Seçimlerde Baskı Yaptığım İddiaları

Fatsa'da belediye başkanlık seçiminde kimseye tarafımdan baskı uygulanmamıştır. İddianame'deki iddianın tam tersine bana karşı baskı uygulanmıştır. Bana karşı saldırılar yapılmıştır. Adaylığımı koyduğum günden itibaren türlü entrikaların karşısında kaldım. Adaylığımı engellemek için, müracaat dilekçem üzerinde eksiklik yapılarak, adaylığım engellenmek istendi. O olayı da şu şekilde izah etmek istiyorum.

Ben hayatımda seçimlere hiç katılmadım. Yalnız çok önceleri 1965 yıllarından 1971 yılına kadar, Türkiye İşçi Partisi kapatılıncaya kadar Türkiye işçi Partisi’nin üyesi ve Fatsa İlçe Teşkilatında zaman zaman sekreterlik, başkanlık görevi yürüttüm. Sadece o parti seviyesindeki, yani parti yönetimindeki ilgili seçimlerin dışında genel seçimler ve benzeri seçimlere girmiş d

  eğilim. Bilgim yoktur. Ve bundan dolayı dilekçemi İlçe Seçim Kurulu'na, Hakim Beye götürdüğümde, kendisi bana bir liste verdi. "Şu şu eksiklikleri tamamla... İşte askerlik şubesidir, savcılık sicil şeyidir, bilmem nedir... işte o kanuni şeyleri tamamla getir" dedi bana. Ben de onları getirdim. Orada çok ilginç bir durum oldu. Ben dosyamı tamamlayıp kendisine verince, "Hakim Bey tamam mı?" dedim. "Tamam". dedi. "Bir eksiklik olmasın, sonra bir aksaklık çıkar" dedim. "Yok, tamam" dedi. "Benim fazla bilgim yoktur, onun için endişe ediyorum." dedim, ayrıca belirttim. "Yok, öyle bir şey olursa bildiririz biz" dedi. Dedim ki: "benim bildiğim kadarıyla bağımsız adayların bir miktar para yatırmaları gerekiyor böyle bir şey vardır. Partiler yatırmaz da, bağımsızlar belli bir ücret yatırırlar, seçim için ilçe seçim kuruluna, adaylık parası; böyle bir şey olacaktır."

Hakim bey bana "Bu genel seçimler için, bağımsız milletvekilleri içindir. Yoksa, yerel yönetimler için böyle bir şey yoktur. Ben bilmiyorum. Gene ben bir yukarı sorarım. Ama, bilmiyorum böyle bir şey" dedi. Ve ben ayrıldım oradan. Bu müracatımı adaylığımın kesinleşmesinden 15 gün önceden yaptım. (Çok önceden yaptım) Yani, o arada bir aksilik çıkmasın diye. O zamanki yasalara göre seçimlere yirmi gün kala adaylıklar kesinleşecek. Daha sonra aday müracatı resmen mümkün değil. Yasal olarak yapılamıyor. Üç saat kala İlçe Seçim Kurulu'ndan bir katip gelerek; İlçe Seçim Kurulu Başkanı'nın beni istediğini söyledi. Gittiğimde, Hakim bey bana aynen şöyle dedi. "Fikri bey 57.600 lira para yatırmanız gerekiyormuş."

Ben terzi adamım. Ben hayatım boyunca 57.600 Lirayı bir arada görmüş değilim. Ki o dönemin parasıyla cidden görmüş değilim. Mümkün değil, yani o kadar parayı ben hiç bir arada taşımadım. Ben kendilerine "Zamanında söylemiştim, bu para işi olacak diye, şimdi ben parayı bulamazsam ne olacak?" dedim. "Adaylığın kesinleşmez, bize yazı yeni geldi" dedi.

Ben o söylediğim 15 gün önceki müracaatım döneminde bu tür şey olabileceği düşüncesiyle kendi çevremden, arkadaşlarımdan ve imkanlarımdan zorlayarak 50.000 lira para hazırlamıştım. Kalanı da döndüm o iki saat içinde tamamladım. Ve getirdim, yatırdım ve adaylığımı bu şekilde kesinleştirmiş oldum. Ancak, Fatsa'da benim belediye başkanı olmamı istemeyen ve olduktan sonra çıkarı bozulacak olan çevreler, bu engellemeyle başarılı olamayınca, bu sefer Ankara’nın yolunu tuttular.

Ankara’da Bülent ECEVİT'e kadar çıktılar. O zaman Başbakan Bülent ECEVİT idi. Ve Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri ECEVİT'e kadar çıktılar. "Fatsa Belediye seçimlerini biz kaybediyoruz, Fatsa’da ve önümüzde 14 Ekim seçimleri var. Fatsa gibi yerde biz seçimi kaybedersek, Türkiye çapında çok olumsuz bir propaganda olur bu, seçimin süresiz engellenmesi lazımdır." şeklinde meseleyi Bülent ECEVİT'e dayatıyorlar ve Malatya'daki süresiz ertelenen Malatya Belediye Başkanlığı seçimleri gibi, Fatsa Belediye seçimlerinin de süresiz ertelenmesini Bülent ECEVİT'ten istiyorlar. Ecevit kendilerine-sonradan öğrendiğime göre- "Malatya’da Belediye Başkanı öldürüldüğü; yakın bir zamanda seçim yapılması sonucunda çıkabileceği için nedeniyle süresiz bir erteleme söz konusudur; ama Fatsa'da böyle bir durum yok; Fatsa'da belediye başkanı kendi eceliyle ölmüş, koltuk boşalmıştır, yasalara göre seçim günü ilan edilmiştir, seçimin yapılması gerekmektedir." demiştir.

Ecevit, "Ancak size bir iyilik yapabilirim, önümüzde 14 Ekim ara seçimleri vardır. Türkiye'de 5 tane daha ilçe boşalmış, belediye seçimleri var, onların hepsiyle birlikte l4 Ekim'e uzatabilirim; size de bu arada bir çalışma fırsatı verebilirim, gidin çalışın kazanın seçimi. Ben ne yapayım." diyor ve geri gönderiyor bunları. Mesele bu.

Geri geldikten sonra seçim cidden, Yüksek Seçim Kurulu tarafından 14 Ekim ara seçimlerine alınıyor 24 Ağustostan, ancak planlar dümenler ve provakasyonlar bitmemiştir. Bu sefer, Cumhuriyet Halk Partisi'yle bağımsız aday arasında böyle bir seçim ertelemesi sürtüşmesi çıkmasından yararlanan, daha önce, savunmamın önceki bölümlerinde anlattığım gibi, ÜGD'li kişiler Fatsa'da bazı olaylar yaratarak, seçimleri ertelettirip, bu arada Fikri SÖNMEZ'i ortadan kaldırabiliriz, anlayışıyla saldırılara başlamışlardır.

İkinci seçim, (14 Ekim) için müracatlar yeniden yapıldıktan sonra, adaylığım kesinleştikten, iki akşam sonra, yani seçimlere 19 gün kala evime araba ile gelip kapının zilini çaldığım zaman, üç ayrı yerden yaylım ateşine tutuldum. Büyük bir tesadüfle yani orada bir yere yatmakla mı, elimde olmayarak bir hareketle nasıl kurtulduğumu ben bilmiyorum- bacağımdan iki yerden yara ile kurtuldum. Daha sonra kendi kendime karar aldım. Yani eve gitmeme kararı. Seçimler boyunca eve gitmeme kararı aldım. Yakınlarıma, akrabalarıma ve her akşam değişik bir eve gitme şeklinde bir önlem aldım. Baktım adamlar vuracaklar beni. Bir hafta sonra, bu saldırıdan bir hafta sonra, aynı yerde gene taksiyle içinde kayınbiraderim - çünkü ben eve gitmiyorum-ben zannedilerek evimin önünde tekrar araba tarandı. Bu sefer arabadan inmeye de fırsat tanınmıyor, araba taranıyor. Ve arabanın şoförü hafif yaralı kaçabiliyor ve o şekilde kurtuluyorlar. Bununla da yetinmiyorlar. Durmadan Fatsa'da olay yaratma peşindeler. İlle seçimleri erteleyecekler. İlle insan katledecekler. Ve seçim ortamını kaldıracaklar ortadan. Bu anlamda, bu olaydan bir hafta sonra- yahut üç, dört gün sonra bilemeyeceğim hatırlayamıyorum o kadar- Kurtuluş Mahallesi'nde bir kahve toplantım var. Ki, yasal bir toplantı. Adayım, bütün adaylar istediği kahvede, istedikleri gecede, istedikleri saatte toplantı yapıyorlar. Ben de Kurtuluş Mahallesinde bir kahvede toplantıya gittim. Konuşmamı yaptım. Ayrıldım oradan. Evim Kurtuluş Mahallesinde olmasına rağmen ben, gene bir başka tarafta bir yakınımın evine gittim. Çünkü, eve gidemiyorum. Ancak, bu arada anlatmak istediğim bir önemli husus var.

Bu birinci saldırının hemen peşinden Kaymakam, Emniyet Amiri, Jandarma Bölük Komutanı ve Savcı, dördü beni Kaymakamlığa çağırdılar. Gittim, dördü bir aradaydılar. Olayı benden dinlemek istediler. Yaralıydım zaten. Ben olayı anlattım ve olayda saldırganları tanıdım. Çünkü, mahallemin çocukları, aynı mahallede oturuyoruz o insanlarla ve tanıdım. Çok yakın mesafeden atmışlardı. Yani, benim silahım olsaydı, tertipli olsaydım vururdum da. Bugün de burada bir adam öldürmekten yargılanabilirdim. Ama, öyle bir şeyi o saate kadar düşünmediğim için öyle bir niyetim olmadığı için silahsızdım. Silah da taşımıyordum zaten, ve anlattım. Kimlerin olduğunu ve bunları kimlerin tertiplediğini de. İsimle, yani kurşunu bunlar bunlar attılar, ama suç esasen bu çocukların değildir, bunu tertipleyenler şunlar şunlardır diye kaymakama da, savcıya da, jandarma komutanına da, emniyet amirine de anlattım. "Siz gidin, biz hallederiz" dediler. İkinci saldırı oldu, tekrar çağırdılar. Tekrar aynı şeyleri bir daha anlattım. Gene "Gidin biz bakarız" dediler. Ancak, o arada bir gelişme oldu. Gelişme oldu da nasıl bir gelişme oldu? Giresun'dan, Samsun'dan toplum polisi ve komando birliği getirdiler. Ve Cumhuriyet Halk Partisinin yöneticileri "Biz seçimleri normal yoldan olmazsa, süngü ile, zorla, baskı ile alacağız, sandık başına beş asker koyacağız, genede bu seçimi biz alacağız" diye, onu bir baskı aracı olarak kullanmaya çalıştılar. Ancak ilçe yetkilileri - orada kimsenin hakkını yemek istemem-, benim evime en az beş-altı asker bekçi, polis de koydular. Muhasaraya aldılar, yani "güvence"ye aldılar. Buna benzer bazı yerleri de aldılar. Halkevi Binasını, TÖB-DER binasını, bankaları, çünkü gelişmeler iyi değildi. Bir şeyler olabilirdi her an karşı taraftan, bu endişeyi biraz ben anlatmıştım kendilerine. O endişeden bu tedbirleri böyle aldılar. Ama, bu gelen birliği bazı çevreler daha kötü amaçlarla kullanmaya çalıştılar, Fatsa'da. Neticede, bu anlattığım kahvede toplantı bittikten sonra, ayrıldıktan hemen yarım saat sonra, kahve basmaya üç maskeli geliyor. Ancak, toplantının bitmiş olduğunu görüyorlar. 10-15 dakika bir zamanlama oluyor bu arada. Gelmişken herhalde boş dönmeyelim, diyorlar. Orada bir ara kahvesi, bir çayhane var, ben de o mahalleden olduğum için, tanıyorum o kahveyi, biliyorum yerini. O kahvede insanlar televizyon seyrederken kahveye dalıyorlar. Maskeli hepsi zaten. İki kişi dalıyor içeriye. Kahveyi tarıyorlar. Orada Tevrat GÜLER isminde birisi ölüyor. İki kişi halen felçli, yatıyor. Saldırganlardan biri orada kendi arkadaşlarından mı, yoksa oradaki insanlar tarafından mı orasını ben bilemem orada olmadığım için, bir saldırgan da orada ölüyor. Maskesi ile her şeyi ile orada kalıyor. Bunun üzerine gece hemen, bu olayın peşinden, gece aynı ilgililer beni çağırdılar. Buldurdular beni. Ve Kaymakamlık Odasında "Geçenlerde biz sizin anlattığınızı seçim manevrası yapıyor, işte politikacılar böyle yapar, öbür tarafa baskı yapsın diye, bize böyle böyle lafları söylüyor diye değerlendirdik. Yanıldığımızı anladık. Eğer bu insanlar kimse, kim olabileceklerini biliyorsan, bize anlat, bu sefer biz ciddi olarak üzerine gideceğiz. Geçen iki anlatımını böyle değerlendirmiştik" dediler. Yani ben, öbür gruba baskı yapsın kaymakam, amir, memur; ben de ortadan seçimi kazanayım, şeklinde yorumlamışlar. "E, politikacısınız" gibi laf ettiler" ancak, cidden bu işler kötüye gidiyor, senin de bu konularda araştırmaların, bildiğin var, geçen söyledin bazı isimler, bunları biz nerede bulabiliriz?" dediler. Ben baskını yapanları anlattım. İsim, isim, birisinin Sezai GÜNGÖR olduğunu, zaten ölü olarak orada kaldığını, o akşam bana saldıranlardan birinin de o olduğunıı, Recai GENÇ ve İsmail YILMAZ olduğunu, üçünün bana saldırdığını, bu üç eylemin de failinin bunlar olduğunu anlattım ve bunları bulmak istiyorsanız Konakbaşı Köyünde falanca ev, gidin silahı ile beraber alın gelin, ben de burada oturuyorum, dedim. Ve atladılar arabaya gittiler, yarım saat, bir saat sonra geldiler. Ve eylemde kullandıkları silahla beraber geldiler. Buldular, aldılar, geldiler, basit, zor bir iş değil, açık açığa yapıyorlar. Ve bugün Erzincan 2 numaralı Askeri Mahkemesi tarafından biri idama, biri 36 yıla mı bilmiyorum, Yargıtay'dan herhalde temyizde bozulmuş, tekrar yargılanıyorlar. O konuda bir şey demek istemiyorum. Böyle bir cezaya çarptırılıyorlar.

Bu eylem de bu şekilde bittikten sonra iş bitmedi bir türlü rahat edemiyoruz. Seçimlerin yapılmasına dört gün kala bir gece, bir baktık bir patırdı daha: Fatsa'da Yozgat Milletvekili Hüseyin ERDAL yanında dört tane Çorum, Yozgat illerinde aranan, bir sürü eylemlerden aranan dört tane militanla beraber silahlı bombalı yakalanıyorlar. Gece yarısı saat 1 sıralarında benim olan, eskiden bana ait olan terzi dükkanının 100-150 metre önünde taksiyi durdurmuşlar ve -daha önce söylemiştim işte, tedbir alınmıştı bazı yerlerde jandarma ve komando birliği tarafından- askerler, jandarmalar gezerken şüpheleniyorlar iki kişiden, benim terzihanenin ara sokağında; "Kimsiniz, necisiniz" derken, jandarmalar arama yapmak istiyor, üstlerini aratmak istemiyorlar. "Biz ileride milletvekili var O'nun arkadaşıyız" falan diyorlar. Emniyete getiriyorlar. Emniyette üst-baş araması yapıyorlar. Hepsi silahlı çıkıyorlar, arabayı arıyorlar, arabada altı tane patlamaya hazır bomba, dinamit, bir tane saatli bomba, çok miktarda bomba yapımında kullanılan malzeme, ile yakalanıyorlar. Hüseyin ERDAL elindeki çantayı aratmak istemiyor, Kendisinin Yozgat MSP milletvekili olduğunu, Rize'den Erbakan hocanın mitinginden geldiğini, gece uykusu gelip, otel aradıklarını falan söylüyor. Ancak, yetkililer diyorlar- savcısı falan- "Kardeşim bombayla otel mi olur, ne oteli? olmaz böyle şey. Sen milletvekili falan da değilsin" diyorlar. O gün CHP'nin, seçimleri yürütmek için Fatsa’da bulunan Ordu Milletvekili Ertuğrul GÜNAY'ı olduğu yerden kaldırmışlar, gece getirmişler, yüzleştirmişler. Cidden Hüseyin ERDAL olduğunu, MSP milletvekili olduğunu Ertuğrul GÜNAY söylüyor ilgililere, güvenliğini alıyorlar. Samsun'a kadar yolcu ediyorlar. Şimdi bu noktada düşünmek lazım. Bu, alelade sokakta bir insan değil, çocuk da değil. Bir milletvekilinin bu durumda seçimlerden önce, bu kadar da olayların aniden geliştiği bir Fatsa'da böyle dolaşması bir tesadüf olamaz.

Bunu ben öğrendikten sonra Kaymakam'a gittim. "Ben, seçim çalışmalarımı durduruyorum." yani, bundan böyle ne meydanda ne kahvede ne bir yerde seçim toplantısı yapmıyorum. Çünkü, koyarlar bir yere saatli bomba, bir toplantıda bir sürü insan ölür. Ben belediye başkanı olsam da olmasam da olur. Ama, bu insanların katledilmesine göz yumamam. Bu şekilde seçim faaliyetlerimi dört gün kala durdurdum. Bütün bunların karşısında şimdi iddia makamına ben sormak isterim. Bunlar, Fatsa Adliyesinde şikayetleri tarafımdan yapılmış, diğer olaylarda tespit edilmiş, ve oralarda işlem görmüş duran dosyalardır. Yani, seçimlerden yirmi gün önce, beş gün önce, on gün önce olan olaylardır.

Şimdi iddia makamından ben sormak isterim: Bu kadar Fatsa halkı içeri alındı. İşkenceden geçirildi. Gerek sanık gerek tanık, bırakın sanığı, tanığı, en sağdaki MHP'liler dahi, onların anaları ve babaları dahi "Fatsa'da belediye seçimlerinde ben bir dayak yedim, oyunu bu yönde kullanacaksın diye dövdüler, sövdüler," veyahutta "ölümle tehdit ettiler" şeklinde şikayette bulunamazlar.

Fatsa'da devlet yok, diyorlar, ona da cevap vereceğim ileride. 12 Eylül’e kadar şikayette bulunamadılar, dilekçe veremediler. 12 Eylülden sonra 4 sene geçmiştir. Bu dört sene içinde bir tanesini göstersinler bana, ben seçimleri cidden zorla aldığımı, ve tüm yakıştırmaları da kabul edeceğim. Yok, hiçbir Fatsa'lı böyle bir şeye rastlamamış, böyle bir olay olmamıştır, ama, iddianamede böyle bir olay yer almıştır.

Bu, Tercüman Gazetesi'nin 11 Temmuz 1980'den sonra "Fatsa komünü"diye, Nazlı ILICAK tarafından 10-15 gün süren yazıdaki değerlendirmelerden alıntıdır. Aynısıdır. O değerlendirmeler elimde değil. O tarihin gazeteleri, 11 Temmuz'dan o ayın sonuna kadar çıkan gazeteler incelendiğinde, Tercüman Gazetesi, o komün meseleleri, bu tür baskı, zor, İttihat ve Terakki meseleleri tamamen Tercüman Gazetesi yazarı Nazlı ILICAK'ın ve Kemal ÖNDER'in kaleminden ve benzeri Tercüman yazarlarının kaleminden o günlerde yayınlanmış ve propagandası geliştirilmiştir. Sonradan bunlar da iddianameye temel teşkil etmiştir. Yoksa, bunun dışında bir tek Fatsalı, Fatsa Belediye seçimlerinde dayak yemişse, verir-dilekçe. Şikayet etmemesi mümkün değil. Her Fatsa'lının üzerinde bir ifade yazılırken, hakkında bir ifade yazılırken, bu da yazılabilirdi, ama, yok. Böyle bir durum söz konusu değil.

Ve bütün bu saldırılara karşın, seçim günü tek bir olay olmadan Fatsa Belediye Başkanlık seçimini, Adalet Partisinin 850, CHP'nin 1150 oyuna karşılık; 3096 oyla kazandım.

İddianamenin 159. Sayfasının 4. paragrafında

“Belediyenin Devrimci Yol örgütünün egemenliğine geçmesiyle; Başkan Fikri SÖNMEZ, siyasetin unsurlarından ve stratejik aşamalarından biri olan direniş komitelerini gündeme getirmiş; ve halk komiteleri adıyla 11 mahallede 5'er kişilik direniş komitelerini kurdurmuştur."

denmektedir. Ve devamında 5. paragrafta

"Çamura Son Kampanyası, Fatsa Halk Kültür Şenliği gibi faaliyetlerin Devrimci Yol Merkez Komitesinin kararı gereğince yapıldığını"

ileri sürülmekte.

"Fatsa Halk Kültür Şenliği ve Çamura Son Kampanyası hakkında herhangi bir delil toplanmadığından, ve olaylarla ilgili fotoğraflar iddianamenin yazılması aşamasında elimize geçtiğinden, bu konu hakkında soruşturmanın genişletilerek, ek iddianamenin tanzim edilmesi düşünülmektedir."

denilmektedir.

Çamura Son Kampanyası ve Fatsa Halk Kültür Şenliği konusunda delillerin toplanmadığını söylüyor İddia makamı. Bu delilleri toplamaya bir ömür yetmez... Yani, buna bir insanın ömrü yetmez. Bu delillerin toplanmasına şundan yetmez, çünkü, bu konuda herhangi bir delil söz konusu değildir. Bunların her ikisi de, kampanya olsun, Kültür Şenliği olsun, Fatsa halkının gözleri önünde yapılmış olan faaliyetlerdir.

Aynı sayfadan devam ediyorum, 6 paragrafta

" Başkan Fikri SÖNMEZ dinlenen tanık beyanlarında ve kendisinin de gazetelere verdiği demeçlerde ifade ettiği üzere, muhtarlar, belediye encümen üyeleri gibi yasal temsilcileri devreden çıkarmıştır. Belediye ile ilgili bütün hizmetleri Kemal ATASOY'un başkanlığını yaptığı militan Ahmet ÖZDEMİR, Aynur TANDOĞAN, Seher ERTOP'tan oluşan Belediye Halkla İlişkiler komitesince ve yukarda belirtilen ve Halk Komitesi adıyla anıdan direniş komitesi vasıtasıyla yerine getirmiştir."

denmektedir.Yukarıda okuduğumuz alıntılarda ileri sürülen isnatlar doğru değildir. Bu isnatlar doğru değildir. Çünkü, halka hizmet amacıyla yapılan bir dizi çalışmalar, bazı çevrelerin çabalarıyla varlığı meçhul bir örgüt adına yapılmış faaliyetler olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Çamura Son Kampanyası, Fatsa Halk Kültür Şenliği, Belediye Hizmet Komiteleri gibi faaliyetler, Belediyemiz tarafından halka hizmet amacıyla yapılan faaliyetlerdir. Çamura Son Kampanyasının hangi ortamda ve hangi amaçla gündeme geldiğini ve bu kampanyada neler yapıldığını kısaca açıklamak istiyorum.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org