|
|
|
|
HALK DÜŞMANI FAŞİST GÜÇLER KARANLIK TERTİPLER DÜZENLİYORLAR DEVRİMCİ YOL Dergisinin 15. sayısında, emniyet genel müdürlüğü tarafından, dergimizin ismi verilerek bir genelge yayınlandığını öğrendiğimizi açıklamıştık. Genelgede, "güvenilir bir kaynaktan alınan istihbarata dayanılarak sözde, D.Yol grubunun kendinden olmayan gruplara, emniyet ve ordu mensuplarına, vb. saldırılar başlatacağı"ndan sözediliyordu. Bu şekilde, sahte bir istihbarat uydurularak bir genelge yayınlanmasının, ülkemizin içinde bulunduğu siyasi |
![]() |
|
ortamda, faşist güçlerin devrimci güçlere karşı
karanlık tertip ve tuzaklar ve provokasyonlar düzenlemekte olduğu anlamına
geldiğini belirtmiş ve tüm devrimci kişi ve kuruluşları uyarmıştık.
Gelişmeler, tespitlerimizin ne denli doğru olduğunu kesinlikle ortaya çıkardı. Kendisine, genelge ile ilgili olarak başvuran bir arkadaşımıza, İçişleri Bakanının, "böyle bir durum yok" demesine rağmen, 27 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi söz konusu genelgeyi tarih numarasını vererek açıkladı. Bir yandan faşist güçler tarafından tertiplendiği su götürmez bir şekilde ortada olan tertip ve provokasyonlar, kışkırtmalar hızla artarken; bir yandan da, üzerinde çok tartışılan bazı kuruluşlarla ilgisi olduğu bazı çevreler tarafından ileri sürülen Hürriyet Gazetesi ve Halkın Sesi Dergisi, sözkonusu provokasyon ve tertiplere ortak olma anlamına gelecek şekilde yayın yapmaya başladılar. Faşist güçlerin tezgahladığı tertip ve olayları devrimci güçlerin üzerine atmaya çalıştılar. Halkın Sesinin kışkırtma niteliğindeki yayınları, Hürriyet ve Tercüman gazetelerinin yayınlarına paralel bir şekilde devam ediyor. Tertip ve kışkırtma niteliğindeki olayların önümüzdeki günlerde de süreceği açık olarak görünmektedir. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz siyasal ortamı inceleyerek, sözkonusu tertip ve saldırıların amacını açığa çıkarmak ve devrimci güçlere yönelen bu alçakça saldırı ve tertiplere karşı kararlı ve tutarlı bir mücadele yürütmek önümüzdeki en önemli görevlerimizden birisi olacaktır. TERTİPLER HALKIMIZA YÖNELİKTİR İçinde bulunulan koşullar kalın hatlarıyla ortadadır. Ecevit hükümetinin hangi sebeple, hangi amaçla ve ne şekilde işbaşına getirildiğini biliyoruz: Mevcut düzeni sürdürmekte önemli güçlüklerle karşı karşıya kaldıkları bir durumda, egemen sınıflar, bu sömürü düzeninin bozukluklarını tamir ettirmek amacıyla Eceviti "iktidar"a getirdiler. Ecevit hükümeti mevcut sömürü düzeninin sürdürülebilmesi için, oligarşiye bir taze kan oldu. Şimdi Ecevit hükümeti, egemen güçlerin sorunlarını çözebilmek amacıyla yoğun bir çaba sürdürüyor. İç ve dış çıkar güçlerinin, tekellerin ve emperyalist güçlerin dayattığı "tedbir"leri, "önlem"leri, birer zehir paketi gibi halkın önüne sürüyor: Ücret, maaş ve tarım ürünlerinin fiyatları, komik denecek bir artış seviyesinde tutulurken, yüzde otuzluk bir devalüasyon ilan ediliyor. Demirelin bile yapmaya cesaret edemeyeceği bu "önlemler" bile, tek başına, egemen sınıfların, niçin Ecevite umut bağladıklarını açıklamaya yeterlidir. Ne var ki, oligarşinin Ecevitten "umdukları" sadece bu ve bunun bir parçası olduğu Kıbrıs ve Amerikan ambargosu sorunları değildir. Bütün bu ekonomik sorunların yanısıra, oligarşinin, Ecevit hükümetinin önüne koyduğu "paket"lerden biri de "asayiş sorunu"dur. Nedir bu "asayiş sorunu?" Ecevit, iktidara getirildiği günlerde, şimdi büyük ölçüde yerine getirmekte olduğu IMFnin ekonomik önerileri konusunda, "bu önerilerin, demokratik, özgürlükçü ülkelerde uygulanamayacağı" fikrini savunuyordu. Ecevitin görüşüne göre bu "önlem"ler ancak dikta rejimlerinde (veya gelişmiş kapitalist ülkelerde) sözkonusu olabilirdi. Ecevit, bu görüşlerinde, bir bakımdan haklı sayılmalıdır. Gerçekten de bizim gibi ülkelerde geniş emekçi yığınları acımasız ve ağır bir sefaletin, yokluğun içine iten bu gibi tedbirlerin uygulanması, beraberinde, emekçi halkı sindirmeye, bu sömürüye tahammül etmeye mecbur bırakmaya yönelik "siyasal tedbirleri" de zorunlu kılacak niteliktedlr. Bugün ülkemizde, bunun için gerekli "müsekkini" kitlelerin Ecevitin barış getireceği umudu sağlıyor. Şimdilik bu umut, kitlelerin teslim edilmesine yetebiliyor. Ancak bn umudun, ekonomik tedbirlerin acısını geniş kitlelerde daha şiddetli bir şekilde hissettireceği önümüzdeki dönemlerde yeterli olmayacağı ortadadır. Geniş emekçi yığınlarında yükselecek olan düzene muhalefet eğilimlerini, mevcut düzene karşı olan tepkileri baskı altında tutmaya; ve bu tepkileri emekçi halkın kendi iktidarına yönelik bağımsız bir siyasi hareket dağrultusunda kanalize edilmesi olanaklarını yoketmeye yönelik "siyasal tedbirler"e ihtiyaç duyulacaktır. İşte, oligarşinin ve egemen güçlerin Ecevitin önüne koydukları "asayiş sorunu" bundan başka birşey değildir. Ecevit hükümetinden oligarşinin istediği barış, faşizmin saldırıları karşısında halkın direnişinin kırılmasını öngönnektedir. İşte, oligarşinin Ecevitin önüne koyduğu bu "asayiş sorunu" ile Ecevitten istediği şey budur. Bu şekilde, Ecevitten, tam bir "Erim rolü" oynaması istenmektedir. Faşist güçler tarafından tezgahlanan tertip ve provokasyonlarla, Ecevit hükümeti, sola karşı tedbir alma yönünde zorlanmak istenmektedir. Hükümette yer alan T.Feyzioğlu, vb. gibi, tekelci burjuvazinin önde gelen temsilcileri "anarşinin sadece sağdan geldiğini söylemek gerçeğin yarısını görmektir" diyerek, sola karşı da tedbir alınmasını istemektedirler. Kısaca özetlemek gerekirse, Ecevit, şimdi büyük ölçüde uygulamakta olduğu ekonomik önlemlerin, ancak baskı rejimlerinde uygulanabilir olduğunu ileri sürmüştü: Şimdi, bu tedbirler uygulanmaya başlandığına göre, adeta, Ecevitin tespitinin gereğini yerine getirmesi istenmektedir. Bugün içinde bulunduğumuz bu siyasal koşullar çerçevesinde, faşist tertip ve saldırıların temel yönelimi budur. Böylesi bir "muhtemel" yönelim ne anlama gelmektedir? Bu noktaya da kısaca değinmekte yarar vardır. Ecevit hükümetinin, yoğunlaşan faşist tertiplerle, sözde "aşırı sola karşı bir mücadele"nin içine itilmesinin, bu suretle sözde "asayişi sağlama" uğruna, açık baskıcı bir yönetime zorlanmasının en önemli yanı Ecevitin iktidara gelirken dilinden düşürmediği "banş" ve "özgürlük" türkülerine açıktan açığa ters düşmesi değildir. Ecevit hükümetinin "barış" ve "özgürlük" uğruna, barış ve özgürlüğü yoketmesi değildir en önemli sorun. Bu noktadaki bundan daha önemli olan şey, böyle bir gelişmenin inisiyatifinin tümüyle devlet içindeki faşist güçlerin eline geçmesi anlamına gelmesidir. Bugün, Ecevit sözde iktidardadır. Faşist güçlerin devlet içindeki örgütleri olduğu gibi yerindedir. Faşist güçlerin bütün saldırı, tenkil, cinayet ve işkence şebekeleri olduğu gibi ayaktadır. Ve Ecevit hükümeti işte bu güçlerle "asayişi sağlama" ve sözde "barış" getirmeye uğraşıyor. Bu "asayişi sağlama" operasyonları yoğunlaştıkça ve yönü "sola doğru" döndürüldükçe inisiyatif tümüyle faşist güçlerin eline geçecektir. İşte, faşist tertip ve saldınlarirı provokasyonların da amacı bundan haşka birşey değildir. Böyle bir durumda Ecevitin, dizginlerini koparmış bir atın çaresiz binicisinden hiçbir farkının olmayacağı ortadadır. FAŞİST GÜÇLER, DEVRİMCİ HAREKETİMİZE KARŞI ALÇAKÇA TERTİPLER DÜZENLİYORLAR İşte bu ortam içinde, faşist güçlerin devrimci hareketimize yönelik karanlık tertip ve saldırıları yoğunlaşarak sürmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü İstanbul daire Başkanının yukarda sözünü ettiğimiz genelgesinin arkasından devrimci hareketimize karşı saldırılar artmaya başlamıştır. Tertip olduğu apaçık ortada olan olaylar bile devrimci hareketimize maledilerek sunulmaya çalışılmaktadır. Danıştay binasının, faşistler tarafından bombalanması olayı bile devrimcilerin üzerine atılmak istenmektedir. Karanlık güçlerin sözcülüğünü yapan bazı gazeteler bu doğrultudaki yayınlarını sürdürmektedirler. Kışkırtıcı ve ortalığı bulandırıcı yayınlar yapılmaktadır. 27 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde yukarda sözü edilen genelgeden bahsedildikten sonra, bazı başçavuşların öldürüldüğüne işaret edilmektedir. Bu arada, daha önce Hürriyetin "Kontr gerillacı M.Ali Çeviker" olayı ile ilgili olarak sunduğu bir başçavuşun öldürülmesi olayı da ortaya atılmaktadır. Hürriyetin Yargı mensuplarına saldırılacağını "ifşa" etmesinin hemen arkasından, Danıştayın bombalanması da dikkat çekici bir olaydır. Bu arada, İstanbuldaki banliyö treninin bombalanması olayı gibi gene faşist güçler tarafından tertiplendiği apaçık ortada olan bir olay da devrimciler tarafından yapılmış bir olay gibi gösterilmeye çabalanmaktadır. Hürriyet gazetesi gene esrarengiz bir emniyet yetkilisinin ağzından "anarşistler mümkün olduğu kadar çok insan öldürmeye çalışıyorlar, maksatları bu şekilde çok insan öldürüp bundan faydalanmak, bulanık suda balık avlamaktır" cinsinden aptalca sözlerle sözde provokasyonun siyasi çalışmasını yapmaya çalışmıştır. Bu ve benzeri yayınların alabildiğince yoğunlaştırılmasıyla yapılmak istenen şey son derece açıktır; ortalığı bulandırmak, dikkatleri soldaki "anarşistlerin" üzerine çekmek. Bütün bu yayınlar, Ecevit hükümetinin önüne sunulan "asayiş sorunu"nu faşist güçlerin istediği bir şekilde çözmeye ve faşist güçlerin varlığını ve inisiyatifini güçlendirmeye yönelik faşist tertip ve provokasyonlarla bütünleşmektedir. "HALKIN SESİ" KIŞKIRTICI ROLÜNDE Burada eklenmelidir ki, tertip ve provokasyonlara paralel yayın yaparak, devrimci güçlere ve halka karşı saldırılara ortak olan basın organları sadece günlük basın tekellerinden ibaret değildir. "Halkın Sesi" dergisi de bir süredir başlattığı saldırı kampanyasıyla, faşist güçlerin karanlık tertip ve saldırılarına doğrudan iştirak etmektedir. İktidardan devrimcilere karşı da tedbir alması talebedilmekte, halkın "devrimci geçinen zorbalardan da hesap sorulmasını istediği" ileri sürülmektedir. Bu gelişmeler karşısında, Devrimci YoIun 15. sayıdaki yazımızda, özellikle "Halkın Sesi" grubu içinden gelecek kışkırtmalara karşı dikkatli olunmasını istemiştik. Hürriyetin yayını gibi, "Halkın Sesi"nin yayını da, tespitimizin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koymuştur. "Halkın Sesi", yine özellikle provokasyon sonucu
yaratılmış bir olayı da vesile ederek tam bir kışkırtma kampanyası
başlatmıştır. Kullandığı üslup, ifade ve yöntemlerin Hürriyetteki Emniyet
mensuplannın beyanlarından hiçbir farkı yoktur. "Halkın Sesi", kışkırtma kampanyasında Hürriyet Gazetesindeki gibi, provokasyon ve tertiplere ortak olduğunu açığa çıkaracak bir şekilde yayın yapmaktadır. O da, tıpkı Hürriyet ve Tercüman gazetelerinde karanlık tertip ve provokasyonlarla devrimcilere çamur atılmaya çalışılması gibi, yalan, demagoji ve sahtekarlıklarla, devrimcilere karşı suç atmaya ve ortalığı bulandırmaya ve kışkırtmalarda bulunmaya çalışmaktadır. Onun bu yolla yapmak istediği bir başka şey de kendileri üzerine yönelebilecek hareketleri kışkırtmak ve bu yolla, bir kere daha devrimcileri saldırgan durumda göstermeye çalışmaktır. O, bu amaçlarla, egemen sınıflara uşaklıkta, ihanette ve alçaklıkta hesabını zor ödeyeceği bir mertebeye ulaşmıştır. FAŞİST GÜÇLERİN VE HAİNLERİN ALÇAKÇA TERTİPLERİ PÜSKÜRTÜLECEKTİR Faşist güçlerin ve onların uşaklannın emekçi halka
ve devrimci güçlere karşı tertipledikleri saldırı ve tertipler karşısında,
bütün devıimci yurtsever güçler bilinçli, kararlı ve tutarlı bir mücadele
yürütmelidirler. Faşist tertip ve tuzaklar karşısında tüm devrimciler
meydanı karanlık tertipçilere boş bırakmamalıdırlar. Karşı devrim güçlerinin alçakça saldınları püskürtülecek, kışkırtıcı hainler kendi karanlık tuzaklarında mutlaka boğulacaktır. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org