|
|
|
|
Tartışma Süreci Üzerine Birkaç Söz
Erkan Aslan
|
![]() |
|
şekilde gündeme gelmiyorsa, isteklerimize,
niyetlerimize rağmen istemediğimiz bir sonuç da yaratır. Yani genel olarak
doğru olan bir çaba iyi uygularmadığı taktirde, veya başka bir dönemde
istemediğimiz sonuçlar da yaratabilir.
Bütün dünyadaki gelişmelerden, sosyalist hareketin
yaşadığı alt üst oluşlardan sonra, Türkiye sosyalist hareketinin son 12
yılına rağmen, çok ciddi ideolojik - teorik sorunlarla karşı karşıya
olmadığımızı düşünmek saflık olur. Aksine bugün sosyalistler karşı karşıya
olunan ideolojik - teorik sorunların tartışılmasında son derece cüretkar
da olmak zorundadırlar. Çünkü dünya sosyalist hareketi ve ülkemiz devrimci
hareketinin karşı karşıya olduğu sorunlar yeni gelişme ve değişmeleri
tespit etmenin ötesinde savunduğumuz düşünceleri köklü şekilde sorgulamayı
gerektiren sorunlardır. 75 yıllık sosyalist uygulamalar şimdilik
başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Sosyalistler son yüzyıldır sahip oldukları
ideolojik üstünlüğü kaybetmişlerdir. Saldırı durumundan savunma durumuna
geçmişlerdir. Burjuvazi sahip olduğu propaganda araçlarının da etkisiyle
son yıllarda gözle görülür şekilde moral kazanmış ve üstünlüğü ele
geçirmiştir. Proletarya ve yoksul uluslar gözlerini batıya çevirmişlerdir.
Sosyalist hareketler cazibe odağı olmaktan çıkmışlardır. Bu gelişmelere
ilaveten Türkiye sol hareketinin 12 Eylül sonrası yaşadığı yenilgi -ki bu
yenilgi basit bir örgütsel ve askeri yenilgi olarak değerlendirilemez,
yenilginin ideolojik ve politik yönü de son derece önemlidir- devrimciler
açısından dünya çapında sosyalist hareketin alt üst oluşuyla da birleşince
bir GÜVEN bunalımına yol açmıştır. Yani devrimci hareket büyük ölçüde
kendisine güvenini yitirmiştir. Bazı çizgilerin son zamanlarda atak
politika yapmaları, yaşananları görmezlikten gelmeleri kendileri için bir
güven bunalımı sorunu olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine sorunu
görmemezlikten gelip çözmeye çalışmamak bu çizgiler için yıkıntının çok
daha etkili olacağı anlamına gelir. Sovyetler Birliği'ni sosyal
emperyalist gören ve kendisini tek sosyalist uygulama olarak gören
Arnavutluk'un Sovyetler Birliği'nin çöküşünün etkisi sonucu yaşadığı
trajedi ibret vericidir. Sorun "BİR TARTIŞMA PLATFORMU İÇİN ÖN NOTLAR YA DA SATIR BAŞLARI" yazısındaki konularsa, ulaşmak istediğimiz hedef biraz muğlaklaşmaz mı? Bugün karşı karşıya olunan sorunlar kimin sorunlarıdır? Ya da değişik bir ifadeyle yazıda geçen sorulara cevabı kimler aramalıdır? Politik iddiaya sahip bir çevre için bu son derece önemlidir. Son yıllarda Türkiye solunda çokça yaşanan "Kuruçeşme taraşmalarında" amaç haline gelen ama sonucu sıfır olan tartışma süreçleri bizim için uyarıcı olmalıdır. O yüzden "KİM" sorusunu tekrar tekrar sormak zorundayız. Bu sorunun cevabı tektir. Bugün dünya ve Türkiye sosyalist hareketinin karşı karşıya olduğu ideolojik - teorik sorunları çözmek yaşadığı ülkede bir devrimci olarak, bir sosyalist olarak TEPKİ gösteren insanların işidir. Bilindiği gibi bir hasta hiçbir tepki göstermiyorsa ona kalıcı hiçbir tedavi uygulanamaz, önce tepki göstertilmeye çalışılır. Ülkemizde son birkaç yıldır yaşanan, özellikle de yeni siyasal iktidarla hızlanan gelişmelere tepki göstermeyen, duyarlı olmayan, gelişmeler karşısında hiçbir tavrı bile olmayan insanlar topluluğunun ideolojik - teorik sorunlara ciddi çözümler üretebileceği de şüphelidir. O yüzden yaşanması gereken süreç; gelişmelere en alt düzeyde bile olsa tepki gösteren insanların, bunun için organize olmaya çalışmış insanların varlığını gözeten, onları küçümsemeyen, onların varlığını bir başlangıç noktası olarak kabul eden, aksine bu çabayı geliştirmeye çalışan bir süreç olmalıdır. Yani karşı karşıya olduğumuz ideolojik - teorik sorunlar birinci derecede en alt düzeyde bile olsa siyasal faaliyeti sürdürmeye, bunun içinde örgütlenmeye çalışan insanlar topluluğunun sorunlarıdır. Bundan tartışmalarda bir takım insanların dışlanması, basit örgütsel ve günlük siyasal kaygıların öne çıkarılması sonucu çıkartılamaz. Aksine bu sürecin örgütlü yaşandığı taktirde daha geniş kesimleri kucaklayabileceği, amaçsız bir tartışmaya dönüşmeyeceği bir gerçektir. Bu yüzden varolanı görmezlikten gelme anlamına gelecek davranışları doğru bulmuyonım. (Var olan yetersiz olsa bile) Kuşkusuz bugün ideolojik - teorik sorunlar ele alınırken basit örgütsel çıkar ve kaygılardan uzak olunmalı, bir bilim adamının, akademisyenin "Bağımsız düşünme yeteneği ve özgürlüğüne" sahip olunabilmelidir. Ama eğer sorun "dünyayı değiştirmek için tanımak ve yorumlamak"sa genel olarak politik kaygılardan da arınılamaz. İdeal olan ikisini birleştirebilmektir. Bizler bir noktada tercihini yapmış insanlarız. O yüzden tercihini yapmamış insanların özgürlüğüne sahip olma şansımız yok. Belki birileri yadsıyabilir ama bugün bu tartışmayı düzenleyenler bir geleneğin temsilcisidirler. Üstelik sahip olduğumuz gelenek karşı karşıya olduğumuz sorunların çözümünü bizler açısından zorlaştırmıyor, aksine bize son derece olumlu bir birikim sunuyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz ideolojik - teorik sorunlar çok düzenli ve organize de olsa birkaç aylık tartışma - araştırma süreciyle aşılabilecek sorunlar değil. Belki de dünya devrimci hareketi bu sorunların çözümü için on yıllarca çaba harcamak zorunda kalacak, nefesimizi derin almalıyız. Bugün bizim için acil ihtiyaç sorunlar karşısında bir pozisyon almak, sorunun kendisini tanımak, bir perspektif ve genel bir çerçeve sunmaktır. Bunun için de ülkemizdeki hiçbir siyasal grubun sahip olmadığı şansa sahibiz. Bunu kendimizde bir keramet aramak için söylemiyorum. 1970'lerde dünya sosyalist hereketi içindeki çatışmalara bakışımız, bu çatışmalarda bir vaziyet alışımız, sınırlı da olsa örgüt sınıf ilişkisi, örgüt insan ilişkisi vb. konulardaki düşüncelerimiz, Sovyet ve Çin yanlılarıyla enternasyonalizm, parti, sosyalist ekonomi (ki bu konular bugün de çok önemli alt başlıklardır) konularındaki girdiğimiz tartışmalar, dogmatizmin de ekonomizmin de dışında bir yol arayış çabamız, teoride ve pratikte ürettiğimiz değerler (Yeraltı Maden-İş ve Fatsa deneyimi, DEV-GENÇ, DEVRİMCİ GENÇLİK faaliyetlerimiz, Direniş Komiteleri üzerine düşüncelerimiz, amaca ancak amaca uygun araçlarla varılabileceğine olan inancımız, siyasal iktidarın ele geçirilmesi ve Devrimci Halk örgütlülükleri ilişkisi konusundaki düşüncelerimiz vb.) bizi tüm gruplardan şanslı kılıyor. Bugün bu şansımızı iddiaya dönüştürebildiğimiz ölçüde ilerleyebiliriz. Bizim dışımızdaki solun varlığını görmemezlikten gelemeyiz, ama sorunu tarif ettiğimizde bile DEVRİMCİ YOL gerçekliğinin önemi ve nereden başlamamız gerektiği açıktır. Bunun için de sahip olduğumuz birikimi küçümsemeyi de, abartmayı da, sulandırmayı da doğru bulmuyorum. Soruna biraz değişik yerden bakalım; bir ülke düşünelim ki devrimci hareketi politik ve örgütsel olarak yenilmiş olsun, tam bunu aşmaya çalışırken çok daha köklü ideolojik sorunlarla karşılaşılsın. Ama aynı dönemde o ülkedeki çatışmalar giderek keskinleşiyor, devletin üzerinde durduğu sac ayakları (laiklik, anti-komünizm, üniter devlet) yıkılıyor, ülke sancılı bir geçiş süreci yaşıyor olsun. Toplumsal muhalefet, olmadığından değil, ona öncülük eden olmadığından dini çevrelerin ve burjuva çevrelerin eline düşüyor. Yani devrimci hareket salt ideolojik sorunlarla karşı karşıya değil, çok ciddi politik sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunlarla 12 Eylül sonrası yaşanan dejenerasyonu çürümeyi, yani sosyal çöküntüyü de ilave edelim. Çözümleri de iç içe geçmiş. Bu yüzden soranların birine aşırı derecede öncelik vermek mümkün değil. Yaşanan ideolojik tahribatın etkisi politik tahribatın derinleşmesine yol açıyor. İkisi birden sosyal çöküntüyü derinleştiriyor. Aynı şekilde politik bir hamle ideolojik - teorik sorunların çözümünü kolaylaştırıyor. Son on yıldır süren tartışmalar göstermiştir ki; sınıflar mücadelesinde aktif fiili taraf olunmadan yapılan tartışmalar anlamsızlaşıyor. Üstelik sorunların çözümünü görebilmek için hayatın içinde olmak gerekir. Yeniden üretebilmek için değiştirme eyleminin öznesi
olmak gerekir. Gerektiğinde "önce eylem vardı, hareket vardı!"
diyebilmeliyiz. Aradığımız bir çok şeyin ip uçları orada. Yani sınıflar
mücadelesinde fiili aktif bir taraf olmak, olabilmek bu işin olmazsa
olmazı. Bugün genel olarak sosyalist hareketin yaşadığı kriz salt teoride
bir çözümle aşılacak türden değil. Zaten krizin nedenlerinden biri
devrimci hareketin kendi gerçek kimliğini devrimci eylemde ifade
edememesi, amaç için her şey mubahtır düşüncesinin zaman zaman egemen
olabilmesi. Bu yüzden yaşanan krizi devrimci kimliğimizi eylemimizde ifade
edebildiğimiz ölçüde aşabileceğiz. Yeni hükümet toplumda bir çok konuda umut yaratarak iş başına gelmesine rağmen, bir taraftan toplumun en küçük talebine bile cevap vermez, diğer taraftan açık bir polis devletini giderek şekillendirirken büyük şehirlerde sorgusuz sualsiz insanlar öldürülürken, "biz önce şu ideolojik - teorik sorunları çözelim" anlamına gelebilecek bir davranışı doğru bulmak mümkün değil. Ayrıca inandırıcı da olmaz. Eğer birileri ideolojik - teorik sorunları görmezlikten gelip de kendilerini salt bugünün çatışmasında ifade etmeye çalışıyorlarsa onlara da tersinden bu sorunların önemini anlatmak gerekir. Yani bugün devrimcilik, yürürken türkü söylemesini becerebilmek demektir. Bugün sosyalist hareket emekçi yığınlar açısından çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Daha çok kendisini burjuva partilerinin eksikliğinde ve olumsuzluğunda anlatan sol hareket büyük ölçüde marjinalleşmiş durumda (ama gerektiğinde devrimci bir hareket de kimliğini, niteliğini korumak için marjinalliğe de katlanmayı göze alabilmelidir. Bugünkü marjinallik ise kimlik ve nitelikten çok kimliksizlik ve niteliksizlikten ileri geliyor.) Sol hareketin büyük bir kısmı toplum açısından anlam ifade edebilecek amaç eksikliğini radikal eylem ve örgüt biçimleriyle aşmaya çalışıyor. Bugün solun büyük kesimi statükocudur. Bu durum burjuvazinin sola yönelik saldırılarını kolaylaştırıyor, yer yer polis sıradan insanları devrimcilere karşı kışkırtabiliyor, burada polisin başarısından değil, solun düşüncesizliğinden ve başarısızlığından bahsetmek gerekir. Genel olarak sol hareketin sahip olduğu değerler emekçi sınıflar açısından uğruna büyük fedakarlıklara katlanılacak değerler değil. Bu yüzden sol hareketin kendisini sorgulayabilmesi, kendi genel amacını dönemin çatışmasında somutlayabilmesi gerekiyor. Solun sahip olduğu değerlerin büyük bir kısmını açmaza almış durumda. Cazibesini yitirmiş bir sol, egemen sınıf partilerinin tek kale bir maç oynamasında en önemli etken. Halbuki solun bugüne ve geleceğe ilişkin söyleyeceği çok şey var. Egemen sınıfların faşizm tercihine karşı emekçi sınıfların demokrasi ve özgürlük talebini sol hareket kendi demokrasi ve özgürlük anlayışını ifade edebileceği bir çatışmaya dönüştürme şansına sahiptir. Medyanın vb. ideolojik aygıtların etkisine rağmen bugün devrimci hareket sosyalizmin alternatifinin ulusların birbirini boğazlaması, dünyanın dörtte üçünün açlığı olduğunu anlatabilmenin yollarını bulmalıdır. Aynı şekilde çağımızda çok daha net şekilde açığa çıkan ekoloji vb. sorunları kendi programında ifade edebilen insan olayını öne çıkaran bir devrimci hareket bugünün çatışmasında da emekçi yığınlar açısından yeniden anlam ifade eder hale gelebilir. Sovyetler Birliği'nin çözülüşüyle dünya çapında sosyalizme yönelik saldırılar zirveye ulaştı. Burjuvazinin böylesi bir avantajlı konumu yakalamasında esas olarak sosyalist hareketin objektif olarak sahip olduğu pozisyon rol oynadı. Biliyoruz ki bugün yıkılan kapitalizmden tümüyle kopamamış, insan faktörüe gereken önemi verememiş, burjuva dünyasıyla bırakın kopmayı uzlaşmanın yollarını arayan sosyalizmdir. Ne olursa olsun bugün yaşanan bir gerçekliktir. Sonucun büyüklüğü zihinlerde büyük depremlere yol açıyor. Bu da soruna akılcı bir yaklaşımı engelliyor. İnsanlar büyük ölçüde salt bugüne bakarak yargıya varıyorlar. Bu yüzden 20 yy.daki devrimlerin insanlığın kendi tarihinde ilk kez kendi geleceğini kendisinin yapmaya başlaması anlamına geldiği gerçeği, yıkıntının yarattığı toz duman bulutları arasında kayboluyor. Bugün sorun ele alınırken salt yıkıntılara bakarak karar vermek ve değişmez sonuçlara ulaşmak çöküntüye yol açan mantıktan çok farklı değil. Marksizm - leninizm bir din gibi kavranmıştı, şimdi din gibi kavrayanların yeni tanrılara ihtiyacı olacak. Ben insanlık tarihinde 75 yıllık bir sürenin çok uzun bir zaman dilimi olmadığını düşünüyorum. Burjuva devrimleri 1600'lü yıllarda başlamasına rağmen bugün hala devam ediyor. Her sonraki bir öncekinden farklı özellikler sergilemesine rağmen de esas olarak burjuva devrimlerinin özü değişmiş olmuyor. 1789'daki Fransız burjuva devriminden sonra feodaller zaman zaman iktidara el koydu. Ama bu durum l789 burjuva devriminin ne sona ermesine yol açtı, ne de insanlık tarihindeki etkisini azalttı. 20.yy.da yaşanan sosyalist devrimler bugün için başarısızlıkla sonuçlanmış gibi gözükse de insanlığın geleceğinde etkisi tartışılmazdır. Burjuvazi bugün zirvede, ama zirve çöküşün de başladığı noktadır. O yüzden bugün birçok şeyi erken söylemek yerine yıkıntının sonucu oluşan toz bulutunun dağılmasını kolaylaştırmak gerekir. Hiçbir şekilde süren tartışmalarda yeni bir başlangıç yapıyormuşuz havasında olmamalıyız. Tartışma sürecinin işleyiş biçimi ve platform taslağı bazı kaygılara yol açsa da bugün fiili bir durum yaşanıyor, yani tartışma başlamıştır. Bu yüzden şu anda yapılması gereken bu sürecin devrimci hareketimiz için, kafamızdaki bir çok soruya cevap bulmak açısından en olumlu sonuçlanacak şekilde işlemesini sağlamaktır. Bunun için aşağıdaki noktalara dikkat edilmesini öneriyorum. 1. İdeolojik - teorik sorunlar tartışılırken insanlar "özgür" olabilmeli, kısa vadeli çıkar ve kaygılar tartışmalara gölge düşürmemeli. Tartışmalarda sloganlara ve bazı kavramlara takılınıp kalınmamalı. İnsanlar düşünmekten korkmamalı ve korkutulmamalı. Hele hele red-kabul ikileminde suçlayıcı tartışmalara müsaade edilmemeli. 2. Devrimci hareketimizin 12 yıldır karşı karşıya olduğu iç sorunlar, kişisel problemler, güven sorunu, insanların uzun süredir farklı ortamlarda yaşayışı sonucu ortaya çıkan farklılıklar bu süreci tıkamamalı. 3. Ne olduğumuz, kim olduğumuz, nereden başladığımız türünden sorularla tartışmalar belirsizleştirilmemeli. Bir geleneğin yaratıcıları ve devamcıları olduğumuz, kurumlaşma gibi bir sorunla da karşı karşıya olduğumuz unutulmamalı. 4. Bu tartışma süreci sonunda çok ileri sonuçlar
elde edebileceğimiz hayaline kapılınmamalı. 6. Kendimiz için kimliksizliği kabul etmiyorum. Bu konuda mütevazi olunmamalı. Bizim için önemli bir sorun, kimliğimizin korunarak geliştirilmesi, eyleme dönüştürülmesidir. 7. Tartışmanın kendisi bir politik iddiayı açık şekilde ifade edebilmeli, bunu da kamuoyuna yansıtabilmeliyiz. 8. Devrimci hareketimizin genel bir değerlendirmesi yapılmalı, ama bu geçmiş değerlendirmesi şeklinden çok, yarına ilişkin ip uçları bulmaya çalıştığımız bir tartışma olmalı. 9. Tartışmanın diğer bir yönü emperyalist ilişki ve değişme, bunun ülkemizde yansıması, ülkemizde son 10 yıldır yaşanan ekonomik, sosyal, siyasal gelişme ve değişme, Türkiye'nin nereye gittiği, dönemin devrimci politikalarının ne olması gerektiği üzerine olmalıdır. 10. Bugün egemen sınıfların faşizm tercihiyle emekçi yığınların demokrasi ve özgürlük talebi arasındaki çatışma kendiliğinden ve en alt düzeyde bile olsa sürmektedir. Bu çatışma kendi demokrasi ve özgürlük anlayışımızı ifade edebileceğimiz bir çatışma olarak değerlendirilmeli, ideolojik - teorik düzeyde süren tartışma bu çatışmanın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ele alınmalıdır. 11. Kürt sorunu bize rağmen, bizim irademize rağmen fıili bir hal almıştır. Sorun salt Kürt sorununun nasıl ele alınacağı sorunu değildir. Gelişmeler karşısında devletin şiddet kullanmaktan vazgeçmesini önermek de bir çözüm önermek değil. Sorun; birincisi bizim bu şiddete karşı nasıl bir tavır alacağımız sorunudur. İkincisi Kürt halkının dayattığı çözüme nasıl tavır alacağımız sorunudur. (O noktada bizim nasıl tavır alacağımız da önemli değil, eğer dayatma anti-emperyalist ve demokratikse bize desteklemek düşer). 12. Tartışma süreci son yıllarda atılmaya çalışılan adımları baltalamamalı, onu geliştirmeye çalışılmalıdır. Olanlar herşey değildir, ama hiçbir şey de değildir. 13. Yine tartışmalarda bir kaos elde etmek istenmiyorsa, tartışmanın yöntemi ve sonuçları üzerinde zorlayıcı olmak zorundayız. 14. Tartışmanın biçimine ilişkin ise: a) Tartışmanın iki düzeyde sürmesini öneriyorum. Birincisi; Bütün sol kamuoyunu içine alabilecek şekilde, sol aydınlar da çekilmeye çalışılarak, yasal olanakların (Dergi, dernek, sendika vb.) tümünün kullanıldığı, forumların düzenlendiği en geniş katılım sağlanarak yapılmaya çalışılmalı. İkincisi; Devrimci hareketin geliştirilmesini kendisine görev olarak alanların, bu tartışmaların sonuçlarını ürüne dönüştürecek şekilde bir tartışma süreci örgütlemelerini öneriyorum. Bunun için alanlardaki faaliyet halindeki arkadaş toplulukları esas alınmalı. Bu tartışma aynı zamanda bu arkadaşların günlük uğraşlarını da engelleyen değil, kolaylaştıran olabilmeli. İdeali fabrikada patronla kapışmayı örgütleyen bilinçli işçilerin, mahallede devrimci faaliyeti sürdüren, mahalle komitelerini kurmaya çalışan arkadaşların, üniversitede devrimci mücadeleyi yükseltmeye çalışan, anfi komiteleri kuran, polissiz üniversite sloganını hayata geçirmeye çalışan devrimci öğrencilerin, tüm alanlarda sayıları az da olsa faaliyet sürdüren devrimcilerin, faaliyetlerini bırakmadan kendilerinden fedakarlık ederek katıldıkları bir tartışma sürecidir. Yılların birikimine sahip arkadaşlarımız deney ve yetenekleriyle bu sürecin çok daha bilinçli yaşanabilmesini sağlayabilmeliler. İstediğimiz sonucu böyle elde edebiliriz. b) Süreç boyunca arkadaşların konumlarına uygun olarak tartışma ve araştırma grupları oluşturulabilir. Divan bu gruplar arasındaki iletişimi sağlar. c) Tartışmaların sonuçları yazıya çevrilerek -farklı düşünceler de dahil- daha geniş kesimlere ve farklı çalışma gruplarına iletilebilir. d) Genel olarak süren tartışmanın özetinin çıkartılması, çıkan sonuçların derlenip toparlanması için ya ayrı bir ekip oluşturulabilir, ya da -ki doğrusu bu- Divan bünyesinde bir çalışma grubu oluşturulabilir. e) Tartışmalar İşçilerin Sesi ve Devrimci Gençlik dergilerinden de yansıtılabilir. Ayrıca bülten çıkarılabilinir, iç sirkülasyon sağlanabilir. f) Bu tartışmalara birey olarak katılabilme şansına sahip olmayan arkadaşların düşünceleri yazılı olarak tartışma gruplarına iletilebilir. g) Divan tartışmaları tıkayıcı, suçlamaları önleyerek sürükleyici olabilir. Önümüze koyduğumuz, çözmekle yükümlü olduğumuz görevler kararlılığımızla, inatçılığımızla aşılabilecek, yerine getirilebilecek. Bugün devrimci olmak, karşı karşıya olduğumuz ideolojik - teorik sorunların üzerine kararlıca gitmek, bu çabayı proletaryanın bağımsız devrimci eylemini yaratma çabasıyla birleştirmektir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org