|
|
|
|
12 Eylül Faşizmine Karşı Direnmek Bir İnsanlık, Demokratlık, Devrimcilik Görevidir (*)
Mahmut Memduh UYAN
12 Eylül faşizmi, devrimci-demokrat hareketleri terör, katliam, işkence ve baskıyla yenilgiye uğrattı. 12 Eylül faşizmi, sol hareketlerle birlikte genel olarak sosyal, siyasal, kültürel ve demokratik tüm toplumsal kurumları da dağıttı. Faşizmin saldırısı karşısında toplumsal bir direniş gerçekleştirilemedi. Toplumsal dağınıklık giderek korku, telaş ve yılgınlığa dönüştü. Devrimci |
![]() |
|
hareketlerin dağınıklık içinde gerçekleştirmeye
çalıştığı olız ve sınırlı direniş çabaları da 12 Eylül faşizminin azgın
saldırıları ve toplumun dağınıklığı içinde eridi, gitti. Başka bir
ifadeyle, devrimci hareketlerin dağınıklık içindeki sınırlı ve olız
direniş çabaları hem sol hareketlerin hem de genel olarak toplumun içinde
bulunduğu dağınıklığı aşmaya yetmedi. Devrimci hareketlerin her direniş
hattı oluşturma çabası yeni yeni saldırılarla karşılaştı, dağınıklığa
uğradı, giderek eridi.
12 Eylül faşizmi koşullarında devrimci ve demokratlar ya herşeye rağmen faşizme karşı direnmenin ve bir toplumsal direniş hattı oluşturmanın çabası içinde olacaktı. Ya da geçici de olsa çok sevdiği memleketinin dışına gitmek zorundaydı. Bir devrimci-demokrat için en acı şey yurdunu terk etmek zorunda kalmasıdır. Faşizmin azgın saldırı ve terörü karşısında devrimci-demokrat insanların toplumsal bir direniş çizgisi oluşturmadan yok olması yerine; geçici olarak ülke dışına çıkması ve tekrar bir direniş hareketinin oluşturulması için çaba göstermesi olumlu görülebilecek bir davranıştır. 12 Eylül faşizmi, ülkenin her yanında terör, katliam ve işkence yürütürken toplum genel olarak korku ve telaş içindeyken, yapılması gereken, toplumsal dağınıklığı, korkuyu, telaşı aşmaya yönelik faşizme karşı toplumsal bir direniş hattı oluşturmaktır. Ben ve benim gibi binlercc devrimci-demokrat tüm olumsuz koşullara rağmen faşizme karşı onurlu bir direniş mücadclesi içerisinde olduk. Çünkü, 12 Eylül faşizminin kentlerde, kırlarda, işkencehanelerde, cezaevlerinde sürdürdüğü terör ve katliamlara, insanlık dışı tüm uygulamalara karşı toplumsal bir direniş mücadelesi oluşturmak insanlık, demokratlık, devrimcilik adına zorunlu bir görevdi. Çünkü, 12 Eylül faşizminin Kürt halkına,devrimci ve demokratlara karşı yürüttüğü işkence, terör ve katliamlara, milli baskıya karşı çıkmak insanlık ve demokratlık göreviydi. Çünkü, emperyalizmin ve tekellerin "ekonomiyi kurtarıyoruz" diyerek içinde bulundukları ekonomik krizin tüm yükünü halka yükleyerek, halkı aç, yoksul, umutsuz, işsiz bırakarak, ülkenin yeraltı ve yerüstü tüm zenginliklerini talan etmelerine, halkı soyup sömürmelerine karşı çıkmak, bu uğurda bir direniş mücadelesi oluşturmak her devrimci demokratın göreviydi. Çünkü, emperyalizmin ülkemizin tüm askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel yapısını belirlemesine, ülkemizi yönlendirmesine ve hatta yönetmesine, ülkemizin maddi ve manevi tüm değerlerini Amerikan emperyalistlerine satanlara karşı ülkemizin bağımsızlığı için, bağımsız bir Türkiye için faşizme ve emperyalizme karşı bir direniş mücadelesi oluşturmak, bir yurtseverlik göreviydi. Çünkü, faşizmin tüm sosyal-siyasal güçleri dağıtarak, demokratik mevzileri ezmesine, yoketmesine karşı toplumsal bir direniş hattı oluşturmak demokrat ve devrimcilerin en açık, en somut en zorunlu ve güncel göreviydi. 12 Eylül faşizminin, "istikrar sağlayacağım" diyerek, "sağa da sola da karşı" olduğu yalanıyla, bütün devlet güçleriyle sola, devrimci ve demokrat güçlere saldırarak iç savaşı bir başka düzlemde devam ettirmesine, "demokrasiyi rayına oturtacağız" diyerek, "demokratik" olarak ne varsa ortadan kaldırarak, devlet yapısını otoriter, baskıcı faşist bir yapıya dönüştürmesine, "can güvenliğini sağlamak" adına, can güvenliğini ortadan kaldırarak işkence ve terörü bir devlet politikası yapmasına karşı çıkmak, teşhir etmek ve insanlık dışı bu politikayla mücadele etmek için bir direniş mücadelesi oluşturma çabası içinde olmak insanlık, demokratlık, devrimcilik göreviydi. 12 Eylül faşizminin, "vatan hainleri", "satılmışlar", "anarşist ve bölücüler"e karşı "uçurumun kenarına gelmiş memleketi kurtarmak" yalanları ve demagojileri aslında 12 Eylülcülerin Amerikan uşağı olduklarını gizleme çabasından başka birşey olmadığını; ekonomiyi IMF'ye, askeri yapıyı NATO'ya, siyasal yapıyı da bütün yönleriyle emperyalizme bağımlı duruma getirdiklerini teşhir etmek için, bu durumu gizleme çabalarını boşa çıkarmak için, ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmek, toplumsal bir direniş mücadelesi içinde olmak her yurtseverin, demokratın, devrimcinin kaçınılmaz bir göreviydi. İktidara gelişleri işverenler, tekeller, AET ve
diğer emperyalistler tarafından alkışlanan 12 Eylülcülerin niçin ve kimin
için geldikleri, kime hizmet ettikleri, programlarının, amacının ne
olduğunu açıklamak ve teşhir etmek, Konsey'in demagoji ve yalanlarını
halka açıklamak, sendikaların kapatılmasına, işçi önderlerinin
işkencelerden geçirilip tutuklanmasına, binlerce işçinin işten atılmasına,
işçilerin yoksulluğa, açlığa, sefalete terk edilmesine tüm haklarının yok
edilmesine karşı çıkmak, üniversite gençliğinin ülkede gelişen tüm
olayların suçlusu görülüp baskı altına alınmasına, akademik, demokratik,
siyasal ve sosyal haklarının yok edilmesine direnmek, üniversitelerin
kışlaya dönüştürülmesine, binlerce öğretim üyesinin demokrat ve yurtsever
oldukları için üniversitelerden uzaklaştırılmasına karşı, binlerce memur
ve öğretmenin şüpheli görülerek kovuşturulmasına işten atılarak açlığa ve
sefalete terk edilmelerine... TÜM BUNLARA KARŞI GÜÇLÜ BİR TOPLUMSAL
DİRENİŞ MÜCADELESİNİN OLUŞTURULMASI ÇABASI İÇİNDE YER ALMAK HER
DEVRİMCİ-DEMOKRATIN GÖREVİYDİ. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için 12 Eylül faşizmine karşı mücadele etmek insanlık, yurtseverlik, demokratlık ve devrimcilik gereğidir. Ben bir devrimci olarak yukarıda sıraladığım
nedenlerden ötürü l2 Eylül faşizmine karşı toplumsal bir direniş
mücadelesinin oluşması içinde yer aldım. Böylesi bir çaba içinde yer
aldığım için onur duyuyorum; üzüntüm direniş çabamızın genel bir toplumsal
direnişe yeterince dönüştürülememiş olmasındandır. 12 Eylül Faşizmine Karşı Silahlı Direniş Meşru Bir Savunma Hakkıdır 12 Eylül her türlü muhaleteti baskı ve terörle dağıtıp yok ediyordu. Devrimcilik-demokratlık, genelde solculuk suç ilan edilmiş ve genel olarak solcular nerede görülürse baskı, terör ve ölümle karşı karşıya kalmıştı. Kendine solcu diyen insanlar yaşamını ancak bu saldırılardan koruyarak sürdürebilirdi. Bizler de yaşantımızı silahlı bir biçimde savunarak sürdürdük. Devrimci ve demokrat olarak kimliğimizi koruyarak yaşayabilmemizin yolu ancak faşizme karşı bir silahlı direniş mücadelesi içinde mümkün olabilirdi. 12 Eylül müdahelesi bir anlamda sivil faşistlerin başaramadıklarını gerçekleştirmek için geldi. 1980'lere doğru güvenlik güçleri iç savaşta halka karşı bir taraf olarak yerlerini almıştı. Bu durum 12 Eylül ile birlikte daha açık ve doğrudan bir biçime dönüşmüş oldu. 12 Eylül öncesi faşist teröre karşı halk en doğal hakkı olan yaşama kakkını can ve mal güvenliğini direnerek sağladı. Çünkü halkın faşizme karşı direnişi doğal ve meşru bir haktı. 12 Eylül'ün baskı ve terörüne karşı ise yaşamak için bile mutlaka direnmek gerekiyordu. Hiç şüphesiz bu direniş de 1980 öncesi faşist teröre karşı direniş kadar doğal ve meşru bir haktı. 12 Eylül öncesinde faşist güçlerin halkı teslim almak için gerçekleştirdiği terör ve katliamlara karşı anti-faşist ve devrimci halk direnişleri ile nasıl karşı çıktıysak aynı anlayışla 12 Eylül'ün emekçi halkları, devrimci ve demokrat hareketleri dağıtmak ve sindirmek için sürdürdüğü terör ve katliamlara karşı da toplumsal bir direnişi sürdürmeye, 12 Eylül'ün amaçlarını boşa çıkarmaya çaba gösterdik. Çünkü, her iki durumda da meşruyduk ve haklıydık. 12 Eylül öncesinde MHP, MİT, Kontrgerilla, vb. karanlık faşist güçlerin halka karşı yürüttükleri terör ve katliamlara karşı canımızı, malımızı korumak, insanca yaşayabilmek için nasıl toplumsal, silahlı bir direniş içinde olduysak 12 Eylül'e karşı da can güvenliğimizi, insanca ve onurlu bir biçimde yaşamımızı sürdürebilmek için silahlı bir direniş içinde olmak zorundaydık. Bütün demokratik yolların tıkandığı, tüm muhalefetin baskı ve terörle ezildiği, dağıtıldığı koşullarda, devrimciliği ve demokratlığı koruyabilmenin yolu, her türlü direniş biçimini belirli bir bütünlük içinde gerçekleştirebilmekten geçiyordu. 12 Eylül faşizmine karşı tüm toplumsal direniş biçimlerini hayata geçirerek, 12 Eylül'ün saldırılarını karşılamak doğal ve meşru bir haktı. Çünkü, 12 Eylül ilk günden itibaren devrimcilere savaş açmış, sokakta, dağda, işkencede sorgusuz sualsiz devrimci-demokratları katletmişti. Yüzbinlerce insan cezaevlerindeydi, demokratik olarak hareket edebilecek tüm siyasal zemin yok edilmişti. Devrimciler açısından yaşayabilmenin yolu silahlı bir direnişten geçmek zorundaydı. Bizlerin silahlı bir direnişe yönelmesi, 12 Eylül'ün terör, işkence ve katliamlarının emekçi halkta yarattığı tepkinin bir ifadesi olarak orlaya çıkmıştır. Bizim direnişimiz, 12 Eylül'ün baskı ve terörüne, soygun ve sömürüsüne halkın duyduğu tepkinin ve öfkenin bir ifadesi olarak gelişmiştir. Toplumsal çatışmanın ürünü olarak doğmayan, toplumsal çatışmanın nesnel zemini üzerinde gelişmeyen silahlı bir direnişin yaşama şansının olamayacağı açıktır. İşte bizim üzerinde hareket ettiğimiz nesnel zemin, halkın 12 Eylül faşizmine karşı duyduğu tepki ve öfkenin oluşturduğu nesnel zemin olmuştur. Devrimci ve demokratların 12 Eylül faşizmine karşı toplumsal bir direniş mücadelesi oluşturmaları güncel ve zorunlu bir politikaydı. Ne var ki, faşizmin saldırıları karşısında böylesi bir direniş politikasının hayata geçirilmesi bir yana, devrimci hareketler bir varlık gösteremeden dağınıklığa uğradı. Devrimci hareketlerin her dağınıklığı giderme çabası ise o günün koşullarında yeni darbeler yemelerine ve eskisine oranla daha çok dağınıklığa uğramalarına neden oldu. Bu koşullarda yapılması gereken, 12 Eylül'e karşı kentlerde ve kırda, hayatın her alanında, bülün direniş yöntemlerini içinde taşıyan toplumsal bir direniş mücadelesini oluşturabilmekti. Devrimci hareketlerin dağınıklığı da ancak bir direniş mücadclesi içinde giderilebilirdi. Benim de içinde bulunduğum bir grup arkadaşla,
kırsal alanların sınırlı bir kesiminde bir direniş hattı oluşturmaya
çalıştık. Amacımız kırsal alanların bir kesiminde 12 Eylül faşizmine karşı
devrimci bir direniş hattı oluşturarak geneldeki toplumsal dağınıklık,
yılgınlık, korku ortamının aşılmasına yardımcı olmak, devrimci ve
demokratların bir direniş odağı, direniş umudu ve gelecek sembolü
olabilmekti. Özetle, ülke genelindc kır ve şehir bütünlüğünde bir
toplumsal direniş hareketinin gelişmesine bu biçimde katkıda bulunmaya
çalıştık. Kırda İlk Dönem Kırlarda, önce yaşamasını öğrendik. Kontrgerilla ve komando operasyonları altında dağlarda yaşamak bile başlı başına bir mücadele demekti. Dahası dağlarda yaşamak, faşizme karşı bir direniş odağının canlanması, parlaması demekti. Kırsal kesimde halk, 12 Eylüle karşı direnenlere bütün olanaklarıyla sahip çıktı. Yoksul Kürt ve Türk köylüleriyle kaynaştık. 12 Eylül'e karşı direnişimizin kırsal alanlarda tutunmaya başlaması, halkın devrimci direnişi kendilerinin bir parçası gibi görmesindendi. 12 Eylül'ün azgın baskı ve terörüne rağmen yoksul kır halkının devrimci-direnişçilerle kaynaşmasının nedeni, 12 Eylü1'ün ne olduğunu, kime karşı olduğunu, kime hizmet ettiğini bütünüyle bilinçli olmasa da hissetmesinden, kısmen görmesindendi. En azından kırsal kesimdeki yoksul halk için 12 Eylül jandarma-komando terörü ve baskısı demekti. Sömürü ve soygunun daha da artması ve yeni yeni vergiler demekti. Halk hiç şüphesiz bir direniş hareketi içinde olabilecek denli bilinçli ve örgütlü değildi, ama faşizmin saldırılarına karşı direnen devrimcilere elinden gelen desteği sağlamaya çalıştı. Toplumsal bir temel olmadan, kırsal alanda herhangi bir mücadeleyi oluşturabilmek olanaksızdır. Halka dayanmadan bir direniş mücadelesi kırsal alanlarda bir gün bile yaşayamaz. Faşizme karşı direnişimizin toplumsal temelini, Kürt ve Türk köylülerinin yıllardır hakim sınıflar tarafından soyulup sömürülmesi, ilkel yaşam koşullarında yoksul ve aç bırakılnıası, jandarma-komando baskısı ve terörü altında ezilmesi, insan olarak görülmeyip horlanması, salt vergi ödeme zamanı, askerlik yapma zamanı ve 4-5 yılda bir seçim zamanı hatırlanması ve tüm bu uygulamaların doğurduğu tepkilerin oluşturduğu zemin sağlamıştır. Başka bir deyişle kırsal alanda oluşturmaya çalıştığımız direniş, köylülerin kurulu düzene karşı sınıfsal duygu ve tepkilerinin üzerinde yükselmiştir. Köylülerin yoksıılluk ve açlık içinde yaşamaları, 20.yy.da basit ve sıradan hastalıklardan ölmeleri, özgül ve toplumsal sorunlarının çözümünde hiçbir söz ve karar haklarının olmadığını artık yavaş yavaş görmeye başlamaları, içinde bulundukları durumun kader olmadığını sezmeleri, onların devrimcilere ve direniş mücadelesine sıcak bakmalarını, zaman zaman da devrimcilerle bütünleşmelerini sağlamıştır. Kürt köylüleri, uzun yıllardır sınıfsal baskı ve
sömürünün yanı sıra salt Kürt olmaları nedeniyle milli baskıya maruz
kalmaktadırlar. Kürt halkı, dün olduğu gibi günümüzde de değişik
iktidarlar tarafından aynı şövenist politikalar sonucu katliamlara ve
kıyımlara uğramıştır. Kürt halkı için devlet demek; katliam ve terör
demek, yurtlarından sürgün edilmek demek, ulusal özelliklerinin baskı ve
yasaklarla zorla engellenmesi demek, kısacası asimilasyon demektir. Kürt
halkının sınıfsal baskı ve sömürünün yanı sıra milli baskıya maruz kalması
doğal olarak bu halkta hakim sınıflara ve devlet güçlerine karşı, devlete
karşı tepkiye ve güvensizliğe yol açmıştır. Kırsal alanlara ilk çıktığımızda faşizmin baskı ve
terörü altında halkla birlikte yaşamayı, mücadele etmeyi öğrendik. Kırlara
uyum sağlamaya çalıştık. Kırsal alana ilk çıktığımızda devrimci
olduğumuzu, amacımızı ve niçin savaştığımızı anlattık. 12 Eylül'ün ne
olduğunu, programını, amacını, kime hizmet ettiğini, kimlere niçin karşı
olduğunu ve tüm politikalarını, uygulamalarını tartışıp 12 Eylül'ün gerçek
yüzünü teşhir etmeye çalıştık. Yoksulluğun, açlığın, işsizliğin,
ilkelliğin nasıl yokedileceğini, baskı ve terörün nasıl boşa
çıkartılacağını tartıştık. Halkın kendi özgür, demokratik iktidarına nasıl
ulaşacağını, yolunun nasıl ve nereden geçtiğini tartıştık. Kırlarda 12 Eylül Terörü 12 Eylül faşizmi, şehirlerde yürüttüğü terör ve
işkencenin daha açık ve vahşisini kırsal alanlarda gerçekleştirdi. Kırsal
alanlarda, on binlerce komando, kontrgerilla ve polisle, onlarca
helikopter ve uçakla, tıpkı Amerikalıların Vietnam'da gerçekleştirdikleri
operasyonlar gibi, aylarca üstüste operasyonlar gerçekleştirildi. Her
operasyonda halk kittesel olarak işkeneden geçirildi. Halka gözdağı vermek
için, "terörist sanılarak" sıradan köylüler katledildi. Şüpheli görülen
sayısız insan gözaltına alındı ve bu masum insanlara günlerce işkence
edildi. Baskı ve terörle insanlar zorla ihbarcı yapılmaya çalışıldı. Bir
çok aile yerlerinden, yurtlarından sürgün edildi. Kırsal alanda işkenceden
nasibini almamış insan yok gibidir. İnsanlar bir yana, köylülerin
davarları, hayvanları bile 12 Eylül faşizminin operasyonlarından
etkilendi. Yoksul köylüleri yıldırmak ve devletin gücünü göstermek için
hayvanları barınaklarından kimi zaman bir hafta kimi zaman 10 gün
çıkartmama yoluna girilmiştir. 12 Eylül döneminde köylüler, "ordu vakıflarına
yardım" adı altında haraca bağlandılar. Vakıflar haraç almakta yarıştılar.
Bu haraçlar köylülerden işkence ve terörle toplandı. 12 Eylül faşizmi,
yolu ve okulu olmayan, yiyecek ekmeği bulunmayan dağ başlarındaki köylerde
de Atatürk'ü sevdirmek adına zorla M. Kemal büstleri ve heykelleri
diktirdiler. Gerilla Birliğine Geçiş Kırsal kesimde bir direniş çizgisi oluşturabilmek ve faşizmin saldırılarını boşa çıkarabilmek için sınırlı da olsa karşı politikalar yürütebilecek güçte ve yapılanma içinde olmalıydık. Faşizmin yürüttüğü komando, polis, kontrgerilla terör ve baskısına karşı ancak bir karşı gerilla hareketi ile direnebilirdik. Faşizmin saldırılarına, soygun ve sömürüsüne karşı güçlü bir direniş mevzisi oluşturmak, toplumsal dağınıklığın giderilmesine yardımcı olmak ve asıl direnişin ve geleceğin umudu olabilmek için daha düzenli ve güçlü bir yapılanmaya yönelmeliydik. Kırsal kesimdeki çalışmalarımızın gerilla birliğine dönüşmesini politik koşullar dayattı. Ya askeri bir yapılanmayı gerçekleştirerek mücadelemizi sürdürecektik ya da faşizmin saldırılarından köşe bucak kaçan, saklanan insarlar olacaktık. Biz ilk yolu izledik. Bu doğrultuda bulunduğumuz kırsal kesimdeki tüm ilişkilerimizi, olanaklarımızı ve bilgimizi, gerilla mücadelesi çerçevesinde yeniden ele alıp değerlendirdik. Sonuğta hareketli bir gerilla birliği oluşturduk. Gerilla birliğini oluşturmamız, yaşantımızı ve
direnişimizi sürdürebilmemizin zorunlu bir biçimiydi. Ya operasyonlar
içinde ezilip yok olacaktık ya da baskı ve saldırılara karşı varlığımızı
ve direnişimizi sürdürebilecek bir yapılanmaya dönüşecektik. Gerilla
birliğini oluşturarak yaşantımızı ve direnişimizi sürdürmenin yolunu
seçtik. Kırsal alanın sınırlı bir kesiminde oluşturmaya çalıştığımız gerilla mücadelesiyle iktidarı yıkacağımızı hiç düşünmedik. İktidar mücadelesinin, proletaryanın öncü savaşçı partisinin oluşturulması ve bu partinin önderliğinde emekçi halkların devrim mücadelesinde yer almasıyla başarıya ulaşacağına inanıyoruz. Direnişimizi kısa vadeli ve hep aynı biçimde sürecek
bir mücadele olarak görmedik. Ülke genelinde gelişebilecek direniş
öğeleriyle bütünleşerek iktidara karşı uzayan güçlü bir direniş
mücadelesini oluşturabilmeyi amaçlıyorduk. Ama amacımızı hayata
geçirebilecek koşullar oluşmadı. Ülke genelinde toplumsal dağınıklık
aşılarak güçlü direnişler ortaya çıkmadığı için kırsal alandaki
direnişimiz gerçekte olduğundan çok daha fazla öne çıktı, sivrildi.
Karşılarında hiç bir muhalefete tahammül edemeyen 12 Eylül faşizmi,
sınırlı bir alandaki direnişimizi yok etmek için yıllarca kontrgerilla
operasyonlarıyla saldırdı; ama başaramadı. 12 Eylül Faşizmi Kimlerden Korkuyor? 12 Eylül faşizmi, son derece sınırlı sayıdaki direnişçilere asker, polis, kontrgerilla, MİT vb. güçlerle saldırdı. Sayıca sınırlı bir grup devrimci iktidara karşı ne ölçüde tehlike yaratabilir? Gerçekten tehlike, devrimcilerin fiili varlığından mı kaynaklanıyordu? Tehlike devrimcilerin güncel ve asıl tarihsel
haklılığından kaynaklanıyordu, ama asıl tehlike bu haklılığın halk
arasında hızla yayılıp bilinçli ve örgütlü bir güce dönüşmesiydi. Bu
tehlikeyi yoketmenin yolu devrimciler henüz halkla bütünleşmeden imha
etmek ve aynı zamanda halkın üzerinde korkunç bir baskı ve terör
uygulamaktı. 12 Eylül faşizmi bu ikili birleşik yöntemi sistemli bir
biçimde uygulamıştır. 12 Eylülcülerin bu polttikaları nıücadelemizi
engelleyememiştir. Devrimci Hareketler, Yeni Dönem Tartışmaları ve Yeni Yönelimler 12 Eylül sonrasında sol hareketler ve genelde toplumsal güçler, içine düştükleri dağınıklığı aşamadılar. Kırsal alanda gerçekleştirmeye çalıştığımız direniş de geneldeki bu dağınıklığı aşmaya yetmedi. 12 Eylül faşizmi bir yandan baskı ve terörle toplumsal güçleri dağıtırken, diğer yandan da oluşturmayı amaçladığı yeni devlet-toplum yapısını kurumlaştırmaya çalışıyordıı. Devrimci hareketter, varlıklarını korumaya ve toparlanmaya çalışırken, genel gelişmeleri etkileyebileeek bir politika ortaya koyabilmek bir yana, gelişmelerden bütünüyle koptular ve bu gelişmelerin dışında kaldılar. Devrimci hareketlerin sürekli baskı, terör, işkence
ve takip altında yaşama savaşı vermeleri, giderek sürekli bir korunma,
saklanma çabasına dönüştü. Yeni bir döneme girilmişti. Ve bu yeni dönemin özelliklerine uyarlı politikalar üretilmeliydi. Sorun sadece kırsal kesimde bir direniş odağı olmak değil, yeni gelişmelerin içinde yeralarak toplumsal hareketlerin oluşmasını sağlamak olmalıydı. Bu görevi gerilla birliği ile yapmak mümkün müydü? Konsey tarafından belirlenen "demokrasiye geçiş süreci" tüm yönleriyle yine Konsey'in denetimi altındaydı. Konsey sonrası yeni bir siyasal döneme doğru geçilirken yeni parlilerin oluşumu, partilerin kapatılışı, vetolar, partilerin kurulması ve tüm bu süreçteki tartışmalar, burjuva siyasal güler arasında belirlendi. Devrimci hareketler siyasal gelişmelere, içinde bulundukları koşulları aşamadıkları için katılamadılar, gelişmeleri etkileyemediler, bu gelişmelerin tümüyle dışında kaldılar. Yeni bir siyasal dönem ve bu dönemin tüm politik güçleri oluşturulurken, devrimci akımların bu gelişmelerden uzak kalmaları, bu hareketlerin sorunlarının giderek derinleşmesine, büyümesine neden oldu. 12 Eylül sonrası yediği darbeler sonucu dağılan devrimci hareketler, merkezi politikalar etrafında bir mücadele içinde olamadığı için ideolojik ve politik dağılmalara uğradı. 12 Eylül döneminde solculuk genel anlamda suç olarak görüldü. Solcular nerede görülse ezilmeye çalışıldı. Sonuç olarak sol hareketler geçmişteki meşru bir güç olma niteliğini yitirdi. Devrimci hareketler toplumsal bir güç olma niteliğini kaybetti. Devrimci hareketler, içinde bulundukları olumsuzlukları nasıl aşabilirlerdi, toplumsal dağınıklık nasıl giderilebilirdi, yeni bir siyasal dönem gelişirken neler yapılmalıydı? Tüm bu ve benzeri sorunları gerilla birliği ve ortak mücadele içinde bulunduğumuz arkadaş çevreleri ile yoğun olarak tartışmaya başladık. Tartışmalarımız sonunda belirli görüşler açığa çıktı:
Yeni gelişen döneme ve genel olarak solun içinde bulunduğu durum üzerine yaptığımız tartışmalar sonunda, belirlediğimiz düşünceler ışığında gerilla birliği yapılanmamızı dağıttık ve yeni bir arayış içine girdik. İşte bu tartışma ve yeni dönemin politikalarını oluşturma arayışı içinde bir çok arkadaşım kontrgerilla operasyonlarında kattediİdi. Yeni dönemin koşullarına göre yeni sorunları tartışmak ve yeniden yapılanmaya yönelmek sürecinde ortaya çıkan olumsuzluklar, arkadaşlarımızın katledilmelerine zemin hazırlamıştır. 12 Eylül dönemi boyunca gerilla birliği ve mücadelesine darbe vuramayan faşist güçler yeni dönemc geçişte arkadaşlarımızı kattettiler. Oysa bizler 12 Eylül'ün baskı, terör ve saldırılarına rağmen bir çok kez askeri güçleri etkisiz duruma getirmemize rağmen propaganda konuşmaları dışında askerlere birşey yapmadık. Güvenlik güçleri bir çok kez pusularımız altında kaldı, ama vurmadık. Fakat güvenlik güçleri her karşılaştıklarında insanları katletmek için saldırdılar. Arkadaşlarımızı kattettiler. Bu durum farklılığı, hakim sınıfların yıllardır sürdüregeldikleri "terörist" vb. suçlamaların kofluğunu açıkça kanıtlıyor. Asıl teröristler ve katiller arkadaşlarımı pusuda katledenlerdir. Toplumsal dağınıklığın giderilmesi, solun içinde bulunduğu durumdan çıkışı, yeni dönemin politikaları, devrimci toplumsal bir hareketin oluşturulması gibi dönemin sorunları etrafındaki tartışmalarımız sonunda ben de kırdan şehire indim. Kırsal alanda birlikte olduğumuz ve aynı düşünceyi paylaştığımız arkadaş çevresiyle birlikte, toplumsal nıücadele içine girerek dönemin sorunlarını, politikalarını araştırmaya, tartışmaya başladık ve böylesi bir süreç içindeyken yakalandım. (*) Ankara 1. Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde görülmekte olan Dev-Yol Davasında verilen kişisel savunmadan bir bölüm. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org