Metin Taslağı Üzerine Bir Eleştiri

Bir siyasal akımın (ideolojik-politik-örgütsel) yeniden örgütlendirilmesi için başlatılması düşünülen bir tartışma platformunda "Ne" tartışılacağı kuşkusuz sorunun temelini oluşturur.

Ancak bu tartışma platformunun "ne için" ve "kiminle" oluşturulacağı sorusunun yanıtları kafalarda net değilse, bu tartışma sürecinden istenilen verimliliğin alınması giderek güçleşir. Yine bu konuda tartışmanın hangi noktadan başlatıldığı, yani bu tartışmayı başlatanların içinde bulundukları siyasal çalışmanın hangi aşamada bulunduğu, tartışmasının hedef kitlesince tespitinde

  önem kazanmaktadır. Bir de tabiiki tartışmaya katılacak insanların tartışma sürecinden beklenenler doğrultusunda motivasyonunu sağlayacak psikolojik ortamın yaratılması bu platformun önemli özelliklerinden biri olmalıdır.

.......

Siyasal çalışmanın içinde bulunduğu dönemin uluslararası-ulusal özelliklerini tartışmak ve bu temelde "yeni bir çıkış" oluşturmak amacıyla hazırlanmış "Bir Tartışma Platformu İçin Ön Notlar ya da Satırbaşları" başlıklı çalışmanın yukarıda belirtilen özellikleri açısından gözden geçirilmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Siyasal çalışmamız açısından içinde bulunduğumuz aşamanın problemleri dar kapsamlı salt idari düzenlemelerle ya da "örgüt kunma" gibi palyatif çözüm önermeleri ile aşılabilecek tipte değildir. Bu anlamda söz konusu taslak çalışmanın çizmeye çalıştığı genel çerçeveye katılmamak kuşkusuz olası değildir.

Ancak bütün bunlardan önce iki sorunun yanıtı verilmelidir. Bu taslak "kim" tarafından hazırlanıyor ve "kiminle" böylesi bir çalışma yapacak?

Çalışmada ilk sorunun yanıtını bulabilmek olası değildir. Yazıda öylesi bir hava verilmektedir ki, sanki bu çalışma bizi dışarıdan gözleyen biri-birileri tarafından kaleme alınmıştır. Dışarıdan yazılmışlık o kadar belirleyicidir ki, platformun tabanı tanımlanırken atıl olan tüm kitle tanımlanıp ve sonrasında aktif olan kitlenin tanımlanmasına geçildiğinde bunlar arasında da ayrı bir eşitler ilişkisi kurulmuştur. Oysa böyle bir eşitleme yapılacak çeşitli taraflar yoktur. Özellikle bir kaç yıldır bizim içinde bulunduğumuz çalışmanın dışında bir siyasal oluşum yoktur.

Bunun böyle olduğu bilindiği halde böyle bir görüntü yaratmaya çalışmak ne anlama geliyor. Diğerleriyle eşitlenerek kendini yok etme yoluna mı gidilmeye çalışılıyor; amaç varolanları yok saymak mı; yoksa herşeye sıfırdan mı başlanacak mesajı verilmeye çalışılıyor? Yaşadığımız yıl 1986'lar değil 1992 ve bu son bir kaç yılı biriktirerek yaşadık. Bunlar gözardı edilerek sunulan bir çalışmanın gerçekçi bir sonuca ulaşmayacağı yeterince açık değil mi?

İkinci sorunun yanıtı ise vardır: "... çevreler, .... insanlar, .... çeşitli grup ve oluşumlar."

Bu taslak birkaç yıldır Devrimci Yol geleneği üzerinde siyasal çalışma yürüten ve devrimi hedefleyen bir oluşum tarafından hazırlanmıştır. Ve bu platformun hazırlanmaktaki amacı da bu iddiayı sürdürme gayretidir. Ancak yazının ne bütününde ne de belli konuların bahsinde böyle bir iddia yoktur. Böylesi bir inanç yoktur. İddiasız ve inançsız bir önderlik görüntüsü yazının bütününe hakim durumdadır. Herhangi bir militan arkadaşımız bu yazıyı okuduğunda yüreğinin coşkulu çırpınışını duymazsa nasıl istenilen seviyede bu çalışmaya katılacakar? Önderliğin bir sorumluluğu da arkadaşlarını ilgili çalışmaya katacak psikolojik ortama hazırlamak değil midir? Kısacası bu yazı bu biçimiyle MORAL BOZUCUDUR ve önderlikle militanlar arasında güven ilişkisini zedeler niteliktedir.

İkinci sorunun yanıtı ise yazıda eşit olmayanların basit bir eşitlemesi olarak ele alınmıştır. Söz konusu paragrafta (4. sayfa, 1-2 pr) bahsi geçen insanlar olarak belirtilenler sürece yenik düşmüş eski mücadele arkadaşlarımız değil midir? Yıllardır köşelerinde oturan bu arkadaşların yeniden sürece sokulabileceğine inanmak için çok saf olmak gerekmiyor mu? Bizim böyle bir mutlak talebimiz yok denilebilir. Bunların köşede oturmalarını "örgütlü" organik olarak ilişkilendirmek gerekliliğinden ve onları atıl, işe yaramaz insanlar olmaktan çıkarılması; sempatizanların koruyucu bir "sorumluluk üstlenmesi" amacıyla böylesi bir çalışmanın kapsamına alınması düşünülüyorsa bu düşünceye katılmak elde değildir. Ancak o zaman bir kaç yıldır sürece aktif olarak katılmış ve zincirin en sıcak yerinden tutmuş ve şu anda cezaevinde yatan arkadaşlarımızla bu atıl kitle arasında bir ayrım yok mu sorusu sorulacaktır.

Bu basit bir kıskançlık tepkisi değildir. Basit bir kayırılma güdüsü de değildir. Sorun yazının üslubunun "belirleyenine" ilişkindir. Yazının üslubu mücadele eden insanlara göre değil mücadele etmeyen insan çoğunluğuna göre belirlenmiştir. İddiasızlık ve inançsızlık da bu yüzdendir asıl olarak.

Kendimle yazıyı yazan arkadaşlar ya da kurum arasında hiç bir sıcak ilişki yakalayamıyorum. "Devrim Hemen Şimdi" yazısını okurken okumayı yeni öğrenen bir çocuk gibi, mutlu ve heyecanlıydım. Oysa bu yazıyı bir ölünün vasiyetnamesi gibi okuyorum.

.......

Yine bugün için yapılması gerekenler konusunda hiçbir şey söylenmemiş. Sadece 2. satırbaşında temel bir belirleme yapılmış. Oysa yazının bütününde önce belirtilen bir çerçeve bir tartışma süreci yaşanmadan siyasal bir iradeye, oradan da bir siyasal varoluşa gidilemeyeceği görüşü hakim. (Sayfa 4 pr 1)

Bu ise önümüzdeki dönemin tartışma ağırlıklı geçirilecek bir süreç olacağını ifade ediyor. Bu sürecin ise ne kadar ağır ve bunaltıcı özellikler taşıdığı bilinen bir gerçekliktir. Bu dönemin getirdiği sorumluluklar da yine içinde bulunduğumuz ilişkiler tarafından getirilmiyecek midir? Yazının tamamında böyle bir ilişkiler bütününün var olduğunun ve bu yazının bu bütün tarafından çıkarıldığına dair emare yoktur. Böyle olunca önümüzdeki döneme ilişkin yapılacaklara karşı da bir sorumsuzluk gözlenmektedir. Sözkonusu olan ne yapılıp yapılmayacağının bizzat tartışılması değildir. Esas olan konulmak istenen bu tartışma sürecinin sonuçlarıyla bugünü yaşayan arkadaşlar arasında psikolojik bir sürekliliğin sağlanmasıdır.

Bu arada, bugün yaşadığımız pratiğin gerçek projemize ışık tutması gerektiği gerçeğine rağmen ilişkilerimizi bu nitelikte tanımlamak pek olası değildir. Öyle olunca bugün yapılacak olanların daha da önem kazanması kaçınılmazdır. Bugün yaşadığımız pratiğin sosyalizmi doğuracak tarzda örgütlenmesi kendimizi sürekli değişen bir siyasal hareketlilikle belirlememiz anlamına gelecektir. Yazıda da belirtildiği üzere yaşam canlıdır. Öyleyse ilişkilerimizi bir tartışma sürecinin sonuna ertelemeden daha hareketli, üretken ve tanımlı hale getirmemiz kaçınılmazdır.

Bu, en çok da bugünün mücadele eden insanların gereksinimleri açısından böyledir. Bu gerçeği yakalamak gerekiyor: Bugün arkadaşlarımızı esas olarak bir arada tutan aralarındaki görece örgütlü, disiplinli ilişkilerdir. Bu ilişkilerin anlamsızlığı ve değersizliği gibi bir imaj (ki yazıda bu var) arkadaşlarımızı bir moral çöküntüsüne iter. Böyle bir moraliteye sahip insanlar ise ne ideolojik ne de pratik bir çalışma yapabilir.

Bugün arkadaşlarımızın morale gereksinimi vardır. Dönemin öznel-nesnel tüm olumsuzluklarına rağmen günlük işlerin peşinden koşturmamız gerekiyor. Bunun yanında hareketimizdeki nispi insan erezyonunun da (en azından sayısal artmasının durması anlamında) önüne geçilebilmesi açısından bugünün daha kararlı ve yoldaşça yaşanacağına ve ilişkilerimizin bugün yaşadıklarımızla hedefe doğru "kımıldadığını" hissettirmemiz şarttır.

Kralın çıplak olduğu gerçeğinin vurgulanmasının da çok fazla etkileyiciliği yoktur. Çünkü kralın tacı ve çorabı kralın (giyinik) bir kral olarak görünmesinden ayrı öneme haiz değildir. Esas olan taçtır, tacı giydirecek olanlardır. Ve çorabını giydirecek olanlar bunun hep farkındadır. Bu insanların eşitsiz gelişim yasasının doğal sonucudur.

Evet tam da bunun için cirmimiz kadar yer yakacağız. Ne nesnel gereksinimlerin karşılanmasından kaçınacağız ne de gerekliliklerin sınırlarının öznel ve keyfi bir şekilde zorlanmasından yana olacağız. (Bkz sayfa 3, pr:3) Bugünkü sorun ise yakabileceğimiz kadar bile ateşi yakamayışımızla ilgilidir. Bunun için daha çok politik cesaret ve motivasyon gereklidir.

......

Sonuç olarak şunu yeniden vurgulamakta yarar var: Bu süreci istediğimiz yönde evirerek sıçratacak ve bu anlamda sürecin esas öznesi olacak olan verili ilişkilerimizdir. Diğer potansiyel ise sadece tek tek insanlarıyla kazanılmaya olanaklıdır. Esası ise potansiyellikle işin tanımlanması ve bir sorumluluk ilişkisi içerisine alınmasıdır. Şunu kafamıza sokalım: Yeni çıkışımız Devrimci Yol'un artıklarıyla gerçekleşemeyecektir. Hedefimiz yeni, genç insanlar olmalıdır.

Bu yüzden bu yazı esas özneye yönelik olarak yeniden yazılmalıdır. Bu metinde esas olan örgütlü ilişkilerimize seslenilmeli ve bu ilişkileri geleceğin görevlerini bugünün görevleri yaparak gelişen ilişkiler olarak tamımlanmalıdır.

Son olarak da bu çalışmanın sonucunda bir adım atılacağı konusunda güven verici olunmalıdır. Bir yayın faaliyetini bile sürdüremeyecek durumda olmak bizim açımızdan hazmedilebilir bir şey değildir. Bu tartışma sürecinin sonucunda bir netlik sağlanacağını ve hedefe doğru küçük ama önemli bir adım atılacağı ve bunun gerek organik ilişkiler gerekse de çevrelerimiz açısından "yeni" bir ilişki birliği çerçevesi olacağı vurgulanmalıdır.

Zor bir görevle karşı karşıya olduğumuz açıktır. Gerek kendimiz gerekse de Türkiye solu açisından çabalarımız değerli sonuçlar yaratacaktır. Bu yol birlikte ve yoldaşça yüründüğünde aşılabilir. Bu taslak çalışmasının içi devrim bilinci ve kararlılığıyla doldurulmalıdır.

Başarılar...


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org