Bir Tartışma Platformu İçin: Ön Notlar ya da Satırbaşları

1.
Türkiye'deki tüm siyasal hareketler dünya çapındaki gelişmelerin bir sonucu olarak önemli sorunlar yaşıyor; önemli farklılaşmalar ve değişimler geçiriyor. Sol hareketler 12 Eylül yenilgisinin getirdiği (benzer her yenilgi döneminde görülen) sorunları aşma çabası içindeyken, Sovyetler'de, Gorbaçov dönemiyle başlayan ve SSCB'nin tarih sahnesinden silinmesine uzanan büyük çarpıcı gelişmelerin derin etkisiyle yüz yüze geldiler.

  Her siyasal toplumsal hareket ait olduğu tarihsel dönemin sorunları içinde anlamlanır. Bugünün Türkiye’sinde de dünya çapındaki bu değişimleri kavramayan bir devrimci siyasal hareketin gelişmesi olanaksızdır. Dünya çapındaki değişimler sadece İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan dünya dengelerinin ve ona ilişkin kavramların ortadan kalkmasıyla kalmıyor; Ekim Devrimiyle başlayan ve o dönemden sonra hem emperyalist-kapitalist sistem içindeki hem de Üçüncü Dünya denilen sömürge, yarı-sömürge ülkelerdeki tüm siyasal gelişmeleri derinden etkileyen bütün bir tarihsel dönemi fiilen sona erdiriyor.

Bu gelişmelerin ortaya çıkarttığı ilk sonuç; ideolojik-teorik sorunlann yeniden ön plana çıkmasıdır. Henüz siyasal plandaki gelişmelerin eski sosyalist ülkelerin içinde ortaya çıkan etnik ulusal çatışmaların ötesinde nereye varacağı belli olmamışken şimdiden adeta bütün dünyada ideolojik bir deprem yaşanmış gibidir. Eski kavramların sahip oldukları varsayılan tüm "açıklayıcılık" güç ve anlamları yavaş yavaş siliniyor. Ve yerleri medyanın büyük bir güçle yaygınlaştırdığı imajlar, yeni ideolojik sorunlar ve burjuva düşünce kalıpları tarafından dolduruluyor.

Merkezi plan düşüncesinin piyasa ekonomisi karşısında geçersiz kaldığı kanıtlanmış mıdır? Sosyalist ülkelerdeki insanlar neden Batı toplumlarına has yaşam biçimini tercih etmişlerdir? Sosyalist ülkelerdeki üretim ve teknoloji neden kapitalist toplumlara göre geri kalmıştır? Komünizmin tümüyle iflas ettiği, gerçekleşmesi imkansız bir ütopya olduğu kanıtlanmış mıdır? İflas eden, sadece bürokratik sosyalizm anlayışları mıdır, yoksa leninist (hatta marksist) teori midir? Vb. vb....sorular uzatılabilir.

Kuşkusuı tüm bu ve benzeri sorulara kendi içinde "tutarlı" yanıtlar bulmak mümkündür. Ancak verilecek hiçbir yanıt kısa vadede bu soruların sorulmasına yol açan gelişmelerin ve bütün bu gelişmelerin adeta tek yanlı olarak burjuva bakış açısıyla yansıtılmasının yarattığı derin ideolojik tahribatın etkilerini ortadan kaldırma gücüne sahip olamayacaktır.

Bu tespit ne kadar doğruysa, bu ideolojik tahribatın etkisi belirli oranda kırılmadan ciddi bir devrimci siyasi gelişmenin sağlanamayacağı da o kadar kesindir. Bu ise ideolojik-teorik sorunların herhangi bir devrimci siyasi gelişme açısından yeniden bir ön (anahtar) mesele haline gelmesi demektir; iktidarın ele geçirilmesine yönelik (siyasal) taktik ve sorunların çözümü için bu ön meselede en azından belirli bir gelişme sağlanabilmesinin zorunlu hale gelmesi demektir.

2.
70'li yıllara damgasını vuran ve halka mal olmuş bir devrimci muhalefet hareketi olarak Türkiye mücadele tarihindeki en önemli aşamalardan birini oluşturan Devrimci Yol, 12 Eylül yenilgisi sonrasında merkezi yapısı dağılmış ve bütünsel bir siyasi etkinlik sürdürememiştir. Bu potansiyel, bugün geçilen sürecin bütün olumsuz, dağıtıcı, bozucu etkilerini üzerinde taşımaktadır. İnsanlar büyük çoğunlukla eski konumlanndan uzaklaşmış durumdadır. Mevcut düzen ilişkileri içindeki yaşama uğraşına bağlı olarak yapılan işler ve yaşama biçimleri kaçınılmaz, olarak kendine uygun (yeni) düşünüş biçimlerini ve alışkanlıklarını da üretmiştir. Pek çok insan çoğu kez yürütülen işlerin bir uzantısı olarak düzen içi yasal bir parti içindc yer alma yolunu seçmiştir. Buna rağmen hemen herkesin eski siyasal kimliklerini koruma kaygusu içinde oldukları da görülmüştür. Bunlara karşın Devrimci Yol anlayışını aynen koruma veya yeniden üretme adına yapılabilenler de diğer oluşum ve gruplaşmalarla birlikte bu geniş potansiyeli etrafında toplayabilecek ve ifade edebilecck bir çekim merkezi olma özelliğini sağlayamamıştır.

Bugün, bütün bu nedenlerle geniş Devrimci Yol çevrelerini olduğu kadar büyük bir bunalım ve benzeri sorunlarla yüz yüze bulunan solun genişçe kesimlerini de kendi etrafında toplayabilecek bir siyasal oluşuma yönelebilmek için sosyalizmin bugünkü sorunlarıyla ilgili üzerinde mutabakat sağlanmış bir amaçlar, politikalar ve uygun araçlar zemini gerekli görünmektedir. Bugünkü koşullarda böylesi bir mutabakatın ancak belirli bir sürece yayılmış ciddi, demokratik, özgür bir tartışma sürecinde üretilebileceği kabul edilmelidir. Ancak en geniş kesimlerimizin katılacağı böyle bir tartışma sürecinde ortak bir siyasi iradenin ortaya çıkması sağlanabilecektir. Ve ancak bu yolla mevcut Devrimci Yol potansiyelinin yeniden bir kollektif siyasi varoluşa yönelmesi mümkün olabilecektir.

Böyle bir tartışma süreci yıllardır bütünsel bir siyasal hareketlilik içinde bulunmayan bir potansiyelin kendisini yeniden ifade etme çabası olarak algılandığı sürece birbirinden çok farklı seslerin ortaya çıkması da kaçınılmaz sayılmalıdır. Bu farklı seslerin bir kakafoniye mi dönüşeceği, yoksa çok yönlü, çok sesli bir bütünselliğin birbirlerini tamamlayan parçaları olarak mı işlevlenebileceği (dolayısıyla Türkiye solunun bütünü için de geçerli bir çıkış yolunun sağlanıp sağlanamayacağı) bu çabaya katılanların fikri olgunluk, beceri ve yetkinlikleriyle doğru orantılı bir sonuç olarak belirlenebilecektir.

Böyle bir sonucun elde edilebilceğini kuşkulu bulanlar olabilir. Buna rağmen böyle bir çıkış yolu aramadan, bugünkü dünya koşullarında pek fazla bir yerlere götürmeyecek, geçmişe basit (ve daha geri düzeydeki) bir öykünme olmaktan öteye gidemeyecek dar ufuklu, dar-pratikçi, dar kalıpçı yollara başvurmak doğru bir tutum olmayacaktır.

3.
Böyle bir tartışma süreci içindc kuşkusuz ideolojik-teorik, siyasi, örgütsel, geçmiş, gelecek vb. her konu üzerinde durulabilir. Ancak doğru yanıtlar bulabilmek için soruların doğru sorulması gerektiği de ayrı bir gerçektir. Burada üzerinde durulabilecek konulara ilişkin bazı kısa notlar düşmek yararlı olabilecektir.

Yüz yüze kalınan ideoloik-teorik sorun yalnızca bir ideolojik propaganda, (ya da basit bir "iman tazeleme") olarak algılanmamalıdır. Dünya çapındaki gelişmeler, sosyalizmin bir tarihsel döneminin fiilen sona ermesine tekabül etmektedir. Kuşkusuz tüm bu gelişmelerin sosyalizm idealinin sınıfsız, eşitlikçi ve özgür bir toplum idealinin iflası anlamına gelmediği doğrudur. Sosyalizm, kapitalizmin, bireysel çıkar ve kar için üretime, sömürüye dayalı bir toplum düzeninin eleştirisi ve alternatifidir. İnsanlığın böyle bir sisteme sonsuza dek mahkum edilemeyeceği ne kadar kesinse, sosyalizm düşüncesinin ölümsüzülüğü de o kadar kesindir. Kaldı ki bugün Sovyetler Birliği’nde meydana gelen çöküntünün yarattığı büyük gürültü patırtı arkasında saklanan en önemli gerçeklerden biri, emperyalist-kapitalist sistemin kendi mantıksal gelişiminin de sonuna yaklaşmakta oluşudur. Bu yüzden bugün aslında iflas eden şeyin biraz da kapitalizmin kendisinin olduğu düşüncesi geçerli bir düşünce olarak kabul edilebilir. Ancak şu da bir gerçektir ki, bugünkü kapitalist-emperyalist sistem bir asırdan fazla bir zaman önce Marx'ın işleyiş yasalarını inceleyerek eleştirdiği ekonomik-toplumsal sistemden olduğu kadar, Lenin'in tanımladığından da oldukça büyük farklılıklar taşımaktadır. Bu bakımdan bugün, kapitalist-emperyalist sistemin eleştirisinin ve sosyalizmin ortaya konuluşunun yüzyıl önceki koşulların ürünü olan kavram ve düşünce kalıpları içinde kalınarak başarılamayacağı kabul edilmek zorundadır. Öte yandan bugün sosyalizm üzerine söylenecek her şey yüzyıl öncekinden farklı olarak sosyalist ülkelerin geçirdiği gelişme süreçlerinin üstüne oturacaktır. İnsanlığın üçte biri neredeyse bir asra yakın zamandır şu ya da bu şekilde değişik biçimlerde sosyalizm adı altında bir düzen içinde yaşamışlardır. Bütün bu süreçlerin, sistem ve uygulamaların insanlara nasıl bir yaşama biçimi sunduğu, ne getirip götürdüğü irdelenmeden sosyalizm üzerine söyleneceklerin ve kapitalizm eleştirilerinin havada kalmaya mahkum olduğu açıktır.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı, ideolojik sorun ancak böyle bir derinlik ve kapsam içinde ele alındığı takdirde çözümlenebilecektir. Yoksa çoğu kez yapıldığı gibi gelişme ve değişimlerin bazı sonuçlarından başka bir şey olmayan kimi olguları ele alıp buradan geriye doğru sosyalist demokrasi ve benzer konularda bazı teorik düzeltme ve eklemeler yapılarak daha mürekkebi kurumadan eskiyecek yaklaşımlardan başka hiçbir ciddi sonuç elde edilemeyeceği muhakkaktır.

Teorik alanda ortaya konulacak çözümlemelerin bugün özel bir anlam taşıdığı vurgulanmalıdır. Dünya çapında sosyalizmin uğradığı aşınma, salt gündelik düşünme biçimleri ve sosyalizm pratikleriyle sınırlı kalmadı. Aynı zamanda teorik düzlemde de politik çözümlemelerin, strateji ve taktiklerin temelini oluşturan teorik konularda da önemli bir kayma ortaya çıktı. Bir yandan eski kavramsal çerçeve açıklayıcılık gücünü yitirirken, diğer yandan da bugünün dünyasını çözümleyecek yeni kavramların üretilmesinde önemli sorunlar ortaya çıkmış durumda. Eğer sosyalizmin donmuş bir teori olmadığına inanıyorsak, hem eski kavramlara yeniden değer kazandırmak, hem de bugünün dünyasına ilişkin yeni kavramlar üretmek zorundayız.

80 sonrasındaki çeşitli girişimlerin ve yayın faaliyetlerinin tıkanmasında en önemli nedenlerden biri böyle bir yeni teorik temelin tanımlanamamış olmasıdır. Bu görev becerilemediği oranda mevcut çalışmaların biraz da eski teorinin ve çalışma tarzının çeşitli rötuşlarla bugüne uyarlanması olarak şekillenmesi kaçınılmaz olmuştur. Genel bir teorik temelin yokluğunda, yayın faaliyetlerinde de bir tür kimliksizlik kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır.

Bütün bunlar ideolojik teorik sorunlara ilişkin çalışmaların kısa sürede ve kolayca üstesinden gelinebilecck basitçe bir iş oIarak algılanamayacağını ortaya koymaktadır. Bu ise, bu alandaki çalışmaların tartışma sürecinin çok daha ötesine uzanacak sistemli ve kollektif bir temele oturtulması, geniş çaplı bir araştırma sürecinc yayılması gereğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca bugün medyanın ideolojik bombardımanı altında yaşayan, bir imajlar dünyasının tutsağı olarak davranan bir toplumda yaşadığımız açık olduğuna göre mevcut düzene karşı kültürel bir alternatifin yaratılması çabası da özel bir önem taşıyor. Bu alandaki çalışmalar bu nedenle bir alternatif kültür odağı yaratma çabasını da içermelidir. Toplumda sosyalist düşüncelerin yeniden kök salması, sosyalist düşüncelerin burjuva düşünceleri karşısında hegemonyayı ele geçirebilmesi biraz da bu tür faaliyetlerin başarısına bağlıdır. Bütün bu çabalarla belirli bir yol almaksızın ve bu yolla sosyalist düşünce gerçekleşebilir bir düşünce olarak yeniden üretilmeden, nesnel olarak düzen karşıtı bir konumda yer alan emekçi kitleleri toplumsal-siyasal bir devrime yöneltmek mümkün olamayacaktır.

Siyasal-teorik bir yayın gereği üzerinde durulacak özel bir konudur. Bugün siyasal bir yayın faaliyeti sosyalizmin ve Türkiye solunun teorik sorunlarını gidermeyi amaçlayan canlı bir tartışma sürecinin ve böyle bir süreçte üretilebilecek bir anlayışın üzerinde yükselmelidir. Aynı anlayışa dayalı bir siyasal pratiğin de ifadesi olacak bir yayın faaliyetiyle, bugün örnekleri çokça görülen ve hiçbir gelişme şansı olmayan sol yayınların konumları aşılabilir.

Bu konudaki önemli bir sorun burjuvazinin ideolojik hakimiyet araçlarının ve medyanın büyük etki gücü karşısında bizim eski hastalıklarımızla birlikte tümüyle marjinal bir konuma sürüklenmekten kurtulamayışımızdır. Kitleleri ilgilendiren çok önemli sorunlar konusunda çok güzel, ciddi fıkirlerimiz olsa bile bunlardan (kendimizden başka) kimsenin haberi olmamaktadır. Baskı sayısı birkaç bini geçmeyen legal ya da illegal yayınlarımızdaki fikirlerimiz onları yazanlarımızdan ve onları okumayı meslek edinmiş çaresizlerimizden başka kimse tarafından okunmamaktadır. Bu noktada oldukça önemli bir "iletişim" ve "elverişli iletişim araçları" sorunumuzun bulunduğu açıktır.

Bir diğer başlık örgütlenme sorunlarıdır.

Bu konuda genel geçerli yaklaşımlar, kavramlar bellidir. Her siyasi hareketin gelişme sürecinin bütün aşamalarında gelişiminin nesnel durumuna ve gereklerine uygun bir örgütlülük içinde bulunacağı ne kadar açıksa, bu gerekliliğin sınırlarının öznel ve keyfi bir şekilde zorlanmasının yanlışlığı da o kadar açık olmalıdır. Bugün ortada duran teorik sorunlar kollektif bir tartışma süreci içinde hiç değilse bir ölçüde aşılmadan siyasal mücadele ve örgütlenme alanında ciddi ilerlemeler katedilemeyeceğine göre, gizemli ve katı örgütsel kalıplar, davranışlar ve ilişkiler dayatmak bugün için gereksiz bir zorlama sayılmalıdır.

Örgütlenme sorunlarının tartışılmasında göz önünde tutulması gereken bir nokta, bugünkü toplumsal yaşam ve ilişkilerin, sorunların geçmiş dönemlere göre kazandığı olağanüstü karmaşıklıktır. Bu karmaşıklığı tek bir payda altında toplayarak basitleştirip birleştirebilmek bugün eskisinden çok daha zor bir iş haline gelmiştir.

Bu yüzden de geleneksel siyasi mücadele ve örgütlenme anlayışları katı kalıpsal yaklaşımlarıyla toplumsal muhalefet alanlarını kapsayıcı bir özellik kazanamamaktadır. Düzene karşı gelişen geniş toplumsal muhalefet potansiyellerini kucaklayıp birleştirebilmek için eskisinden daha grift mücadele ve örgütlenme anlayışlarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu nedenle bütün örgütlenme sorun ve ilişkilerinin tek bir basitçe yanıtı aranmamalıdır.

Örgütlenmeye ilişkin bir tartışma konusu da yasal partiye ilişkindir. Yasal bir parti konusu diğer sol çevrelerin yanısıra DY çevrelerinde de uzunca bir süredir üzerinde durulan konulardan biridir. Diğer sol çevrelerin bu konudaki yaklaşımları (başlıca mücadele anlayışına dayalı yasal parti, solun birliğinin bir aracı olarak yasal parti, bir seçim partisi vd.) bilinmektedir. Bunlara son dönemlerde "HEP örneğindeki gibi bir yasal parti anlayışı" da eklenmektedir.

Başlıca mücadele alanı olarak parlamenter mücadele anlayışına dayanan yasal parti, solun (veya devrimci solun) birliğinin (ya da seçiın platformundaki geçici birliğinin) aracı olarak yasal parti kavramlarının tutarsızlıkları üzerinde burada uzun boylu durmak gereksizdir. Bugün bu konudaki eski bilinen tartışmaları yinelemek bile gereksizdir. Çünkü bu anlayışlar kadar, o tartışmaların yanlışlıkları ve doğrulukları da geride kalmıştır. Sosyalizm mücadelesinin bugünkü sorunları üzerine oturmayan bir yasal parti tartışması tümüyle anlamsızdır.

DY çevrelerinde yasal bir parti ya da devrimci bir kitle partisi konusunun kural olarak reddedilemeyeceği ve tek başına bir yasal parti vasıtasıyla bugünkü örgütsel ve siyasal sorunların çözüme ulaştırılamayacağı konusunda herhangi bir tereddüt bulunamaz.

Buna karşılık, dünya çapındaki gelişmelerin sosyalizmin kesin bir iflası olarak algılandığı ve siyasi mücadelenin tüm bu nedenlerle geri bir düzeyde geliştiği bugünkü koşullarda sosyalist bir düzen alternatifınin geniş emekçi kitlelere somut, gerçekleşebilir bir yeni program olarak sunulmasının olanakları açısından yasal siyasi örgütlenme alanının değerlendirilmesi konusu (bu konuda tabanın yasal parti konusundaki geleneksel sağ eğilimlere karşı duyarlılığına da dikkati çeken, başlangıçta böyle bir alana yönelen çabaların hareketin gelişmesini bürokratik boğulma ve dağılmalara yol açması endişelerini ileri süren görüşler de dikkate alınarak) tartışılabilecek bir konu olarak görülmektedir.

Bir diğer önemli tartışma konusu ise Kürt sorunudur. Teorik düzlemde Türkiye devrimiyle Kürdistan'da boyutlanan Kürt ulusal direnişi arasındaki ilişkiler, ortak örgütlenme, devrim, mücadele tarzı vb. birçok noktanın tartışılması gerektiği son derece açıktır. Bütün bunların da ötesinde bugün Türkiye sol hareketinin içinde bulunduğu subjektif konumla Kürt mücadelesinin ulaştığı boyutlar arasında önemli bir açı söz konusudur. Bu durum doğrudan bir biçimde yukarıda anlatmaya çalıştığımız tartışma sürecini de yakından etkileyen bir faktördür. Bu nedenle teorik sorunların ötesinde Kürt sorununa ilişkin pratik acil önlemler alınması gerekiyor.
Her şeyden önce, Kürt sorununun TC'nin yürüttüğü savaş politikalarıyla çözülemez bir sorun olduğu vurgulanmalıdır. Kürt sorununu savaşla çözme politikaları (askeri çözüm arama) halklar arasında tarihsel bir düşmanlık yaratmasının yanısıra bugün açısından da Türk şovenizmini dolayısıyla da Kürt-Türk çatışmasını körükleyen ana kaynak durumundadır. Bütün bu nedenlerle TC'nin savaşa son vermesini talep etmek somut bir politika olarak önerilmelidir. Bu, Kürt sorununun özgür, demokratik bir ortam içinde çözülebilmesinin ilk koşulu olarak görülmelidir. Bu noktada devrimcilerin Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının kararlı savunucuları olma gerekliliği tartışmasız doğrudur.

Kuşkusuz bütün bu konulara daha başkalarını da eklemek mümkündür. Böylesi bir tartışmanın başarılamayacağı, bunun giderek bir dağılma sürecine yolaçacağı türünden "çekince"lere katılabilmek mümkün değildir. Böylesine zor bir görevi başarabilecek olgunluk ve kararlılık eskiden olduğu gibi ancak bizim zemininıizde vardır. Bu sorunların çözümü doğrultusunda atılacak adımlar Türkiye solunun geniş kesimlerini de peşine takacak yeni bir süreci başlatacaktır. Ancak böyle yeni bir süreç içinde eskinin aşılabilmesi ve bir üst düzleme sıçranabilmesi mümkün olabilecektir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org