Emperyalizm ve Türkiye Üzerine Notlar

Osman Yılmaz

Bugün artık devrim dalgasının doğudan batıya mı yoksa batıdan doğuya mı veya güneyden kuzeye mi olacağına ilişkin söylenecek her söz kehanet olur. Çok özel, bölgesel faktörlerden ötürü ilk kıvılcımın herhangi bir noktada yanmasının fazla öncmi kalmamıştır. Aslında kullanılacak yöntemlerin özünde değişiklik içermemesine rağmen öznel ayrıntıların sağlıklı saptanarak ilk ateşleme fıtili olması her ülke ve coğrafi bölge için geçerlidir. ABD emperyalizmi Sovyetler Birliği'nin yok olması ve görünür sosyalist tehdidin

  ortadan kalkması ile elinde kalan askeri gücünü ekonomik güç kaybından kaynaklı emperyalist kamptaki egemenlik ve prestij kaybını, mevcut statükoda ortaya çıkan deformasyonunu durdurmak ve emperyalist kampdaki etkinliğini eski tarzda sürdürememenin şaşkınlığı ile yüz yüze gelmiştir. ABD emperyalizmi de böylesine hızlı gelişmeleri beklemiyordu aslında. Belki sürpriz olmadı ama beklediğinden hızlı oldu. "Yeni Dünya Düzeni" denilen şey de eski ABD merkezli emperyalist düzenin yeniden yine ABD merkezli sürdürülmesi özlem ve projesinden başka şey değildir. Japon ve Alman-Avrupa emperyalizmi; ABD ile zaman zaman ekonomik arenada dalaşır düzeylere ulaşmıştır. Çoğu alanlarda onu sollamıştır da. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile ABD'nin emperyalist kampta bir egemenlik sorunu ile karşı karşıya kalacağı elbette ki önceden hesaplanıyordu. Bir yandan Doğu Blokunun dağılması izlenirken diğer yandan bu gelişmelerle doğru orantılı olarak en müsait bölge olan Orta Doğu'da Irak el altından ısıtılıyordu. (Gelişmelere bilinçli olarak müdahale etmemek veya kimi gelişmeleri görmezden gelmek biçiminde) Zamanlama bu savı şaşılacak oranda doğruluyor. Sovyetler Birliği'nin tamamen sorun olmaktan çıktığı bir anda ABD Irak'a müdahale ediyordu.

ABD'nin Irak'a müdahalesini biraz daha özel irdelemek gerekiyor.

1- Bu müdahale dünyada bence emperyalistler arası bir uzmanlaşma ve iş bölümünün başlangıcıdır.

2-  Ulusal kurtuluş hareketlerine, devrimci hareketlere ve her türlü anti emperyalist radikal çıkışlara karşi askeri tavır ve tepkisini daha profesyonelce koymanın gerekliliğini kavramış durumdadırlar. Yani 2000'li yıllarda başka şansının kalmadığını biliyor artık. Yeni dönemde bu tür hareket ve çıkışlara karşı emperyalizmin tepkisinin daha açık şiddete dayalı ve direk olacağını gösteriyor. Ve bu tepki emperyalist blokun organize ve topyekün tepkisi biçiminde olacaktır. Tepkinin şiddet yanı bir tarafa ihale edilebilir. Irak'ın ABD'ye ihale edildiği gibi. Yeni dönemde de zaten ABD buna adaydır. Irak şovu da zaten emperyalistler arasında bu konuda ne kadar profesyonel olduğunu kanıtlama çabasının bir gösteriminden başka şey değildi. Bugün emperyalist cephedekilerin dünyada içten içe biriken anti emperyalist potansiyeli farkedemeyecek kadar aptal olmadıkları bir gerçeklik. Emperyalistler artık gelişmelere makro düzeyde bakmaya başladılar. Dünyanın herhangi bir noktasındaki devrimci hareket artık geçmişe oranla daha çok ilgilerini çekiyor, daha fazla emperyalizmin genel sorunu haline geldi. Geçmişden farklı olarak yeni dönemde yapıdan tek bir taşın düşmesi, diğer taşların hızla ilk taşı takip edeceğini gösteriyor.

3-  Irak'a müdahale ile emperyalizm ezilen halklara bir gözdağı verme fırsatı yakalamıştır. Irak'ın Kuveyt'i işgali ile Orta Doğu petrollerinde pay ve etkinliği emperyalizmin payına müdahale sorunu bir yana (ki sorun sadece bu olsa idi daha farklı biçimde çözülebilirdi) emperyalizm için en önemli sorun Irak'ın bu çıkışının diğer sömürülen uluslar için bir emsal teşkil etmesi idi. Irak bu çıkışı ile aslında yer altı ve yer üstü kaynakları emperyalistlerce gerek açık gerekse daha incelikli yöntemlerle sömürülen diğer uluslar için kötü ömek olmuştu. Bu örneklerin çoğalması hiç de hoş olmayan sonuçlara götürebilirdi. Petrolü için kafa tutan Irak'a dersi verilmezse Afrikalı da ormanları için, başka bir ülke madenleri için ve bir başkası başka değerleri için emperyalizme karşı benzer tutum içine girebilirlerdi. Sosyalist blok dağılmışken, sistemin potansiyel krizi en küçük bir darbeye karşı dahi hassaslaşmış durumda iken bu tür uçların bir anti emperyalist dalgaya dönüşmesi olasılığı ta başından önlenmeli idi.

4-  Bu müdahale emperyalistler arası bir işbölümü ve uzmanlaşmanın başlangıcıdir demiştik. Bu iş bölümü ve uzmanlaşma bir yanı ile kendini yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı bir zorunluluk olarak da dayatmıştır. Geçmişteki SSCB faktörü nedeni ile, ABD savaş alanında deyim yerinde ise uzmanlaşmıştır. Organize olmuştur. İşte Irak'a müdahaledeki bunca yaygaranın ardındaki ABD için şu idi. "Bakın ben bu konuda yeterlilik belgesi aldım. Dünya çapında empeıyalizmin bir bütün olarak güvenliğini bana ihale ediniz. Bu müteahhitliğe ben hazırım ve bu işi benden iyi bilen de yok."

Emperyalizm artık öyle bir noktaya gelmiş ki; üretici güçlerin önünde engel teşkil etmek bir yana, artık adeta sınıflar üstü bir sorun haline gelmiştir. Tüm doğa ve canlıların sorunu haline gelmiştir. Kapitalistin işçiyi sömürmesinden daha gizli ve daha trajedik bir biçimde emperyalizmin güdümünde bilim ve teknoloji insanı insan kişiliğini sömürmeye başlamıştır. Emperyalizm bugün neredeyse doğanın kendisini metalaştırma noktasına getiımiştir.

Bilim ve teknolojinin insana ızdırap getirmesi düşünülemez. Ancak gelinen noktada durum bundan ibarettir.

1) Teknoloji işsizlik getirmiştir. Elli yıl önce 200 işçinin yaptığı işi yapabilecek bir makina gelmiştir ama çalışma saatleri hala 8 saatin üzerindedir. Çalışanların eğlenmeye, spor yapmaya, amatör hobileri ile ilgilenmeye, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılmaya vb aktiviteleri yapmaya ayıracakları zaman tam tersine azalmıştır. Bir makina 190 işsiz üretmiştir. Sistem sürekli işsiz üretmektedir. Ve bu işsizler geçen dönemlerden farklı olarak vasıfsız insanlar değildir. Sürekli artan bir oranla ya eğitim görmüş kalifiye insanlar veya daha önce çalıştığı işi kaybetmiş deneyimli insanlardır.

Bu en azından ülkemizde kesinlikle böyledir. İşsizliğin dokusu değişmiştir. Vasıflı işsizler her geçen gün çoğalarak artmaktadır. Büyük kentlerde genç işsizler arasında lise ve daha yüksek öğrenim görmüşlerin oranı daha da fazladır. Sistem açısından bunun en trajik yanı üretken bir gücü istihdam edememekdir. Bu akıl almaz bir çelişkidir. Sistem öylesine bir açmazın içinde ki "ben karşıma bir sömürgen çıkması halinde en fazla verim alınacak vasıfdayım. Beni sömürebilecek birilerini arıyorum. Lütfen beni sömürün" diyen binlerce insan var. Sistem sömürülmeye açık insanları sömüremiyor. Sonra sistemin başka bir yanı ile de tüketicilere ihtiyacı var. Adeta deyimin yalın anlamı ile işi gücü tüketim olan bir tüketme makinasına dönüşmüş tüketicilere ihtiyacı var. Mümkün oldukça fazla tüketsin. Yine sistemin ürettiği bu işsizler sistem için iyi bir tüketici de değiller. Çünkü sistemin tüketici tanımı "ihtiyacı doğdukça ihtiyacına göre ve ihtiyacı kadar tüketen" değildir "parası ile azami tüketen"dir. Bu tarz tüketici olabilmek için kaynak gereklidir. Yani para. Bu yanı ile sistem işsizlerden ancak %25 oranında yararlanmaktadır. İşsizler bu yanı ile de düzen için cazip olmayan çeyrek tüketicilerdir. Olayı bu yanı ile irdelerken insanın aklına alım gücü diye bir kavram geliyor. Alım gücü kavramını yeni dönemde sınıfları tanımlamakta önemli bir kriter olarak görüyorum. Bugün iş bir mülkiyet biçimi haline gelmiştir. İşsize göre çalışanın işi adeta onun bir tür mülkiyetidir. "Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlar, eğer işlerini kaybetmezlerse fazla kaybedecekleri şeyleri olmadığına inanma noktasına gelmişlerdir. İşsizlik yalnız işçilerin değil küçük sermaye sahiplerinin, esnafın ve serbest meslek sahiplerinin de sorunu haline gelmiştir. Alım gücü itibarı ile işçi ile küçük esnaf ve zanaatkar ve serbest meslek sahipleri arasında fark belirginliğini her geçen gün yitirmektedir. Bugün küçük esnaf ve zanaatkar, serbest meslek mensuplarının önemli bir bölümü bağımsız çalışma yerine istikrarlı bir işyerinde işverene bağlı olarak çalışmayı yeğlemektedir. Bu oran ve istem her geçen gün daha da yoğunlaşarak artmaktadır. Bu durum değişimin bence önemli bir yanıdır. Toplumda küçük burjuva kesimi yükselme, bir gün büyük burjuva olabilme hayallerinden hızla uzaklaşmaktadır. Yukarı sınıflardan aşağılara doğru hızlı ve çıplak gözle görülebilir bir kayış yaşanmaktadır.

Peki emperyalizmin bu açmazdan çıkması mümkün müdür?

Emperyalizm öyle bir çürüme aşamasına gelmiş ki artık reformlarla bile yürüyemeyecek kadar hurdalaşmıştır. Artık bu araç tamire değmez hale gelmiştir. Emperyalist sistem için geriye tek seçenek kalıyor. Cinayetlerle kanla varlığını sürdürebilmek. Zaten artık sistemin kendi varlığı cinayettir. Emperyalizmin yeni döneminde hızla asalak sektörler türemiştir. Yani insanlığın refah ve mutluluğuna zerre kadar katkısı olmadığı gibi yer yer zararı da dokunan iş türleri ve meslek dalları ortaya çıkmıştır. Bugün dünya genelinde çalışanların önemli bir oranı bu tür aslında var olmasa da toplumsal gereksinim olarak olup olmaması hissedilmeyen ya da var oldukları için ihtiyaç sanılan alanlarda çalışmaktadırlar. Bu durum da sistemin gerçekten insan gereksinimi olan olmazsa olmaz kalemlerde çalışan insanlar üzerindeki sömürü yükünü katmerleştiren gizli faktörlerdir. Bu nedenle de düzen reformlarla iyileşemez. O şansını da kaçırmış durumdadır. İşçi sınıfının önüne üretim devrimi diye toplumsal üretim sektörlerinin de yıkılıp yeniden yapılandırılmasını koymuştur. Proletarya üretim araçlarını ele geçirdiğinde onları fonksiyonları ve nitelikleri ile yeniden tasnife tabi tutmak ve bir çoğunu ayıklamak zorunda kalacaktır. Yani emperyalizm üretici güçlerin önünde öylesine engel haline gelmiştir ki ele geçirildiğinde kesinlikle işe yaramayacak ve acilen ortadan kaldırılması gereken yüzlerce sözüm ona üretim araç ve yöntemleri, yaşama ve üretim kültürü yaratmıştır. Buna paralel olarak yoğun bir tüketim geleneği yaratmıştır. Bu durum geleceğin inşasında dikkate alınması gereken önemli bir sosyal soruna dönüşmüştür. Emperyalizm sosyalist bloktaki çözülmede bunu önemli bir propaganda aracı olarak kullanmıştır. "Emperyalizmin bolluğu ve sosyalizmin kıtlığı" her fırsatta işlenmesine rağmen aslında sistem içinde o sözü edilen bolluk gerçek anlamda kıtlık nedenidir. Çünkü bireyler artık gerçekten ihtiyaçlarının ne olduğunu bilemeyecek kadar tüketim şaşkını haline getirilmektedir.

Dünyada böyle bir meslek henüz oluşmamışsa bile şiddetle gereksinim var. Bir eğitimci, sağlıkçı kadar "İHTİYAÇ DANlŞMANLARI"na ihtiyaç vardır.
 

Türkiye

Sınıflar dokusu

Egemen olan sınıfın sınıfsal bileşimi ve dokusu EGEMENLER (yönetenler) SÖMÜRENLER

A- Emperyalizmin bağımlı yerli organik ortakları

a) Uluslararası ortaklıklar

b) Empeıyalizmin yerli dağıtım ve temsilcilik, acentelik, distribitörlük vb kanalları.

c) Holdingler

d) Bankalar, sigorta şirketleri ve finans devleri

e) Çeşitli ithalat ihracat üretim ve pazarlama şirketleri Bu kavram; geçmişte "emperyalizme bağımlı işbirlikçi tekelci burjuvazi" diye tanımlanan kesimdeki yeni dönemin getirdiği değişimleri de kapsaması açısından kullanıldı.

B-  Militarist, bürokrat türedi mafyası

a) Özallar ve Çankaya A.Ş.

b) Basın, borsa, inşaat ve ihale mafyası

c) Özel TV'ler, Alo'lar-Teller ve yeni sömürü icatları

d) Ordu, bürokrasi, KİT`ler ve yerel yönetimler içi patronlar

e) Diğer kredi, teşvik, tayin takip komisyoncuları.

Bu kesim 1980'le beraber belirgin olarak ortaya çıkmış ve kimi yanları ile Latin Amerika ülkelerinde benzerleri bulunan ve 1980'den sonra homojen ve hızla gelişen bir kesim. Egemen sınıflar katarına kötü bir dönemeçte tali yoldan kuralsız ve hızla giren, burjuva gelenekleri olmayan bir sınıf. Seksenler sürecinde önemli ölçüde palazlanmış kuralsızlığı ve aç gözlülüğü nedeni ile kimi kazalara ve skandallara neden olmuş kardeş, dayı, amca, baldız, bacanak gibi devlet akrabalığının verdiği avantajı o denizi iyi değerlendirmekte kullanmış genç domuzlardan oluşan bir kesimdir.

Bu sınıf diğer kesimlerle de devlet olanaklarının verdiği avantajla çeşitli ilişkilere girmiştir. Devlet kaynaklarının kullanılması ve kullandırılmasından tutun da siparişe göre yasa çıkarmaktan devleti içte ve dışta pazarlamaya kadar. Hatta devlet zorunun özel sektöre devri denilebilecek boyutlarda ekonomide zorun kullanımına kadar çok çeşitli alanlarda faaliyet ve uzmanlığı olan bir kesimdir.12 Eylül, Türkiye'de militarizm ve bürokrasiye öylesine olanaklar sağladı ki eskiden emekli olduktan sonra bir şirketin veya bir devlet arpalığının başına geçenler bizzat devlet oldukları bir dönemi iyi kullandılar ve devletin olanaklarını geçmişte başkalarına peşkeş çeken ağabeylerinden uyanık davranarak devleti bizzat kendileri hayasızca ve pervasızca soymaya başladılar. Burada devletin soyulması sözcüğünü kaynakların alındığı görünen yeri ifade etmek için kullanıyorum. Değilse soyulan elbetteki halkın ve emekçilerin ta kendisi idi.

Bu kesim sınıfsal sıralamada konum, ağırlık, ekonomik ve siyasal güç olarak ikinci sırayı almaktadır. (Zaten genel sıralama bu esaslar dikkate alınarak yapılmıştır)

Bu kesimin felsefesi köşe dönücülük, iş bitiricilik ve vurgunculuktur. Siyasal ifadesi ise Milli Güvenlik Konseyi/Generaller, yandaşları ve ANAP'tır. Dikkat edilirse bu kesimle BÜYÜK BURJUVAZİ-BABA BURJUVAZİ (organik ortaklar) arasında kimi dönem sorunlar yaratmasına rağmen iyi bir uyum gözlenmiştir. 1980-1991 dönemi. Bu kesim kaynaklara ve olanaklara yeni kavuşan ve sınırsızca kavuşan bir kesim olduğu için sürecin başında oldukça dinamikdi. Burjuvazinin diğer katmanlarına yaratıcı ve üretken görünüyordu. Sonra bu eşkiyalara genel olarak egemen kesim minnet borçlu idi. Kendileri olmasa bu meydanlarda halka korku salarak ve diğer yandan yaptıkları kahramanlıkları patronların başına kakarak ülkeyi on yıl durup dinlenmeden ve bir hırsız telaşı ile soyan hırsız oldukları için de çaldıklarının bir bölümünü dışan aktaran bu kesim burjuvazi içinde ulusal değerleri en düşük düzeyde olan ve en dejenere katmandır. Elbette ki bu kesimle organik ortak denilen kesim arasında çok belirgin çizgiler yoktur. Bu kesimden diğer yana geçişler de sürmektedir. Bu saptama sadece organik ortaklara 1980 sonrasında katılan, oraya yamanan kesimi oluşum süreci ve psikolojisi ile saptamak açısındandır.

C-  Kapitalislleşmiş toprak ağaları

a) Tamamen kapitalistleşmiş kesim

b) Ticaretin nimetlerini keşfetmiş ve tarımdan ticarete sürekli kaynak aktaran kesim

c) Halen eski ata oynayan tefeci rantiye kesim

d)  Toprakla fiili bağlarını koparmış rantiye kesim

e) Halen ortalama köylülüğün üzerinde ancak hep erozyonu yaşayan en tedirgin kesim

Bugün toprak ağaları eskiye oranla fazlasıyla kapitalistleşmiştir. Ağanın marabaları da ihtiyaç kadarı işçi, bir o kadarı devleti ve ağayı korumakla görevli korucu veya muhafız, geriye kalanlar da büyük kentlere göç etmiş yarı işsizlerdir. Teknolojinin gelişmesi ile artık ağa da daha az insana ihtiyaç duyar olmuştur. Sonra ağalar bir yanı ile tarımda modern makinaları kullanarak, tarımsal verimi artırıp tarımsal üretimi meta pazarına sunmakla kapitalistleşmiş, diğer yandan ve en önemlisi de artık ağalar da sermaye birikimlerini kentlere gerçek anlamda kapitalist yatırımlara transfer ederek köyden gelen kapitalistler olmuştur.

Bu nedenle bugün 1960'ların, hatta 70'lerin yaklaşımı ile feodaliteden söz edilemez.

D- Kaynağı yeraltında yerüstü kapitalistleri

a) Geleneği, gelişimi ve kaynakları klasik yer altı dünyasına dayanan kesim

b) 1980 sonrasında soldan ve sağdan katılan ve bir eşkiyalık sektörü yaratan kesim

c) Sistemin ürettiği yeni mafyalar ve asalak sektör kesimleri

E- Din ve inanç tüccarları, kiliseler, vakıflar, cemaatlar

a) Azınlık cemaatları ve kiliseler

b) Sosyal veya dinsel kılıflı ticari organizasyonlar (vakıflar, dernekler, kulüpler vb)

c) Diğer spor ve sosyal kulüp veya kurumlar.

Bilindiği gibi kiliseler Batı'da önemli bir iktisadi güçtür. Sınıf mücadelelerinde dinin militan bir taraf olması hiç de tesadüfi değildir. Dinin kendisi belki burjuva öncesi sınıflı toplumlar kadar olmasa bile bugün de proletarya karşısında konumlanmış bir sınıftır. Bu durum dinin diğer karşı devrimci yanlarından apayrı sınıflar dokusu içindeki yeri ile ilgilidir.

Ülkemizde tıpa tıp Batı'dakine benzemiyor diye dinsel yapının bir ekonomik güç olduğu fazla dikkati çekmez. Sadece Diyanet İşleri Başkanlığının hac gelirleri trilyonlara ulaşmaktadır. Vergi bağışıklığı olan vakıf, dernek ve kulüp tarzı aslında ticari organizasyonlar bir kesimi oluşturmakta ve bu organizasyonları mülkiyet edinmiş bir kesim bulunmaktadır. Spor kulüpleri patronluğu için hayırına mücadele vermiyorlar. Kulüpler, vakıflar ve kimi sosyal nitelikli görünen kuruluşlar aslında önemli birer kaynak merkezleridir.

F-  Sistemin akıl hocaları, beyin kapitalistleri ve bilim sanat tüccarları

a)  Uluslararası organizatörler

b)  Bilim ve sanat tüccarları

c)  Holding danışmanları ve yöneticiler

d)  Parlamenterler, genel müdürler, generaller ve diğerleri

Bu kesime yanılmıyorsam genel olarak kiçik burjuva aydınlar deyip geçiliyordu. (Bu yazıda fırsat olursa küçük burjuva katmanı da kendi içinde ayrıştırılacak) Bu kesimin küçük burjuva katmanından ayrı ele alınması gerekir. Çünkü bu kesimin ilişkileri, ekonomik kaynakları, gelenek ve psikolojileri ise genel küçük burjuvazi içinde azınlığı oluştururlar.

G- Bu kategorilerin dışındakiler ve mirasyediler, geçici vurguncular,

YÖNETİLENLER (sömürülenler)

A- Özellikle bir katman olarak küçükburjuvazi

a) Büyümemiş ticaret burjuvazisi

b) Fabrikalaşamamış atölye sahipleri

c) Serbest meslek sahipleri

d) Sanatçılar ve orta seviye bürokratlar

e) Toprak sahibi köylülük

f) Esnaf ve zanaatkarlar

g) Diğer kesimler

a ve b şıkları olarak belirtilen kesimler için birinciye (büyümemiş) ikincisine ise (fabrikalaşamamışlık) durumunu özellikle koyduk. Çünkü artık onlar için büyüme ve fabrikalaşma şansı kalmamıştır. Onların ayakları altındaki toprak hızla kaymaktadır. Bunu kendileri de bariz olarak görmektedirler. Şimdi onlar kaçırdıkları fırsatları hoş bir anı olarak yadetmektedirler. Ve konuşmalarına genellikle "ben isteseydim" diye başlarlar. İstemedikleri için büyükler arasına girmediklerine kendileri inanmaz ama başkalarını inandırmak gibi anlamsız bir gayretleri vardır. Henüz sistemden umutlarını kesmemişlerdir. Kartlarını yine kapitalizme oynarlar. Sosyalizme düşman olmakla beraber tekellerle dostlukları da kalmamıştır. Tekellerin kendilerini kemirdiğini ve bir gün bitireceğini artık iyice kavramış durumdalar. Tutarlı bir anti emperyalist mücadele programında geçmişten daha fazla anti emperyalist cephede saf tutabilirler.

Serbest meslek sahipleri, sanatçı ve orta düzey bürokratlar. Bu kesim kendisini bir insanlık abidesi sanar ve toplumun en romantik kesimidir. Sonra toplumun en bilgiç ve en fazla saygıya layık kesimi olduklarını düşünürler. Gelinen noktada ise artık bu kesim büyüme iddiaları ve umutlarını yitirmişlerdir. Özellikle bu sınıfın genç kuşağı adeta patronsuz veya çok patronlu proleter durumundadır. Yaşam standartları her geçen gün düşmekte veya her gün bir öncekinden daha fazla çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

B- İşçi sınıfı

a) Örgütlü sanayi işçileri, hizmet işçileri ve örgütsüz de olsa toplu işyeri işçileri

b) Dağınık küçük işyerleri işçileri

c) Tanm işçileri

d) İşi işsizlik olan işçiler


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org