Belediye Meclisi Üyelerini Tehdit Ettim

Tehdit ettim, doğrudur. Ben hiçbir şeyi gizleyecek değilim. Ben açığım, veremeyeceğim hiçbir hesap yoktur. Ben Meclis Üyelerini tehdit ettim. Yani, söylediklerinin sadece orası doğrudur. Bu konuda belediye meclisinin Adalet Partili üyesi Hikmet ALTINTAŞ şöyle demektedir: "Meclis toplantılarından birinde belediye reisi, 'burada politika yapılır, ben siyaset yaparım, ben bir siyasi hareketin çalışmalarının sonunda buraya gelmiş adamım. Ben kendi politikamı burada yaparım' şeklinde cümleler kullandı" diyor. Bu da doğrudur, ancak sonunu söylememektedir. Ben öyle söyledim, doğrudur da, hangi şartlarda, niçin, hangi maksatla söylediğimi, bu sayın üyeler söylememektedirler.

Demin de anlattığım gibi, ben, dört siyasi partiyle karşı karşıya idim.

Yılllardanberi Fatsa Belediyesi’nde en çok üyeye sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi belediye reisi de kendilerinden olmasına karşın, yine mecliste bir türlü çalışmayı beceremezlerdi. Durmadan, birbirlerini düşürmek, birbirlerinin kuyularını kazmak gibi alışkanlıkları mevcuttu. Menfaatler çatışmasıydı. O şekilde ben kendilerine, ilk meclis toplantısını açarken, ben bağımsız belediye başkanı olduğumu, elbette benim siyasi düşüncemin olduğunu, belli bir dünya görüşünde olduğumu, ancak, benim meclis sistemi içinde, demokratik olarak yapılan bir seçim sonucunda, halkın da büyük bir çoğunluğunu -Fatsa’da kimseye nasip olmamıştır böyle bir oy- en geniş şekilde halkın desteğini alarak seçilmiş bir reis olduğumu söyledim. "Eskiden olduğu gibi siz burada benim çalışmalarımı siyasi nedenlerden dolayı kösteklemeye çalıştığınız zaman işler değişir" dedim(...)

Belediye Meclisinin bu toplantısında ben, "Burada politika yapılır, bende kendi siyasi doğrultumda çalışacağım ve halk yararına uygun bulduğum her şeyi meclise getireceğim, eğer siz de politik nedenlerle, sadece partizan tutumlarla, benim halk yararına gördüğüm taleplerimi reddeder, meclisten çıkarmazsanız, ben gider sizi halka şikayet ederim. Her hafta toplantı yapıyorum, halka söylerim" dedim. Bu bir tehditti. Doğrudur ve onların da, bize yasal olmayan herhangi bir şeyi onaylattı diye bir iddiaları yoktur. Belediye meclisinden geçen yasalardan tek bir tanesini gösteremezler, şu yasayı biz onaylamıyorduk, ama reis zor kullandı ve bize onaylattı, diye. Çünkü, gösterecekleri her şey, Fatsa halkının yararına ve halkın ortak kararı sonucunda alınmış tekliflerdir. Elbette ki, belediye meclisi üyelerinin kendi yasal değerleri bu halk yararına olan icraatlara katılmaktır, bunun dışında düşünülemez. Ancak, partizan tutumlarla bunu engellemeye kalktıkları zaman elbetteki ben Fatsa halkı adına, onlara karşı geleceğim. Yaptığım budur. Ancak, belediyede herkes, her siyasi grup kendi politikasını yürütebilir. Çünkü, seçimler sonucunda geliniyor belediyeye. Meclis üyeleri de olsa, belediye reisi de olsa, halktan aldıkları oylar sonucunda oraya gelmektedirler. Öyle geldiklerine göre, belli bir siyasi düşüncenin de temsilcileridir kendileri. Ben de elbetteki, kendime göre bir düşüncemin bağımsız bir belediye başkanıyım. Kendime göre bir politikam vardır. Elbette ki onu yürüteceğim. Ben şimdi bağımsız belediye başkanı olarak seçileceğim ve Fatsa halkına siyasi düşüncemi anlatacağım, yapacağım hizmetleri anlatacağım, Fatsa halkının o büyük çoğunluktaki oyunu alacağım, geleceğim ve Süleyman DEMİREL'in kafasıyla belediyeyi yöneteceğim. Bu olmaz... Siyasi hayatta böyle şey olmaz. Bülent ECEVİT'in düşüncelerine göre belediyeyi yöneteceğim, bu olmaz. Elbette ki ben, kendi düşünceme ters düşmeyen ve ancak, halkın yararına ve belediye yasalarına uygun düşen icraatlarda bulunacağım, bu benim en doğal hakkımdır.

Muhtarlara gelince: Muhtarlar bir alemdir. Bunlar, yıllardan beri belediyeyi bir çiftlik, haline getirmişlerdir. Belediye reisini muhtarlar baskı altında tutarlar. Mahalleye hakimdirler bunlar. Yani, mahallenin oyuna hakimdirler ve belediyenin yenilenmesinde muhtarlar, belediye reisine baskı unsurudurlar.Yıllardan beri Fatsa'da bu böyle yürüyor. Özellikle dikkat edilmesi gereken bir konu, bu muhtarlar konusudur. Muhtarlar muhtar olmazdan önce, ya terzidirler, ya ayakkabıcıdırlar veyahut başka bir meslektendir. Ancak, muhtar oldukları zaman ya bakkaliye açar, yahutta inşaat malzemesi üzerine bir iş yeri açarlar. Burasına dikkat edilmesi gerekir. Bunun sebebi şudur: belediyeye hakimdirler ve belediye reisi onların baskısı altındadır. Belediyenin halka ulaştırmak durumunda olduğu temel ihtiyaç maddelerinin dağıtımını kendileri alırlar. Yıllardan beri Fatsa'da bu böyle olmuştur. Çimento gelir, muhtarlara dağılır. Demir gelir muhtarlar tarafından dağıtılır. Yağ gelir, muhtarlar tarafından dağıtılır. Omo gelir, o da muhtarlar taraftndan dağıtılır. Onlar dağıtır da nasıl dağıtır? Alır ya yakınlarına verir, yahutta 10 liralık malı 50 liraya verir, karaborsa yaparlar. Bu Fatsa halkı tarafından bilinen bir gerçektir. Bu anlamda bunların çıkarları söz konusudur.

İkincisi, Belediye diyelim ki, A mahallesinde kaçak inşaat yakalamıştır. Yasalara aykırı, imar planına aykın, yönetmeliklere aykırı bir inşaat vardır. Belediye inşaatı yakalamış ve mühürlemiştir. Muhtar telefon açar, belediye reisine. Bu benim dönemimde de olmuştur, eskiden de olmuştur. "Reis", "Ne var?" "Seçim yakındır, sen ne yapıyorsun? İnşaatını mühürlettiğin Ahmet bey çok nüfuzlu bir insandır. Bunun peşinde şu kadar oy vardır, sen bunu idare ediver, göz yum". Bir bakmışsınız 3. gün inşaatın mühürü sökülür ve inşaat devam eder. Muhtar gider Ahmet beyin işini gördüğü için, Ahmet beyden onbin mi alır? Beşbin mi alır, nasıl bir menfaat temin eder onu ben bilemem. O konuda tanık olmadığım için bir şey söyleyemem.

Kaçak elektrik, su kullananlar vardır. Bunlar yakalandığında da, muhtarlar belediye reisini tehdit ederek, oyla korkutarak, seçim yakındır, şöyle olur, böyle yaparız şeklindeki sözlerle kendi doğrultularında hizmete zorlarlar. Benim dönemimde muhtarların elinden bu imkanlar alınmıştır. Bunların o anlamdaki fonksiyonlarına son verilmiştir. Onlar, fonksiyonlarından bunu anlıyorlar. Ama, o kadar ifade vermişlerdir, hiç bir muhtar, 'Belediye reisi benim mühürümü elimden aldı, sen muhtar olamazsın, falanca olacaktır, dedi’ diyememiştir. Hiçbir muhtar, 'Belediye reisi, benim imzalamam gereken, yerine getirmem gereken yasal görevimi, şu görevimi engelledi' diyemez. Sadece, bu çıkarlarından dolayı bu tür yakıştırmaların peşindedirler. Ki, bunlar bir de demin söylediğimiz meclis üyeleri gibi, şu veya bu partinin muhtarlarıdırlar. Bunların fonksiyonları bu anlamda ortadan kaldırılmıştır. Doğrudur. Ama, bu anlamda doğrudur, yoksa iddia edildiği gibi, Devrimci Yol adına veyahut bir başka örgüt adına kimse bu insanlara herhangi bir talepte, herhangi bir baskıda bulunmuş değildir. Salt bu anlattığım doğrultudadır, bu baskılanma(...)

Şimdi bizim eskiden beri bir iddiamız vardır: Fatsa üzerinde oyunlar oynandı ve bu oyunlar sorgulama döneminde yürütüldü. Bu oyunlar, savcılar soruşturmasında sürdürüldü. Mahkemelerde de bazı çevreler sürdürüyor. Bu konuda bir tek örnek vermek istiyorum ve isim vermeden geçeceğim. 1982 yılının 14 Nisan'ında ben, Amasya Cezaevinden alınıyorum. 25 kişi ile beraber, hiçbir gerekçe yok. Her zaman cezaevinde olan ufak tefek olumsuzluklar vardır. Benimle hiçbir ilgisi olmaz bunun. Çünkü, cezaevine geldiğim dört seneden beri, en ufak bir ihtarım sözkonusu değildir. Böyle bir davranışta bulunmam da mümkün değildir. Alınıyorum, Suluova Et-Balık gözetimine getiriliyorum, bu 25 kişi ile. Burada, bu gittiğim yerde işkence yapıldı mı, yapılmadı mı? bunları anlatmama, söylememe gerek yok. İki-ikibuçuk senelik tutuklu bir insanım. Cezaevinden alınıyorum, benim olay bölgem değil, sorgulama ile de bir işim yok. Böyle bir sorgulama da vermiş değilim. O kişilerle ilgim yok. Acaba ben, Et-Balık tesisleri'ne, gözetim yerine neden götürülmüş olabilirim?

İkincisi, gittiğimin ikinci günü orada, "12" diye bir yerden bahsediyorlar. Gözümüzü bağlıyorlar. Alıp götürüyorlar: "12"ye gidiyorsun diyorlar. Neyse "12" işkencehaneymiş. Et-Balığın bir tarafında oraya götürdüler.

"E, Fikri SÖNMEZ Türkiye'yi karıştırdın. Fatsa’yı da karıştırdın, şimdi bize hesap vereceksin."

İkibuçuk sene olmuş ben cezaevindeyim ve ben 12 Eylül'de soruşturma geçirmedim, yani, benim buralarda bir ifadem yoktur. Bana bir tek, " Gazetelerde şu beyanatların falan-filan var mı?" diye savcılar alelade sordular o kadar. Benim " Nokta Operasyonun"daki ifadelerim savcı ifadelerim ve mahkeme ifadelerim söz konusudur. "Sen 41'ler Davası'nda hangi maddeden yargılanıyorsun?"

Duruşma Hakimi- Olay 119'u soruyorlar 41’ler diye?

Sanık- Onlar soruyorlar bana, bende 141/1'e göre yargılanıyorum, 41'ler davasında, dedim. "Oo, olur mu 141/1 ?"

Ben, göremiyorum adamları, gözüm bağlı. "Seni Fatsa Davası'nda 146/1'den yargılatacağız." Ee olabilir, bir soruşturma yapılır, araştırma yapılır, 146/1'lik bir suç işlemişsem elbette ki yargılarlar. Bunu sizin bana söylemenize gerek yok ki bu, hukukçuların işi.

"Yalnız Fikri bey, sen reislik yapmış adamsın, sen anlarsın bu işleri, bu işten kurtulma yolu da vardır," ne gibi yolu vardır? Benim böyle bir derdim olmadı, nereden kurtulacağım, ne yaptım ki, nereden kurtulacağım? "Ee sen belediye reisliği yaptın, kenarda köşede bir şeylerin vardır?" Haaaa, ben anladım: Belediye reisi olduğumdan dolayı öyle ya rüşvet-mezat, toplamışımdır, para sahibi adam olmam lazım, onun için "Fatsa Davası'nda senin yargılanmanı biz engelleriz bu işleri anlarsın sen, nasıl yapılması gerektiğini bilirsin ve sana eğer 'he' dersen, bir adam da göndereceğiz." diyorlar.

Ben, hiçbir suçumun olmadığını, bir kuruş kimseye vermeyeceğimi, paramın zaten olmadığını, olsa da vermeyeceğimi söyledim "Ancak burada beni öldürmeye niyet kurarsanız şu kadarını şöyleyeyim, hayatım boyunca çalışmayla didinmeyle, ailemin kolundaki bilezikleri satarak bir kat ev yaptım Fatsa'da, onu satarım, onun parasını size verebilirim, başka bir şey veremem" dedim.

Duruşma Hakimi- Soyguna, sömürüye karşısınız ve devrimci olduğunuza inanıyorsunuz, bir soygun için tezgah kuruldu diyorsunuz, isime gelince vermiyorsunuz? Soyguna ve sömürüye karşı olanlar için bu, daha çok üzerinde durulması gereken bir görev olması gerekir değil mi?

Sanık- Şimdi müsade buyurursanız bitireyim. Şimdi, şu aşamada, soruşturma durumundadır. Ordu Bölgesinde yenen rüşvetler. Komisyonlarda çeşitli sıkıyönetim görevlileri hakkında soruşturmalar yürütülüyor. Ben, Tercüman Gazetesi'nin kafasıyla konuşmam. Bu iş olmuş mudur? Olamamış mıdır? Kim nerede yapmıştır? Bunların kesin delilleri şu anda elimde değildir, ama, orada söylediğim söz, bu açıklamaları yapacağım çoklarının uykusu kaçacak demem, ben bunları açıklamadan önce zaten uykuları kaçmış bir sürü insanın onun için, bunun daha fazla açıklanmasının da bir faydası olmayacaktır. Ancak, yasal yönden olacaktır. O da soruşturmaların sonucunda ciddi bir durum ortaya çıkarsa ben de kendi hakkımı elbette arayacağım.

Ancak, benim babam da öldürüldü. Şu ana kadar aileme bile dilekçe verdirmedim. Babam benim resmen öldürüldü. Daha şimdiye kadar kendi arkadaşlarıma bile açıklamış değilim. Şurada ilk defa söylüyorum, onu da açıklayacağım. Bunlar, önemli olaylardır. Hangi şartlarda.... elbetteki uykusu kaçacak çok kişi var.

Bir Yüzbaşı bile bile öldürüldü. Sırf beni öldürtmediği için. Bazı çevrelere karşı geldiği için, biraz sonra anlatacağım. Müsade ederseniz sırası gelecek. Ama bugün isim isim size, şunlar şunu şöyle yaptı, şurada. Bunlar burada yaptı, bu sadece yakıştırma kalır. Ancak, bu konuda şu kadarını söyleyebilirim. Ordu çevresinde sorgulama ekipleri vesaire, diğer ilgililer altında son model Mercedeslerle Fatsa'yı terk etmişlerdi. Her gelen köşeyi dönmüştü. Bunları geniş geniş esas hakkındaki savunmamda delilleri de koyarak savunacağım, söyleyeceğim zaten. Yoksa ben öyle kimseyi himaye edecek değilim. Ben bu uğurda hayatımı koymuşum ortaya. Soyguna, sömürüye karşı elbette ki, anlatacağım, karşı çıkacağım.

 

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org