Metin Taslağına Bir Bakış

Elimize geçen bu yazıyı okuduğumuzda ortaya konulan düşüncelerin, ilk bakışta, çok muğlak ve oldukça esnek bir şekilde yazıldığına ilişkin bir düşünce oluştu. Gerçekten de yazının tümü göz önüne alındığında "ön notlar ya da satırbaşları" belli sorunları ifade etmekten, ama bunları çok genel ifade etmekten başka bir şey yapmıyor. Fakat sorun bu genel anlamda belli şeyleri tespit olmasa gerektir. Çünkü bu türden sorunların ifade edilmesine ilişkin bugüne kadar pek çok yazı yazıldı ve buna ilişkin bilinen çevrelerde çeşitli çözüm biçimleri de ortaya konulmaya çalışıldı. Ama ne var ki bu türden çabaların olumlu sonuçlar ortaya çıkardığı pek söylenemez. Sol çevreler bugün hala dağınık, örgütsüz ve kitleselleşmeden yoksun marjinal bir halde kendi

   varlıklarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Kendini örgütlü olarak ifade edenlerin ve bu örgütlülükler etrafında mücadele ettiklerini söyleyenlerin bugün Türkiye'de siyasal gelişmelere ne kadar yön verebildikleri ortadadır. (Kürt ulusal direniş hareketini ve PKK'yı bu konu dışında tutuyorum.) Bugün devrimci-demokratik muhalefetin temel sorunu kendi muhalefet hareketini sürdürecek bir örgütlülükten yoksun olmasıdır. O zaman bu temel sorunun çözümü için çabaların ortaya konması gerektiği açıktır. Bugün bu bizim çevremiz açısından da böyledir. Tamam, şunu kabul etmek gerekir ki, bizim çevremizde yer alan ve belli şeyleri büyük özverilerle yapan ve mücadeleyi ve örgütlenmeyi bir noktaya getiren insanların hiç bir şekilde hakkını yememek gerektiğini düşünüyorum. Ama onların bu çabaları ve özverileri bizim diğer sol çevrelerden çok farklı bir durumda olduğumuzu gösterir bir yan taşımamaktadır. Tıkanma, gerileme ve marjinal bir şekilde varlığını sürdürme genel bir sorundur. Ve sorun devrimciler açısından ideolojik - teorik düzlemde kendini ortaya koymaktadır. 12 Eylül ile birlikte ortaya çıkan yenilgi ve sonrasında dünyada yaşanan büyük değişimler ve gelişmeler ve özellikle de SB'nin dağılması, solu hazırlıksız bir şekilde yakalayarak tam bir şaşkınlık içinde bıraktı. Bu oldukça kapsamlı ve derin sorunlarla yüz yüze kalış artık geçmişte ortaya konulan ve politik mücedeleye yön veren kavram sistematiğiyle çözülemez. Çünkü o dönemin dünyasında ortaya çıkan konjonktür ve onun belirlediği ilişkiler, çelişkiler ve dengeler artık günümüz konjonktüründe geçersiz hale gelmiştir. Bu nedenle geçmiş kavramların yeniden bir elden geçirilişi yapılmalı ve gereksiz olanları yani bugünü açıklamakta yetersiz kalanları ve geleceği yönlendirmede işe yaramayanları terketmek gerekir. Bu yapılmadıkça bugünü kavrama ve geleceği biçimlendirme konusunda ciddi adımlar atılamaz ve kitleselleşmeyi hedef alan mücadele ve örgütlenmeler yaratılamaz. Bu, kendini pratik mücadeledeki güdüklükte en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü pratik mücadeleye önderlik edecek ve müdahaleleriyle onu yönlendirerek politik düzlemde kendini hissettirecek bir hareket, somut durumun somut tahlilinden hareket ederek ve bunu açıklayarak ve çözümler önererek kendini var edebilir ve kitlelerle bağ kurabilir. Kavramsal boyutta bir kopuş yaşanması gerekiyorsa bu yaşanmak zorundadır. Marksist diyalektiğin zorunlu bir durumudur bu.

Bunu yaparken cesur davranılması gerektiği ortadadır. Bunlar ne der, şunlar nasıl davranır gibi başkalarından etkilenen davranışlardan kaçınılmalıdır. Eğer cesur bir tavır içinde kendimizi ifade edemezsek bu kendini politik mücadelenin ortaya konuluşunda da gösterecektir. Bizim sorunumuz bugün içinde bulunduğumuz bu tıkanma sürecinden nasıl çıkılması gerektiği üzerinedir. Biz de tıkanmış durumdayız ve diğer sol hareketlerden çok farklı bir yaklaşım içinde olduğumuz söylenemez. Bu nedenle, sorunlar karşısında ortaya konulacak çözüm önerileri ya da politik bir çıkış için ideolojik teorik bir sistematiğin yaratılması bir kaç kişinin eline bırakılarak çözülemez. Eğer bu böyle olsaydı, bugün kendi içimizde böylesi bir tıkanma ve boşluk ortaya çıkmazdı. Politikanın üretilmesi ve mücadelenin çok boyutlu yürütülmesinin temel koşulu bence, bu alanda olduğunu söyleyen insanların katılımını sağlamaktan geçmektedir. Böylesi bir tartışma süreci, bir yandan kendi içimizde iç demokrasiyi kurmamızı sağlayabilir ve diğer yandan da çeşitli düşüncelerin oluşturduğu o zengin düşünce ortamında fikirlerin özgürce ifade edilmesine olanak sağlayabilir. Kendi içimizde özgürlük ve demokrasi fikrinin gerçek anlamda kurumsallaşması böyle bir sürecin oluşturulmasına bağlıdır.Ve bu anlamda, gelecek toplum üzerine fikirler beyan eden insanların, o gelecek toplum yapısına uygun birer insan olmalarının, yani yeni insan tipini kendilerinde somutlamalarının kaçınılmazlığı ortadadır. Fakat politik üretim, mücadele, örgütlenme bir kaç iyi niyetli insanın eline bırakılamaz. Sorun, kurumsallaşma sorunudur ve bu sağlanmadıkça da geçmişimizde yaşanan olumsuzluklardan kurtulabilmemiz mümkün değildir. Bugün sol çevrelerde yürütülen politika bizler açısından kabul edilebilecek bir dürüstlük ve ahlak içinde yapılmamaktadır. Her türlü entrika, ahlaksızlık ve düzenbazlık yapılmakta ve bu da devrimcilik adına, sosyalizm adına savunulabilmektedir. Bu bizler açısından da böyledir. Bunun geçmişte pek çok örneği yaşandı ve hala da yaşanmaktadır. Her şeyden önce süratle bu davranışlardan kendimizi sıyırmamız gerekmektedir. Bunu başarabildiğimiz ölçüde diğer sollardan farklı bir duruma geliriz ve bir muhtevaya bürünebiliriz. Doğru düşünce ve her şeye kadir yaklaşımlar bir kaç kişinin tekelinde olamaz. Ve bu durumu böyle görerek, kendini bir eksen zannederek başkalarının düşüncelerinin işe yaradığı ya da yaramadığı konusunda bir yargıda bulunamaz. Bu tür düşünce ve davranışlar bir şeyler yapmak isteyen ya da birşeyler yapan insanları bu mücadeleden soğutuyor ve soğutacaktır da.

Bu türden bir tartışmanın yapılmasının gerekliliğini belirttikten sonra, yürütülecek tartışmaların nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda bir şeyler söylemek sanırım iyi olacaktır. Bize söylendiği biçimiyle tartışmalar yürütülürse bunun çok faydalı olabileceği kanısında değilim. Çünkü böylesi bir yaklaşım farklı yerlerde farklı şekillerde düşüncelerini ifade eden insanların düşüncelerinin ya tam anlamıyla öğrenilememesini getirecek ya da hiç bilinemeyecektir. Bunun için bir mekanizma yaratılması gerekmektedir ve bu mekanizmayla insanlar birbirlerinin neler söylediğini açık bir şekilde bilmelidir. Bir iç broşürden bahsedilmekle birlikte bunun bu açıklığı ne kadar sağlayabileceği şüphelidir. Çünkü pekala da farklı, hoşa gitmeyen düşüncelerin böylesi bir broşürde yayınlanarak diğer insanların bunları öğrenmemesinin iyi olacağı konusunda bir yaklaşım olabilir ve bu düşünceler broşürde yer alamayabilir. Özgür ve demokratik olmanın ilk şartı ya da sina gua non'u açık olmak ve her türlü düşünceyi kaldırabilmektir, tabii ki kendi alanımıza ilişkin olarak. Diğer yandan, farklı mekanizmalar da bulunabilir. Ve bunun için de çeşitli çabalar gösterilmesi gerekir. Yani tek bir mekanizmaya bağlı kalmamak daha doğru olacaktır.

Yine ifade edildiğine göre, her şeyin düzlenmesi ya da dondurulması ve bu tartışmalardan sonra yeniden bir şeylerin vücuda getirilmesi bana pek doğru gelmiyor. Şunu gördük ki, yeni sürecin yeni insanları olsun, eski insanları olsun gelinen bu süreçte pek bir varlık gösterememişler ve ortaya bir boşluk çıkmıştır. Bu boşluk şu veya bu biçimiyle doldurulmaya çalışılmaktadır. Ama bu yapılırken, uzun zamandır mücadele içinde yer alan ve bir şeyler yapmaya çalışan insanların çabalarını ve katkılarını gözardı etmemek gerekir. Fakat şu daha bir doğru yaklaşım bence: yürütülecek bu tartışmalar varolan örgütlülükleri, mücadeleyi sıçratacak, geliştirecek ve onu aştıracak bir anlayışla olması gereklidir. Ama tartışmayı bu alanda yer alan insanların katıldığı bir sınırlama içinde düşünmek de yanlıştır. Bu tanışmaların kısır bir biçimde sonlanması olacağı gibi, siyasal yaşamda yer almak isteyen ama kendi düşünceleri doğrultusunda bir yapıyı bulamamış insanları tartışma sürecinin dışında bırakmak olacaktır. Bu da yanlıştır. Bu mantık, benim olsun küçük olsun mantığından başka bir şey değildir ve gelişme bir önceki durumdan farklı olamaz bu durumda.

Herkesin kabul edilebileceği bir ortak oluşumun yaratılması ancak ve ancak böyle olabilir diye düşünüyorum. Ortak bir oluşumun yaratılması yetmez, çünkü yaratılan bu ortak oluşum da bir öncekinden farklı olamayabilir. Yani mücadele ve örgütlenme açısından, kitleselleşme açısından bir öncekinden biraz daha farklı olabilir ama bu istenilen anlamda bir farklılık olamayacağı düşüncesinin ifade edilmesidir. Bu anlamda, bizlerin değiştiği, dogma ve mekanik bir şekilde süreci algılamadığımızı ve insanları politik sürecin içine çekebilmenin farklı anlayış ve araçlarına sahip olabileceğimizi göstermenin bizim elimizde olduğunun mesajının verilebilmesi çok önem taşımaktadır. Mesaj yetmemekte ve bunu eğer tartışma süreci başarılabilirse bu süreçte hayata geçirmenin düşünce davranışları çok açık bir şekilde konmalıdır.

Bu tartışmaya kimlerin katılması konusunda da farklı düşünceler mevcuttur. Benim açımdan burjuva düzen partisi içinde yer alarak siyasal yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını ifade edenlerin kendilerini açık bir dürüstlük içinde ifade ettiklerine inanmıyorum. Bunlar dönemin felsefesine uygun bir şekilde hareket etmiş olup kendi çıkarları açısından meseleyi ele almışlar ve yalnızca kendilerini düşünerek hareket etmişlerdir. Bu insanların böyle bir tartışma süreci içinde yer almalarının çok doğru olacağını düşünmüyonım. Fakat bu diğer yolların tıkalı bırakılması anlamını taşımıyor. Bu insanlar böylesi partilerde yer alarak burjuva politikasının her türlü çirkefini öğrenmiş ve uyguluyorlar. Tartışmaların başladığı süreçte dağınık bir durumda olacağımızdan ve sistematik ideolojik - teorik yapının varolmamasından dolayı bu türden çirkeflerin bize bulaşmaması daha iyi olur. Etkilenmeye açık bir süreç bizlerin sağlıklı bir şekilde düşüncelerini ifade edememesini de getirebilir. Diğer yandan, geçmişte bizim çevrenin insanı olup da, bugüne kadar hiç bir şekilde mücadeleye katkıda bulunmamış ve aksine tamamen kendini soyutlayarak bu çevreden kendini koparmış insanların da böylesi bir tartışma sürecine katılmaları doğru olmayacaktır. Bu en azından mücadele içinde yer alan insanlara haksızlıktır. Ve artı, zaten bir şeylerin ortaya çıkması konusunda çaba sarfetmek isteyen insan bugüne kadar bir şeyler yapmak için çaba sarfederdi. Bugün gelinen noktada bir şeyler ortaya konmuşsa bu böylesi insanlardan yoksun olarak başarılmıştır. Onlarsız da pek ala pek çok şey başarılabilir. Katılması gereken insanlar daha çok kendini bir alanda ifade edememiş, ama siyasal bir yaşam içinde varolmak isteyen insanlarla, cezaevlerinden yeni çıkmış ve siyasal yaşam iddiası olan insanların olması benim açımdan yeterlidir. Mücadele içinde yer alanlar ise zaten bu süreç içinde olacaklarından onların üzerinde bir yargıda bulunmak gereksiz. Çünkü onlar böylesi bir tartışma sürecinin baş aktörleri olmak durumundalar.

Evet, artık şu çekim merkezi olma özelliğinin bırakılması gerekiyordu. Geçmişte farklı mekanlarda böylesi bir düşünce açık bir şekilde ortaya konuyordu. Biz bir çekim merkeziyiz diye. Ama hayatın nesnel süreci, başarısız olmuş her hareket gibi, bizi de çekim merkezi olmaktan çıkardı. Ağır bir yenilginin ortaya çıkardığı her türlü olumsuz duruma rağmen, kendimizi bir çekim merkezi gibi görmek aslında tarihsel ve toplumsal gelişmelerden oldukça uzak yaşamanın bir göstergesiydi. Ama bunu o zaman ifade edenler çok farklı bir şekilde değerlendirilerek bir yerlere konulmaya çalışıldı.

Bugün böylesi bir durumun tespiti, kendimizi yükseklerden yere indirmek, kendimizi dev aynasında görmemek iyi bir şeydir. Bir mütevazi yaklaşımda bulunmaktır. Bir yanılsamadan kurtulma çabasıdır. Ve yaşamın nesnel gerçekliği bunu bize gösterdi. Bundan sonra işler biraz daha kolaylaşabilir. Demokrat dergisi bize bir çekim merkezi olmadığımızı çok açık bir şekilde gösteren bir denemeydi. Her şeyden önce çekim merkezi olabilecek bir hareketin politik sürece müdahale edebilecek bir örgütlülüğünün olması gerekir ve gelişen sürece müdahalede etkin bir tavır koyması gerekir. Belli bir süreçten bugüne kadar böyle bir durumu sağlayarak inisiyatif ele alamadığımız ortadadır ve bunun sonucu olarak da diğer siyasetlerin bizim yanımıza gelmelerini beklemek tam anlamıyla bir saflık olurdu. Bir çekim merkezi olmak politik - pratikte ve teorik - pratikte ne ortaya koyduğuna bağlı olarak ortaya çıkar. Eğer bunlar yoksa, böyle bir çekim merkezi olmak bir yana, aksine tam bir şamar oğlanına döner. Ve nitekim, biz de bu süreçte en çok eleştirilen ve yerden yere vurulan bir siyasal yapı olduk. İşin ilginci bu türden eleştirilere karşı ya da karaçalmalara ilişkin olarak çok ciddi bir tavır içinde bulunamadık. Bu neyin göstergesiydi? Elbette siyasal ideolojik ve teorik bir yapının kendini tam anlamıyla ortaya koyamamasının bir göstergesiydi. Ve bu süreç hala da devam etmektedir. Bunun aşılması gerekiyor. Bilinen ve ifade edilen yöntemler büyük ölçüde kullanıldığına göre ve elde edilen başarının durumu ortada olduğuna göre, yürümeyen, ilerlemeyen bir şeyler var ortada. Bu bir sorundur. Bunun aşılması için denenen bu yöntemlerin dışında daha farklı ve gerçeğe uygun bir tavır ve politikanın sergilenmesi gerekiyor.

Siyaset boşlukları affetmez. Bu boşluklar şu veya bu biçimde birileri ya da bir şeyler tarafından doldurulur. Eğer bunu biz dolduramazsak bir başkaları bizim yerimize bunu dolduracaktır. Bugüne kadar yapılanlar bu boşluğu dolduramadıysa yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir. Birilerin çıkıp bunu doldurması da çok doğaldır. Kimse böyle bir davranışı eleştiremez. Kimse kimsenin politika yapmasına ipotek koyamaz. Bunu böyle algılamak bizlerin birlikte bir şeyler yapmasının önkoşulu olarak kendisini ortaya koyuyor.(...)

Bugün açısından kendi içimizde bir toparlanmayı sağlayamadan solun en geniş birliğini toparlama gibi bir çaba hiç ama hiç anlamlı bir çaba olmayacaktır. Bu konuda geniş bir cephenin yaratılması için kendini ideolojik ve teorik olarak ifade edebilen ve bunu siyasal yaşamda pratiğe geçirebilen bir siyasal hareket ancak ve ancak diğer sol kesimler açısından etrafında toplanabilecekleri bir merkez olabilir. Fakat diğer yandan hem kendi içine yönelik hem de kendi dışına yönelik çabalar, eldeki kadrolar açısından bakıldığında yapılması hemen hemen imkansız bir şey gibi görünmektedir. Bu aynı zamanda varolan dağınıklığın sürmesine de neden olabilir ve ortaya konulan çabaların yitip gitmesi tehlikesini de beraberinde getirebilir.

Bugün insanlar geçmişten farklı olarak kendi başlarına siyasal yaşam içinde bir şeyler üretebiliyor, bir şeylere yön verebiliyor ve bu anlamda, bir şeyler yapabilme konusunda belli tecrübelere sahipler. Bu tabloya bakarken insanların hepsinden, yalnızca geçmişte birlikte olmalarına bakarak her konuda aynı düşünmelerini istemek ya da öyle bir beklenti içinde olmak safdillik olur. Ama baştan insanların farklı düşüncelerinin olabileceği kabul edilebilirse, bu tartışmaların oldukça verimli ve yararlı olacağına inanıyorum. Ama bugün bu tartışma sürecini başlatmaya çalışan insanların geçmiş durum ve konumları bilindiğinden kendilerinin ifade edilmeye çalışılacak olan bu düşüncelere tahammül edip edemeyecekleri bir şüphe konusudur. Kendimizin ne kadar değiştiğini kendimize ciddi bir şekilde soruyor muyuz? Yoksa bunları yalnızca bir söylem olarak görüp, davranış ve karakter olarak hala geçmişe takılıp kalmış mıyız? İnsanın düşünce olarak değişmesi pek bir şey ifade etmeyebilir, eğer kendini yaşam içinde değiştirmemişse taşıdığı düşünceler doğrultusunda. Bu yalnızca herkes gibi bir şeyler söylemek anlamına gelir ve yaşamın kendi gerçekliği içinde pek bir vücut bulma imkanını yakalayamaz. Bizler diğerlerinden farklı olarak bir şeyler söylerken bunu yaşamın içinde bizzat hayata geçirebilirsek, siyasal anlamda, kitlesellik anlamında ve mücadele anlamında şansımız olabilir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org