Biz Haklıydık*

Oğuzhan MÜFTÜOĞLU

SONUÇ YERİNE

Ben 1960'larda Türkiye'de büyük altüst oluşların bunalımların, çalkantıların yaşandığı bir döneme girilirken bir üniversite öğrencisiydim.

1960'lı yılların gençliği 27 Mayıs sonrasında gelişen büyük bir sosyal ve siyasal uyanış ortamı içindeydi.

İlk farkına vardığımız şeylerden biri yaşadığımız dünyanın dengesiz ve adaletsiz hir dünya olduğu gerçeğiydi.

  Bir yanda ileri derecede gelişmiş, sanayileşmiş, Batılı emperyalist ülkeler yer alıyordu; diğer yanda ise sanayileşmesini tamamlayamamış geri kalmış ülkeler. Bizim ülkemiz de bu ikinci grup içinde yer alıyordu.

Emperyalist ülkeler kendileri dışındaki tüm ülkelerin doğa ve insan kaynaklarını, zenginliklerini sömürerek her geçen gün daha çok büyüyor, daha çok gelişiyor, insanlığın binlerce yıllık bilgi birikimi ürünü olarak ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik gelişmenin ürünlerinden sadece kendileri yararlanıyor; o sayede bütün dünyanın maddi imkanlarını tüketim mallarına ve silahlara dönüştürüyor; ve tüm dünyayı bunları tüketmek için zorluyorlardı. İnsanları yaşatmak için sağlık; eğitim vb. harcamalarının yüzlerce mislini insanları öldürecek silahlar yapmak için sarfediyorlardı.

Bütün dünyada yaşanan açlığın, şiddetin, savaşların, silahlanma yarışlarının, sosyal ve siyasal karışıklıkların temelinde bu nedenler yer alıyordu.

"Vietnam" ve "Filistin" bu sistemi gözler önüne seren sarsıcı olgular olarak yaşanıyordu.

Ortak savunmamızda ifade ettiğimiz gibi: "1964'deki Kıbrıs olayları ve Johnson'un ünlü mektubu kamuoyunun dikkatlerini ikili anlaşmalara ve ulusal bağımsızlık sorunlarına yöneltmişti; özellikle gençlik ve aydınlar içerisinde çok güçlü bir muhalefet hareketi çığ gibi büyümeye başlamıştı. Bağımsızlığını kazandıktan sonra yeniden tam bir müstemleke durumuna düşürülmüş, yer altı ve yer üstü kaynakları, insan emeği, doğal zenginlikleri, her şeyi emperyalistler tarafından talan edilen; Amerikan bayraklarının dalgalandığı ABD Üslerine Genelkurmay Başkanlarının bile giremediği; İstanbul İzmir gibi liman şehirlerinde valilerin 6. Filo erlerinin ihtiyaçlarını karşılamaları için şehrin sokaklarını temizletmek genelev binalarını boyatmak hazırlıkları yaptırdığı... Bir ülkenin gençliği başkaldırıyordu."

Evet, böyle bir Türkiye'ye, böyle bir düzene, böyle bir dünyaya başkaldırdık biz. İnsanların daha özgür ve daha mutlu olacağı bir dünya istedik.

Eşitliğin ve sosyalizmin egemen olacağı, daha adil ve güzel bir dünya istedik.

Ülkemizin emperyalizme kölelik ilişkilerinden, geri kalmışlıktan, Orta Çağ karanlığından kurtulacağı, bağımsız bir Türkiye istedik.

İşte benim, yarısından çoğu hapishanelerde işkencelerde geçen uzun devrimci yolcııluğum böyle başladı.

O zamanlardan bu yana olup bitenlerin ana hatları ortak savunmamızda anlatıldı.

Kuşkusuz söylenecek daha çok şey var. Ama onlar şimdi mahkeme konusunun dışında kalıyor. Bu yüzden ortak savunmamızda anlatılanlarla yetiniyorum.

Bugünden geriye dönüp baktığımızda, bizim haklı olduğumuzu bir kere daha vurgulamak ihtiyacını duyuyorum.

Evet, haklıydık biz.

Ecevitler, Demireller ve ötekiler 12 Mart'ın,12 Eylül'ün arkasında Amerika'nın bulunduğunu söylerlerken, aslında, bizim haklı olduğumuzu söylemiş oluyorlardı.

Türkiye IMF'nin kıskacında "70 cente muhtaç" hale geldiğinde "Allah kimseyi bunların eline düşürmesin" derlerken de bizim haklı olduğumuzu itiraf ediyorlardı.

12 Eylül karanlığında Türkiye'yi denetlemeye gelen IMF heyetleri önünde üç kuruşluk borç dilenmek için eğildiklerinde, bizim haklılığımızdı görülen.

Ve dönüp bakın çevrenize, her şeyde haklı olduğumuzu göreceksiniz. Hayali ihracatta,

Bankerler skandalında,

Birbirlerini altın kaçakçılığı, rüşvetçilik, dolandırıcılık, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile suçladıkları MİT raporlarında,

Çöplüklerde yiyecek arıyan çocukların, kadınların resimleriyle birlikte, renkli gazete sayfalarına yansıyan sosyete skandallarında,

Ve 10-15 yaşlarındaki Filistinli çocukların ellerindeki çakıl taşlarına karşı İsrail askerlerindeki son model ölüm makinalarında,

Bizim haklı olduğumuzu göreceksiniz. Evet, Devrimciler haklıydı.

Ama, 12 Eylül'de bir kere daha haklı olanlar, işçiler, köylüler, ülkemizin ve halkımızın çıkarlarını savunanlar kaybetti; emperyalizmin ve sömürücülerin çıkarlarını savunanlar, hayali ihracatçılar, soyguncular, sahtekârlar kazandı. Karanlığın ve gericiliğin savunucuları saltanat sürerken; ülkemizin özgür ve aydınlık geleceğini savunanlar zindanlara dolduruldu, işkence gördü yurtdışına sürüldü.

Ama herşeye rağmen, ülkemizin ve halkımızın geleceği için karamsar ve umutsuz olmaya gerek yoktur.

İnanıyorum ki bugünün ve yarının kuşakları, geçmişten bugüne gelen halka ait bütün güzelliklere sahip çıkarak ve bütün olumsuzlukları aşarak her türlü orta çağ karanlığını parçalamayı; ve kendilerine daha adil, sömürüsüz; eşitlik ve özgürlük temelindeki daha güzel, aydınlık bir Türkiye ve dünya yaratmayı mutlaka başaracaklardır.

* 4. Kolordu Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesi'nde görülen Devrimci Yol davasında yapılan kişisel savunmanın son bölümü. (Aktaran: Türkiye Sorunları Dizisi-6)


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org