|
|
|
|
Tartışma Süreci ve Beklentiler
Ali Umut
"Bir tartışma platformu için ön notlar ya da satırbaşları başlıklı yazıyla başlayan tartışma sürecine, Devrimci İşçi'de faaliyet gösteren bir birey olarak görüş ve önerilerim" Herşeyden önce üzerine bastığımız zeminin Avrupa olduğunun bilinciyle, kendi haddimizi bilerek, Türkiye'de süren tartışma sürecinin; yöntemine, biçimine, Avrupa'da örgütlenişine, Avrupa'daki çalışmaların Türkiye'deki arkadaşlar tarafından nasıl kavranması |
![]() |
|
gerektiğine ilişkin düşüncelerimi az ve öz biçimiyle
ifade etmeye çalışacağım.
Türkiye'deki tartışmaları ilk duyduğumuzda büyük bir heyecan duyarak umutlanmıştık. Nihayet THKP-C, DEV-YOL, DEV-GENÇ geleneği-ekolü üzerinden bir devrimci hareket oluşuyor gözüyle bu süreci algılamıştık. Fakat gerek tartışma bültenini okuduğumuzda, gerekse
de başka kanallardan aldığımız bilgilerde, henüz böyle bir oluşumun "ortak
sorular" dahi soramadığı sonucuna ulaşınca, içimizde yeşeren umut yerini
yavaş yavaş karamsarlığa bıraktı. Gerek tartışmaya sunulan yazıda gerekse
ona ilişkin sunulan görüş ve düşüncelerde henüz ortak momentin-ortak
halkanın yakalanamadığı, henüz seviyeli, olgun ve iradi bir biçimde
gelişen tartışma sürecinin ipuçlarını göremedik. Önemli olan hastanın hasta olduğunun sürekli vurgulanması değil, hastanın bir an önce tedavi edilmesidir. Hastanın tedavisi için reçetenin bir an önce yazılmasıdır. "Aynada değişik bir şey görmek istiyorsak, aynayı değil kendimizi değiştirmeliyiz". Bugün acilen yapılması gereken şey, sorulan sorulara ortak cevaplar verebilecek bir çaba içerisine girmektir. Mevcut olan olumsuz durumdan nasıl çıkılacağına ilişkin ortak düşünce ve görüşlerin oluşturularak ona uygun pratik adımların atılmasıdır. Bugün bu vazgeçilemez-ertelenemez bir görev olarak ortada duruyor. Bizim bu süreçten yüzümüzün akıyla çıkacak gerekli deneyime, bilgi birikimine ve potansiyele sahip olduğumuza inanıyorum, birşeyler yapılacaksa hemen şimdi yapılmalıdır. Yarın çok geç kalınmış olabilir. Bugün halklarımızın böylesi beklentilerine yönelik tarihsel bir sorumluluğumuz var. Yoksa tarih bizi yargılayarak, bizleri bir dönemin, geçici unsurları olarak sayfalarına alarak anar. Bugün mevcut durumun değerlendirilmesi ve görev tesbiti yapılmalıdır. a- Nasıl bir dünyada ve Türkiye'de yaşıyoruz? b- Nasıl bir dünya özlemi içerisindeyiz? c- Amaçlarımıza hangi yol ve yöntemlerle ulaşacağız? d- Hangi araç ve gereçlere ihtiyacımız var? e- Dün-bugün-yarın bağlamını hangi ideolojik zemin üzerine dayandıracağız? f- Hedefe giderken kullanacağımız pusula ne olacaktır? Bu ve bu gibi soruları çoğaltmak mümkündür. Yukarıdaki sorulara vereceğimiz yanıtlarla ancak siyasi bir iradeye, siyasi bir varoluşa yönelebiliriz. Tartışma sürecinin örgütlenmesi bile başlı başına iradi bir çaba ve kararlılığı gerektirmektedir. Toplumsal pratiğe rastlamayan günlük politik görevlerimizde kendimizi somutlamayan, uzun vadede devrimci bir halk hareketinin yaratılması sürecine katkıda bulunmayan tartışmalar gevezelikten, çene jimnastiğinden öte gidemeyecektir. Bugünkü duruma ilişkin ise; bugünkü durumun açıklanmasına ışık tutacak zengin bir teorik mirasımızın olduğu düşüncesindeyim.12 Eylül ve sonrasındaki süreçte bir takım ciddi değişiklikler olmasına rağmen, Türkiye toplumsal sürecinde (sosyo-ekonomik ve siyasi yapıda) bizim ideolojimizi-kimliğimizi terketmemizi gerektirecek köklü değişiklikler olmamıştır. Bugün sorun ideolojik-politik hattımızın yeniden oluşturulmasıdır. Yeni döneme ilişkin politikaların tesbiti ve onlara uygun düşen örgütsel mekanizmaların yaratılmasıdır. Bugün herşeye sıfırdan başlamak gibi bir durumda değilsek de, herşeyi dünle açıklamak safdillik olur. Bizim kalkış noktamız Marksizm olmalı, olaylara ve gelişmelere onun penceresinden bakmalıyız. Bu pencerenin Türkiye'deki kolu ise, Devrimci Yol'dur. Ve onun bize sunduğu zengin teorik-pratik mirasıdır. Bugün önemli olan hangi kapıyı, ne tür bir anahtarla açacağımız sorunudur. Tartışmalarda özgür iradi düşünceler, kollektif
ortak düşünceye doğru dönüşmelidir. Tartışmalar bu eksen etrafında
yapılmalıdır. Ve tartışmalara en aktif siyasal katılım sağlanmalıdır. Tüm
çabalar sonuç itibariyle devrimci bir hareketin yaratılmasına hizmet
etmelidir. Tüm bu çalışmalar sürdürülürken bir takım günlük politik
görevler de ihmal edilmemelidir. Bir arkadaşın ifadesiyle "'bizler
yürürken türkü de söyleyebilmeliyiz". Türkiye'den Avrupa'daki Çalışmalar ve Örgütsel Konumumuz Nasıl Değerlendirilmelidir? Türkiye'deki arkadaşlar Avrupa'yı Türkiye'deki örgütlenmenin basit bir uzantısı ya da onun alan örgütlenmesi olarak algılamamalıdırlar. Daha önce yaşanan pratik bir takım deneyimlerden de anlaşılmıştır ki hala Türkiye'de Avrupa'daki çalışmaları Türkiye'nin salt lojistik desteği olarak gören son derece sığ ve tehlikeli anlayışlar mevcuttur. Avrupa, Türkiye'deki örgütlenmeye maddi ve teknik yönden destek sağlayan (böylelikle de vicdan borcunu ödeyen) yapılanmalar ve kişiler olarak görülmektedir. (TC de yurtdışında yaşayan göçmen işçileri döviz makinesi olarak görüyor.) Şu bilinmelidir ki, yurtdışındaki Dev-Yol'cuların örgütlenmeleri "hayır kurumları" değildir. Bizler için birinci derecede olan ideolojik dayanışmadır. Bizler yeni süreci ortak olarak yorumlayıp bunu değerlendirebildiğimiz noktada beraber hareket edebiliriz. Yoksa geçmişten kalan iman gücüyle bugün bir yerlere varılamaz. Onun için bizler kendimizi, Türkiye'deki tartışma sürecinin muhatapları olarak görüyoruz. Bizim de buradaki çalışmalarımızı şekilleyip geliştirecek bir perspektife ihtiyacımız var. Onun için karşılıklı bilgi alışverişine ihtiyaç var. Türkiye'de şu an süren tartışma sürecinin bir benzeri de Avrupa'da acilen örgütlenmek durumundadır. Bizler bu konuda biraz da geç kalmış bulunmaktayız. Bizleri Avrupa'da doğru temellerde saflaştırıp harmanlanmamızı sağlayacak bir tartışma sürecine ihtiyacımız var. Yeri gelmişken bir kaç noktaya değinmeden edemeyeceğim; a- Yurt dışında DEV-YOL'cuların bu tartışmaları sürdürüp geliştirebilecekleri yegane meşru platform, DEV-İŞÇİ örgütlülüğüdür. Dev-İşçi'nin dışında kendilerinde hala Devrim sorumluluğu gören, Türkiye'de yeni sürece ilgi duyan arkadaşlarla da değişik düzeylerde paralel tartışmalar da örgütlenebilmelidir. Fakat bu onların istediği gibi Dev-İşçi örgütlülüğünü feshetmemizi gerektirmez. Dev-İşçi varolan örgütsel bütünlüğünü koruyup yaşatmalıdır. Birilerinin kalkış noktası şudur, Türkiye'de benzer bir tartışma süreci yaşanıyor. Orada hiçbir yapı kendisini bu süreçte dayatmıyor. O halde beraber tartışmanın ilk koşulu olarak bu arkadaşlar, Dev-İşçi platformunu lağvetmemizi istiyorlar. Böyle bir istek hiçbir şekilde tarafımızdan kabul edilemez. İnanıyoruz ki Türkiye'deki arkadaşların da böyle bir isteği olamaz. b- Türkiye'deki arkadaşlar tarafından, Dev-İşçi'de yaşanan ve derin ideolojik siyasi temelleri bulunan ayrılık dönemi (84- 85 yılları arası) dikkate alınıp, o sürecin pratik sonuçları bugün tekrar gözden geçirilmelidir. Yaşanan süreç (tasfiye süreci) birilerinin iddia ettiği gibi suni bir süreç değildi. O dönemin tartışmalarının ekseni devrimci dünya görüşünün savunulmasıyla sivil toplum yönelimi arasındaydı. En öz biçimiyle Marksizmi savunma-savunmama ikilemi arasındaydı. O dönem devrimci değerlere saldıran, onları ayaklar altına alan, devrimci barutunu tüketen güçlerle bizleri aynı kefeye koymak ve bu tartışma sürecinde beraber hareket etmeye zorlamak doğru bir anlayış değildir. Böyle bir istemde bulunma hakkı kimsede olamayacağı gibi zaten bu arkadaşlarda da böylesi bir oluşuma katılma isteğini gösteren hiç bir kanıt ta yoktur. c-Türkiye'deki arkadaşlar bizlerin burada yaşadığımız zemine ilişkin ağır görev ve sorumluluklarımızın olduğunu dikkate almalıdır. Biz Avrupa'da yaşayan Dev-Yol'cular açısından yaşadığımız zeminden kaynaklanan, yabancı olmamızın getirdiği bir yumak görev yığınıyla karşı karşıya oluşumuz, enerji ve gücümüzü bu alana yöneltmemiz sorumluluğunu bizlere yüklemektedir. Burada, Avrupa'nın göbeğinde kendilerini demokrasinin beşiği olarak adlandıran ülkelerde yaşayan yabancılara karşı göz göre göre insanlık ayıbı işlenmektedir. Yabancılar en temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu duruma karşı mücadele etmek Avrupa'da yaşayan her Dev-Yol'cu için ertelenemez bir görevdir. Onun için Türkiye'deki tartışmalar bizi asla buradaki görevlerimizi yerine getiremeyecek şekilde etkilememelidir. Türkiye'deki tartışma sürecinin burada bizi felç edecek şekilde, bölünmeye itecek sonuçlar yaratmasını doğru görmüyorum. Devrimci İşçi bir yönüyle (ikili görev halkalarından
bir tanesi) kendisini Avrupa'da devrimci bir siyasal güç olmaya göre
şekilleyip karakterize eden bir harekettir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org