Kürt Sorunu Üzerine Tartışma Notları

Yurdagül Derikli

* Türkiye'de Demokratik Devrim sürecinin tamamlanmamış olması en çok ulusal sorunda, Kürt sorununda belirginleşiyor. Bu nedenle Kürt sorunu Cumhuriyetin kuruluşundan beri her dönemde "özel" bir sorun olarak ortaya çıkmıştır.

* Bugünkü - egemen sınıf temsilcilerini bile yeni siyasal. çözüm biçimleri aramaya zorlayan- tablo ise ortadadır. Bir yanda korucusu, Özel-timi, komando birlikleri, hava kuvvetleri ile devletin askeri gücü, diğer yanda devletin

  resmi açıklamalarına göre Irak, İran, Suriye gibi komşu ülkelerde de konuşlanmış onbeşbin civarındaki gerilla kuvvetiyle PKK... ve Kürt halkıyla Türk halkı arasında her geçen gün daha derin uçurumlar yaratarak sürüp giden bir savaş... giderek derinleşen savaşın yarattığı önemli bir sonuç, devlet tarafından askeri çözüm yolunun tek seçenek olarak dayatılmasıdır. Askeri "çözüm" ise son tahlilde çözümsüzlükten başka bir anlam taşımamaktadır.

* Yetmişli yılların sonlarına doğru devrimci mücadelenin Türkiye çapındaki gelişmesine parelel olarak ve onunla belirli bir etkileşim içinde Kürdistan'daki mücadele de giderek artan bir siyasal boyut kazanmaya başladı. 12 Eylül faşizminin azgın terörü yaraya ekilen tuz olmaktan başka bir anlam taşımadı ve uluslararası düzeydeki (S.Birliği ve D.Avrupa'daki) dağılma süreçleriyle birlikte bugünkü tablonun oluşmasına yol açan başlıca faktörler arasında yeraldı.

* Gözönüne alınması gerekli bir husus, dünya çapında yaşanan durumdur. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla emperyalist sistem adeta tek başına kalmış gibidir. Dünya ölçeğinde bakıldığında sınıf mücadelesi temeline dayanan sosyalist mücadelelerde büyük bir düşüş ve gerileme gözlenirken, özellikle uluslaşma-devletleşme sürecini yaşamadan bir sosyalist entegrasyon içine girmiş bölgelerde bir milliyctçilik patlaması ortaya çıkmıştır. İkinci büyük savaş sonrasında oluşan dengelerin yıkılmasıyla dünya adeta birinci ve ikinci savaş öncesi (ulusal çatışmalar ve savaşlarla dolu) dönemleri andıran bir tablo yaşıyor. Bu durum, başlı başına ayrıca incelenmesi gereken bir konu. Burada gözönünde tutulması gereken şey, dünya çapında gelişen bir durumun, tek tek ülkelerin, -bu arada Türkiye`nin de- iç siyaset tablolarına yansıtmakta oluşudur.

* Kürt sorununun diğer bir boyutu da, uluslararası bir sorun olmasıdır. Özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin odak sorunlarından biri olan Kürt sorunu, bu özelliğiyle Türkiye'nin iç rejimindeki değişmeleri zorlamaktadır. Başkanlık sistemi, federatif yapı, ikinci cumhuriyet vb. tartışmalarda Kürt sorunu temel bir faktör olarak sunulmaktadır. Ayrıca devlet tarafından ısrarla sürdürülen "kirli savaş" bu savaşın yürütücüsü olarak organize edilen ve devlet içerisinde kümelenmiş güçlerin de giderek rejime damgasını vurması gibi bir sonuca yol açmaktadır.

* Aslında askeri çözüm yolnnuıl olumsuzlukları (ya da olanaksızlığı) buğün Kürt aydınları ve Türk devlet ricali dahil hemen her çevrede geniş kesimler tarafından kabul edilen bir husus haline gelmiştir. Cumhurbaşkanı'nın demeçlerinde ya da gazetelerin köşe yazılarında dünyadaki (Bask vb.) bilinen örneklerine göndermeler yapılarak ulusal sorunun askeri yoldan çözümünün olanaksızlığına değinen ifadelere sıkça rastlanır olmuştyr.(1)

Buna rağmen TC devleti mevcut geleneksel ideolojisi, anayasal- hukuki sistemi, idari-siyasi yapısı ile başka bir çözüm yolu üretememekte, emperyalist güçlerin bölge politikalarına eklemlenmiş bir çıkmaz içine sürüklenip gitmektedir.

* Kürt hareketinde gelişme, ulusallık temelinde gelişmiş olan PKK hareketiyle devletin askeri güçleri arasında süregiden savaş, Türkiye'de sosyal-sınıfsal hareketliliğin, devrimci demokratik gelişmenin en düşük düzeyde kaldığı bir tarihsel dönemde sürmektedir ve bu durum Kürt hareketinin de, Türkiye'deki devrimci demokratik mücadelenin de geleceği açısından son derece önemli sonuçlar, handikaplar yaratmaktadır. Bir yandan ulusallık temelindeki bir savaş iki tarafın da hergün onlarca ölü verdiği bir şiddette sürüp giderken soruna bütün toplum kesimlerini ilgilendiren bir boyut kazandırmaktadır. Devrimci demokratik bir çözüm yolu ve umudunun geliştirilip yeşertilemediği böyle bir ortamda, şoven-milliyetçi eğilimlerin tehlikeli şekilde gelişmesine uygun bir psiko-sosyal zemin oluşturmaktadır(2).

Bu durum aslında demokratik Kürt hareketinin gelişimi açısından da en önemli handikaplardan birisini oluşturur. Çünkü böyle bir psiko-sosyal ortam, Türkiye'de devrimci demokratik bir hareketin güç kazanmasına da izin vermez. Oysa, hangi açıdan bakılırsa bakılsın sorunun çözümü devrimci bir demokratik gelişmenin hakim kılınmasıyla sağlanabilecektir.

Bütün bu nedenlerle devrimcilerin Kürt sorunu karşısında dayatılan askeri çözüm yoluna karşı demokratik bir çözüm siyasetini Kürt ve Türk emekçi halk kitleleri önünde ısrarla savunmaları önemli bir siyasi görev sayılmalıdır.

* Askeri "çözüm" devletin, kendi yapısal özelliklerinden ileri gelen çaresizlğinin ifadesinden başka bir şey değildir. Bu nedenle Kürt sorununun çözümü TC devletinin idari-siyasi-ideolojik yapısındaki köklü dönüşümleri sağlayabilecek demokratik gelişmeyle mümkündür. Bu nedenle de Kürt sorunu bir yönüyle ulusal sorun, diğer yönüyle de Türkiye'de demokrasi sorunudur. Ulusal sorun çözülmeden Türkiye'de gerçek bir demokrasiden söz edilemeyeceği gibi, Türkiye köklü bir demokratikleşme yaşamadan ulusal sorun konusunda kalıcı çözüm sağlanamaz.

* Kürt sorununun köklü çözümü için Kürt halkının en temel haklarının tanınması gereklidir. Oysa neredeyse yüzyıla yakın bir süredir; TC toprakları üzerinde azınlıkların varlığından sözedilmesini yasaklayan, bu yasağa uymadığı gerekçesiyle TİP'ni kapattıran, hakim ulus milliyeıçiliğine dayalı bir devlet ideolojisi ve anlayışının gelebildigi yer, nihayet Türkiye'de Kürtçe şarkı söylemenin ve konuşmanın serbest bırakılmasından ibaret kalmaktadır. Kürt reatlitesinin tanınması ifadeleri böyle bir çerçeve içinde kaldıkça, yaşanan onca büyük acı gerçekler ve gelişmeler karşısında ironik bir oyun gibi durmaktadır.

* Ulusal sorunun çözümü konusunda somut bir siyasi öneri çerçevesinde şu düşünceler üzerinde durulabilir:

- Devrimci Yol dergilerinde yer alan ulusal soruna dair yazılarda, Kürt halkının kendi kaderini tayin özgürlüğü çerçevesinde ayrılma, ayrı örgüt, ayrı devlet kurma seçeneğinin mutlaklaştırılması eleştirilerek ortak mücadele, ortak örgütlenme anlayışı ilc Kürt emekçilerinin çıkarlarının gönüllü ve özgür bir birlikten yana olduğu görüşleri savunulmuştur.

Bu anlayışın bugün de öz olarak doğru olduğunu söylemek mümkündür. Kuşkusuz zorla güzellik olmaz, kuşkusuz Kürt halkı isterse kendi kaderini ayrı bir devlet olarak örgütlenme doğrultusunda kullanabillmelidir. Ancak devrimciler böyle bir çözümün Kürt ve Türk emekçi halk kitleleri açısından taşıdığı olumsuzlukları, olanaksızlıkları anlatmakta da özgür olmalıdır. Kürtler, Ortadoğu'da İran-Irak-Suriye ve Türkiye sınırları içerisinde kalan topraklara dağılmış durumdadır. Irak Kürdistanı Körfez savaşı sonrasında oluşan ve emperyalist güçlerin açık bir yönlendirici rol oynadıkları süreç sonunda, geleneksel yönelimlerine de uygun bir federatif çözüme gitmektedir. Diğer bölgelerdeki Kürtlerin içinde bulundukları ortam, statü ve eğilimler değişik özellikler taşımaktadır. Türkiye'de yaşayan ve kimi tahminlere göre 15 milyona yaklaşan Kürt ise bütün bölgelere dağılmış durumdadır. (Gene tahminlere göre Türkiye'deki Kürt nüfusun yarıdan fazlası Batı'daki yerleşim bölgelerinde yaşamaktadır.) Bütün bunlar tüm ülkelerdeki Kürt halkı ve hareketleri için ortak bir politik çözümün bulunmasının (bu yazının yazıldığı günlerde Irak Kürdistanı'nda yaşanan olayların da desteklediği gibi) hiç de kolay birşey olmadığını göstermektedir. Tek merkezli bir dünya görüntüsünün egemen olduğu dönemde, bölgenin siyasal haritasıyla ilgili değişimlere dayanan politikaların geçmiş Kürt hareketlerinin yanlış ittifaklar sonucu içine düştüğü hata ve yanılgılarla yeniden karşılaşması olanaksız görülmemelidir.

* PKK'nın tartışılması gereken önemli handikapları önderliğinin aksi yöndeki kimi söylemlerine karşın bağımsız bir Kürt devletine yönelik ve gerçekleşmesi bütün bölgenin siyasal haritasındaki değişimlerine bağlı bir çizgiyi oldukça kritik bir ittifaklar manzumesiyle sürdürmesinden kaynaklanmaktadır. Hata ve yanılgı payı büyük bir zeminde milliyetçi-şoven eğilimlerle birlikte devletin iki halk arasında derin uçuruınlar yaratan askeri politikalarını da güçlendiren bir çizgi kuvvetle sürdürülmektedir. Bunun PKK önderliğinin söylemlerinde başvurduğu Marksist anlayışa aykırılığı bir yana yarısından çoğu Batı yerleşim bölgelerinde yaşayan Kürt emekçi halk kitlelerinin çıkarını gözeten bir çizgi olmadığı ortadadır.

* Kuşkusuz PKK bugün Kürt halkı üzerinde önemli bir politik etkinliğe sahiptir. Devletin PKK'ya karşı sürdürdüğü (ve bütün Kürt halkı üzerindeki baskı politikasından ayrı düşünülemeyecek) savaş bu etkinliği giderek daha da güçlendirmektedir. Bu durumda Kürt halkının yöneliminin de PKK'nın yöneliminin doğrultusunda olacağını düşünmek mümkündür. Ancak bugünkü baskı ve giderek Türk-Kürt savaşı görüntüsünü andıran savaş ortamının kalkması halinde değişik ve her iki halkın çıkarlarına çok daha uygun olan çözüm yollarının, seçeneklerinin güç kazanması mümkündür. PKK önderi Öcalan zaman zaman siyasi bir çözüme hazır olduklarını ifade etmektedir. Ancak bu ifadelerin inandırıcı olabilmesi için somut bir çözüm önerisi olarak açıkça formüle edilmesi gerekmektedir. Aslında bugün Türkiye'de böyle barışçı ve demokratik bir siyasi çözüm yolunun benimsenmesi için çok güçlü bir potansiyel vardır. Sorun devleti ikna etme sorunu değildir. Sorun öncelikle Türk (ve Kürt) halkını inandırma sorunudur. Savaşın her iki tarafı militarize ederek şoven-milliyetçi eğilimleri körüklemesinin, bir Kürt-Türk savaşı ve düşmanlık atmosferinin çok tehlikeli şekilde yayılmasının önüne geçmenin de yolu budur.

* Kürt sorununun bugün geldiği noktada sorunu hemen çözüme götürecek bir formül bulmak kolay değildir. Yapılabilecek olan şey gittikçe çözümsüzlük batağına saplanan gelişmelerin yönünü iki halkın da çıkarı doğrultusundaki bir çözüme döndürebilecek somut politikalar belirleyebilmektir. Bu cümleden yapılabilecek olanlar şu noktalar etrafında toplanarak tartışılabilir.

* Öncelikle Kürt sorununun özgür ve demokratik bir ortamda çözülebilmesi için gerekli politikaları üretecek, bu konuda girişimlerde bulunabilecek bir komitenin örgütlenmesi gerekmektedir. Bugüne kadar barışçı-demokratik bir siyasi çözüm yolunun geliştirilmesi için çeşitli girişimler olmuştur. Bunlara karşı önyargılı bir şekilde yaklaşılmamalı, olumsuz yanları giderilerek, olumlu unsurların geliştirilmesi için çalışılmalıdır.

* Böyle bir girişim komitesinin yapacağı ilk iş, mevcut savaşa son verilmesi çağrısı olabilir. Sorunun özgür ve demokratik bir ortamda çözülebilmesi için Kürdistan'da sürüp giden ve her geçen gün yeni yaralar açan bu savaş derhal, PKK'ya silah bırakma, teslim olma vb. hiçbir ön koşul dayatılmaksızın bir ateşkesle sona erdirilmelidir. Savaşın durdurulması ve Kürt sorununun bütün boyutlarıyla tartışılabilmesi için hiçbir kısıtlamanın olmadığı özgür bir tartışma ortamının yaratılması sorunun çözümü doğrultusunda atılabilecek ilk adım olmalıdır.

* Askeri çözüm yolunun olanaksızlığı ve handikaplarının halka anlatılması, PKK'ya darbe vurmakla (ve sözde halka şevkat göstererek) bir yere varılamayacağı açıklıkla ortaya konmalıdır. İsterlerse Kürt halkının ayrı bir devlet kurmasının bile bu durumdan daha olumsuz olmadığı anlatılmalıdır.

* Kürt sorununda çözümü zorlaştıran en önemli faktörlerden biri özellikle Batı bölgelerinde yaşayan halk kesimleri içinde şoven duyguları körüklemeye yönelik kışkırtmalardır. Ve yine Kürtler üzerinde hiç bir kural ve yasa tanımaksızın yürütülen baskı politikaları, insan hakları ihlalleri sorunun demokratik bir temelde çözülmesinin bütün olanaklarını ortadan kaldırmakta; iki halk arasında tarihsel bir düşmanlığı körüklemektedir. Bu nedenle şöven-milliyetçi eğilimlere karşı çıkan bir kampanya ve Kürt halkı üzerindeki baskılara karşı çıkma duyarlılığını canlı tutacak bir faaliyt gündeme getirilmelidir.

* Kürt sorununun kalıcı bir çözümü ancak tutarlı bir demokratizmle sağlanabilir. Uluslararası sözleşmelerde böyle bir çözümün bazı unsurları belirlenmiştir. Kuşkusuz yukarıda da söylenildiği gibi Kürtler kendi kaderlerini özgürce belirlemeli, isterlerse ayrı bir devlet kurma hakkına sahip olmalıdır. Ancak hcr iki halkın çıkarları açısından iki halkın birarada yaşaması esasına dayanan daha uygun demokratik çözüm yollarının geliştirilmesi mümkündür. Uzun dönemli olarak ülke bütünü için yerinden yönetim ilkelerinin geliştirilmesi ve yerel meclislerin yönetsel yetkilerle donatıldığı vali ve kaymakam, emniyet müdürleri gibi idari görevlerin seçimle gelmiş yerel insiyatiflere bağlandığı biçimlerden, federatif biçimlere kadar değişik çözümler üzerinde durulabilir. Kuşkusuz böyle bir çözüm, değişik kültürlerin tümüyle korunup geliştirilmesine olanak tanıyacak anayasal ve idari düzenlemelerle (daha doğrusu 1982 Anayasası'nın tümüyle kaldırılarak her türlü ulusal azınlığın, çoğunluk ulusla aynı haklara sahip olmasını teminat altına alacak yeni bir anayasal ve idari sistemin getirilmesi ile) olanaklıdır.

1- Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında PKK'nın askeri eylemlerinin kuşkusuz belirli bir rolü vardır. Ancak eski Sovyet Cumhuriyetlerinden Yugoslavya'ya kadar bütün dünyada çok güçlü bir milliyetçilik rüzgarının estiği bir dönemde, bu rolün Türkiye'li solcular arasında sıkça yapıldığı gibi abartılı bir hayranlık vesilesi olarak algılanmasını anlamak mümkün değildir.

2- PKK hareketi esas olarak Kürt ulusal hareketinin dinamiği üzerinde yükselmekte; meşruiyetini TC'nin uyguladığı Kürtleri yok sayma, Kürt halkının en temel haklarını baskı ve zor yoluyLa gaspetme vb. politikalarından almaktadır. Ancak PKK'nın bu meşruiyetini her zaman doğru bir eylem anlayışı içinde sürdürdüğünü söyleyebilmek mümkün değildir. Özellikle Türklerle Kürtlerin yoğun olarak içiçe yaşadıkları büyük yerleşim birimlerinde gerici güçler tarafından düzenlenen ve esas olarak iki halkın özgürce ve bir arada yaşamasını sabote etmeye yönelik provakatif eylemlerle adeta üstüste düşen kimi eylemleri de bu eğilim ve tehlikeyi körüklemekten başka bir anlama gelmemektedir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org