anarak bitirmek istiyorum.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org