Yerel Yönetimlerle İlgili Değerlendirmeler

Yerel yönetimler incelendiğinde, ortaya çıkışlarının çok eski tarihlere dayandığı görülür. Yerel yönetimler demokrasiler sonucu ortaya çıkmış değildir. Tam tersine demokrasiler yerel yönetimler deneyimlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çok eskilerde demokrasi diye yönetimlerin söz konusu olmadığı tarihlerde, yerel yönetimlerin varlığını görmekteyiz. Daha özlü bir ifadeyle söyleyecek olursak, yerel yönetimler demokrasilerin okuludur. Bu bakımdan yerel yönetimlerin demokratik yaşamda önemi çok büyüktür. Çok eskilerde kent yönetimi olarak ortaya çıkan günümüzdeki yerel yönetim, yani belediye çok eski ve zengin deneyime sahip bir yönetimdir. Asırlar boyu uluslar bu yönetimi terk etmemişler, günümüze kadar getirmişlerdir. Yerel yönetimlerin mazisi dünyada yerleşim merkezlerinin ortaya çıktığı 

  dönemlere kadar uzanmaktadır. Ülkelerin yönetim biçimleri ne olursa olsun, yerel yönetimler, her dönemde önemini korumuştur. Ve toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Ülke yönetimleri değişik sistemlerle yönetilmesine karşın, yerel yönetimler şu veya bu biçimde varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Kent yönetimlerinin hayat pratiğinden yararlanılarak, bu yönetim biçimlerinden esinlenerek, ulusların demokratikleşmesine katkısı olmuştur. Demokrasiler büyük ölçüde yerel yönetimlerin üstünde yükselmiştir. Elbette ilk çıkışta kent yönetimleri, günümüzdeki yerel yönetimler yani belediyeler gibi gelişkin değillerdi. Amaç yönünden aynı olmalarına karşın, tarihsel koşulların gereği işleyiş bakımından farklılıklar vardı.

Tarihin belli sürecinden ve deneyimlerden geçtikten sonra günümüzdeki durumunu kazanmışlardır.

Yerel yönetimler, bugün dünya genelinde olduğu gibi, ülkemizin ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Bugün ileri sanayi ülkelerinde yerel yönetim seçimleri, genel seçimler kadar önem kazanmıştır. Yerel seçimlerin sonuçları siyasal yönetimleri indirmekte veya görevlerine devam etmelerini tayin etmektedir(...)

Bu durum bizlere yerel yönetimlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bundan dolayı yerel yönetimlerin ekonomik, kültürel ve siyasi alandaki önemini gözardı edemeyiz. Belediyeyi salt hizmet yapan kurumlar olarak görmek ve öyle anlamak çağdaş bir düşüncenin mahsulü olamaz. Belediyeler, hizmet vermenin yanı sıra ülke siyasi hayatına damgasını vuran bir kurumdur da.

Bunun böyle olduğunu kabul etmeyenler gelişmelere gözlerini sıkıca kapamış demektir. Çağımızda yerel yönetimler, ülkemiz açısından da önemlidir. Ülkemizin kalkınması uluslararası tekellerin kontrolünde kısıtlı bir gelişme gösterse de ve bundan dolayı sanayide geri kalmış olsa da, elbette yakın geçmişimize göre, günümüzde montaja dayalı bir sanayinin var olduğu da bir gerçektir. Bu gelişmelerin sonucu ülkemizde dengesiz ve plansız bir kentleşmenin gündeme geldiği de bir gerçektir. İç göçün şehirlere doğru kayması sonucu, yerleşim alanlarının kontrolsüz, plansız bir tarzda gelişmesi gündeme gelmiştir. Bu durumdan dolayı ülkemizde yerel yönetimlerin önemi daha da güncelleşmiştir. Bu durum, yerel yönetimlerin ekonomik, kültürel ve siyasi hayatta kendilerine geniş ve önemli bir yer bulmalarını da beraberinde getirmiştir. Başında da belirttiğim gibi, demokrasinin gelişmesinde önemli yeri olan yerel yönetimler, ister istemez, ülke yönetimini de demokratikleşme yönünde etkileme göreviyle karşı karşıya kalmışlardır. Ancak, böylesi bir görevi yerine getirecek yapılanmaya sahip olmamıştır(...)

Bizdeki yerel yönetimler, Avrupa'daki gibi kendi öz dinamiğiyle gelişmemiştir. Ülkemizde yerel yönetimler ta baştan merkezi yönetimin denetiminde bir gelişme göstermiştir. Bundan dolayı demokratik yönü merkezi yönetimin denetimi altında olmuştur. Ülkemizde Batı anlamında bir burjuva demokrasisi olmamıştır. Bizdeki demokrasi, nispi dediğimiz demokratik hakların ötesine varamamıştır. Bu haklar da zaman zaman rafa kaldırılmıştır.

Bu durum, ülkemizde yerel yönetimlerin demokratikleşmesini sürgit engellemiştir. Özellikle ülkemizde yerel yönetimler, siyasi iktidarların baskılanması altındadır. Bu bakımdan Avrupa'daki gibi, siyasi iktidarları uyarıcı görevlerini bir yana bırakalım, normal işlerliğini bile yerine getirememektedirler. Elbette tüm yerel yönetimleri, siyasi iktidarlar, aynı potada eritememişlerdir.

Ülkemizde bazı yerel yönetimler, ileri sanayi ülkelerinde olduğu gibi, siyasi iktidarlara karşı uyarıcılık görevlerini yerine getirmeye çalışmışlardır. Siyasi iktidarların ekonomik, siyasi çıkarlarına alet olmamışlardır. Veya olmama uğraşı vermişlerdir. Ancak, bu türden yerel yönetimler veya yönetim kadroları siyasi iktidarların gözağrısı haline gelmişlerdir. Ve bundan dolayı hedef gösterilmişlerdir.

İşte Fatsa Belediyesi bunlardan biridir. Ve en önemlisidir.

Belediyemizin bazı çevrelerce hedef seçilmesinin nedeni, bu temellerde aranmalıdır. Bugün Fatsa Belediyesinin şahsımda suçlanıp, yargılanmak istenmesi bu arzunun sonucudur. Belediye Başkanı olarak bugün burada suçlu olarak yargılanmam yasaları çiğnediğim için değil, yasaları tam uyguladığımdandır. Birçok yöneticiler gibi yasaları bazı çevrelere peşkeş çekseydim bugün burada olmayacaktım. Altımda son model araba, viski şisesi yanıbaşımda olacaktı. Belediye Başkanı olarak iki seçeneğim vardı. Ya egemenlerin kiralık uşaklığını yapacaktım ve refah içinde yaşayacaktım, ya da halkımın gönüllü hizmetkarlığını yapacaktım ve de yoksulluğu, mahpusluğu, işkenceyi hatta ölümü de göze alacaktım. Ben, ikincisini tercih ettim. Belediyeler kuruluşunu 1580 Sayılı Belediyeler Yasası’ndan alır. Bu yasaya göre, kurulan belediyeler yarı özerk, yarı resmi devlet kuruluşudur. Asli görevi, yerleşim merkezinde insanların ekonomik, toplumsal ve kültürel ihtiyaçlarını düzenlemek ve yürütmektir. Belediyeler bu ihtiyaçların sonucu ortaya çıkmıştır. Belediyelerin devletin diğer kurum ve kuruluşlarından ayıran özelliği, üslenmiş olduğu görevler bakımındandır.

Şöyle ki, belediyeler insan yaşamının, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin, toplumsal gereksinmelerinin her alanında görev alırlar. Devletin il yönetimi, valilik, ilçe yönetimi, kaymakamlık gibi önemli kuruluşlarıyla belediyeyi ayıran özellik, vali ve kaymakamların devlet tarafından atanması ve devletin üst yöneticilerinin ve kurumlarının yasal düzenlemelerini yürütmekle görevli olmasıdır. Hizmet alanları kendilerine bağlı kurumların faaliyetlerini organize etmek ve denetlemektir. Daha öz bir ifadeyle alt ve üst kurumlar arasında işleri devlet adına hiyerarşik bir yapı içerisinde yürütmesi başlıca özelliğidir.

Belediyelere gelince, durum hiç te öyle değildir. Her ne kadar siyasi yönden İçişleri Bakanlığı'na, ekonomik yönden de İller Bankası'na bağlıysa da, tüm tasarrufları, halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanı, belediye meclisi, meclis bünyesinde oluşturulan çeşitli organlar tarafından yürütülür. Memur alımından işçi alınmasına kadar tüm işlerin yürütülmesinde başkan, meclis ve karar organları belediye yasalarının tanımış olduğu kanuni yetkilere dayanarak, bizzat yönetirler. İşlerin yürütülmesinde belediye yöneticilerinin nispi bağımsızlığı vardır. Devletin diğer kurumlacından onu ayıran belirgin özelliği budur (...)

Ülkemizde belediyecilik son zamanlarda çok gelişmiştir. Büyük kentlerin yanı sıra küçük yerleşim alanlarına doğru kaymıştır. Kasaba, nahiye, köy gibi alanları da kapsamıştır. Ülke nüfusunun %60'ının üstündeki kesimine belediyeler hizmet götürmektedir. Bu durumuyla belediyeler ülkemizin en büyük kuruluşları haline gelmiştir. Bu yapısal durumu ve hizmet götürdüğü alanların genişliği nedeniyle toplumun en geniş kesimiyle yakın ilişkiler içindedir. Öte yandan kısa ve uzun vadeli hizmetler içerdiği için ülke ekonomisinin yönlenmesinde önemli payı vardır. Belediyeler güncel ihtiyaçlarından dolayı halka götürmüş olduğu hizmetler nedeniyle, halkın yakın ilgisini görmektedir. Ülke sanayileşmesinin alt yapı hizmetlerini belediyeler yürütmektedir. Bu nedenle belediyeler, sermaye çevreleriyle yakın ilişkiler içindedir. Belediyeler halkın gözünde kazandıkları saygın yerlerinden dolayı, ülke siyasi hayatında önemli bir yer işgal etmektedir. Bu yanıyla siyasi partilerin belediyeler üzerinde iştahlarının artmasına neden olmuştur.

Ülkemizde siyasi partilerin örgütlenmesi, kendisine geniş taban bulabilmesi büyük ölçüde belediye yönetimlerine hakim olmaktan geçmektedir. Politikacılar Parlamentoya giden yolu belediyelerde aramışlardır ve de aramaktadırlar. Hangi siyasi parti ve politikacı seçim bölgelerindeki belediye yönetimlerine hakim olabilmişse, mensup olduğu siyasi partinin o bölgedeki güçlenmesini sağlamış ve kendisine Parlamento kapısını aralamıştır.

Öbür yandan, ülke ekonomisini elinde bulunduran sermayedarlar belediyeleri ellerine geçirerek, kendi çıkarlarına kullanmaya yönelmişlerdir. Belediyeler kanalıyla kentlerde kendi çıkarları doğrultusunda belediye yatırımlarını ve hizmetlerini kanalize etmişlerdir. Bu durum, bir yandan belediyelerin nispi demokratik yapısını bozmuş diğer yandan da belediyeleri amaçlarına yönelik faaliyetlerinden alıkoymuştur. Günümüze dek belediyeler bu kuruluş amaçlarına ters düşen bir anlayışla yönetilmişlerdir. Böyle bir anlayış belediye yönetimlerine hakim kılınmaya çalışılmış ve de günümüzde de çalışılmaktadır. Belediyelerin kuruluş amaçlarına yönelik çalışmaları yerine getirilememiştir. Elbette bunun nedenleri vardır:

  1. Ülkemizde Batı anlamında bir demokrasi söz konusu olmamıştır. Bundan dolayı, ülke yönetimini elinde bulunduranlar en küçük demokratik kıpırdanışa tahammül edememektedirler. Oysa, belediyeler demokratik olmak zorundadırlar
  2. Ülkemizde kapitalizmin çarpık gelişimi belediyelere de yansımıştır. Ülke sermayedarları belediyeleri bir ticaret yeri olarak görmektedirler. Hakim sınıflar yağmalamaya çalışmaktadırlar.
  3. Siyasi planda belediye yönetimleri, yerel yönetim anlayışından yoksun insanlar tarafından oluşmaktadır. Yönetime işin ehli değil, siyasi ve ekonomik nüfuzu olan insanlar gelebilmektedir. Bu insanlar, belediyeleri amaçları doğrultusunda değil, mensup oldukları siyasi ve ekonomik çıkar gruplarına göre yönetmektedirler.

Bunu biraz açarsak, ülke yönetiminde sorumluluğu üstlenmiş siyasi insanların ve politikacıların belediyeler üzerinde kurmuş oldukları hakimiyetten dolayı, belediyeler gerçek amaçlarından saptırılmış, partilerin çıkar müesseseleri haline getirilmiştir.

Başlangıçta kıt olan maddi olanaklar, toplumun gereksinmelerine cevap veremez hale düşmüş, buna hızlı kentleşme eklenince sorunlar daha da büyümüş, ekonomik güçsüzlükler belediyelerin elini kolunu bağlamıştır. Bu durum, siyasi partilerin belediyeler üzerinde hakimiyetini korumalarına neden olmuştur. Bu şekilde yerel yönetimlerin nispi olan demokratik yanı ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde yerel yönetimler her ne kadar seçimle iş başına geliyorsa da, bu insanların belediye yönetimlerine gelebilmeleri siyasi parti organlarının güdümünde olabilmektedir. Bu şekilde yönetime gelmiş olan yöneticiler, mensup oldukları parti çıkarlarını belediye ve halkın çıkarlarından önde tutmak zorundadırlar. Çünkü, aynı mevkilere tekrar gelebilmeleri bağlı bulundukları partilerin ilgili organlarından geçmektedir. Bu durum, bu yöneticilerin çalışmalarını büyük ölçüde engellemektedir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz hızlı kentleşmenin yarattığı sorunların çözümü için, belediyelerin gelir kaynaklarının yetersiz kalışı, yıllarca, yeni belediyeler gelir yasasının çıkmamış olması, belediyeleri bunalıma sürüklemiştir. Bu durum, siyasi iktidarlara muhtaç olmalarını da beraberinde getirmiştir. İller Bankası'ndan ve çeşitli bakanlıklardan destek alma ihtiyacı ağırlık kazanmıştır. Dikkat edilecek bir başka nokta da, belediyeler gelir yasasının 40 yıl önceki sorunları çözebilecek yasalar olmasıdır. Oysa ki, sözünü ettiğimiz gibi, hızlı kentleşmenin alabildiğine geliştiği, günümüzde belediyelerin mevcut yasalarla sorunları çözemeyeceği herkes tarafından kabul edilmesine karşın, Parlamentodan bu yasanın yıllarca çıkartılmamış olması elbette düşündürücüdür. Çünkü, bu yasa çıktığı takdirde, belediyelerin gelirlerinde artış olacaktır. Bu gelir artışı belediyelerin ekonomik yönden bağımsızlığını getirecek ve siyasi iktidarlarla olan ilişkilerini de etkileyecekti. Bu durumda, siyasi iktidarları elinde bulunduran siyasi partilerin belediye yönetimleri üzerindeki denetimi azalacaktı. Bundan dolayıdır ki, her seferinde parlamentoda bu kanun teklifi engellenmiştir. Ve çıkarılmamıştır.

Bu şekilde cüceleştirilen yerel yönetimler, halka hizmeti büyük ölçüde bir yana bırakmış, kendi partilerinin çıkarlarını birinci plana almışlardır. Bu yüzden belediyeler halkın gerçek ihtiyaçlarına yönelik yatırımlara değil, kendi bağlı oldukları siyasi partilerin oy toplamasına yarayacak yatırımlara yönelmişlerdir. Halkın birinci derecedeki ihtiyaçlarına çözüm yerine, göstermelik ve propagandaya yönelik yatırımları birinci plana almışlardır. Halkın en temel ihtiyaçları için imkan bulamadıklarını söylerlerken, gösterişli yatırımlar için her zaman imkan bulmuşlardır. Bu şekildeki bir hizmet anlayışı, belediyelerin başına hakim kılınmıştır. Halkın bu duruma müdahale etmesi olayı seçimler yoluyla gösterilmiştir. Ancak, seçim ve parti yasaları halkın istemediği biçimde yürüdüğü için, halk, kendi istediğini değil, egemenlerin istediğini seçmekle karşı karşıya bırakılmıştır. Halk, hiçbir zaman belirleyici olmamıştır. Ülkemizde belediyelerin sorunlarını çözemeyişleri bu temelde yatmaktadır. İyi yönetici, kötü yönetici kavramlanyla bir ilişkisi yoktur. Belediyeler bu kıskaçtan kurtulamadığı sürece asli görevlerini, sistem içindeki fonksiyonlarını yerine getiremeyeceklerdir.

Bütün bu kötü koşullara karşın, yukardan aşağıya anlatmaya çalıştığım yerel yönetimlerin nispi bağımsızlığını gördüm ve belediyenin demokratikleşmesini sağladım. Fatsa halkının yönetime katılımını sağlayarak, halkı söz ve karar sahibi kıldım. Sorunların büyük bir bölüınünü halkın desteğiyle çözdüm. Fatsa Belediyesi ve Fatsa halkı bu başarının onurunu taşımaktadır. Kamuoyunda Fatsa Belediyesi'ne ve halkına karşı yürütülen karalama kampanyasını organize edenler, bu başarının ortaya çıkmasını istemeyen siyasi karşıtlarım ve yandaşlarıdır.

Gerçekler uzun zaman gizlenemeyecektir.

Yerel yönetimler demokrasinin en iyi biçimde uygulanacak alanıdır. Daha önce belediyelerin merkezi yönetimden nispi de olsa bağımsız olduğunu söylemiştim. Günümüze kadar yerel yönetimlerin bu bağımsız yanı uygulanamamışsa da, uygulanamaz diye bir kural yoktur. Fatsa Belediyesi, bu bağımsız yanını görüp uygulamaya sokmuştur. Özellikle Fatsa Belediye Başkanlığını yaptığım dönem içinde, gerçek demokrasinin nasıl olması gerektiğini hayatın pratiği içinde Fatsa halkına yaşatarak göstermişimdir. Halk, yönetime katılmıştır. Belediyenin aldığı tüm kararlar halkla tartışılmıştır. Halkın onayı olmayan hiçbir iş belediye tarafından yapılmamıştır. Tek cümleyle halk, belediyede söz ve karar sahibi kılınmıştır. Demokrasinin gereğide budur.

Halkın belediyede söz ye karar sahibi olması sonucu, yıllardan beri Fatsa Belediyesi'nden çözüm bekleyen bir dizi iş çözüme kavuşturulmuştur. Halkın onayı alınıp onun düşüncesi ve desteği sağlanan işler mutlak başarıya ulaşmıştır. Halk, kendi kararına sahip çıkmış ve onun bir an önce yerine getirilmesi için, çaba harcamıştır. Ve başarmıştır. Halkın haberdar olmadığı işlerden kendisine faydası dahi olsa, o işten haberdar edilmediği için ve düşüncesi sorulmadığından dolayı yardımcı olma ihtiyacını duymamıştır ve de olmamıştır. Ne zaman sorun kendisiyle tartışılmışsa, halk, o zaman kendi sorununa çözüm getirmeye çalışmıştır.

Yerel yönetimler için geçerli olan bu işleyiş aslında tüm ülke yönetimi için de geçerlidir. Demokrasiyi halkın kendi kendini yönetmesi olarak anlıyorsak, ki başka türlü düşünülemez ve yorumlanamaz, o halde neden halkın yönetimde söz ve karar sahibi olmasından korkuluyor? Halkın seçimden seçime oy kullanmasını demokrasi olarak görmek, onun dışında halkın yönetime katılımını engellemek çağdaş demokrasiyle uyuşmaz. Çağdışı bir düşüncenin savunulması olur. Böyle bir düşüncenin savunulması demokrasi düşmanlığından başka bir anlama da gelmez.

Fatsa Belediyesi’nde halktan yalnız oy alınmamıştır. Eleştiri ve takdirleri de alınmıştır. Halk, belediyenin olumlu işlerini takdirle karşılarken, olumsuzluklarını da rahatça eleştirebilmiştir. Önerilerini de belediyeye getirerek, takipçisi olmuştur. Fatsa halkı böylece belediyenin demokratikleşmesini sağlarlarken, demokrasinin de teminatı olduklarını dosta düşmana göstermiştir. Fatsa Belediyesinde bu demokratikleşmenin nasıl hayata geçtiğini birkaç örnekle açıklamak istiyorum.

O tarihlerde Fatsa’da yetersiz olan araba garajı, durak ve park yerlerinden dolayı araçların şehir içinde gelişigüzel park edilmesi en başta esnafların şikayetlerini getiriyordu. Dükkanların önünde park eden arabalar; dükkan vitrinlerinin görünümlerini bozarlarken, müşterilerin alış-veriş etmek için dükkanlara girip çıkmalarını engellemekteydi. Bu durumdan esnaflar rahatsız oluyorlardı. Bunların dışında şehir ve insanların dolaşımı engelleniyordu. Hatta trafik sıkışıklığından kazalar meydana geliyordu, bu durumdan tüm Fatsa halkı şikayetçiydi. Bu konuda belediyeye yapılan yazılı veya sözlü şikayetler üzerine durumu düzeltmek üzere belediyenin ilgili şubelerine emir verdim. Belediye Halkla İlişkiler Şubesi’yle Zabıta Amirliği şehirde bu konuda operasyona girdiler. Şehirde Belediyenin ve Trafik Amirliğinin gösterdiği yerlerin dışında araçlarını park edenler, memurlar tarafından cezalandırıldı. Bu uygulama, cezaya karşın başarısızlıkla sonuçlandı. Cezalara karşın araçlar ısrarla aynı yere park edildi. Bunun yanı sıra belediyeye gelen araç sahipleri ve şoförler uygulamanın durdurulmasını istediler. Belediyeyi şöyle eleştiriyorlardı "Belediye ve Trafik Müdürlüğü önce bize yeterli miktarda park, durak ve garaj göstersin, bizler duruma uymadığımız zaman cezalandırsınlar. Ancak, yer göstermeden cezalandırırsanız bu uygulama demokratik olamaz. Bizler çalışmak zorundayız. Arabalarımızı nereye götüreceğiz? Geçimimizi bu yollarla sağlıyoruz" dediler.

Bu uygulamayı derhal durdurdum. Ve Cem Sineması’nda araba sahipleri, şoförler ve ilgililerle bir toplantı düzenledim. Konuyu kendileriyle tartıştım. Şehir içinde gelişigüzel araba park etmenin birçok esnafı zarara uğrattığı gibi, insanların şehir içinde dolaşımını engellediğini, hatta zaman zaman trafik kazalarına neden olduğunu anlattım. Belediyenin henüz park, durak, garaj gibi yerler sağlayamadığını, bu konuda faaliyetlerimizin olduğunu, en kısa zamanda sorunu çözeceğimi, ancak o zamana kadar herkesin özveride bulunması gerektiğini, ceza uygulamasının yanlış olduğunu, cezanın en son çare olduğunu uzun uzun anlattım. Bunun üzerine, konu ile ilgili insanların, sorunlarının halli için düşüncelerini aldım. Bunun üzerine geçici olarak park, durak, garaj gibi, yeterli olmasa da bazı yerler tespit ettik. O günden sonra kimse arabalarını gösterilen yerlerin dışına bırakmadı. Birkaç dikkatsiz kişi tarafından bırakılan araçlara da, Belediye'den önce kendileri müdahale ettiler. Sorun bu şekilde halledildi. Demokratik olmak bu demektir.

İşte burada örnek olarak gösterdiğim bu uygulama, Fatsa Belediyesi'nin tüm hizmet alanlarında hakim kılınan anlayıştır. Şehrin temiz tutulması, yolların açılınası, imar planının uygulanması, lokanta, kahve, sinema, fırın, kasap gibi yerlerin denetimi; elektrik, su kanalizasyon ve buna benzer hizmetlerin hızlandırılması için halkın düşüncesi alınarak, sorunlar kendileriyle tartışılarak, halledilme yoluna gidilmiştir. Halka, belediyenin olanakları anlatılmış, sorunların çözümü için halkın katkısının neler olabileceği anlatılarak, desteği sağlanmıştır. Böyle yapıldığı içindir ki, çalışmalar başarılı kılınmıştır.

Yukarıdaki örneği iki yönden gözlemek gerekir.

Birinci durumda : halk adına, onun rahatlığı ve esenliği için alınan bir önlem, yine halkın tepkisine neden oluyor, tüm çabalara karşın karar uygulanamıyor.

İkinci durumda: Konu ilgili insanlarla tartışılıp, ortak karar üretiliyor. Bu karar, zorlanmadan uygulanıyor. Burada yanlışlık elbette belediye başkanının veya personelinin değildir. Burada yanlışlık halka konunun önemi kavratılmadan, kapalı kapılar ardında alınan, halktan kopuk karardadır.

Bu eksikliği gören belediyemiz, halktan kopuk kapalı kapılar arkasında karar almamaya dikkat etmiştir. Belediyemiz çok iyi görmüştür ki, halk, kendisine sorulmadan alınan kararlara, kendisine yararı da olsa, uygulanmasına yardımcı olmuyor. Konu ne zaman kendisiyle tartışılıyorsa, o zaman uygulamaya sahip çıkıyor. Sorunların çözümünde en az belediye kadar kendilerini sorumlu tutuyorlar.

İkinci bir örnek:

Fatsa Belediyesi'nin benim dönemimde gelir kaynaklarında büyük artışlar olmuştur. Bunun nasıl olduğunu belediye çalışmaları bölümünde anlatacağım için, burada geniş şekilde anlatmak istemiyorum. Ancak, belediyede halkın yönetime katılmasının, gelirlerin artışında ne gibi payı olduğunu, kısa bir örnekle anlatmak istiyorum. Eskiden halk, belediyeye ödediği parayı sormazdı. Memurun para karşılığında makbuz kesip kesmediğine bile bakmazdı. Çünkü, para belediyenin eline geçse de geçmesede kendisine bir yararı olacağına inanmazdı. Bundan dolayı konu kendisini hiç ilgilendirnıezdi. Ancak, benim dönemimde halk, belediyeye giden parayı takip etmeye başlamıştı. Çünkü, belediyeye giden her kuruşun dönüp ertesi gün hizmet olarak önüne dikildiğini görmüştü. Artık halk, belediye gelirlerinin artması için belediye yöneticilerinden daha aktif görev içine girmişti. Ve bu anlayış tüm Fatsa halkının ortak ülküsü haline gelmişti. Fatsa halkının bu konudaki duyarlı davranışı sonucunda, benim başkan olmamdan önce, ekonomik krizden çıkamayan hiçbir yatırım yapamayan, hatta belediye çalışanlarının aylıklarını 7-8 ay hiç ödeyemeyen belediye, benim dönemimde siyasi iktidarın siyasi ve ekonomik baskılarına karşın, para sıkıntısı çekmediği gibi, birçok hizmetleri yerine getirmiş, yeni yatırımlara da para ayırabilmiştir. Bu, Fatsa halkının yönetime katılımının küçük bir göstergesidir.

Ben, gerçek demokrasiyi böyle anlıyorum. Demokrasinin doğrusu budur. Fatsa Belediyesi'nde bu demokrasiyi uyguladım. Bu anlayışın altında başka şeyler aramak, demokrasiden anlamamak anlamına gelir. Veya art niyet mahsulü olabilir. Demokrasi düşmanı bazı çevreler bu uygulamalarımdan rahatsız olmuşlardır. Belediyede çıkarları bozulmuştur. Benim başkan olmamdan dolayı bu çevrelerin ekonomik ve siyasi büyük zararları olmuştur. Bunların rahatsızlıkları benim belediye başkanı olarak toplumsal hizmetleri yerine getiremeyişimden değildir. Kendi özel çıkarlarıyla ilgilidir. Şu ana kadar gerek tanık ifadelerinde, gerekse uydurma birçok belgelere bakıldığında, durum çok net görülecektir. Hiç kimse Fikri SÖNMEZ zamanında belediye hizmetleri yapılamadı, yapılanlar da taraflı yapıldı, partizanlık yapıldı, yolsuzluk yapıldı, adam kayırıldı, rüşvet olayı oldu diyemez.

En gaddar saldırıyı yapan Tercüman ve benzeri gazeteler bile bu konularda tek bir cümle yazamamışlardır. Adı geçen gazete siyasi düşüncelerime yönelik saldırıda bulunmuştur. Ancak hizmetler konusunda bir karalamaya yönelseydi, Fatsa halkı gerçeği yaşadığı için gülünç duruma düşeceklerdi. Bundan dolayı suçlamaları siyasi düşünceme yönelik kalmıştır.

İddianamede isnatlar da aynı seviyede kalmıştır. Çünkü, iddianamede dikkat edilirse, belediye çalışmalarımla ilgili tek bir cümle lehte ve aleyhte yer almamıştır. Fatsa Belediyesi, halkla elele vererek, belediye yönetiminde halkın söz ve karar sahibi olmasını sağlamıştır. Belediye yönetimi demokratikleştirilmiştir. Yerel yönetim olarak demokrasi okulu olmuştur. Halkın yönetime katılımını sağlayarak, uzun yıllarda zor çözülebilecek birçok hizmetleri çözüme bağlamıştır. Belediyemizin bu demokratik uygulamasını, demokrasi düşmanı malum kafa bir türlü kavrayamamıştır. Daha doğrusu, kavramak istememiştir. Çünkü, onlar, halkın, gerçek demokrasinin nasıl işlediğini görmesinden korkarlar. Küçük hesaplar peşinde olan kasaba politikacıları, kendi özel çıkarlarını halkın çıkarlarından üstün tutarlar. Bu ve benzeri özelliklerinden dolayı da demokrasi düşmanıdırlar. Tam bu anlayışın karşıtı olan Fatsa Belediyesi, bu çağdışı anlayışın hedefi olmuştur. Belediyemizin başarılı uygulamalarını içlerine sindirememişlerdir. Toplumsal çıkarları kişi çıkarlarının üstünde tutan belediyemizi, bu anlayıştan alıkoymak ve belediyeyi tekrar kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için, şahsıma ve belediyeye saldırmışlardır. Amaçlarına da ulaşmışlardır.

Yukarıdan aşağıya anlatmaya çalıştığım belediye ve demokrasi anlayışım tersyüz edilerek, demokrasi uğrunda verdiğim mücadele suçmuş gibi gösterilerek, şahsımda mahkûm edilmek istenmiştir. Acıdır ki, bazı çevrelerin bu konudaki çabaları sonucu iddia makamı, benim bu yasal faaliyetlerimi, herhangi bir ciddi incelemeye girmeden anarşi ve terör olarak değerlendirmiştir. Bu faaliyetlerime tarafsız bir gözle bakıldığında, bu uygulamaların mevcut anayasal düzeni yıkmaya yönelik eylemler olarak değerlendirilemeyeceği ortadadır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org