İleri Demokrasi ve TKP
İleri Demokrasi Tezi Nedir?

İleri demokrasi, gelişmiş kapitalist ülkelerde, sosyalizme banşçıl yoldan geçişin şartlarını hazırlayacağı öne sürülen bir ara aşamadır. Bu ara aşamada komünistler sosyal demokratlarla işbirliği yapar ve onlarla anti-tekelci cepheyi oluşturmaya, devleti tinans oligarşisinin elinden kurtarızıaya, barış, demokrasi, bağımsızlık ve toplumsal ilerleme doğrultusunda gelişmeler sağlayarak sosyal demokratlarla birlikte sosyalizme parlamentoda çoğunluk elde ederek varmaya çalışırlar.

"İleri demokrasi" şeklinde sunulan ara aşamada burjuva demokrasisinin sınırları bir süreç içinde genişletilecek, bir iç savaşa gerek kalmaksızın, tekelci

  kapitalistlerin faşizm özlemleri engellenecek (faşizme geçit verilmeyecek); devlet tekellerin elinden alınacaktır.

Sosyal demokratlarla bu işbirliğinin somut hedefleri olarak savaşların önlenmesi, silahsızlanmanın sağlanması, silahlanma harcamalarının halkın ihtiyaçlarının karşılanması ve yaşam düzeyinin yükseltilmesine harcanması, tekellerin ve özellikle çokuluslu tekellerin elinden devletin geri alınması, ordu ve polisin demokratik güçlerin denetimi altına alınması konulmaktadır.

İleri demokrasi tezi, modern revizyonistler tarafından, oldukça gelişmiş bir proletaryası olan ülkeler için savunulmaktadır. Devrimci Yol’un 4. sayısında yayınlanan "Kapitalist Olmayan Yol" yazısından da hatırlanacağı gibi, Sovyet ideologları "üçüncü dünya" ülkeleri için sosyalizme geçişin ilk aşaması olarak işçi sınıfının önderliğine gerek duymayan bir kapitalist olmayan yol tezini öneriyorlar ve kesintisiz devrim teorisini reddediyorlardı. Bu tezin bir çok ülkede iflas etmesi nedeniyle, 1969 Zirve Konferansında son şekliyle formüle edilen ileri demokrasi tezi, "üçüncü dünyada" sayılan Şili, Seylan (Sri Lanka), Hindistan, Türkiye gibi oldukça gelişmiş bir proletaryası olan ülkeler için de önerilmektedir. Fakat genel hatlarıyla söylemek gerekirse, ileri demokrasi tezi, gelişmiş bir işçi sınıfı hareketi içinde sosyal demokrasinin etkinliğini sürdürdüğü gelişmiş kapitalist ülkeler için, Sovyetler Birliği’nin yarattığı "uluslararası yumuşama ve işbirliği" havası içinde barışçıl geçişin şartlarını yaratacağı öne sürülen bir tezdir. Sovyet ideologları, "dünya ilericiler hareketini" güçlendirerek ve "reformlar’ aracılığıyla ve sosyal demokratları destekleyerek bu işi başaracaklarını iddia ediyorlar.

Bugünkü Sovyet ideologlarından birisi tarafından yazılmış "İleri Bir Demokrasi İçin Solun Güç Birliği" kitabında şöyle denilmektedir:

"Komünistler ve sosyal-demokratlar, işçi sınıfı hareketinin bu iki partisi, 50 yılı aşkın bir süredir ayrı ayrı yollardan ilerlemektedir." (S. 89)

"İşçi sınıfı hareketinin her iki partisi de, barış ve demokrasi uğruna eylem birliği yapılması sorununa, önceden görülmemiş bir biçimde ilgi duyııyorlar." (S. 91)

Revizyonistler, görüldüğü gibi, sosyal demokratlarla yaptıkları bu sınıf uzlaşmasına teorik temeller oluşturma çabası içinde son analizde burjuvazinin ve hatta tekelci burjuvazinin ideologları olan sosyal demokrat partileri, "işçi sınıfı hareketinin partisi" olarak sunmaya başlamışlardır.

Revizyonistler eskiden sosyalizme barışçıl geçişin mümkün olduğunu savunurken Marx’ın 1872 yılında Amsterdam’da Hague Kongresinde yaptığı konuşmada Amerika, İngiltere ve belki de Hollanda için barışçıl geçişin mümkün olabileceği yolundaki sözlerini evrenselleştirmişlerdi.

Lenin, çeşitli yazılarında ve özellikle Devlet ve İhtilal kitabında, revizyonizmin tezlerine cevap verdi. Militarizmin ve bürokrasinin yerleştiği Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde de barışçıl geçiş olanaklarının ortadan kalktığını belirtti. Bir yazısında şöyle dedi:

"Kapitalizmden sosyalizme geçişin zor kullanmadan ve diktatörlük olmaksızın başarılabileceğini sanmak son derece aptalca ve ütopik bir şey olacaktır." (Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri) Barışçıl geçişin olanaksızlığı bu kadar açık bir şekilde konulduktan sonra, modern revizyonistler  "zaman ve mekanın değiştiğini" ileri sürerek ince tahrifatlara gitmektedirler.

Modern revizyonistlerin ileri demokrasi tezi, sosyalizme devrimci geçişi reddetmenin oportünistce sunulmuş ince bir şeklidir.

Modern revizyonistler, sosyalizme geçişin "devrim yoluyla olacağını açıkça reddetmemekte, bu sorunun "her ülkenin somut koşullarına göre belirleneceği" şeklinde konuşmaktadırlar. Modern revizyonistler, Marksizmin evrensel bir tezini özel koşullara göre "revizyona" tabii tutmaktadırlar. Sosyalizme barışçıl olmayan yoldan geçiş reddedilmemektedir. Ama uğrunda mücadele edildiği söylenen şey, barışçıl geçişin şartlarını yaratacağı ileri sürülen ileri demokrasidir.

Barışçıl geçiş tezinin utangaçca savunulması, parlamento konusunda Leninist tezlerin tahrifatını da beraberinde getirmiştir. Leninizme göre, parlamento, sınıf savaşında temel mücadeleyi güçlenclirınek ve burjuvazinin çıkarına işleyen bu organı kitlelerin gözünde açığa çıkarmak ve bir kürsü olarak kullanmak için değerlendirilebilir. Modern revizyonistler, bu tezin dayandığı koşulların da günümüzde değiştiğini, parlamentoda mücadelenin temel mücadele olarak alınabileceğini ve "devlet aygıtının bileşimini" bir süreç içinde değiştirebileceklerini ileri sürüyorlar.

"İşçi sınıfı, halkın çoğunluğuna dayanarak ve kapitalistler ile toprak ağalarıyla uzlaşma politikasını bırakmayan oportünist unsurlara şiddetle karşı koyarak gerici, halk düşmanı güçleri bozguna uğratabilir, parlamentoda sağlam bir çogunluk kazanabilir ve parlamentoyu burjuvazinin sınıf çıkarlarına hizmet eden bir araç olmaktan kurtarıp emekçi halka hizmet edecek bir araç haline dönüştürebilir." (1960 Zirve Konferansı Bildirisi, 4. toplantı, Ürün Yay., S. 88-89)

"Komünistler, devrimin barışçıl gelişimi için savaşım vermenin araçlarından biri olarak, işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden ögeleri kerte kerte içine sokarak devlet aygıtının bileşimini değiştirmeyi görüyorlar. Komünist partiler böylece ... polisi, orduyu, özel servisi (CIA, MİT, Kontrgerilla gibileri kastediliyor - DY) denetleyebilirler." (Zaradov, a.D.e., S. 210)

İleri demokrasi tezi, sınıf uzlaşmacılığının ve reformizmin parlak görüntüler altında sunulduğu yeni biçimidir. İleri demokrasi tezinin artık düzenin bir parçası haline gelen ve proletarya diktatörlüğünü reddeden "Avrupa komünizminden" özde fazla bir farkı yoktur.

İLERİ DEMOKRASI TEZİ NE ZAMAN VE NE ŞEKİLDE FORMÜLE EDİLMİŞTİR?

1920’lerden 1935 yılına kadar Komünist Enternasyonal partileri, sınıf uzlaşmacısı sosyal demokratları "sosyal faşist"likle suçladılar. Komintern’in 1935 yılında toplanan 7. Kongresinde sosyal demokratlara karşı sürdürülen bu politika değiştirildi. Anti faşist cephede komünistlerle sosyal demokratların işbirliği yapmaları gerektiği kabul edildi.

Dimitrov bu kongreye sunduğu raporda, bu işbirliğinin sosyalizıne parlamento yoluyla geçişi sağlayacak bir geçiş dönemini amaçlamadığını konuyu böyle sunmanın "sahtekarlık" olduğunu vurguladı: "işçilere bir diktatörlükten başka bir diktatörlüğe barışçı parlamento gezintisi hayalini aşılamak için burjuvazi diktatörlüğü ile proletarya diktatörlüğü arasında özel bir ‘demokratik ara aşaması’ kurmaya çalışan sağcı oportünistleri kıyasıya eleştirdi. (Bak., Dimitrov, Seçme Eserler, Cilt I, "III. Enternasyonalin VII. Kongre Raporu", özellikle S. 251)

Bugün Sovyet ideologları, Komintern’in 7. Kongresinde alınan tavrı sınıf uzlaşmacılıklarına ideolojik temel olarak sunmaya çalışıyorlar. Kongre kararlarını tahrif ediyorlar. Faşizme karşı mücadelede sosyal demokratlarla iş birliği tezini, sosyalizme barışçıl yoldan geçişin şartlarını yaratmak ve sosyalizme geçmek için sosyal demokratlarla işbirliği şeklinde bir teze dayanak yapmaya çalışıyorlar.

Bu konudaki düşünceleri ayrıntılarıyla 1960 yılında işçi ve komünist partilerinin Moskova Zirve Konferansı Bildirisinde yer aldı. Daha sonra, SBKP’nin 1961 yılında yapılan 22. Kongresinde SBKP programı değiştirildi ve "geniş demokrasi" şeklinde formüle edilen bu teze önemli yer verildi. 1969 yılında Moskova’da yapılan işçi ve komünist partileri toplantısında bu tez daha da geliştirildi ve "İLERİ DEMOKRASİ" (veya "ilerici demokrasi") tezi uluslararası revizyonist literatüre yerleşti.

Sovyet revizyonistlerinin barış içinde bir arada yaşama ve uluslararası yumuşama (detante) tezlerinin 1970’lerde daha da geliştirilmesi, sosyalist ülkelerle emperyalist ülkeler arasındaki ekonomik-politik-kültürel ilişkilerin hızla artmasıyla at başı gitti. 1975 yılında Sovyetler Birliği’nin çabalarıyla Helsinki’de Avrupa Güvenliği ve İşbirliği Toplantısı yapıldı. Revizyonist partilerin ülke içi sınıflar mücadelesindeki uzlaşmacı çizgiyi temsil eden "ilerlemecilik" ve "ileri demokrasi", uluslararası planda sosyalist ülkelerle emperyalist ülkelerin hakim sınıflarının daha da açık bir şekilde uzlaşmasıyla beraber gelişti ve bir diğerini destekledi.

Sovyet kaynaklarında komünistlerle sosyal demokratlar arasındaki "başarılı" işbirliğine örnek olarak Şili, Seylan ve Hindistan verilmektedir. (Bak., Solun Güçbirliği) Gerçeklikte ise buğün TKP’nin Türkiye acentalığını yaptığı "ileri demokrasi" tezinin hiç bir başarılı örneği yoktur(3). Modern revizyonistlerin bu tezi sınıf uzlaşmacısı sosyal demokratlara (burjuvaziye) ve dünyadaki güçler dengesini fazla bozmak istemeyen Sovyetler Birliği’ne yaramıştır. Bu tez, Lenin’in devlet, devrim ve demokrasi tezlerinin inkarıdır.

İLERİ DEMOKRASİ VE T"K"P

Kendisine Türkiye Komünist Partisi diyen mülteciler grubu, modern revizyonizmin Türkiye sol hareketi içindeki tutarlı bir temsilcisidir. Dünya tahlilleri de, bu nedenle, Sovyet revizyonistlerinin dünya tahlilidir.

TKP’liler, dünya devrimci hareketini geliştirmenin yolu olarak Sovyetler Birliği’nin mücadelesinin desteklenmesini görüyorlar. Bu açıdan da, geri bıraktırılmış ülkelerdeki devrimci hareketleri, Sovyetler Birliği’nin dış politikasına bağımlı kılıyorlar.

TKP, 1973 yılı Mayıs ayındaki yönetim derğişikliğine kadar kapitalist olmayan yol tezini benimsiyordu. 1969 yılında Uyarı Yayınları adı altında basılan ve yurtdışından Türkiye’deki çeşitli adreslere gönderilen Milli Demokratik Devrim ve İçyüzü broşüründe şöyle deniyordu.

"Bizde anti-ernperyalist mücadele daha şimdiden anti-kapitalist bir eğilim taşıyor ve kapitalist olmayan bir gelişme yolu doğrultusuna yönelmiş bulunuyor." (S. 20)

TKP uzun yıllar yurtdışında küçük bir mülteci grup olarak kaldı. Türkiye’de olan bir çok olaya dışardan sahip çıktı. Fakat 1971-72 yıllarındaki olaylar, TKP’nin de yeni şartlara uygun bir atılıma girmesine yol açtı. "Partiyi kör çıkmazdan çıkarmak için, Merkez Komitesi Politik Bürosu 24 Mayıs 1973’te çözümleyici kararlar aldı. Partinin yönetiminde değişiklikler yaptı." (İ. Bilen, "Konya Konferansı Raporu", Atılım, No: 40)

Bu yönetim değişikliği, artık iflas etmiş olan kapitalist olmayan yol tezinin yerine ileri demokrasi tezinin konmasını da getirdi. 1974 yılı Ocak ayında birinci sayısı çıkan Atılım dergisinde ve hazırlanan yeni programda ileri demokrasi tezi Türkiye’ye uyarlanmaya çalışıldı.

Bu değişiklik yapılırken, kapitalist olmayan yol tezinin niçin bırakıldığı yolunda tek kelime açıklama getirilmedi.

TKP kaynaklarında "ileri demokrasi" tezi yeterince açıklanmamaktadır. Tezin kavranmasında da bazı iç tutarsızlıklar söz konusudur. Sovyet revizyonistleri tarafından "sosyal demokratlarla sosyalizme barışçıl yoldan geçmenin şartlarını yaratmak ve sosyalizmi parlamentoda çoğunluk sağlayarak kurma" tezi, ulusal demokratik devrimle (milli demokratik devrim) bütünleştirilmeye çalışılmaktadır.

İleri demokrasi, (modern revizyonistlerin koyduğu şekliyle) burjuva demokratik devrim sürecini tamamlamış ülkelerde sosyalizme barışçıl yoldan geçişin şartlarını yaratmaya yönelik bir ara aşamadır. TKP ise Türkiye’de demokratik devrim sürecinin tamamlanmadığını kabul etmektedir. Eskiden savunduğu kapitalist olmayan yol tezi, demokratik devrimi (Leninizmin kesintisiz devrim teorisini inkar ederek) tamamlayacağını iddia ediyordu. Bu tezden bir günde vazgeçilmesi TKP ideologlarını zor durumda bırakmış ve ulusal demokratik devrim ile ileri demokrasi tezlerini uzlaştırma yolunda başarısız çabalara yol açmıştır. TKP, bugün ileri demokrasiye ulusal demokratik devrimi tamamlama görevi yüklemektedir.

"Ulusal demokratik devrim bütün ulusal, anti-emperyalist, demokratik güçlerin egermenliğinde ve işçi sınıfının geniş ölçüde katıldığı bir hükümet eliyle başarılcaktır." (Atılım, No.18, S. 7)

TKP’nin Türkiye Devrimci Hareketine ve dünya devrim güçlerine ihanet etmesi gerçeği, ortaya koyduğu ileri demokratik hükümetin yapısında da açık bir şekilde gözlenebilir. Sovyet kaynaklarında "komünist partisinin ve sosyal demokrat partinin (her ikisi de işçi sınıfı hareketinin partisidir!) ortaklığı" olarak sunulan ileri demokratik hükümet yerine "ulusal burjuvaziye" büyük yer tanınan ve "işçi sınıfının geniş ölçüde katıldığı" bir yapı savunulmaktadır.

İLERİ DEMOKRASİ VE CHP

TKP’liler, kapitalist olmayan yol tezini ileri demokrasi teziyle içiçe sokma çabalarında revizyonizme bir katkıda da bulunmaktadır.

Revizyonistlere göre, gerek kapitalist olmayan yol, gerek ileri demokrasi aracılığıyla sosyalizme geçiş iki aşamadan oluşur. TKP revizyonistleri, bu iki tezi birleştirme çabasıyla üç aşamalı bir geçiş teorisi geliştirmektedirler.

Birinci aşama, "ulusal burjuvazinin partisi" olduğunu iddia ettikleri CHP iktidarıdır. CHP iktidarı ileri demokratik düzen değildir. CHP iktidarı 141. ve 142. maddeleri kaldıracak, Türkiye Komünist Partisine legalleşme imkanı sağlayacaktır. TKP, "ulusal burjuvazinin" kendisine bahşettiği bu imkanlarla kitleler içinde çalışmaya başlayaeak ve 1981 seçimlerinde parlamentoda grup kuracaktır. TKP böyle güçlenince, (Sovyetler Birliği’nin yardımları ve TKP’nin muhalefetiyle daha sola kayacak olan) CHP ile ortak hüküınet kurulacaktır. Bu hükümet gelişimin ikinci aşaması, yani ileri demokrasi aşamasıdır. Bu aşamada, "böylece ulusal demokratik devrim başarılacaktır." Üçüncü aşama olan sosyalizme geçiş ise Sovyetler Birliği’yle geliştirilen ilişkiler sayesinde bir süreç içinde, parlamentoda çoğunluğu sağlayarak gerçekleştirilecektir.

TKP’nin bu çizgisi, proletaryanın siyasi hareketini burjuvazinin kuyruğuna takmaktadır.

TKP’nin bu revizyonist amaçları onun devlet, demokrasi, ordu, parlamento, ulusal sorun ve örgüt konusundaki görüşlerini belirlemektedir. Yazımızın son bölümünde TKP’nin bu konudaki anti-leninist çizgisinin sergilenmesi TKP eleştirisi bakımından yeterli olacaktır.

TKP, devleti sınıfsal özünden ayırmakta ve devlet kurumlarındaki "gerici unsurların" tasfiye edilmesinden söz etmektedir. TKP, sosyalizme geçişi hükümet değişiklikleriyle bir süreç içinde barışçıl yoldan başarılacak bir olay olarak ele almaktadır. Halbuki sosyalizme geçiş, devletin niteliğinin devrimci bir - şekilde değiştirilmesi olmaksızın başarılamaz.

TKP, demokrasi sorununa anti-leninist bir tavırda yaklaşmaktadır. Türkiye gibi emperyalizmin hegemonyası altındaki ülkelerde faşizmin devletin kurumlarından kaynaklandığı olgusunu reddetmektedir. Siyasi demokrasinin (olmayan burjuva demokrasisinin!) sınırlarını genişlete genişlete ileri demokrasiye ve ordan sosyalist demokrasiye ulaşılabileceğini iddia etmektedir.

Siyasi demokrasinin genişletilmesi ile sosyalist demokrasinin kurulması iki farklı boyuttur. Devrimciler elbette demokratik hakları korumak ve yeni mevziler elde etmek için mücadele verirler. Ne var ki, demokratik halk iktidarı koşullarının, yani halk demokrasisinin kazanılması için, mevcut devlet yapısının devrim yoluyla değiştirilmesi zorunludur.

TKP, Türkiye’de faşizmin geriletilmesi ve demokrasinin peyderpey yerleştirilmesi için "savaşım" verdiğini söylemektedir. Faşizmin tırmanmasına(!) engel olmaya çalışmaktadır. Bunun için tek yaptığı şey, "ulusal burjuvazinin partisi" olduğunu iddia ettiğti CHP’yi desteklemektir. Faşizme karşı aktif mücadeleyi reddetmektedir.

TKP, Türkiye’de ordunun gerçekte anti-emperyalist olduğunu, ulusal kurtuluş savaşında "memlekete dalan emperyalistlere karşı" kurulduğunu, ordunun görevinin "emperyalizme karşı, işbirlikçilere karşı savaşmak, yurdun bağımsızlık, egemenlik ve halkın demokratik haklarını savunmak" (Atılım, No: 14, S. 8) olduğunu ileri sürmektedir.

Böylece, egemen sınıfların baskı kurumlanndan biri olan ordu, TKP’nin kendisine bahşettiği "ilerici" misyonla, muhtemel bir "ilerici" cunta aracılığıyla, ileri demokrasinin yolunu açan "vurucu güç" şeklinde değerlendirilmektedir.

TKP ulusal soruna da son derece oportünist bir tavırla yaklaşmaktadır. Türkiye’de Kürt ulusunun varlığını reddedememektedir. Ancak sosyalizme geçiş için, daha doğrusu Sovyetler Birliği’nin dış politikası doğrultusunda hareket edebilmek için bel bağladığı Cumhuriyet Halk Partisi ve ordunun bu konudaki hassasiyetini de bildiğinden, 1977 Şubatına kadar çıkan tüm yayın organlarında bir taraftan "Türk kadınları, Türk emekçileri, Türk komünistleri" derken, diğer taraftan Kürt halkına verilecek hak ve özgürlükleri "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası" ile kısıtlamış ve böylece ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını reddetmiştir. Şöyle ki:

"TKP, Kürt halkına tam demokratik, eşit anayasal haklar tanınması, kendi dilinde okuma-yazma olanaklarının sağlanması için savaşıyor." (Atılım, No:19)

"TKP, Kürt halkının demokratik ve anayasal haklarını savunurken, memleketin birliğini de sağlamak amacına hizmet etmektedir." (Atılım, No: 2)

TKP’nin görüşlerini uzun boylu eleştirmek hem mümkün değildir hem de gereksizdir. Mümkün "değildir", çünkü yukarda kısaca özetlemeye çalıştığımız tezlerinde dahi, sürekli olarak muğlak, belirsiz ve nereye çekersen oraya gidebilen ifadeleri kullanması hakim özelliğidir. Gereksizdir, çünkü modern revizyonizmin bütünsel bir eleştirisi bu görevi fazlasıyla görmektedir. Kraldan fazla kralcı olan TKP’liler SBKP revizyonizmine büyük bir "mümin"likle bağlıdırlar. Üstelik, onların teorik ve ideolojik sefaletlerinden ziyade sahip oldukları toplumsal işlevlerine kısaca göz atmak, onların en mükemmel teşhirine hizmet edebilir.

TKP "toplumsal ilerleme" doğrultusunda "ileri demokrasi"yi hedef olarak gösterirken kaba bir determinist çizginin, kendiliğindenciliğin savunuculuğunu yüklenmektedir. Her şey SSCB desteğinde bir ekonomik gelişmeye, "ulusal burjuvazinin" (CHP’nin) siyasi etkinliğine bağlanmaktadır. Savunduğu görüşler, burjuvaziyi alaşağı etmeye değil, burjuva devlet iktidarını yetkinleştirip geliştirmeye hizmet eden görüşlerdir.

Lenin, ezilen sınıfların egemenliklerini güvenlik altına almak için iki sosyal fonksiyona, cellatın ve papazın fonksiyonuna ihtiyaç duyduğunu söylerdi. İşte TKP’nin sahip olduğu toplumsal fonksiyon da "papazın fonksiyonu"ndan başka bir şey değildir. Oligarşinin faşist baskı ve terörü, sömürüsü karşısında emekçileri "teselli etmek" onlara sıkıntılarını ve fedakarlıklarını azaltacak bir "umudu" (kendisini de değil, CHP’yi!) sürekli gündemde tutmak... Lenin bu fonksiyonun şu sonuçlannı vurguluyordu: "Böylece sınıf egemenliği sürdürülürken onların sınıf egemenliğiyle uzlaşmasına, devrimci eylemden uzak tutulmasına, devrimci ruhun zayıflamasına ve devrimci azmin yıkılmasına çalışılır..."

DİPNOTLAR
1 - Marx-Engels, Anarşizm ve Anarko-Sendikalizm, İng. metin, Moskova, 1972, s. 84-85. Marx aynı metinde, Kıta Avrupası’nda "emeğin iktidarını kurmak için zora başvurmak zorunda kalacağız" demekteydi. Revizyonistler bu sözü de tahrif ederek Marx’ın zor kullanımını Kıta Avrupası ile sınırladığını öne sürdüler. Lenin revizyonistlerin bu çarpıtmalarına da gereken cevabı vererek şunları yazdı: "Marx vardığı sonucu Kıta Avrupası ile sınırlandırıyor. 1871’de İngiltere, henüz katışıksız kapitalist, ama militarizmin, büyük çapta bürokrasinin bulunmadığı bir ülke örneği iken bu kolayca anlaşılır. Onun için Marx, o zaman, hazır devlet cihazını yıkma ön şartı olmadan İngiltere’de bir devrimin, hatta bir halk devriminin mümkün göründüğüne ve mümkün olduğuna karar veriyor. Şimdi, 1917 yılında, birinci büyük emperyalist savaş çağında, Marx’ın bu sınırlaması ortadan kalkıyor. Yeryüzündeki anglo-sakson ‘özgürlüğünün’ en büyük ve son temsilcileri olan İngiltere ile Amerika militarizmin ve bürokrasinin ettiği haksızlıklar bakımından bütün Avrupadakiler içinde etkisiz herşeyi kendine bağımlı kılan, baskısıyla her şeyi bunaltan bürokratik-militarist bir kurumun pis, kanlı batağına saplanmışlardır. Şimdi İngiltere ile Amerika için ‘hazır devlet cihazının’ yıkılıp yok edilmesi... gerçek her türlü devrimin ön şartını teşkil ediyor". (Lenin, Devlet ve İhtilal)

2 - Bu konuda Zaradov şöyle diyor:
"Kapitalist ülkelerdeki birçok komünist ve işçi partisi, proletaryanın, iktidarı barışçıl araçlarla, parlamento yoluyla alabileceğine değer veriyor. Bununla birlikte, iktidarın barışçıl fethi olası bir silahlı savaşımı dıştalamamaktadır. Burjuvazi direnir de işçi sınıfına karşı silaha sarılırsa, proletarya da şiddete şiddetle karşılık vermek, toplumun kapitalizmin boyunduruğundan kurtuluş koşulu olan egemenliğini zorlu bir savaşımla ele geçirmek zorunda kalacaktır." (Zaradov, Leninizm ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş, S. 355).

3 - Bilindiği gibi Şili’de komünistlerin desteklediği Allende hükümeti ABD desteğindeki ordu tarafından devrilmiştir. Seylan’daki (Srilanka) Bandadanaki yönetimi, "Îlerici bir görünüm altında halk kitlelerinin üzerinde yoğun bir baskı uygulamıştır ve uygulamaktadır. (Bu konuda Teori Yayınlarından çıkan "Seylan 1971 Ayaklanması" kitabına başvurulabilir) Hindistan’da modern revizyonistlerin desteklediği İndra Gandi ve Kongre partisinin yaptıkları ve akibeti ortadadır. Bu sayımızda yayınladığımız Hindistan yazısında bu konu da yeterince sergilenmektedir.

4 - TKP’nin Türkiye’deki konumunun eleştirisi, ancak onun bağlı olduğu sistemin, yani SBKP’nin siyasetinde somutlaşan uluslararası modern revizyonizmin bütünsel eleştirisiyle kavranabilir. TKP’nin tezlerinin dayandığı dünya tahlillerinin ayrı bir eleştirisine bu yazımızda yer ayırmaya gerek duymuyoruz. Çünkü Devrimci Yol’un 3. ve 4. sayılarındaki modern revizyonizm eleştirileri bu görevi yerine getirmektedir. TKP’nin siyasi çizgisi modern revizyonistlerden aldığı dünya tahlilleriyle tam bir bütünlük oluşturmaktadır. TKP çizgisinde modern revizyonizmde gördüğümüz "iç tutarlılık" -bir kaç istisna dışında- mevcuttur. (Bu istisnalar, bir kopyacının beceriksizliğine ilişkindir). Aynı şekilde modern revizyonizmin sahip olduğu tutarsızlıklar da TKP çizgisine yansımaktadır. Örneğin bütün "üçüncü dünya" ülkeleri için kapitalist olmayan yol önerilirken, bu tez belli ülkeler için geçerli sayılamamakta, bu yüzden TKP de Türkiye için daha önceden önerdiği Kapitalist Olmayan Yoldan vaz geçip İleri Demokrasi’yi savunma durumunda kalmaktadır. Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Modern revizyonizmin dünya tahlillerini benimsemenin zorunlu sonucu, Türkiye’de de TKP çizgisini savunmaktır. (Tıpkı ÇKP’ninkileri savunmanın zorunlu sonucunun PDA’cılıkta belirlenmesi gibi.)
Sorunu bu şekilde kökten ele almayanlar, yani TKP eleştirisini modern revizyonizmin eleştirisinden ayrı tutanlar, gerçekte TKP’yi eleştirmiş olamazlar. Modern revizyonizmin dünya tahlillerini eleştirmemek ve TKP’nin suçunu yalnızca onun "şabloncu" oluşunda göstermek fayda vermez. (Tam tersi, ülkemize şablonu çıkarılan görüşün genelinde doğrular taşıdığı, fakat ülkeye uyarlamasının "mekanik" olduğu şeklindeki bir düşünceyi de açığa çıkarır.) TKP’nin şablonculuğu bir başka noktadır; fakat asıl sorun TKP’nin şablonculuğunu yaptığı uluslararası çizginin genel olarak dünya devrimi özel olarak ülke devrimleri karşısında bir ihanet çizgisi oluşturmasıdır.
"Şablonculuğa düşmeden" dahi modern revizyonizmin (ya da ÇKP revizyonizminin bazı görüşlerini ödünç almak, onları ülke gerçekliğine "uyarlamak", devrimcilik adına, enternasyonalizm adına revizyonizmin kuyruğuna takılmak olur.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org