|
|
|
|
Faşist Güçlerin Tertip ve Provokasyonları ve Faşizme Karşı Mücadelede Beliren Bazı Yanlış Eğilimler
DY, Sayı: 16 20 Mart 1978
|
![]() |
Bu kadar ağır ekonomik "tedbirler", bizimki gibi ülkelerde ancak o denli ağır siyasi "tedbirler" çerçevesinde gündeme getirilebilir. Faşist MC çetesinin de, geçtiğimiz dönemde başlattığı zam kampanyasını yoğun bir zulüm kampanyası ile tamamladığı unutulmamıştır. Ecevit hükümetine yaptırılmak istenen öz olarak bundan pek farklı bir şey değildir. Bu konuda, denilebilir ki, Ecevit hükümeti daha fazla "şansa" sahiptir. MC çetesinden farklı olarak, gündeme. getirdiği ve getireceği bütün "ekonomik ve siyasi tedbirleri" kamuoyuna belli bir "meşruiyet" görüntüsü altında sunabilmektedir. işte bu noktada, "Ecevit hükümeti, oligarşinin iç savaşa bir müdahalesidir" tespiti özel bir önem kazanmaktadır. Bu tespit, oligarşinin, Ecevitten yalnızca Kıbrıs ve Ambargo sorununu, ekonomik sorunları çözmesini beklemediğinin bir ifadesidir. Bu sorunların "çözüm"ünde, emekçi halkların hoşnutsuzluğunu, muhalefetini baskı altında tutabilecek "akılcı" tedbirler de gerekmektedir. İşte Ecevitten çözmesi istenen "asayiş sorunu"da aslında bu sorundur. Ecevit, oligarşinin bu isteklerini nasıl yerine getirecektir? Bunu yaparken faşist MC çetesinden hiç farkı kalmayacak mıdır? "Barış güvercinli Ecevit" imajından vaz mı geçecektir? Hem oligarşiye ters düşmeden, hem de kendi "sınıflararası barış hayallerini" koruyarak bunları yerine getirmesi mümkün müdür? Hayatın ortaya çıkardığı bu paradoksal durum, bilindiği gibi en açık şekliyle "Kontr-Gerilla tartışmaları" sırasında kendini dayatmıştır. Ecevit, oligarşiden ilk zılgıtı bu tartışmalar esnasında yemiştir. Bir zamanların Kontr-Gerilla "düşmanı" Ecevit, oligarşinin taze kanı olduktan sonra, aynı Kontr-Gerillayı aklamak zorunda bırakılmıştır. Çünkü oligarşi, Ecevitin sağlamaya çalıştığı "barış" ortamını, uzun zamandır yürütülen kanlı faşist saldırı ve cinayetlerin durdurulması olarak değil, sadece bu genel saldırı savaşında başvurulan bir savaş hilesi olarak görmektedir. Ecevitin de böyle bir bakış açısını, oligarşiye rağmen, aşması mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki, iktidar oligarşinin iktidarıdır.
Devlet oligarşinin devletidir. Oligarşinin genel eğilimi hep iki
alternatifi diri tutacak şekilde sürmüştür. Bu, MC döneminde bir CHP
umudunun yaşatılması şeklinde tezahür etmiştir. Şimdi de oligarşi, CHP
hükümeti karşısında bir AP-MHP veya benzeri hükümet alternatiflerini
sürekli gündemde tutmaya çalışacaktır. (Kuşkusuz böylesi "meşru"
alternatifler bir işe yaramayınca, yani iplerin ucu elden kaçınca başka
bir altematif olarak faşizmin açık icrasına başvurulabilir.) Son günlerdeki gazete manşetlerine şöyle bir göz
atmak, bunu anlamak için yeterlidir: Danıştay binasına patlayıcı madde
atılmıştır. Yine aynı günlerde, Pendik-istanbul arasında bir banliyo
trenine sabotaj yapılmış; ardından, İstanbulda Eminönü-Adalar seferini
yapan vapurda kanapelerin altında kamarotlardan biri tarafından bir saatli
bomba bulunup denize atılmıştır. Aynı gün, Ankarada, Tandoğandaki bir
Anaokuluna patlayıcı madde konulmuştur. 3 gün sonra ise İETTnin Topkapı
Garajına konulan patlayıcı maddelerden biri patlamış, bir çok otobüs hasar
görmüştür. Ertesi gece de İstanbul Belediye Sarayı 2. kez bombalanmıştır.
Bütün bu olaylar sırasında, tekelci sermayenin
sözcüsü basın organları, olup biten herşeyi devrimcilere mal etmeye
çalışmışlardır. Özellikle Hürriyet bu konuda bilinçli bir politika
izlemiştir ve izlemeye devam etmektedir. Hürriyet gazetesinin "anarşik
olaylarla" ilişkili olarak "üst düzeyde güvenlik yetkililerinin" ağzından,
hiç bir yayın organının vermediği bilgilere sayfalarında yer vermesi,
mevcut güvenlik örgütleri ile Hürriyet arasında organik ilişkiler olduğu
kanısının kamuoyunda yerleşmesine neden olmuştur. Bu konuda en çarpıcı
örnek, aslında Kontr-Gerilla örgütlenmesinin bir hücresine mensup olan
emekli yüzbaşı Çevikel ve arkadaşları olayında Hürriyetin takındığı
tavırdır. Hürriyet, faşist güçlerin ve hükümetin olayı kapatma siyasetine
bilinçli bir şekilde hizmet etmekte, söz konusu örgütte bir Ermeninin yer
alması nedeniyle, "Türkiyedeki anarşik olayları gizli Ermeni örgütlerinin
düzenlediğini, sağda ve solda vuruşanların eline silahları Türkiyeyi
bölmek isteyen Ermeni örgütlerinin verdiği" iddiasını, tümüyle hayal
mahsülü senaryolarla, ajitatif başyazılarla ileri sürerek, halkımızın
kafasını ve siyasal ortamı iyice bulanıklaştırmak istemektedir. Yüzbaşı
Çevikelin İstanbulun yarısını havaya uçuracak kadar bol miktarda TNTyi
istanbulda gizlediği ihbar edilen yerlerde güvenlik kuvvetlerinin hiçbir
şeyle karşılaşmadığı haberi, yine emniyet yetkililerinin ağzından sadece
22 Şubat tarihli Hürriyette yer aldı. Bir hafta geçmeden ise 2 Mart
tarihli gazetelerde, askeri-sivil gizli güvenlik örgütlerince yönetilen
operasyonlar sonucu, Ataköyde bir inşaatta 1,5 ton patlayıcı madde ele
geçirildiği açıklandı. Hürriyet aynı haberi bir gün önce vermişti.
İçişleri ve diğer güvenlik yetkilileri bu konuda başka hiç bir açıklama
yapmadılar. Ve böylece CHP hükümeti döneminde ortaya çıkarılan, kökeni
Kontr-Gerillaya uzanan gizli bir faşist hücre, Hürriyet'in de bilinçli
çabalarıyla karanlığa gömülmüş oldu. Faşist güçler bu sistemli tertipleriyle bir yandan hükümetin "meşru zeminlerde mücadele veremeyen aşırı sola" karşı tavrını bir an önce somutlaştırmasını sağlamaya; bir yandan da Eceviti, dizginlerini koparmış bir atın çaresiz binicisi durumunda bırakıp siyasi gelişmelerdeki insiyatifi tamamıyla ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Faşist güçlerin özelikle bu ikinci noktada başarısız olduğu söylenemez. Ecevit hükümeti, bilindiği gibi zaten her fırsatta, "sağ ve sol arasındaki çatışmayı; çatışan tarafların her ikisine de tarafsız davranarak önlemeyi amaçladıklarını" vurgulayarak eski bir türküyü tekrarlamaktadır. Bu konudaki içtenlikterini, hükümet adına konuşan Faruk Sükan, Turhan Feyzioğlu gibi tekelci burjuvazinin
sözcüleri aracılığıyla kanıtlamaya çalışmaktadır. Faşist saldırılara ve provokasyonlara karşı mücadele, "aman faşistlerin oyununa gelmeyelim" sızlanmasına indirgenebilir mi? Geçtiğimiz dönemde faşistler azgınca saldırılar düzenlerken, halkın ve devrimcilerin ellerini kollarını bağlamayı, faşizme karşı mücadele yerine, muhtemel bir CHP hükümetinin iş başına gelmesini beklemeyi tercih edenler, bugün aynı görevlerini CHP hükümetinin bekçiliği şeklinde sürdürmektedirler. Dün bu görevi "muhalefet" adına yapanlar, bugün "iktidar" sözcüleri olarak aynı teraneleri tekrarlamaktadırlar. Faşistlerin yaratmaya çalıştığı provokasyon ortamını gerekçe göstererek bir "provokasyon fetişizmi" yaratmakta; bugünkü koşullarda "eylemsizliğin en akıllı, en geçerli ve en ilerici eylem olduğunu" öğütlemektedirler. (Bak: Cumhuriyet, 21 Şubat 1978, "Devrimciyle Dertleşme", Uğur Mumcu). Bu bakımdan, günümüzde, provokasyonlara karşı mücadele ile birlikte "provokasyon teorileri"ne karşı mücadele de önemini korumaktadır. Söylemeye gerek yok ki, faşistlerin hükümetin tüm uygulamalarına olanca güçleriyle ve tüm olanaklarıyla karşı çıktığı; mevcut hükümetin ise bu direnme karşısında uzlaştığı, kaypak bir tutum takındığı (örneğin Eğitim Enstitüleri sorunu) günümüz koşullarında CHP dışı sol için eylemsizliği savunmak intihar anlamına gelir. Aklı başında bir CHPli bile bunun saçmalığını farkedebilir. Herkes görmektedir ki, CHP ve faşist güçler arasındaki uzlaşma mücadelesinde, her seferinde daha az "yarar" sağlayan CHP olmaktadır. Bu durum, faşist güçlerin karşı koyuşunu daha bir küstahtaştırmaktadır. Faşizme karşı gerçekten kin duyan bir CHPlinin bile kabul etmesi mümkün olmayan bu "eylemsizlik" önerisini devrimcilerin benimsemesi hiç düşünülemez. Devrimciler, kendilerinin tecritine, faşist saldırıların daha da artmasına neden olacak bir eylemsizlik içine giremezler. Tam tersine, faşistlerin hükümete karşı muhalefetlerini, emekçi yığınlara, sanki "düzene karşı muhalefet" ediyorlarmış gibi sahte bir görüntü altında sunmalarına; faşist demagojinin etkinlik kazanmasına fırsat vermemek için, Devrimciler her zamankinden daha sıkı bir şekilde toplumsal muhalefetin en ön saflarında yer almalıdırlar. Faşist güçlerin karanlık tertiplerini ve provokasyon girişimlerini yerle bir edelim! Provokasyonlara karşı mücadelenin faşizme karşı aktif bir mücadele çizgisi üzerinde başarıya ulaşacağını unutmayalım. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org