|
|
|
|
Bir Geçiş Süreci Açısından İdeolojik Sorun ve Pratik Politik Mücadele Oğuzhan Müftüoğlu Metinde yer alan, "Bugün ortada duran teorik sorunlar, kollektif bir tartışma süreci içinde hiç değilse bir ölçüdc aşılmadan, siyasal mücadele ve örgütlenme alanında ciddi ilerlemeler kaydedilemeyeceğine göre, gizemli ve katı örgütsel kalıplar, davranışlar ve ilişkiler dayatmak bugün için gereksiz bir zorlama sayılmalıdır" ifadesi başlıca tartışma konularından birini ortaya çıkarmıştır. Bu ifadelerden kalkarak "önce ideolojik sorunların belli ölçüde çözülmcsi, ancak ondan sonra politik ve örgütsel sorunlara el atılması" mı önerilmektedir; öngörülen tartışına süreci açısından ideolojik sorunla, siyasi, örgütsel sorunlar arasındaki ilişkiler nasıl ele alınmalıdır? biçimlerinde özetlenebilecek sorular üretilmiştir. Özellikle; metinde ideolojik sorunun ön mesele
olarak belirlenmiş olmasının, bu sorunun pratik-siyasi örgütsel sorunlarla
ilişkisi çercevesinde ele alınması gereğini dışta tutan bir anlayışa
tekabül etmediğinin ifade edilmesi gerekiyor. Metnin bütününde ortaya
konulan yaklaşımın salt ideolojik felsefı bir anlayış sunmadığı da
açıktır. Bunun nedeni Türkiye solunda ideolojik, teorik sorun denilince genelde yanıtları kalıplaşmış bir hale gelen devrimin strateji, taktik sorunlarının anlaşılması ve bundan başka bir şey anlaşılmamasıdır. Bugün gelinen noktada ise sol (bütün sol), politika alanının tümüyle dışına düşmüş durumdadır. Pratik olarak anlamı bulunabilecek şeyler de, çoğunlukla ekonomik- demokratik mücadelc alanının dar sorunları içinde sıkışıp kalan ve sürekli belli bir noktaya kadar gelip tıkanan çalışmalardan ibarettir. Eski ideolojik-teorik tartışma ve kavramlar ise bu güncellik karşısında daha çok her grubun kendi varlığını (olabildiği kadar) sürdürebilip, sürdürememesi noktasında anlamlandırılabilen biraz şizofrenik bir muhtevaya bürünmüş gibi durmaktadır. Soruların doğru sorulması, sorular arasındaki nedensellik ilişkisinin ve mantıksal tutarlılığın göz önünde tutulmasını gerektirir. Bir devrimci hareket açısından teorik faaliyetin -ve tartışmanın- asıl anlamı hareketin pratik ilerleyişinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması noktasında toplanır. Bugün hangi soruların yanıtları bizi hareketin ilerleyişine engel olan sorunların çözülmesine götürebilir. Bu soru bizi mantıksal bir kaçınılmazlık olarak, örneğin bugün üniversitelerde on binlerce aydın genç insanın "dernekçi" diye küçümsediği gençlerin siyasal eylemlerini niçin uzaktan seyrettiği veya toplumda aslında oldukça geniş bir potansiyel güç teşkil eden ve 12 Eylül gibi bir baskı dönemi sonrasındaki kısmi demokrasi ortamında yükselmesi beklenen demokratik-toplumsal muhalefet hareketinin neden politik bir muhteva kazanamadığı sorularının yanıtlarını aramaya götürecektir. Metinde yapnmaya çalışılan şey aslında kısaca bundan ibarettir. Bugün SSCB'nin çöküşüyle sonuçlanan gelişmelerle sosyalizmin bir tarihsel dönemi sona ermiştir. Bu gelişmelerin ortaya çıkardığı en önemli sonuç sosyalizmin ideolojik sorunlarının yenidcn bir ön mesele haline gelmiş olmasıdır... Biraz da tek yanlı propagandaların etkisiyle dünya çapındaki gelişmeler geniş kitleler tarafından sosyalizmin ürünü olarak algılanmaktadır, en önemlisi, sosyalist düşünceler kapitalizm karşısında eski etkinliğini, güç ve cazibesini yitirmiş görünmektedir... Bu yüzden kitlelerin bugünkü -kapitalist- düzendcn başka bir şekildc yaşama umudu sönmüştür. Fikri olarak etkinliğini, üstünlüğünü kaybedcn bir devrimci hareketin başarıya ulaşması ise olanaksızdır. Bu yüzden, bugün her şeyden önce yapılması gereken şey bu fikri üstünlüğün yeniden üretilmesidir. O halde bugün, tartışmanın yoğunlaşması, teorik faaliyetin çözümüne yönelmesi gereken asıl nokta burası olmalıdır. Bu sorunun çözümü ise her şeyden önce ideolojik mücadele alanında bulunabilecek bir sorundur. Burada gene kuşkusuz herkesin bildiği bazı şeyleri, herşeye rağmen yinelemekte yarar vardır. Sınıflar mücadelesi genelde başlıca ideolojik, ekonomik-demokratik ve politik mücadele alanları başlığı altında tanzim edilerek incelenir. Kuşkusuz bütün alanlar birbirinden kategorik çizgilerle ayrılmış değildir ve politik alanla ideolojik alan ve diğerleri hep iç içe ve örtüşük haldedir. Buna rağmen her alanın kendine özgülüğünün diğerlerinden görecc farklılığının yadsınmaması, özellikle her sorunun çözümünün ait olduğu alandan gelen başkalıklar taşıması açısından gereklidir. Ekonomik-demokratik mücadelc, kitlelerin günlük yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik mücadele alanıdır. Politik mücadele en kısa ifadesiyle, politik iktidar mücadelesi veya politik iktidarın belirlenmesi düzlemindeki mücadele demektir. İdeolojik mücadele ise en geniş anlamıyla, burjuva ideolojisinin, emekçi (işçi) sınıfı üzerindeki etkisine karşı mücadeledir. Leninist sınıf mücadelesi teorisi bu üç mücadeleyi birlikte ele alır ve -devrimini yapmamış ülkeler açısından politik mücadele temelinde- birarada yürütülmelerini öngörür. Bugün sosyalist dünya görüşünün kapitalist-burjuva düşünceler karşısında eski etkinliğini kaybettiği bir tarihsel evrede ideolojik sorun siyasi iktidar mücadelesinin strateji ve taktik sorunlarına dair kavram ve tartışmaları da yeniden anlamlandırabilecek bir derinlik ve muhteva içinde kavranmak zorundadır. Bu ise, sosyalist dünya görüşünün bugünkü düzcnin ekonoınik-siyasi-toplumsal bir sistem olarak, bir yaşam biçimi, kültür ve ahlak sistemi olarak devrimci bir yeniden eleştirisini ve buna karşı sosyalizmin somut, gerçekleşebilir bir program olarak yeniden üretilmesini gerektirir. Politik mücadele, sıradan bir günlük mücadele değil, ekonomik-demokratik ınücadelc alanındaki günlük sorunlara karşı pratik politikalar dcğil, emekçi kitlelerin politik iktidar mücadelesi düzlemindeki mücadelesi demektir ve bu anlamda mevcut düzenin bütün yönlerinin ekonomik-politik-toplumsal-kültürel hayatın sistematik bütünlüklü bir eleştirisini ve teşhirini ve de buna alternatif somut bir progrannn sunumunu gerektirir. Sosyalizm, bugünkü mevcut düzene karşı somut- gerçekleşebilir bir program olarak yeniden üretilmesi bugün dünyada gelinen noktada sosyalist düşüncelerin ve düzenin sosyalist eleştirisinin, kapitalist düşünceler karşısında yeniden etkili ve cazip hale gelmesi için zorunlu bir önkoşul haline gelmiştir. Çünkü düzene yönelik her eleştiri ve sosyalizm adına söylenen soyut düzeydeki her şey Sovyetler'in çöküşü ve arkasından gelenlerin üzerine oturmakta ve inandırıcılığını yitirmektedir. Bu yüzden geçmiş, geleneksel sosyalizm anlayışları ve uygulamalarının köklü bir eleştirisinin yapılması zorunlu olmaktadır. Sosyalizmin önümüzdeki yaşanacak tarihi, kapitalist- emperyalist sistemin bugünkü görünümlerine yönelen bir eleştirisiyle birlikte, yaşanan sosyalizm uygulamalarının da köklü bir eleştirisinin (ve kuşkusuz ondan alacağı pek çok değerler birikiminin de) üstünde biçimlenecektir. Bu noktada bir parantez açılabilir ve 80 öncesi Çin-Sovyet kutuplaşması sorunu, geriye dönüş ve sosyal emperyalizm tartışması vesilesiyle savunduğumuz sosyalizm anlayışınının geleneksel anlayışlardan olan köklü ayrım çizgileri ve bunun önemi üzerinde durulabilir. Sovyetler Birliği'nde uygulanan ve çöken sosyalizm
modeli, bir komünist partisinin üst yönetim kademesinin iktidar tekelini
elinde tuttuğu, buna karşı işçi-emekçi halk kitlelerinin tüm yönetim ve
karar mekanizmalanrının dışında tutulduğu bir yönetim anlayışıyla birlikte
ekonomizme dayalı bir sistem olarak gelişmiş, buna karşılık ÇKP'de zaman
zaman -daha çok- iradecilik, zaman zaman da ekonomizm ön plana çıkarken
yönetim anlayışı bakımından farklı bir özellik göstermemiştir. Devrimci Yol'da ekonomist-dogmatik ve iradeci anlayışlara kararlılıkla karşı çıkılırken doğrudan demokrasi yöntemlerinin giderek ağırlık kazandığı bir sosyalist yönetim anlayışı benimseniyor. İş, özellikle direniş komiteleri teori ve uygulamalarıyla, halk iktidar organlarının nüveleri bugünden oluşturulmaya ve halk içinde emekçi kitlelerin kendi güçlerine dayalı bir demokrasi ve yönetim anlayışının geliştirilmesine çalışılıyor. Kuşkusuz Fatsa'da sembolize olan bu anlayış, tarihsel olarak çöküp gitmekte olan bir "sosyalizm" anlayışı karşısında bugün sağlam bir temel oluşturmaktadır. Ancak bunun sadece bir çıkış noktası sayılması gerektiği ve bugün yüz yüze olunan sorunlar karşısında yeterli görülemeyeceğini de kabul etmek gerekir. Sosyalizm, Marx'ta, gelişmiş kapitalist ekonomiler açısından oldukça kısa süreli politik bir geçiş süreci olarak öngörülmüş olmasına karşılık, daha çok ekonomik bakımdan geri düzeydeki doğu ülkelerinde yukardan aşağı -devlet gücüyle- bir ekonomik inşa süreci olarak gerçekleşmiştir. Bu da kendine has özellikleri ve sorunları olan oldukça uzun bir sürece yayılan ekonomik-siyasi-toplumsal bir geçiş süreci olgusunu ortaya çıkarmıştır. Bu durum, üzerinde durulması gereken ekonomik devletçilik, merkezi planın işlevi, tarım (köylülük) sorunu, özgürlük, devlet- demokrasi ve yönetim sorunları gibi pek çok sorun çevresindeki önemli tartışma konularını ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden, bugün mevcut düzene yönelik sistematik bir eleştiri ve alternatif bir sistem önerisi tüm bu olguları göz önünde tutan ciddi bir çalışmaya da yansımak zorundadır. İdeolojik sorun, bir yandan ciddi bir çalışmaya dayanan böyle bir alternatif programın üretilmesine yönelik bir faaliyet olarak, diğer yandan bu doğrultuda elde edilebilen verilerle emekçi kitleler içindeki, çalışmada burjuva düşüncelerin etkililiğinin kınlması için mücadele olarak kavranmalıdır. Siyasi iktidarın ele geçirilmesine ilişkin strateji ve taktik tartışmaları (devrim anlayışı, çalışma -(mücadele)- ve örgüt tarzı üzerine olan tartışmalar) bu somut ideolojik sorunla mantıksal bağlantıları ve illiyet ilişkileri içinde ele alındığı ve tartışıldığı oranda anlamlı olabilecektir. Aksi takdirde alışılmış - geleneksel biçimiyle iktidarın fethine dair soyut strateji tartışmalarının bugün hareketin pratik siyasi ilerleyişi açısından hiçbir yarar sağlayamayacağı açık olmalıdır. Öte yandan ideolojik sorunun ne böyle bir tartışma süreciyle ne de kısa vadeli bir çalışma süreci içinde gündemden kalkmayacağı da ortadadır. Dünyada belli bir tarihsel dönem sona ererken, yeni bir tarihsel ilerleyişin de temelleri atılmaktadır. Tarihin yeni bir ileri dalgası belki de bizatihi emperyalist sistem içinde yaşanacak sarsıntılardan güç alacaktır. İdeolojik çalışma böyle bir geçiş süreci içindeki bir fikri - düşünsel yenilenme anlamına da gelecektir. Bütün bunlar, sonuç olarak belli bir zamana yayılmış özgür - demokratik bir tartışma sürecinin gerekliliğini ortaya koyduğu gibi, onun çözümüne yönelinmesi gereken sorunların gündemini de belirlemektedir. Bu noktada bir kere daha böyle bir tartışma ve geçiş süreçleri içinde politik örgütsel sorunların ve günlük pratik faaliyetin nasıl ele alınması gerektiği sorusuna dönülebilir. Değişik mücadele alanlarındaki görevlerden birinin
(ideolojik mücadelenin) özel bir önem taşıması, diğer alanlardaki
görevlerin örgütlülüklerin vb. yadsınmasını gerektiremeyeceğini söylemek
bile fazladır. Bugün pratik faaliyet ağırlıkla ekonomik- demokratik alan
çerçevesi içinde kalan bir özellik gösteriyor. Aslında bütün sol açısından
siyasal iktidarın ele geçirilmesi anlamında ciddi bir politik faaliyetten
söz etmek olanaksız. Sol, politik mücadele anlamında adeta devre dışı
bırakılmış durumdadır. Bir üst boyuta sıçraması, ideolojik alandaki
mücadele ve etkinliğin belli bir düzeye gelmesine (sürecin gelişmesine)
bağlı da olsa, pratik - politik alandaki bu boşluğun doldurulması gereği,
tartışmasız kabul edilmesi gereken bir şeydir. Tartışılması gereken şey,
bu gerekliliğin biçim ve muhtevasına ilişkin olacaktır. Metinde ilgili paragraf, "gelişme sürecinin tüm aşamalarında gelişiminin nesnel durumuna ve gereklerine uygun bir örgütlülük (Ve tabi politik etkinlik!) içinde bulunacağı" ön kabulüyle başlıyor. İstenen, sadece bu gerekliliğin sınırlarının pratik - siyasi hayatın doğal gereklerinin ötesinde, öznel ve keyfı bir şekilde zorlanmaması; katı - gizemli - dar ilişkiler dayatılmamasıdır. Çünkü, ideolojik sorunlar kollektif bir tartışma süreci içinde hiç değilse belli oranda çözülmeden, böyle bir zorlama kaçınılmaz olarak otonom dar grup ve "çevre" yapılarının kemikleşmesine, hizipleşmelere, kişisel ağırlıklı oluşumlara götürecektir. Bugün içinde bulunduğumuz - bilinen- koşullarda hareketin, bu tür gereksiz zorlamalardan uzak bir geçiş dönemi yaşaması, onun sağlıklı - bütünlüklü bir gelişim gösterebilmesinin de ön koşulu olarak görünmektedir. Geçmiş -80 sonrası- pratiğin çeşitli dar çevre ilişkileri içinde günümüze taşınan olumsuzluklarını aşarak ilerleyebilmek mümkündür. Bundan ötesi bizi bugün sol adına sürdürülegelen derme çatma, etkisiz, çoğunlukla yasak savma kabilinden, öznesinin kendi varlığını sürdürmekten başka bir anlamı ve amacı olmayan... siyaset yapma biçimlerinin dışında tutabilecek ve bugün ülkede süregiden -hepsi de çok önemli- siyasal değişim ve gelişmeler kanşısında anlamlı ve ciddi bir siyasi etkililiğe götürebilecek olan yol ve yöntemlerin bulunması ve üretilmesi sorunundan ibarettir. |
![]() |
|
|
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org