Muhtıra - Baskı Yasaları - Amerikan Üsleri ve Devrimci Mücadele

DY, Sayı 34, Ocak 1980

İÇİNDE Türkiye’nin de bulunduğu bir kısım Ortadoğu ülkesindeki iç politik gelişmeler ve mücadeleler giderek artan bir şekilde, bütün bölgedeki gelişmelerle daha iç-içe bir şekilde ele alınması gereken bir konuma girmektedir.

İran devriminin -sıkça işaret edildiği gibi-. ABD’nin Ortadoğu’daki egemenlik sistemini köklerinden sarsmasından sonra, bölgedeki gelişmeler birdenbire

  hızlı bir tırmanış göstermeye başlamıştır. İran’daki son olaylar, elçilik baskını, bir ABD müdahalesi ihtimali konuları dünyayı meşgul etmekteyken, “Afganistan olayı” patlamıştır. Bölgedeki kendi egemenlik alanlarını koruma tedbirleri peşindeki ABD’nin -uzunca bir süredir Sovyetler’le “iyi ilişkiler” içindeki- Afganistan’daki girişimleri karşısında Sovyetler'in Afganistan’ı (işleri bitince geri çekilmek üzere) işgal etmesi, Ortadoğu’daki dengelerin hangi kritik noktaya ulaştığının bir kesin göstergesi otarak görülmelidir.

Öte yandan, ABD emperyalizminin hakimiyeti altındaki bir ülke otan Türkiye’de (Ortadoğu’daki gelişmelere işaret ederek savaş hazırlığından sözeden bir muhtıranın gürültü-patırtısı arasında!) Türk-Amerikan Savunma İşbirliği Anlaşması, kaşla göz arasında halledilivermiştir. Türkiye’ye karşı uzunca süredir uygulanan “askeri ambargo”nun da fiili olarak tamamen sona erdiği, ‘“askeri yardım'ların başladığı ifade edilmektedir. Komutanların, Demirel’e verdiği ikinci mektupta sözü edilen askeri malzeme ve yedek parça ihtiyaçlarının süratle karşılanacağı bildirilmiştir. Bütün bunlar, elbette ki bir yandan ABD’nin kendi egemenliği altındaki ülkelerdeki konumunu güçlendirme ihtiyacının bir sonucu (ya da kanıtı) olduğu gibi, aynı zamanda ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki muhtemel gelişmeter karşısında Türkiye’ye ne gibi bir rol atfettiğini de tartışmasız bir açıklıkla ortaya koymaktadır.

Devrimci Yol’da öteden beri ABD’nin Türkiye’ye atfettiği bu rolürı, en iyi bir şekilde ancak bir Amerikancı - açık faşist diktatörlük tarafından yerine getirilebileceğine defalarca işaret edilmiş, Ortadoğu bütünlüğü içindeki gelişmeler hızlandıkça, ABD’nin Türkiye’deki politik gelişmelere bu yönde müdahalelere başvurmasının kaçınılmaz bir şey olduğuna değinilmiştir.
25 Mayıs 1979 tarihinde çıkan Devrimci Yol’da, bu konuda şunlar yazılıdır:

“Konuya bu, (Türkiye-ABD ilişkileri) açısından yaklaşıldığında, hemen görülebilen şey, ABD’nin bölgedeki egemenlik ilişkilerini koruyup sürdürmek için uygulayacağr politikaların yürütülüşünde Türkiye’ye daha çok “gereksinme” duyacağıdır. Ortadoğu’daki mücadeleler derinleştikçe ve ABD’nin açmazları derinleştikçe Türkiye’nin devlet politikası olarak daha doğrudan bir tarzda ABD politikalarına araçlık etmesi, ABD açısından daha çok gerekli hale gelebilecektir... ABD emperyalizminin Ortadoğu politikalarının Türkiye’nin kendisine doğrudan ve açıktan destek olacak bir tavır izlemesine gereksinme duyduğu andan itibaren, ABD’nin Türkiye’de bu iş için en elverişli bir çözüm olan askeri bir faşist diktatörlük oluşturmaya yönelmesi herhalde ihtimal dışı bir gelişme sayılmamalıdır... Faşizmin açık-gizli, resmi-sivil, tüm güçleri (ise) Türkiye’nin geleneksel-resmi Amerikancı politikalarından yana açık tavır koymuşladır. (Devrimci Yol, s. 28, sh. 8, “Ortadoğu’da ABD politikaları” başlıklı yazı)

***

Daha ilk andan itibaren muhtıra ile, hiç değilse kısa vadede bir askeri idareye geçilmesinin amaçlanmadığı ortada idi. Bu, ilk anda yaratılan gürültü patırtı ile istenilen etki ve sonuçlar elde edildikten sonraki “demokratikleştirme operasyonları”(!) ile iyice açığa çıktı! Demirel, “kendisine bağlı olan komutanları çağırarak” dertlerini dinledi(!) ve ordunun savaşa hazırlanmasından sorumlu bir başbakan olarak, TV’de son derece “demokratik bir manzara” canlandırdı. (!) Oyunun birinci perdesi de böylece tamamlandı ve muhtıra patırtılarının yerini bu kez “savaş tamtamları” almaya başladı. Bu yazının yazıldığı sıralarda da, bazı çevrelerden özellikle bir şavaş hazırlığı havası estirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu tartışmaların önümüzdeki günlerde de sürdürüleceği anlaşılmaktadır.

Olup biten olayların tozu- dumanı arasında görülebilen şey şudur. Egemen sınıfların politik plandaki açmazları, içerde ve dışardaki gelişmeler karşısında iyice derinleşmektedir. Kuşkusuz ki gelişmelerin, egemen sınıfların ve emperyalizmin çıkarları açısından inceden inceye hesaplanmış (ve sonu mutlaka bir askeri diktatörlükle sonuçlanacak!) bir plan dahilinde cereyan etmekte olduğunu düşünmek saçmalıktır. Zaten gelişmeler öylesine derin ve kökten altüst oluşlarla doludur ki hiç bir “tanrı”nın gücü, bu gelişmeleri bir plana uydurmaya yetmez. Ama emperyalizmin ve egemen sınıfların genel çıkarları açısından bakıldığında, onların önlerindeki seçeneklerin gittikçe daraldığı da bir gerçektir. Ecevit eliyle bir “CHP - AP” koalisyonu öne sürülürken, bugün için gerçekleşme şansı görülmese bile, “sondan bir önce” başvurabilecekleri bir seçenek için, bir açık kapı oluşturmaya çalışılmaktadır.

***

Muhtıranın tartışma konusu edilen bir çok yanı vardır. Ama bir de hiç tartışma konusu edilmeyen (tartışmasız) bir başka yönü daha vardır ki; bu, onun emekçi halklarımıza karşı olan muhtevasına aittir.

Egemen sınıfların açmazları derinleştikçe saldırganlaşmaları olağandır. Nitekim “seri operasyonlarla sıkıyönetimin görevlerini başarıyla tamamlayarak ordunun asli görevine dönmesi gereği” ifade edilirken, Devrimci Hareketin asıl hedef olarak belirlendiği görmezden gelinmemelidir. Ve her türlü tertip ve saldırıya karşı hazır olunmalıdır.

Emekçi halklarımızın en ağır koşullar altında yaşadığı ve “Ana Muhalefet Partisi” Başkanı Ecevit’in”hükümete karşı muhalefet yürütmediklerini açıkça söylediği ve de baskı yasaları ile, Amerika’ya kölelik anlaşmalarını desteklediği bir ortamda, Devrimcilere düşen görevler ortadadır. En geniş halk kesimlerinin muhalefetini güçlü bir direniş hareketinin etrafında birleştirecek bir mücadele çizgisi kararlılıkla sürdürülmelidir. Direniş mücadelelerinin bütün yurt çapında yaygınlaştırılmasının koşulları vardır. Ücretleri kısıtlanmak (hatta dondurulmak) istenecek, her türlü örgütlenme ve mücadele hakları elterinden alınacak, sürgünlere - kıyımlara uğratılacak milyonlarca emekçinin devrimci mücadeleleri ile her fabrika, her okul, her işyeri oligarşinin her türlü saldırısını püskürtebilecek birer direniş kalesi haline dönüştürülecektir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org