Kepenk Kapatma Olayı

Nereden çıktıysa ben kepenk kapattırmışım, Kahramanmaraş olayı ile ilgili. Fatsa'da bu kepenk kapattırma ihtiyacı varsa, bunu da kapattırmak cidden gerekiyorsa, o zaman Fatsa'da militan yok, belediye reisine kaldıysa bu kapatma işi ki, Fatsa'da böyle bir olay yok. Burada Tüccar İBRAHİMOĞLU gelip kendisi anlattı: "Kimse gelip bana fabrikanı kapatacaksın demedi, ben kendim kapattım" dedi. Açıkça şunu diyemedi. "Kahramanmaraş katliamını ben de protesto ettim" diyemiyor da; "Bana kimse gelip kapat demedi, ama ben kendim o gün çalışmadım, fabrikamı kapatam" dedi. Buna benzer ben hiçbir yerde rastlayamadım, yani bu yakıştırmadan ötede bir anlam taşımıyor, bu hususları kısa geçmekteyim.

Bir de dikkat çekici yer...

  Duruşma Hakimi - Bu kepenk kapatma kendiliğinden mi oluyor? Kendiliğinden mi gerçekleşiyor?

Sanık - Fatsa halkı kapatır, Fatsa halkı kapatır. Kahramanmaraş duyulduğu zaman kapatır. Fatsa halkının o özelliği yıllardan beri var. Siz burada çok arkadaşlarımıza soruyorsunuz "Mitinge zorla adam götürülmüş?" diye. Fatsa'da zorla mitinge adam götürmeye ihtiyaç yok. Bugün bile gidilsin, orada miting düzenlensin, dolar orası. Fatsa halkının bu demokratik mücadele geleneği vardır, lanetlemiştir Kahramanmaraş olayını. Ve o dönemde kapatan kapatmıştır dükkanını, ama kapatmayan da kapatmamıştır, kimse de bir şey dememiştir. Bu konuda da, tüccar kendisi gelmiştir burada devrimcilerin en karşıtı olduğu bir insan, fabrikatör bu adam- "bana kimse gelip, sen fabrikanı kapatacaksın demedi, ama ben kendim kapattım" dedi. Açık yüreklilikle söyledi. Ha buna benzer kapatmışlardır Fatsa halkının bu geleneğinde vardır ve durum böyle olmuştur.

Daha sonra yine, Halkevinde seminer verdiğim iddia ediliyor. Ben, hayatımda seminer vermedim. Ama "Fikri SÖNMEZ falan yerde mitingde konuştu" dendiyse doğrudur. "Trabzon'da konuştu" der, kabul ederim ben, ama bir semineri kabul etmem, niye kabul edeyim? Çünkü ben, seminer falan vermek durumunda değilim.

Ama, olan faaliyetim, "Trabzon'da falanca mitinge katıldın mı, katılmadın mı, konuştun mu, konuşmadın mı?" Konuştum, doğrudur. Miting varsa bir yerde, orda Fikri SÖNMEZ vardır, konuşur. Ama bir seminer olayında Fikri SÖNMEZ olmaz, mümkün değil.

Ayrıca, çok önemli gördüğüm, yani Vali Reşat AKKAYA zamanında oluşturulan sorgulama ekiplerinin ne biçim bir ekip olduğunu anlamanız bakımından, önünüzdeki dosyalarda ( ben rakam yine yanlış verebilirim, çünkü, o konuda rakam tutmadım.) sadece 80'e yakın bir polis ifade tutanağı vardır, daha sonra savcılık tekrar bu insanlardan ifade almamış, zaten savcıların da o insanları bir daha bulacağını zannetmiyorum. Orada çok enteresan, çok ilgi çekici iki tane örnek vereceğim, o ifadelerden. Her şeyi açıklamaya yeterlidir. Yusuf SÖNMEZ isminde benim oğlum var. O polis tutanakları elime geçince Yusuf  SÖNMEZ ismini görünce dikkatimi çekti. Çünkü, aleyhte tanık. E, şimdi benim oğlumu da benim aleyhime nasıl tanık yapmışlar diye merak saikiyle okudum. Hepsini okumak mümkün değil, çünkü, hepsini basma kalıp yazmışlar. Yalnız özellikle o Yusuf SÖNMEZ'in ifadesine gözüm takıldığı için, okudum. Adam ifadesinde şöyle diyor: "Ben, Rize Birlik şoförüyüm. İstanbul-Rize arasında çalışıyorum. İstanbul'dan Rize'ye giderken çay molası verdim..." ( her halde ifade karakolda soruluyor o şimdi cevaplandırıyor) "Polisler alıp getirdiler, buraya niye getirdiklerini bilmiyorum?" Herhalde sorulmuştur ki, "Ben Fatsa'da neler olduğunu bilmiyorum yani, Fatsa'daki gelişmelerden haberim yoktur. Ancak, bütün bu işlerin Fikri SÖNMEZ'in başının altından çıktığını biliyorum." Buyurun işte cenaze namazına.... E, kardeşim sen Rize Birlik şoförüsün ta İstanbul'dan Rize'ye gidip- geliyorsun, Fatsa'da olup bitenlerden haberin yok, ama bu işin başı Fikri SÖNMEZ olduğunu hemen biliverdin.... ne de bildi! Şimdi, buna benzer Aybastı'dan bir vatandaş, "beni Öz Fatsalıların önünde aldılar" diyor. " İzmir'e çalışmaya gidiyordum". diyor, "Ve oradan alıp karakola getirdiler, niye getirdiler bilmiyorum" diyor. "Fatsa’da olup bitenlerden haberim yok" diyor. "Ancak bu işlerin Fikri SÖNMEZ'in başının alandan çıktığını biliyorum" diyor adam. O da bilmiş Aybastı'dan.

Ama, Fatsa'daki fabrikatör bilmiyor, tüccar bilmiyor, Fatsa esnafı bilmiyor, memurları bilmiyor, görevlileri bilmiyor, ama Aybastı'nın tepesinde İzmir'de çalışan adam biliyor, bu işlerin liderinin Fikri SÖNMEZ olduğunu fevkalede biliyor!.. Bilir, çünkü, polis demiş ona "Seni serbest bırakacağız böyle de". Yazmış kağıda, Mantık bu olunca ve ifadelerde bu şekilde yürütülünce elbette insanların mağdur edilmesi kolaylaşacaktır. Ve yakıştırmalar da birbirini takip edecektir. Çünkü, bu polisler daha önce anlattığım gibi, MHP'li ÜGD'li insanlardır. Bunlar maksatlı olarak, yoldan geçeni alıp, bilinçli olarak ifadeler ayarlarlarken; Fatsa'da yaşanan olayları, Fatsa'da yaşayan bir esnafa-tüccara sormuyorlar; "kardeşim, sen Fatsa'da yaşıyorsun, Belediye Başkanı'nın ne gibi işler yaptığını biliyor musun? Lütfen anlat" demiyorlar. Mahkemeye bir tek tanık getirilmiştir benim için, tek, yani Fatsa'dan bir tek tanık. O da kendi köyümün muhtarı Bahri ÖZEL isminde birisi. Birbuçuk saat burada konuştu, hiç bilgiye dayalı bir şeyi yok. Fatsa Belediyesi’nin nerede olduğunu bilmez, kumarhaneden çıkmaz, tanıdığım bir adam, yaşlı bir adam ve burada da hiçbir şey diyemedi.

Ama, belediye meclisi üyeleri buraya getirilmemiştir. Belediye Meclisi üyelerinin 15 tanesinin ifadeleri alınmamıştır. Fatsa'dan tüccarların ifadesi alınmamıştır, esnafların ifadeleri alınmamıştır. Belediye ile her gün ilişki içinde olan insanların ifadeleri alınmamıştır. Ama, Kabakdağı Köyü’nün muhtarının ifadesi alınmıştır her nedense, bunlar döt kişidir, ifadeleri aynıdır. Bütün ifadeleri bir kalıptan çıkmış gibidir, çok açık bir tertiptir. Çünkü, görgüye dayalı hiçbir bilgileri yoktur, ilerde suçlamalar bölümünde onu biraz daha açacağım, burada fazla uzatmıyorum.

Aslında bu iddianamede ileri sürülen suçlamaların aynısıyla "41'ler Davası" diye isimlendirilen 1982 Haziran'ında Sıkıyönetim 2 Numaralı Askeri Mahkemesi'nde yargılanmıştım. Orda da aynı suçlamalara cevap vermiştim.

Köleci toplum bağnazlığı doğurup onu kahramanlaştırdıysa, ücretli köleliği de kapitalist toplum doğurmuştur. Ve yine ücretli köleliğe karşı mücadeleyi doğuran da bu sistemdir. Suç kavramı da içinde yaşanılan süreçlerden ayrı değerlendirilemez. Şöyle ki, bugün suç sayılan bir çok olgu, yarın suç sayılmayacağı gibi, yine bugün suç sayılmayan şeyler yarınlarda suç sayılabilir. Örneğin bugün soygun, talan, telefecilik, işkence suç sayılmıyor. Ama, yarınlar ne gösterir bunu yaşayanlar birlikte görecektir. Ve bugün soyguna, tefeciliğe, talana, işkenceye karşı mücadele suç sayılıyor, yine yaşayanlar görecektir ki, bunlar suç sayılmayacaktır. Hatta bu insanlar ölmüş bile olsalar onurlandırılacaklardır.

Bu genel doğrular benim için de geçerlidir.

Bunun için benim yaptıklarımı da bu bağlamda ele almak lazımdır. Yıllardan bu yana söylediğim gibi, ben devrimciyim. Neden devrimci olduğumu, hangi eylemler içinde bulunduğumu anlattım. Bundan dolayı beton duvarlara, demir parmaklıklara mecbur edildiğim için, hiç ama hiç üzüntü duymuyorum. Aksine gurur duyuyorum. Vatansever olduğumu burada söylediğim gibi, 25 seneden bu yana her yerde söyledim. Bunun için kavgalara girdim. İşkence gördüm, zindanlara atıldım, elbetteki bunlar doğaldı.

Eğer, bir ülkede vatan, İsviçre Bankalarındaki gizli hesap ve Amerikan Doları görülüyorsa, bu insanlar da ülkede yönetimi elinde bulunduruyorsa; vatanları için darağaçlarını omuzlayanlar, elbetteki "vatan haini" ilân edileceklerdir.

Demokrasiden yana olduğumu, bunun için de birçok çalışmanın içinde yer aldığımı belirttim. Özellikle belediye başkanlığı dönemimde belediyeyi bir demokrasi okulu haline getirmeye çalıştım. Ve belediyeyi öyle yönettim. Bu konuda çalışmalarımı yukarda anlattım. Her şeyden önce, bizce demokrasi, çoğulculuk demektir. Özcesi, çoğunluğun yönetimde söz ve karar sahibi olması demektir. Kitleler hem sorunların tespitinde, hem çözümüne ilişkin kararlar da katılımcı olmalıdır. Aynı zamanda bu kararların da pratiğe uygulanmasında var olmalıdır. İşte böyle bir anlayışın ürünüdür Fatsa Belediye pratiği.

Yağmuru bulutsuz yaşamı ölümsüz düşünemediğimiz gibi, gelişmeler de, maddi hayattan bağımsız ele alınamaz. Onun için yukarıda belli oranda da olsa anlattığım çalışmalarım, bu bağlamda ele alınıp, değerlendirilmelidir. Yaptıklarım neye hizmet etmektedir? Bu, tarafsız, önyargısız bir gözle değerlendirilirse; iddia makamının düştüğü yanlışlığa düşmek elde değildir.

Şöyle ki; yaptığım tüm çalışmalarm 1961 Anayasası çerçevesi içinde olmasına karşın, bugün bu koşullarda 146/1 maddesiyle; yani, mevcut anayasal düzeni tağyir, tebdil ve ilgaya eylemli kalkıştığımdan, idam istemiyle yargılanıyorum.

Ben yaptıklarımı, Fatsa, Türkiye ve Dünya halklarının gözleri önünde yine ben, yaptıklarımı mevcut devlet mekanizmasınm, mevcut kurumlarının gözleri önünde yaptım. Ve yaptıklarımı hiçbir dönemde reddetmedim. Etmediğim gibi, ne savcılıkta, ne de sözlerin karşısında reddettim. Böyle bir yöntemi seçmem, her şeyden önce kişinin kendi kendisiyle çelişkiye düşmesi, kişinin kendine güvenmemesi demek olurdu. Riyakarlık olurdu. Kendine güvenmeyen kişi başkalarına da güvenemeyeceğinden, benim kısa süreli belediye başkanlığı dönemimdeki başarılarla da çelişirdi.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org