Dünya, Türkiye ve Biz Sosyalist Kadınlar (*)

Dünya'daki ve Türkiye`deki değişiklikler hemen her şeyin yeniden tartışılmasını gerekli kıldı. Bizim için de kaçınılmaz olan bu tartışma süreci, bir süre önce "Bir Tartışma Platformu İçin Ön Notlar ya da Satırbaşları" başlıklı yazı ile somut bir olgu haline geldi. Fakat tartışma sürecinin birinci turu olarak adlandırılan bölümünde hiç kimse kadın sorununun adını ağzına almadı. Birinci tur sonrasında çıkan metinde yine bu konudan söz edilmediği gibi, hiç bir kadın arkadaşımız da bir şeyler yazma gereği duymadı. Ya böyle bir sorun yoktu, ya da bu konuda dün söylenenler bugün de geçerliydi. Bu yüzden söylenecek çok şey yoktu, Oysa tam da bu yüzden kadın sorununun tartışılması gerekliydi.

  1980 öncesinde Türkiye Solu'nun gündeminde gerçek anlamda bir "kadın sorunu" yoktu. Ve bu yüzden o döneme ait kadın sorununa ilişkin yazılı belge olmadığı gibi, kafalarda da teorik bir açılım söz konusu değildi. Devrimci Yol'un da bu konuda ayrıntılı bir değerlendirmesi yoktu. Ancak, günün siyasal görevleriyle ilişkili olduğu sürece ve o perspektifle sorunu ele almaktaydı. Ayrıca, Devrimci Yol'un; gelecek toplumun (sosyalizm) insan ilişkilerinin bugünden yaratılması gerekliliğinin vurgulandığı tezlerinde; bu insan ilişkileri içinde kadınların da durumunun değişmesi zoıunluluğunu anlamak gerekir. Bugün artık her şeyin tartışılmaya başlandığı bir dönemde kadın sorununun da tartışılması kaçınılmazdır.

Kadınlar eziliyor. Toplumun en küçük birimi olan ailede kadın; anne ve eş. Yeni doğan kız çocuğunun nüfus cüzdanına medeni hali "bakiredir" ya da "kız" diye yazılıyor. Oyun çağında oyuncakları erkeklerinkinden farklı. Erkekler arabalarla, tüfeklerle oynarken, kızlar bebekleriyle ve oyuncak tencereleriyle oynuyorlar. Okula gittiklerinde durum yine aynı. Okumayı yazmayı öğrendiklerinde ellerine verilen kitaplarında anneler yemek pişiriyor, babalar işe gidiyor. Meslek okullarında kızlar ev idaresi, yemek pişirme, dikiş dikme, çocuk bakımı gibi dersler görürken, erkekler motor, makina, elektrik gibi dersleri görüyorlar. Üniversiteye girerken, meslek seçiminde kısıtlanıyorlar. İstedikleri branşları seçemiyorlar. Üniversiteye girseler bile bu, aileleri için çeyizlerine konulacak bir diploma olarak görülüyor. Başka kentlerden üniversitelere gelenler yurtlarda, korunulması gereken zavallı birer emanet parçası muamelesi görüyorlar.

Toplumsal üretime katılan kadınlar için çalışma yaşamı da çok farklı değil. Daha ucuz ve vazgeçilebilir işgücü olarak kullanılırken, istihdam edildikleri alanlar, yine ev işlerinin uzantısı olan alanlar (temizlik, bakıcılık, dikiş vb.). Erkeklerle aynı meslek gruplarında çalışsalar bile ya daha düşük ücret alıyorlar ya da mesleki kariyerlerinde ilerleyemiyorlar.

Kadının hem aile içindeki durumu, hem de toplumsal üretime katılma biçimi, cinsiyetçi kültür tarafından pekiştirilmektedir. Bilimde, sanatta, edebiyatta, basında cinsiyetçi kültür yeniden üretilmektedir. Kadının evdeki ve işyerindeki ezilmişliğinin sürdürülmesi yasalar ve siyasal yapılarca sağlanmaktadır.

Kadınlar varolan sol hareketler içinde de etkin bir konuma sahip değiller, Söz ve karar mekanizmasında yer alan kadın sayısı parmakla gösterilecek kadar ve hatta bir çok yerde yoktur.

Sosyalist teori her türlü ezilmişliğin karşısında olduğuna göre; kadının bu ezilmişliğine karşı koymayan bir sosyalizm düşünülemez.

Kapitalizmin temel çelişkisi emek-sermaye çelişkisidir ama tek çelişkisi değildir. Kapitalizm, içinde bir çok egemenlik ilişkisi barındırır. Ve sosyalistler bu egemenlik ilişkilerinin bütününü kaldırmaktan yana olmalıdırlar. Bu nedenle kadın sorununun nihai çözümünün sosyalist toplum projesi içinde ifade edilmesi zoıunluluktur. Nasıl bir mücadele verileceği konusu ise, 'nasıl bir sosyalizm?" sorusunun yanıtı ile ilgilidir.

İşte bu yüzden, toplumsal mücadele içinde yer alan tüm arkadaşlara biz kadınlar da aynı soruyu soruyoruz.

Nasıl Bir Sosyalizm İstiyoruz?

Ve diyoruz ki;

Tüm devrimci, demokrat kadınlar bu soruyu kendilerine iki kez sorsunlar.

Bizler, başlamış bir tartışma sürecinin içinde kadın sorununun da ele alınıp tartışılmasını istiyoruz. Tartışma sürecinin mantığına uygun olarak bu sürecin içinde yer almaması sürecin bütünü anlamında eksik kalır (ve eksik bir süreç zaaflı bir süreçtir.) Çünkü kadın sorunu ve mücadelesi toplumsal mücadele içinde gittikçe artan bir öneme sahiptir. egemenliğin kayıtsız şartsız insanda olduğu (yani her türlü egemenliğin yokolduğu) bir yaşamsa sosyalizm, kadın sorununun çözümü doğrultusunda atılan adımlar ve başarısı sosyalizm mücadelesinin bir mihenk taşı olacaktır. Şimdiden kimilerinin "yok canım bu kadar da değil" deyişlerini duyuyor gibiyiz. Ama tam da bu kadar işte.

Bizce; kadın sorunu tartışılırken, sorunun teorik ve pratik açılımlara olan ihtiyacı düşünüldüğünde öncelikle şu iki soruya yanıt aranmalıdır:

* Yeni dünya düzeni içinde kadın sorununun alacağı yeni boyutlar neler olacaktır ve mücadelesi nasıl olmahdır?

* Yeni sosyalizm anlayışı içinde kadın soıununun yeri ve mücadele anlayışı ne olmalıdır?

Varolan sosyalizmlerin yıkıldığı günümüzde, kendimize hala sosyalistiz diyorsak, savunduğumuz sosyalizmin yaşayan sosyalizm olmasını istiyorsak, sosyalizm sorununu yalnızca iktidarı almak olarak görmüyorsak; gelin bugünden değişmesi gerekenleri değiştirmeye başlayalım, gelin birlikte kadın sorununu da tartışalım ve bu yeni mücadele alanında kadınlara destek olalım.

(*) Bursa'dan tartışma sürecine katılan kadınlar


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org