Tartışma Süreci ve İkinci Turun Örgütlenmesine Dair Düşünceler (*)

80 yenilgisi, Türkiye solunu, ama en fazla devrimci hareketi yıllar sürecek bir dağınıklığa sürükledi. 80'lerin ilk yarısının sonlarına doğru dışımızdaki solun büyük bir bölümü "geçmiş teorik tespitlerinin doğruluğu ve bugün de mutlak geçerli olduğu" tespiti üzerinde yeniden örgütlülüklerini toparlamaya başladılar. Bu yeniden örgütler-partiler "devrimci çevrelerin gündemine" girdiler. Bazen biri bazen diğeri devrimciler arasındaki yarışta kâh öne çıktılar, kâh geri düştüler. Onların yanından yöresinden reel sosyalizmlerin yıkılan

  duvarlarının tozu dumanı geçmedi. En fazlası "zaten revizyonisttiler" dedi, gelişmeleri kendi dışında sayıp, görmezlikten gelmeyi tercih ettiler. Toplumsal muhalefeti örgütleme iddiasının (PKK hareketini bunun dışında tutuyoruz) çok uzağına düşüşlerinin dünyadaki bu gelişmelerle olan direkt bağlantısını göremediler.

Geçmiş DY geleneğinden gelen insanların büyük bir bölümü ise, bulundukları yerlerden doğru, günlük pratiğe ve sürece müdahale konusunda farklı farklı tarzlar geliştirdiler. Kimileri SHP içinde "DY'li kimliği adı altında" politika yaparken, kimileri dar otonomlar oluşturdu, kimi "günü gelene, kapısı çalınana değin" para kazanma yolunu seçti. Başlangıçtaki tüm bu tarzların ortaklaştığı nokta ise DY'li olmak idi. Ve herkes Devrimci Yol'u kendi bulunduğu yerden doğru tanımlama refleksi içindeydi.

Yaklaşık 2 yıl kadar önce politika yapıştaki ortaklığı yakalayabilmenin çabalarına girişildi. Slogan, "güne, ortaklaşa politikalar ve örgütlenişlerle müdahale" idi. Kalkış noktası ise DY'nin 12 Eylül'de uğradığı fiziki yenilgiyi yenmekti (ki DY'nin 80 yenilgisinin ideolojik-teorik değil, fıziki bir yenilgi olduğunu söylemek yanlış değildir). Ancak yenilgiyi salt 80 yenilgisi olarak algıladık. Esas olarak geçmişin bugüne uyarlanması biçiminde gelişen ve kollektif bir üretimin sonucu olmayan politik önermelerle ve iş ortaklığı temelinde yürütülen faaliyetlerle sınırlı ilişkilerimiz, bir sıçramayı ve dönüşümü yaşayamadı. Geçmiş teorik üretimler ve örgütlenme tarzları, bugünün tanımlanmasında en fazla 3 ayda eskiyen "yeni" kavramlarla güncelleştirildiğinde başlangıç olarak bir buluşmayı sağlayabildi. Bu oluşumun dışında kalan pek çok insan ise, varolana yanaşmamakla/güven duymamakla birlikte kendilerine DY'liyim demekte de ısrarlı oldular. Başlangıçta öngörülmemiş dahi olsa, sonuç itibariyle "bu ortaklaşma" en büyük otonomiye dönüştü.

İlişkilerimizi adeta 80 yenilgisinden sıyrılma tarzında biçimlendirdik. Tıpkı diğer sol hareketlerin yaptığı gibi bizler de yıkılan sosyalizmleri dışımızdaki bir gelişme olarak ele alıp, kendimizin tarihsel doğrulanması gibi bir tarzı benimsedik (en azından bu sorunun önemine uygun açılımlara ve politika yapış tarzlarına yönelemedik). Üretilen projelerin bir türlü yaşama geçemeyişini ise kişisel eksikliklerle açıklamayı kolayca benimsedik. İnsanların üzerine çarpı atıp, "çürükleri ayırmaya" başladık. Toplumsal muhalefetin çekim merkezi olmayı hedeflemişken, devrimcilikte ısrarlı olan sayılı insanlar olarak daha da azaldık, küçüldük, kastlaştık.

Bütün bu eksikliklere rağmen bugüne kadarki faaliyetlerimiz, belirli bir insan malzemesi ve birikimiyle tartışma sürecinin ve onun örgütlenmesinin belli bir olgunluğunun / sorumluluğunun zeminini yaratmıştır. Ancak bir süre önce gündeme getirilen tartışma süreci (yaşadığımız tüm olumsuzluklara ve hoşnutsuzluklanmıza rağmen) bizlerde "ilişkilerimiz, örgütlülüklerimiz dağılacak" endişesi yarattı.

Gelinen noktada ise bizler, tartışma sürecini önceki döneme hakim olan tarza itirazın doğru bir ifadesi olarak kavramaktayız. Bugünün görevlerinin "ortak pratikler etrafında bir araya gelişlerden politik-teorik çıkışlarla" karşılanamayacağını-karşılayamadığımızı pratikte gördük. "Biz" diyebilmenin koşulunun hepimizin neredeyse farklı yorumladığı DY geleneği ve geçmiş pratiği olamadığını, olamayacağını artık biliyoruz. "Biz" dünyadaki alt üst oluşlarla beraber bugünün anahtar sorununun ideolojik-teorik sorun olduğunu kavrayan ve ideolojik-teorik birliğe ulaşmanın özgür, demokratik bir tartışma süreciyle mümkün olduğunda ortaklaşan, Devrimci Yol geleneğini ise Marksist yöntemin doğru kavranışı olarak sahiplenenleriz. Bizce ideolojik-teorik sorunu temel almanın anlamı;

Yıkılan duvarlarla birlikte sosyalist ideolojinin (toplumun-toplumların en geniş kesimleri açısından bir yanılsama olarak) yenilgisini görebilmek, ama kabullenmemektir.

Geçmişin düşünce kalıpları ve kavramlarının bugünün dünyasını açıklamaya yetmediğini kavramak, insanları sosyalizm kavgasına davet edebilmek için sosyalist ideolojinin yeniden üretilmesine olan ihtiyacı görebilmektir.

Aynı zamanda emperyalist/kapitalist sistemin ideolojik hegemonyasını kırabilmek ve yeniden iktidar alternatifi olmak iddiasıdır.

Bu süreçteki pratik faaliyetlerimiz, ideolojik-teorik birliğe hizmet ettiği oranda anlamlı olacaktır.

Bu süreci pratik faaliyetlerimizle, ideolojik-teorik faaliyetlerimizi bağlantılandırarak yaşamak gerekmekte. Siyasi bir organizasyonu hedeflemek demek, ideolojik-teorik birliğe doğru katedilen mesafeye denk düşecek şekillenmelerin yaratılması demektir. Döneme denk düşen şekillenmelerimiz, üretkenliği yeşertecek, kendi doğal önderlerini yaratacak ve giderek yaşama uygun, zengin örgütlenme biçimlerine dönüşecek bir mantıkla ele alınmalıdır. Bu genel bakış açısıyla, tartışma sürecinin ikinci turuna yönelik şekillenişler ve tartışma yöntemleri ne olmalıdır, sorusuna şu yanıtları veriyoruz:
 

Tartışma Kollektifleri ve Araştırma Grupları

Tartışma kollektifleri, ideolojik-teorik sorunları temel alan, tartışma sürecini örgütlü bir tarzda yaşamak ve katedilen mesafeye bağlı olarak politik sahneye bir güç olarak çıkma görevinin yerine getirilebilmesi için, bugünün somutunda bizce en uygun araçtır. Tartışma kollektifleri, günlük görevlerle tartışma sürecinin örgütlenmesini içiçe bir görev olarak üstlenir. Esas çalışmamız bugün için tam da tartışma kollektiflerinin ve diğer uygun biçimlerin yaratılması çalışmasıdır.Tartışma kollektifleri bir başlangıçtır ve bugünü ifade eder.

Doğaldır ki süreç ilerledikçe, ihtiyaçlara en uygun biçimleri de beraberinde getirecektir. Zaten içinde bulunduğumuz süreç bir geçiş sürecidir. Bütün önerme, ilişki ve organizasyonlarımız geçiş sürecine özgü özellikler taşımalıdır. Hiçbir organizasyon mutlak kalıcı olamaz. Ancak kalıcılıkları üretme yeteneklerinde olmalıdır. Tartışma kollektifleri, böylesi bir anlayışla ve elbet sürecin ihtiyaçlarına yanıt verebilecek tarzda kendisini örgütleyebildiği ölçüde anlam kazanacaktır. İşte bu nedenle tartışma kollektifleri doğal önderlerini çıkaracak tarzda ve kişilerin üretkenliğini yeşertecek kollektif bir çalışma tarzıyla anlamlandıracak esneklikte kavranmalıdır.

Tartışma kollektiflerinin, ideolojik-teorik tartışmalara bağlı ve paralel olarak politik-pratik faaliyetleri örgütleme görevlerini hemen bugünden kaynaştırarak yerine getiremeyeceği bilinmelidir. Biz, kollektiflerin örgütlendirilmesinin böylesi bir perspektifle ele alınması gerektiğine işaret etmek istiyoruz. Ayrıca söylemeye gerek yok ki, böylesi bir süreç birbirini aşan ve geliştiren, giderek karmaşıklaşan özellikler taşıyacaktır. Her yeni evre üstesinden gelmemiz gereken yeni sorunlar ve cevap vermemiz gereken ihtiyaçlar ortaya çıkartacaktır. Bu bakımdan, başlangıç noktasında bulunduğumuz bu süreci (özellikle de her şeyi planlanmış, belirlenip kurallara bağlanmış) tartışma kollektifleriyle aşmamız düşünülemez.

Tartışma kollektiflerinin tartışma sürecini anlamına uygun bir tarzda yaşayabilmesinin koşulu, bilimsel verilere ulaşabilmesidir. Bilimsel çalışmalar bir yanıyla -ve mutlaka- vakıf benzeri kurumlar aracılığıyla yürütülürken, bir yanıyla da tartışma sürecinin genel gündemine ilişkin bilimsel araştırma konularını üstlenen araştırma grupları tarafından yürütülmelidir.

Araştırma grupları, tartışma kollektiflerinin içinden oluşabileceği gibi, kollektiflerin üyesi olmayan ancak bilimsel çalışma yapabilme yeteneğine sahip kişilerce de oluşturulabilmelidir. Bu ikincisinin oluşturulması ise tartışma sürecini örgütlemeyi görev edinen bizlerin bu yöndeki inatçı çabalarına bağlıdır.

Araştırma grupları bir konuya ilişkin ürün verip dağılan ve yeni bir konuyla birlikte yeniden şekillenen bir tarzda olabilirken, süreklilik arzeden tarzda da olabilmelidir.

Hepimizin formasyon ve kavrayışlarının farklı düzeylerde olduğu gerçeğinden hareketle üretkenliği güvence altına almanın ve kalıcı kılmanın tarzı ne olabilir?

Tartışma kollektifleri, bir yanıyla araştırma grupları aracılığıyla tartışma sürecinin genel gündemine ilişkin araştırma-tartışma konularına yönelirken, bir yanıyla da tartışma sürecinin verimli-üretken yaşanabilmesi açısından yoğun bir iç eğitimi de önüne görev koymalıdır (bu eğitim varolan durumlara göre pek çok biçime bürünebilir. Örneğin, periyodik kitap, konu tartışmaları gibi). Burada vurgulanması gereken nokta; tartışma sürecini kaba bir yaklaşımla iç eğitimle sınırlı tutmamak gerekliliğidir. İç eğitim daha çok teorik formasyonu eksik arkadaşlarımızın sorunlara yabancılaşmalarının giderilerek sürece uyum sağlamalarına yönelik bir çaba olarak ele alınmalıdır.
 

Yerel Komisyonlar

Tartışma kollektifleri ve Divan arasındaki ilişkiyi-koordinasyonu sağlamakla sınırlı bir işlevi olmalıdır. Bir bölgedeki farklı tartışma kollektifleri arasındaki bağlantıyı olduğu kadar, Divan aracılığıyla ülke genelindeki diğer kollektifler arasındaki eşgüdümü de sağlayacak, Divan'ın izdüşümü bir organizasyon olarak düşünülmelidir.

Tartışma sürecinin yeraldığı bölgede yaygınlaştırılması; tek tek sosyalist bireyleri ve diğer sosyalist çevreleri tartışma sürecine katmak ya da tanışma sürecini onların gündemine sokmak, bunun için gerekli çalışmaları yapmak ve araçlarını oluşturmak yerel komisyonun sınırlı görevleri arasında sayılmalı (bu görev yalnızca yerel komisyonla sınırlı değil elbette). Tartışma sürecinin o bölgede en genele yayılabilmesi açısından forum, panel, konferans, söyleşiler, şölenler vb.'lerinin organizasyonunu da yerel komisyon üstlenebilir. Yerel komisyonun tartışma kollektiflerinin çalışmalarını organize etmekle sınırlı bir görevi olduğu unutulmamalı. Kollektiflerin "üstünde" bir yeri olmadığını ve aralarındaki ilişkinin hiyerarşik bir ilişki olamayacağını hatırlatmak bile gereksiz sayılmalı. Yerel komisyonun oluşumu, farklı kollektiflerden, alanlardan arkadaşların biraraya gelmesiyle oluşabileceği gibi meşruluğu tartışılmayacak, herkesçe onaylanabilecek farklı biçimlerde de sağlanabilir. Yerel komisyon çalışmalarında kollektiflerin birbirlerini etkilemesini, özellikle de alanlar arasındaki etkileşimi gözetmelidir. Tartışmalarda verimin ve zenginliğin ve giderek bütünselliğin yakalanabilmesinin, ancak alanların kendisiyle sınırlı düşünüş ve davranışlarını kırabilmekten geçtiği unutulmamalıdır. Bu ise ancak tartışmaların birbirini etkiler tarzda organize edilmesiyle gerçekleşebilir.

A) İç Tartışmaların Yayını: Tartışma gündemindeki konuların iç sirkülasyona sunularak ortaklaşmaya hizmet edici bir iç yayın olarak İÇ BÜLTEN ve TEBLİĞLER düşünülmelidir.

B) Dışımızdaki Solu Tartışma Sürecine Katacak ve Üretimlerini Kendi İçimize Aktaracak Yayınlar:

1- Farklı çevrelerdeki, sosyalizmin sorunlarından pek çok başlığa değin üretimleri yansıtacak olan bir TARTIŞMA DEFTERLERİ (adı değişebilir).

2- Tartışmalarımıza veri olabilecek, konusunda uzman kişilerce yapılan bilimsel çalışma ve araştırmaların telif hakkı alınarak yayınlanması (biogenetik, toplum psikoloji ve vb.)

3- Dünya solunun tartışma gündemini yakalayabilmeye hizmet edecek olan periyodik ÇEVİRİ DERGİSİ.

C) Tartışma Sürecinin Karakterine Uygun Geçiş Yayını ya da Elimizdeki Alan Yayınları (İşçilerin Sesi ve Devrimci Gençlik): Tartışma süreci boyunca ortaklaşılan kimi politikalar ve ortaklaşılan üretimler varolan yayınlarda yayımlanabilir. Ancak bu yayınların sayfaları, tartışma süreci çerçevesinde görüşlerin tartışıldığı platformlar olmamalıdır. Ya da en fazla kendi alanlarıyla ilgili sorunların tartışılabildiği zeminler olmalıdır. Örneğin, İşçilerin Sesi Kürt politikası konusunda farklı tezlerin tartışıldığı bir platform halini almamalı. Ama netleşen Kürt politikasının deklare edildiği ve işçi alanına göre biçimlendirildiği bir yayın çizgisi izlemelidir. Ancak, önceki döneme özgü politika üretim tarzları tamamen terkedilmelidir. İşçilerin Sesi, alanları kapsayıcı ve çalışma alanlarının doğrudan üretimine dönüşmelidir. Sürecin karakterine uygun olarak bir geçiş yayını işlevini üstlenmeli, ihtiyaca göre çıkmalıdır. Bugüne kadar çalışma alanlarında hayatı örgütleme çabası içerisindeki insanların İşçilerin Sesi'ni sahiplenme çabaları ancak bu tarzla mümkün olabilecektir. Tartışma sürecinin seyrine bağlı olarak ideolojik-teorik birlik, buna uygun asgari bir örgütlülük anında siyasi bir yayın gündeme geldiğinde "geçiş yayınları" yeniden değerlendirilmeIidir.
 

Tartışma Gündemi

Nasıl bir demokrasi, nasıl bir sosyalizm, nasıl bir devrim asıl sorusuna yanıt verebilmeyi sağlayacak tarzda ele alınmalıdır. Bu asıl soruya yanıt verebilecek, veri teşkil edebilecek en genel başlık ise; DÜNYA- TÜRKİYE ve BİZ üçlemesidir. Ancak bu başlıkların yukarıdaki sıralamasını mutlak çizgilerle ayırmak yerine zaman zaman içiçe geçebileceğini de söyleyebiliriz. Bu bakış açısıyla tartışma sürecinin ikinci turunda tartışmayı istediğimiz konu önerileri (herhangi bir elemeye tabi tutmaksızın) şu şekilde sıralanabilir:

Nasıl Bir Demokrasi, Nasıl Bir Sosyalizm, Nasıl Bir Devrim?

l- Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?

A) Emperyalist-Kapitalist sistem

-Emperyalist blokun geldiği nokta; iç çelişkileri ve krizi

-Dünyada yükselen milliyetçilik dalgasının gelişim seyri ve ulusal sorun

-Üçüncü dünya ülkeleri ve emperyalizm

-Üçüncü dünya ülkelerinin ekonomik ve siyasi gelişimi, "yeni dünya düzeni"nin anlamı

-Teknolojik gelişmeler ve üretim ilişkilerine yansıması

-Emperyalist kültür

-Gelişmiş kapitalist ülkelerde, muhalefet hareketlerinin karakteri

-Çevre sorunu

-Kadın sorunu

-İnsan hakları sorunu

B) Sosyalist sistemin sorunları

-Sosyalist blokun dağılması, nedenlerinin ve gelinen durumun incelenmesi

-Sosyalist ekonomi

-Sosyalist demokrasi

-Sosyalist kültür (bağlı olarak kadın, çevre, insan hakları vb.'lerine bakış)

-Tek tek ülkelerde sosyalizmin geriye dönüş süreçleri

-Latin Amerika'daki gerilla hareketleri ve gelinen son durum

-Dünya sosyalist hareketlerinin incelenmesi

-Güney Amerika ülkelerindeki sosyalist hareketler

-Üçüncü dünya ülkelerindeki sosyalist hareketler

-Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki sosyalist hareketler

-Devrimci Yol'un pratiğine benzer hareketlerin özel olarak incelenmesi (Halkın Fedaileri, MİR vb.)

2- Nasıl Bir Ülkede Yaşıyoruz?

-Ulusal sorun ve Kürt hareketine bakış

-Türkiye'nin içinde bulunduğu durum ve yeni dünya düzenine entegrasyon süreci

-Türkiye'deki hakim üretim ilişkilerinin incelenmesi

-Sosyo-ekonomik yapıdaki değişimler

-Toplumsal muhalefet dinamikleri

-İşçi sınıfı ve sendikal hareket

-Gençlik

-Köylülük ve küçük esnaf

-Türkiye ve Türki Cumhuriyetler ilişkisi ve gelişen Türk milliyetçiliği

-Türkiye'nin bölgesel konumu

3- ...Ve Biz

-Dünün eleştirisi (Devrimci Yol'u anlamak)

-80'den sonra Biz

-Bugünün görevleri; örgütlenme-çalışma ve mücadele biçimleri.

(*) Sendikalarda çalışan bir işçi kollektifi tarafından hazırlanmıştır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org