|
|
|
İnkılap DAL
1960 - 22 Ağustos 1989 |
1960 yılında Sındırgı'nın Kozluköy'ünde doğdu. Çocukluğu, babasının öğretmenliği nedeniyle çeşitli köylerde geçti. Ortaöğrenimini Akhisar'da tamamladı. Öğrencilik yıllarında ailesiyle birlikte tütün işleyerek bölgenin ekonomik sıkıntılarının bizzat içinde yaşadı. Babasının TÖB-DER üyesi olması nedeniyle bu yıllarda TÖB- DER'e, ayrıca Halkevine ve ETÜS'e (Ege Tütün Üreticileri Sendikası) gidip gelmeye başladı. İlk gözaltı ve fişlenme olaylarını Akhisar ve civarında yapılan tütün mitinglerinde yaşadı. İnkılap Dal, Akhisar bölgesinde giderek öne çıkan devrimcilerden biri
oldu. Her olayın ardından ilgisi olsa da olmasa da gözaltına alınmaya,
sorgu ve işkenceye maruz kalmaya başladı. Hatta kimi zaman sorgu için Akhisar'dan
Manisa'ya götürüldüğü oldu. 1979 yılında Akhisar Lisesi'nin Edebiyat bölümünden
mezun oldu. Okulu bitirdiğinde hakkında 2,5 aylık tecil edilmiş bir ceza
vardı. 12 Eylül'den sonra davaların sıkıyönetim esaslarına göre yeniden
görülmeye başlanmasıyla İzmir
Tutuksuz olarak yargılandığı bu dava sırasında Üniversite Sınavına girdi ve Ankara Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü kazandı ve kayıt yaptırdı. Bir dönem Hacettepe'de okuduktan sonra, Ege Devrimci Yol davası sonuçlandığında aldığı 5 yıl ağır hapis cezasıyla okulu tamamlamasının mümkün olmadığını anlayınca Akhisar'a geri döndü. Akhisar'da Yargıtay kararını beklediği günleri bahçe işlerinde çalışarak ve felsefe kitapları okuyarak geçirdi. İnkılap Dal anlatıyor: "Bizim yıllardır sonuçlanmasını beklediğimiz dava nihayet sonuçlandı. Adeta bitmeyecek sandığımız bir süreç son buldu. Bir mahkemem olduğunu unuttuğum günler bile oldu. Beklemek, hele sonucunu açıkca bildiğimiz bir olumsuzluğu beklemek benim için çok zordu. Bu sürede zaman zaman küşük ümit kırıntıları beslediğim bile olmuştur. Kısaca benim için ruhi gerginliklerle geçti bu süre. Rahatsız edici bir yığın olayı da buna katarsak benim için yorucu ve yıpratıcı olmuştur. Gerçi kendimi mevcut duruma ya da beklediğimiz sonuca iyice hazırlamıştım. Öylesine hazırlamıştım ki, cezaevinin birşeyler, bana birşeyler kazandırmasını bile beklemeye başlamıştım. Gerçi kazandırdığı birşeyler tabii ki olacaktır. Ama hiç kuşkusuz birşeyler de götürecektir." Kardeşi Başaran Dal'a cezaevinden yazdığı ilk mektuptan
İnkılap Dal, bir akşam üzeri polisler tarafırıdan evinden alınıp yaka-paça ekip arabasına bindirildi ve cezaevi yaşamı başladı... İnkılap Dal anlatıyor: "27 Ekim'de akşam üzeri saat 6 sularında sivil ekipler tarafından evden alınarak tutuklandım. O ilk geceyi yeni karakolda nezarethanede geçirdim. Karakolda kayda değer birşey olmadı. Sabah saat 9'da savcılığa, oradan da cezaevine götürüldüm. Hükümlü koğuşuna kondum. (...) Akhisar Cezaevi'nde 16 gün geçirdim. Bu 26 gün içinde ruhi yönden son derece rahattım. Sanki ağır bir yükü sırtımdan atmış gibi. (...) 23 Kasım'da sabah erkenden sevkim geldi ve Aydın'a hareket ettik. Saat 2'de Aydın Savcılığına gidip sevk belgesini aldıktan sonra saat 3 sularında cezaevine teslim edildim. (...) Yılbaşından birhaç gün sonra yılbaşı dolayısıyla diğer koğuşlarla da açık görüş yapıldı. Bu arada Mehmet Erdal ve Ufaklık Alişle görüştüm. Benim kendi koğuşlarına gelmemi istediler. Ben de gitmek için dilekçe verdim. Şu anda 8. koğuştayım. Burada Mehmet Erdal var. Ali başka bir koğuşta. Koğuşta herkes Dev-Yol sanığı; çoğu da müebbet hapse çarptırılmış. Hemen hepsi 5-6 yıldır yatıyorlar. En düşük cezası olan benim. Adeta 5 yıl cezamı söylemeye utanıyorum. Bana tahliyeci gözüyle bakıyorlar. Bu koğuşa daha dün geldim. Bugün 2. günüm. Kitap yönünden çok zenginiz. Dışarda okuma fırsatı bulamadığım kitapları okuma olanağı bulabileceğim sanırım. Burada 16 kişiyiz. Bu koğuşun havası diğer koğuşlara göre daha farklı. Yaş sınırı ortalaması oldukça yüksek. Kültür seviyeleri de oldukça yüksek. Bir de uzun süredir cezaevinde yatıyor olmanın getirdiği bir durgunluk ve olgunlukları var." Kardeşi Başaran Dal'a cezaevinden yazdığı ilk mektuptan
Arkadaşı Mehmet Erdal anlatıyor: "... Farklı koğuşlarda bulunan biz devrimci tutsakların görüşebilmesi,
15 günde bir yapılan kapalı görüş günlerinde bir araya gelebildiğimiz maltada
ve görüş mahallinde olanaklıydı. İnkılap ile tanışmamızın, görüşçülerimizin
birlikte geldikleri böyle bir günde gerçekleştiğini sanıyorum, İlk kez
biraraya gelip uzunca konuşabilmemiz ise ilk iç görüşün yapılmasına izin
verildiğinde bütün devrimci tutsaklar olarak biraraya geldiğimiz 3. koğuş
havalandırmasında mümkün olabildi. (...) Bu ilk görüşmenin olanakları ölçüsünde
İnkılap ile uzunca konuşmuştuk. Yine o gün ona ve onun gibi yönetimce başka
koğuşlara yerleştirilmiş Devrimci Yolcu bazı arkadaşlara, bazı istisnalar
dışında, bütün Devrimci Yolcu tutsak arkadaşlar ile birlikte bir araya
gelerek yaşama ve hareket etme düşüncemizi açmıştık. (...) İnkılap, bu
düşüncemizi olumlayan ve önerimizi hemen kabul eden arkadaşlarımızdan birisi
oldu. İki-üç gün işinde de bulunduğum 8. koğuşa gelmişti. İnkılap, olumlu
ya da olumsuz anlamda adını önceden duyduğıımuz ve büyük bir merakla tanışmayı
beklediğimiz, 'sivri' özellikleri olan bir arkadaşımız da değildi. O, Devrimci
Yol davalarının birinde yargılanmşs ve yenice tutuklanmış devrimcilerden
birisiydi... O kadar...
En son l6 Ekim 1988 gecesi 8. koğuşa geldi; bizden sonra 9. koğuştaki bazı arkadaşlarla da görüşecekti. 17 Ekim günü biz, 33 gün sürecek ve Nazilli E Tipi Cezaevi'nde yenilgiyle son bulacak yeni bir süresiz açlık grevine başlayacaktık. Ona, yurtiçi ve yurtdışında pek çok yere gönderebileceği "Biz Can Koyduk, Siz El verin" başlıklı bir bildiriyi verdik. Bunu dışarı çıkaracaktı. Bu son görüşmemizdi. Biz yalnızca bu cezaevinde değil, sürdürdüğümüz yaşamımızda son görüşüyor olduğumuzu biliyorduk. 21 Ekim günü sabahleyin biz Nazilli'ye sevk olurken o tahliye oluyordu. Cezaevi önünde sevk arabasına binerken görebilir miyim diye çevreye bakındım. Göremedim. Belki biraz önce gitmişti; belki de biraz sonra çıkacaktı. Bir daha da göremeyecektim. Biz direniş içinde yola çıkıyorduk o ise direnişimize destek çağrısı içeren bir bildiriyle ölüm yolculuğuna devam ediyordu..." İnkılap Dal, tahliyesinden bir gece önce, Aydın Cezaevi'nde yaşananları kamuoyuna duyurmak için şunları yazmıştı; İnkılap Dal anlatıyor: "20.10.1988 Yeni savcı Nural Uçurum ve yeni müdür Soner Köstereli (1982- 83 yıllarında İzmir Buca Cezaevi Müdürlüğü yapmıştır. O dönemde uygulamalarıyla "kafa-kol kırıcı" lakabıyla tanınır) iş başına gelirgelmez, siyasi hükümlülerin tüm haklarını gaspetmekle işe başladılar. Adeta yasak üstüne yasak koydular. Daha önce de, daha Mayıs ayında, yangın, tünel, isyan bahanesiyle
Aydın E Tipi Cezaevi'nde komando terörü estirmiş, yüzlerce hükümlüye işkence
edilmiş,
Şimdi de kazanılmış tüm haklargaspedildi. Cezaevinde kuş (adeta!) uçması bile yasaklandı. Önceki açlık grevinin yarattığı sağlık sorunlarını henüz çözümleyememiş sol görüşlü siyasi hükümlüler, böylece yeniden açlık grevine gitmek zorunda bırakıldılar. Yıpranmış bedenleri şimdi daha bir yıpranacak, ölüme her zamankinden daha yakın olacaklar şimdi, belki de ölüm bazı canları susturacak, alacak içimizden. (...)” Yine aynı günlerde İnkılap Dal, geride bıraktığı arkadaşlarının direnişine destek olabilmek için, çeşitli çevreleri cezaevlerinde yaşananlara duyarlı olmaya çağıran çabalarını sürdürdü. İnkılap Dal anlatıyor: “Baro Başkanlığı'na - İzmir 21.10.1988 tarihinde toplam 5 yıl olan cezamı infaz ederek tahliye oldum. Tüm cezaevlerinde,1 Ağustos Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından, giderek artan ve 20. yüzyıl insanlık anlayışı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile bağdaşmayan anti-demokratik uygulama ve baskılar gündeme gelmektedir. Son günlerde Aydın E Tipi Cezaevi'nde bu yönde uygulamalar yaygınlık kazanmıştır. En temel insan, hakları bile baskı altına alınmıştır. Bu durum yıllardır ceza ve infaz sisteminin sürekli sancılı kıldığı cezaevlerinde yeni sancı ve olaylara uygun ortam yaratmaktadır. Son durum Aydın E Tipi Cezaevi'ndeki sol görüşlü siyasi hükümlülerin açlık grevine (süresiz) gitmelerine yol açmıştır. (...) Adalet ordusunun üyeleri olarak konuyla ilgileneceğinizi umuyor ve bekliyoruz. Saygılarımla. 23.10.1988 İnkılap Dal Akhisar/MANİSA" İnkılap Dal cezaevinden çıktıktan sonra hastalığı yenmek işin büyük
bir uğraşa girdi. Hastalığıyla ilgili herşeyi bilmek istiyor; bunun için
çeşitli tıbbi incelemeleri araştırıyor, okuyordu. Bir yandan da hayatla
gündelik bağlarını koparmadan bahçede çalışıyor, geleceğe yönelik planlar
yapıyordu. Arkadaşlarının gizlice yurtdışına gitmesi konusunda yaptıkları
uyarıları dikkate almadı. Sonradan 5 Haziran 1989 tarihinde pasaport için
müracaatta bulundu. Ancak bu başvuruya cevap alamadı; günler geçiyor, hastalık
amansızca ilerliyordu. Aynı günlerde basının da yoğun ilgisi ile oluşan
kamuoyu baskısı sonucunda 8 Ağustos 1989'da pasaport verildi. Ancak İnkılap
Dal, o günlerde 30 kilonun altına düşmüş, yaşama şansı iyiden iyiye azalmıştı.
ll Ağustos günü dostlarının alkışları arasında Fransa'ya uğurlandı.
Babası Mehmet Dal anlatıyor: "Maalesef yavrumu kaybettik. 53 gün gecikme ile pasaport verildiği için zaten iş işten geçmişti. Enfeksiyonları yenemedi. Bu nedenle de ilik nakli yapılamadan öldü. Çok üzgünüz. Zamanında pasaport verilseydi, belki de yavrum yaşayacaktı. Onu zaten ölüme gönderdiler" |
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org