Karaborsaya Karşı Mücadele

Belediyemiz benim dönemimde karaborsaya karşı aktif bir mücadeleye girmiştir. Bu aktif mücadele sonucunda Fatsa'da o günlerde karaborsada bulunmayan temel ihtiyaç maddelerinin temininde belediyemiz TANSA kanalıyla halka temel ihtiyaç maddelerini ulaştırmak için, yoğun bir çalışmaya girmişti. Bunun yanı sıra temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki karaborsaya karşı da aktif bir mücadele sürdürmüştür. Fındık kabuğu, demir, kömür, çimento, margarin, omo, sigara, gaz, benzin, mazot, et ve benzeri temel ihtiyaç maddeleri, hepinizin bildiği gibi 1978'lerin, 1979'ların Türkiye'sinde bulmak mümkün değildi. Bulunanlar da bilindiği gibi fahiş fiyatla satılmaktaydı. Bu konuda belediyemizin başarılı çalışması yukarda anlattığım belediye hizmet

  komitelerinin katılımıyla sağlanmıştı. Şehir tamamen denetim altına alınmıştı. Her şey karaborsaydı, kenar mahallelerde alaf yığınlarının altında benzin bidonlarına belediyemiz el koymuştu. Bunların tutanakları Fatsa Belediyesi Encümen tutanaklarında mevcuttur. Ki, bir şehir yakılabilir o miktarda benzin ele geçirilmişti. Bu benzin, ayrıca benzin istasyonları sahipleri tarafından buralara stok edildiği belediyemizce tespit edihniş, stokçular çok ağır cezalara çarptırılmıştı.

Bunun dışında bir tek örnekle karaborsa olayını açıklayacağım. Örnek yüzlercedir. Ancak, mahkemenin fazla zamanını almamak için çok çarpıcı bir tek örnek vermekle yetineceğim:

Bilindiği gibi belediye başkanlarının en çok mesai kurdukları beraber çalıştıkları ve sorumlusu olduğu encümen üyeleridir. Fatsa Belediyesinin iki tane meclisten encümen üyesi vardır. Bunlar, Cumhuriyet Halk Partisi çoğunluğunda olduğu için mecliste Cuınhuriyet Halk Partili iki tane üye temsil ediyordu. Bunlardan Cevat Biricik isminde encümen üyesinde de karaborsa yağ yakalanmıştı. Bir tek Cevat Biricik hakkımda karalamalara yönelmiştir. Bunun nedeninin anlaşılması bakımından ben o evrakı istemiştim. Kendisi, belediye ilgilileri tarafından mağazasında 110 koli yağ yakalattığında, belediye zabıta memurlarına şöyle diyor; "Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin ileri gelen bir insanıyım, ben bunları esasında karaborsa için getirmemiştim. Köylerdeki bakkallara dağıtacaktım. Ben, reis beyle görüşürüm, siz bu malları müsadere etmeyin", şeklinde bir talepte bulunuyor. Memurlara ben daha önce tembih ettiğim için, memurlar bu konuda herhangi bir "geri adım atmayacaklarını, belediye reisinin makamında olduğunu, kendisine telefonla durumun bildirilmesini" istiyorlar. Cevat Biricik, telefon ederek benden bu işin idare edilmesini istemişti. Ancak, ben tekrar görevlileri telefona istedim. Ve malın derhal müsadere edilip, belediyeye getirilmesini istedim. Bu konuda encümen toplantısında Cevat Biricik'e para cezası kesildi. Daha sonraki Haziran dönemindeki encümen seçiminde de Cevat Biricik Halk Partisi tarafından encümen üyeliğinden düşürüldü.

Burada anlatmak istediğim, hiçbir belediye reisi, Türkiye'de encümen üyesine ceza veremez. Encümen üyesini karşısına almaz. Türkiye'de görülmemiştir, bu mümkün değildir. Çünkü, belediye reisi imza olarak ona muhtaçtır. Birçok işlerini onunla beraber görmek durumundadır. Onlar birbirlerine destek olmak durumundadır. Diyeceksiniz ki, "siz hangi şartlar altında buna ceza verebildiniz?" Benim diyeceğim cevap şu olacaktır: “Çünkü, benim belediyede hiçbir haksız önerim söz konusu olmayacağı için, encümen üyesinin benim karşımda yer alması mümkün değildir." Ancak ben yasal olmayan teklifleri encümene getireceğim ki onlar bu yasal olmayan teklifleri idare edecekler. Benim öyle bir derdim hayatım boyunca olmadığı gibi, belediyede de olmamıştır. Bundan dolayıdır ki, hiç kimseye de taviz vermek durumunda olmadım.

Karaborsa anlayışı, karaborsacılık zihniyeti tamamen Fatsa'da öldürülebilmiş midir? Hayır, öldürülememiştir. Yine zaman zaman bu işlere tevessül eden insanlar olmuştur. Örneğin, et dağıtımında, demir dağıtımında eski alışkanlıklar sürdürülegelmiştir. Ancak, hepsi zamanında belediyenin müdahesiyle önlenmiştir. Belediye bu müdahalelerini mahalle komitelerine borçludur. Yani, belediye hizmet komitelerine... Çünkü, tüm Fatsa'yı bu komite kanalıyla ben denetime aldım. Ev ev, bakkal bakkal, her tarafı bu komiteler, temizliğinden tutun, gıda maddelerine varıncaya kadar, patlayan kanalizasyonlardan, akmayan sulara kadar belediyenin gözü-kulağı olmuşlardır.

Belediye çalışanlarını disiplin altına almışımdır. Yani, Fatsa'da belediye çalışanları onurlarını yitirmişti. 7-8 ay maaş alamayan belediye görevlileri, çalışanları piyasada gezemez durumdaydılar. Bakkala, kahveye, manifaturacıya ve çeşitli yerlere borçlandırılmıştı. Ve borçlarından dolayı belediye görevlerini, belediyenin uygulamak istediği şeyleri bu memurlar, bu çalışanlar götürememekteydi. Çünkü, borçlu olduğu adamın kapısına gidip onun yasa dışı davranışını engelleyici bir davranışa ve cezai yönüne, ikna yoluna gidememekteydi. Çünkü, belediye personeli borçluydu. Bundan dolayı da durumları görev götürmelerine el vermiyordu. Belediye çalışanları içinde rüşvet olayları da yaygındı. Bir örnekle rüşvet olayına değineceğim:

Belediyemizce, her yerde olduğu gibi, sinemaların denetimi yapılır. Bir gün Cem Sineması sahibi yanıma gelerek, belediye memurlarından birinin gelip dairesindeki "makbuzları mühürlemek için rüşvet istediğini" söyledi. Ben birden şaşırdım. "Yanlışınız var" dedim. "Burda kimse kalkıp sizden rüşvet isteyemez". Adam "İsterseniz çağırın memuru, benden rüşvet istedi. Hatta rüşveti vermediğim için, makbuzları mühürleyemeyeceğini" söyledi. Ben bunun üzerine adı geçen memuru çağırdım. Memur geldi. Ben, "Siz Hasan beyden makbuzları mühürleme karşılığında rüşvet istemişsiniz" dedim. Memur hiç inkar etmedi. "Doğrudur, istedim" dedi: "Nasıl istersiniz? Bu ne cürettir, bu konuda benim yıllardır mücadelem vardır, rüşvete, haksız kazanca haksızlığı, karaborsaya karşı. Böyle bir belediye başkanı döneminde, siz kalkıp nasıl sinemacıdan rüşvet istersiniz?" diye söylediğimde, "bana kendisi yasal olarak biletleri getirmedi, 7,5 liralık biletleri getirerek mühürletmeye kalktı. Oysa ki, biletler boy boy 7,5-10-12,5. Neyse o günkü koşullardaki fiyatlar ona göre bastırıp getirmesi gerekiyordu. Bu, 300.000 tane 7,5 liralık bilet getirdi. Ondan sonra bu biletleri 10-12,5 liradan da satacaktı. Bu belediyenin kasasından para çalmaktır. Eskiden biz, öyle yapıyorduk. Bunların her birini bir rakı parasına yahutta akşam ziyafetine mühürlerdim. Reis ne alırdı bilemezdim. Bu işler böyle yürürdü eskiden beri" dedi. "Ve şimdi de gelmiş aynı teklifi yapıyor, ben kendisine yeni belediye reisi bunu kabul etmez, belki şimdi yaparız anlayamaz, işin acemisidir. Ama, gelecekte anlar, benim emekli olmama kısa bir zaman kaldı. Beni işimden eder, size de hakaret edebilir, gel bundan vazgeçelim, dediysem de, "eskiden oluyordu da şimdi niçin olmuyor? Ben gider bu işi reise ayarlatırım" dedi. Ben de "gidin siz reise ayarlattırın, gelin ben yine rakı parasını almadan bu mühürü vurmam, reis isterse Fikri SÖNMEZ olsun" dedim. diyor" ve gene söylüyorum reis bey" dedi, "siz bunu mühürleyin deyin bana ben rakı parası almadan biletleri  mühürlemem" dedi. Memurun rüşvet olayı bu şekildedir. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. belediyemizde de, yöremizde de bu tür örnekler çok yaşanmıştır (...)

Benim dönemimde Fatsa Belediyesinin elindeki mevcut araçlar bir misli çoğalmıştır, yani 10 tane kamyonu bilmem nesi varsa 20 tane olmuştur. Bu devletten bir kuruş yardım almadan, belediyenin makina parkını iki katına çıkartmak kolay bir iş değildir (...)

Eskiden Fatsa Belediye çalışanlarına 5-6 ay hiç maaş verilemezken, benim dönemimde hiçbir ay ikinci güne aylık kalmamıştır. Ayakkabı, parka, kanal işçilerinin kanal elbiseleri, diğer görevlilerin görev elbiseleri, zabıtanın elbiseleri zamanında verilmiştir. Bütün bunlar yapılırken, devletten bir kuruş alınmamıştır. Bu paraları nereden karşıladığımı belediyenin gelirleri bölümünde anlattığım için bir daha üzerinde durmayacağım.

Şimdi, bütün bu yaptıklarımdan, çalışmalarından dolayı "Vatan haini", "dış güçlerin maşası" ve de "Fatsa'da devletin etkinliğini yok etmekle" suçlanıyorum. Uzun yıllardan bu yana müzminleşen ve kapalı kapılar ardında tespit edilip uygulanan politikalarla çözüm bulunamayan sorunlara, halkla birlikte çözümler ürettik. Burjuva politikacılarının, holding profesörlerinin, doçentlerinin ve ekonomistlerin dürüstçe davranıp tavır koymadığı bir Türkiye ve o Türkiye'nin Fatsa'sında bir terzi olarak, bir ilkokul mezunu olarak doğruları kavrayıp, pratiğe geçirdiğim için, sorunların yuvarlak masalarda şampanya patlatarak, gönül eğlendirerek çözülemeyeceğini pratikte gösterdiğim için, halkımıza layık olduğuna her zaman inandığım ve savunduğum bir demokrasi olgusunu Fatsa halkıyla birlikte hayata geçirme kavgası verdiğim için, halkı oy sandığı olarak görüp, çeşitli vaatlerle parlamentoya gidişinin ikinci günü orayı at pazarına çevirip günlerini gün edenlerin, kafalarından geçen tek akımdan dolayı Fatsa'da yaşanan gerçekleri kavrayamadıkları için, uygulanan ekonomik ve siyasi ambargoya karşı, halkla bütünleşip sorunların tespitinde ve çözümünde ortak hareket ederek tüm baskılara rağmen, halkın çözemeyeceği hiçbir sorunun olamayacağını Fatsa halkı Türkiye ve Dünya halklarına gösterdiğim için, doğrunun, dürüstlüğün, kardeşliğin yurtseverliğin, demokrasinin simgeleştiği, fedakarlığın ve bütünlüğün doruğa ulaştırma doğrultusunda adım adım ilerlediği Fatsa Belediye Başkanı olduğum için, halkın kültürel gelişimin hızlandırmak gelenek ve göreneklerini yaşatmak, birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirmek için kültürel çalışmalara ağırlık vererek, Kültür Şenliği düzenlediğim için, belediyeyi çıkar çevrelerinin çiftliği haline getirmeyerek, halktan toplanan ve halkın malı olan milyonların bu çevrelerin kasalarına akmasını engellediğim için, köstebek yuvasına çevrilen Fatsa sokaklarını döşeyip, çamurdan kurtardığım, yeni yollar yeni caddeler açtığım, suları akıttığım, yanmayan elektrikleri yaktığım için, karaborsayı, istifçiliği, rüşveti engellemeye çalıştığım için, belediyenin yağmalanan yeşil alanlarına sahip çıktığım için, yoksul halkın gecekondusu yıkılırken, kimi çevrelerin kaçak apartman dikmesine müsade etmeyip, dikilenleri de yıktığım için, yeni bir belediye anlayışını değiştirerek, bu kuruma halkın gözünde saygınlık kazandırdığım için, "vatan haini" ve " dış güçlerin maşası" olarak ilan ediliyor ve devletin etkinliğini Fatsa'da kırmakla suçlanıyorum.

Eğer, sömürüye, soyguna, karaborsaya karşı olmak vatan hainliği ise, ben vatan hainiyim! Eğer, faşizme, emperyalizme karşı olmak vatan hainliği ise, ben vatan hainiyim! Eğer, Fatsa'da sömürüyü engellemek için tefeci-tüccarların etkinliğini kırmak, karaborsaya, kaçak inşaatlara, yolsuzluğa, rüşvete karşı mücadele etmek, devletin etkinliğini kırmak ise, ben Fatsa'da devletin etkinliğini kırdım.

Belediye başkanı olduğum dönemde halkın alınterinden oluşan belediye gelirlerini ve imkanlarını çıkar çevrelerine peşkeş çekseydim, kendi zimmetime geçirseydim, altıma son model araba alıp, Bodrum’da yazlık kat satın alsaydım, halkın parasıyla her gece bir eğlence yerlerinde sabahlasaydım, ne "vatan haini" ilan edilecektim, ne de bu davada sanık olacaktım. Kimilerine göre vatan hainliğinin kıstası halka hizmet elmek, sömürüye soyguna karşı halktan yana tavır koymak ise, ben her zaman vatan hainiyim!

Devrimcilerin vatan haini olduklarını bugüne kadar tarih hiçbir dönemde yazmamıştır, bundan böyle de yazmayacaktır. Gerçek vatan hainleri ellerinde bulunan yaptırım gücünden dolayı kendi vatan hainliklerini gizlemek için, bu tür karalamaları getireceklerdir. Ancak, şu unutulmamalıdır ki, "güneş balçıkla sıvanamaz". Daha dün, UIusal Kurtuluş Savaşı'nda top mermisi taşıyabilmek için, bebesini feda eden ana, kolunu kaybeden Memet, vatan haini ilan ediliyordu. Osmanlı hanedanı ise vatanseverdi. Ama zaman bunun hiç de öyle olmadığını gösterdi. Daha dün, kanla barutla elde edilen bağımsızlığa sahip çıkarak, dar ağaçlarını, mapusların kirli duvarlarının kasvetini omuzlayarak, yiğitlik timsali olanlar bugün vatan haini olarak suçlanmak isteniyor. Zaman ilerleyecek ve tarih tersine döndürülemeyecektir. Tarih, bir tekerrürden ibaret değildir.

Daha dün, Şah'lar, Batista'lar, İdi Amin’ler, Somoza'lar, Bokassa'lar da en büyük vatanseverlerdi! Ancak, tarih onları layık oldukları yere koymuştur. Sıtmadan titrenildiği, açlıktan insanların midesine kramp girdiği, göz yaşları ve ağıtlarla elde edilen bağımsızlığı bir kalemde emperyalizme ben peşkeş çekmedim, ikili anlaşmalar adı altında sahte reçeteler uygulayarak, yalnız ülke ve dünya egemenleri kuş tüyü yataklarında rahat uyusun diye halkın sofrasındaki bir dilim ekmeğine, taze gelinlerin en mutlu çağında ayrılık hasreti çekmesine, anaların evlat acısına, ben neden olmadım. Daha 1923 İzmir İktisat Kongresine kadar ülkenin kurtuluşunu yabancı ülkelerin manda ve himayesinde görüp, bu kongrede bağımsızlık şampiyonluğu yapanlar bugün Mustafa Kemal'in büstlerini yaparak, Atatürk'çü kesiliyorlar. Ülke emperyalizme ipotek verilirken nerdeydiniz? ve şu an neredesiniz? Mustafa Kemal ve Ulusal Kurtuluşçular bu ülkeyi böyle mi teslim etti? Bu ülkeyi böyle mi koruma sözü verilmişti? bu isimsiz kahramanlara ve ülke halkına...

Hakkımdaki bütün suçlamalara karşın, bugüne kadar tüm yaptıklarımdan onur duymaktayım. Halkıma karşı görevimi yerine getirmenin gönül rahatlığı içerisindeyim. Ve inanıyorum ki, yakın tarihte kimlerin vatan haini, kimlerin yurtsever olduğu ispatlanacaktır. Böylece herkes yerli yerine oturtulacaktır.

Tüm yaptıklarımdan dolayı tarih beni suçlamayacak, beraat ettirecektir (...)

İddianame'nin 159. sayfasının 3. paragrafında :

"14 Ekim 1979 tarihinde yapılan seçimler sonucu, Devrimci Yol örgütünün, başkan seçilen Fikri SÖNMEZ i1e Devrimci Yol siyasetinin kişilik kazandığını yukarıda belirtmiştik, bu tarihıen itibaren Devrimci Yol Örgütü devlet imkanlarının desteğinde devlet içinde devletmiş gibi hareket etmeye başlamış ve özlenen Fatsa komünü kurulmuştur."

Buradaki iddialar şunlardır: Birincisi, devlet imkanlarını Devrimci Yol diye adlandırılan bir örgüte verdiğim, veyahutta onun adına kullandığım, ikincisi, devletin Fatsa'da etkinliğini yitirdiği. Üçüncüsü ise, Fatsa'da bir komünün varlığı. Bunlara kısaca değinmek istiyorum.

Savunmamın önceki bölümünde Fatsa Belediyesi’ne bir kuruş devlet yardımı gelmediğini, anlatmıştım. Ve yapılan hizmetlerden artacak bir kuruşun dahi olamayacağını ve bundan dolayı da herhangi bir yardımın söz konusu olamayacağını belirtmiştim. Fatsa Belediyesi ve o belediyenin başkanı olarak ben, ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktım. Onun için, hiçbir yere yardım yapmış değilim. Şunu açıkça söylüyorum: Eğer ben İddianame'nin mantığıyla hareket etmiş olsaydım, bırakın üç-beş kuruşu, milyonları aktarırdım. İddianame, yardımlar konusunda hiçbir delil göstermemektedir. Gösterdiği tek delil, dayanaksızdır. Fatsa Belediyesi'ne aldığım 9 insandan söz edilmekte ve bunların maaşlarından artan paralarla örgüte yardım ettiğim öne sürülmektedir. Ben demin anlattım: kaçak inşaatları idare edebilirdim, geçici ruhsatlar verebilirdim. Belediye reisi olarak bunları yapmaya yetkim vardı. 800.000 lira ceza vurduğum bina sahibinden ikili görüşerek 200.000 lira 300.000 lira alıp, geçici ruhsata bağlayabilirdim. (Bunlar Fatsa’da geçmişte olmuştur.) Ama onlar, ceplerine koymuşlar, ben cebime değil de örgüte aktarmışım!.

Bu anlamda un bayiliğinden tutun su bayiliğine varıncaya kadar, sebze pazarından limanına kadar ben söyleyeyim 500 milyon siz daha fazlasını anlayın örgüte aktarırdım. Ama görülüyor ki, Fatsa Belediyesi'nin yapmış olduğu hizmetler mevcut gelirlerle zor karşılanır, hatta karşılanamaz. Fedakarlık istiyor. Halktan destek alınmıştır, ve halkın katılımı sağlanmıştır. Para ile olacak birçok işlerde halkla girişilen iyi ilişkiler sonucunda Fatsa'da yaratılan kardeşlik ortamı içinde halledilmiştir. Kaldı ki, bunun ötesinde devletin bu müessesesinin bir tarafa yardımı söz konusu olamaz (...)

Fatsa'da devletin etkinliği demin anlattım, eğer bir hakimi delirtmek ve onu Fatsa'dan kovmak, rezil etmek devletin etkinliğini kırmak değil de, benim yol yapmam, su getirmem, bunun için komite kurmam devletin etkinliğini kırmaksa ben bu etkinliği kırdım. Gidip devletin kasasından milyonları çalıp, onu rüşvet karşılığında idare etmek, devletin itibarını ve etkinliğini Fatsa'da kırmadıysa, ben komiteler kurup, halka götürdüğüm hizmetlerden dolayı devletin etkinliğini kırdım. Bunu kabul ederim. 13 yaşındaki çocuğun boynuna iplik geçirip, dolaştırmak devletin etkinliği ise, ben etkinliğe katılmıyorum (...)

Bana göstereceklerdir hangi kaymakamın işine müdahale etmişim? Hakkımda bir tek kaymakamın ifadesi var mıdır, gelmiştir benim işime müdahale etmiştir, ben bu hizmeti götüreceğim, belediye başkanı kalktı yapamazsın, dedi, bir tane devlet görevlisi şu işleri ben yapıyordum da engelledi diyen bir ifade mevcut mudur? Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi, Fatsa'da da devletin bütün kurumları vardı. Hatta benim dönemimde Türkiye'nin diğer yörelerinden daha fazla etkin olmuştur. Çünkü, Fatsa'da halk, rüşvete, kayırmacılığa, himayeye, karşı mücadele veriyordu. Emniyette, jandarmada ve diğer devlet kurumlarında olan rüşvet ve benzeri alışkanlıklar bu dönemde Fatsa'da asgariye inmiştir.

Ne yapmışım ben Fatsa'da? Adam mı öldürmüşüm? Adamları mı katlettirmişim? Var mıdır bunun bir örneği ? Yok. Sadece ismimden dolayı mücadelelerimden dolayı, siyasi karşıtlarım, hakkımda dört senedir propaganda geliştire geliştire beni canavar yapmışlardır. Yarattıkları bu canavardan bugün kendileri de korkmaktadırlar (...)

Devletin etkinliğini kırmakla suçlanmamın yersiz olduğunu söylüyorum. Ve Fatsa'ya iki kez en geniş şekilde operasyonlar yapılmıştır. Devletin tüm kurumları Fatsa'da işlemiştir, benim dönemimde Fatsa'da bu operasyonlar yapılırken devletin güçleri her zaman geldiği gibi, Giresun Komando Birliği 10-15 günde bir gelir, Fatsa'yı dolaşır, Samsun Toplum Polisi hafta geçirmez her zaman Fatsa'dadır. Buna karşın Ünye'de insanlar öldürülür o dönemde, o dönemdeki zabıtlardan bellidir. Ünye'de en azından 10 kişi ölmüştür bu dönemde, Fatsa'da aramalar yapılırken. Ordu'da birçok, olaylar olmuştur, ama, ne Ünye'de ne de Ordu ilinde tek bir operasyon yapılmamıştır. Ölüler Ünye'de, cinayetler Ünye'de bunlar Fatsa'yı arıyorlar. Ünye'de hiçbir operasyon olmuyor, kimse gözaltına alınmıyor, çünkü, orada MHP'liler hakim durumda. İşgal etmişler Ünye'yi. Öldürebildikleri kadar öldürüyorlar, bir kere arama yapılmamıştır Ünye'de. Fatsa halkı- arkadaşlar geniş geniş anlattı Ünye'ye Samsun’a, Ordu'ya hastaneye yahut ticaret nedeniyle bu yerlere gidemiyorlardı. Burada da bir çarpıcı örnek vermek istiyorum: Bir gün kaymakam istetti beni yanına, gittiğimde yanında bir adam oturuyordu. Başı sarılı, başını çok kalınca sarmışlar. Ben, Kaymakam beye, neydi falan dedim. Adamı gösterdi bana, ben adama "geçmiş olsun" dedim. Adamı ilk etapta tanıyamadım. Kimsiniz falan dedim. "Ben Geçtin Köyü'nün imamıyım" dedi. Yani Fatsa’nın Geçtin Köyü’nün imamı. "Geçmiş olsun, ne oldu? Trafik kazası mı geçirdin, dövdüler mi? kurşunladılar mı?"diye sordum adama. Kaymakam bey de, "ben zaten o durumu merak ettiğim için sizi istettim, çok acaip bir durum olmuş, hatta Samsun Valisi'ne telefon açtım bu konuda, adamın karısı da kayıp onun için telefon açtım bir de sen duruma vakıf ol diye haber verdim" dedi. Ben bu sefer sordum" ne oldu kardeşim?" Ailesi hastalanmış, Fatsa'da İbrahim Varnalı'ya gelmiş, muayene etmiş İbrahim Varnalı, ailesinin hastalığına kendisinin aklı ermeyeceğini, yani, kendi branşının dışında olduğunu söylemiş ve Samsun'da bir doktorun adresini vermiş. "Aileni sen oraya götür" demiş. "benim selamımı söyle o hastalıkla ilgili iyi bir doktordur" ve ben de bindim bir arabaya, indim Samsun'a, Mecidiye'de doktorların çoğunlukta olduğu yerde geziyorum. Doktorun levhasını arıyordum elimdeki kağıttan, arkadan birisi "Fatsa’lı" diye seslendi, bende zaten doktoru bulamadığım için, herhalde tanıdık diye döndüm geri. "Beni mi çağırdınız dedim" adama "Sen Fatsa'lımısın" dedi.
"Fatsa'lıyım kardeşim bir şey mi var" dedim. Yanaştılar, etrafımı aldılar, hiçbir şey demeden başladılar vurmaya. Odunlarla, tekmelerle, ellerinde silah kabzalarıyla vuruyorlar. Ben imam olduğum için, herhalde komünistlerin saldırısına uğradım diyerek, imam olduğum için ben sağcıyım, ben başladım alttan kafirler, komünistler, anarşistler, bilmem ne diye sayabildiğim kadar sayıyorum. Hem de dayak yiyorum, betondayım. Bu arada durdular, "Lan sen kime komünist diyorsun? Biz milliyetçi ülkücüyüz, komünist Fatsa'lılardır" "Kardeşim, milliyetçi, ülkücüyseniz, ben de imamım, ben de sağcıyım" "Git eşekoğlu eşek, Fatsa'da müslümanlık mı varki, cami olsun, imamı olsun" diyerek, bu sefer bir daha giriştiler. Ve ben gözümü hastanede açtım. Dün çıktım, karıyı da Samsun'da kaybettim. Kaymakam beye geldim müracaat ettim ki neticeyi bekliyoruz.” dedi.

Şimdi zihniyet: Vatandaş Fatsa'lı, imam dahi olsa madem ki Fatsa'lıdır. Fatsa'da din ne arıyor, hepsi komünisttir ve katli vaciptir diyerek, bir imam bu şekilde hakarete uğratılabiliyor. Bu ortamda Fatsa'da operasyonlar, aramalar, taramalar yapılabiliyor, ancak bu adı geçen olayların bölgesine bir tek eğilen yok. 2-3 gün sonra karısını bulup getirdiler adamın, daha sonra öğrendim.

Ayrıca, belediyemiz ekonomik baskı altındaydı. Yukarıda zaman zaman anlattığım bu baskı nasıl yürütülmüştür? Bunu bir-iki örnekle geçeceğim, fazla zamanınızı almak istemiyorum. Belediyelerin bazı yasal hakları vardır. Mesela, kıtlık zamanında belediye mazota, benzine el koyar, yani o hakları vardır. Deprem zamanında araçlara ve sair şeylere el koyar, belediyelerin yetkileri vardır. Yani, bunlar belediye yasalarında vardır. Bu anlamda belediyemiz bırakın benzin bulmayı, el koymayı, kendi yasal hakkını alamıyordu. Samsun Deposu’na tankerimizi gönderdiğimiz zaman, ki bir defasında gönderdim zabıtayla. Görevlilerle beraber, oradaki müdür çağırıyor Fatsa Belediyesini. Özellikle seçiyor o kadar belediyenin içinden. Yetkililerini çağırıyor yanına "Siz niye geldiniz Samsun'a?" Belediyenin yetkilileri de " Benzin almaya geldik" diyorlar.

"Yahu sizin işiniz yok mu? Sizin belediye başkanına Rusya'dan vapurlarla geliyor benzin, mazot, hadi bir daha da gelecek değilsiniz" diyor. İşte zihniyet. Bu devletin itibarını zedelemiyor, ama biz mazot istediğimiz zaman, veya götürdüğümüz hizmetlerden dolayı itibarı zedelemiş oluyoruz. Bu insanlardan hiçbir şey sorulmuyor. Bunu nice yerlere bildirdiğimiz halde, bu insanlar hakkında en ufak bir işlem, ne o gün ne de daha sonra yapılabiliyor.

Bu anlayışla gene Tekel, Fatsa'ya sigara getirmedi. Resmen sigara getirmiyor. Kumru, Korgan, Ünye, diğer ilçelere geliyor. Fatsa'ya bir gram sigara verilmiyor. Gaz verilmiyor, tuz verilmiyor, ambargo var, resmen ambargo var. Yağ hiç verilmiyor. Bakanlığın tahsis ettiği yağ, belediyemizin hakkı olan yağ, diğer belediyelere geliyor. Bize verilmiyor, bunlar orada zabıtlarla bellidir. Diğer belediyelere bakıldığında, Fatsa Belediyesi'ne bakıldı mı, aynı tarih içinde bakanlığın tahsisi vardır. Bolaman Belediyesi'nden yağ alıyor Fatsa belediyesi, 3 bin nüfusu oranın var, 30.000 nüfus Fatsa'nın var ve biz Bolaman Belediyesi'nden, Yalıköy Belediyesi'nden, civar belediyelerden, Kumru’dan, Korgan'dan sigara dileniyoruz ve halkımıza sigara yetiştirmeye çalışıyoruz. Böyle ambargonun içerisindeyiz. Bu kadar baskılanmanın içersindeyiz. Ayrı bir evlat, ayrı bir ülkenin insanları.... İşgal kuvvetleri bile yapmaz. İşgal kuvvetleri bile insanın geçim maddelerini verir, yani kısmaz. Bunlar işgal kuvvetlerinden de çok fena. Bu durumda kaldık biz. Aylarca bir gram sigara gelmez mi Tekel'e? .. Tamam, kıtlık vardır, ben de anlıyorum. Yeteri kadar hiçbir yere gidemiyordu o dönemde, o doğrudur. Ancak, diğer belediyelere giderken, Fatsa Belediyesi'nden özellikle bunun kesilmesi.. Bunlar, evraklarla ortada olan şeylerdir, onun için anlatıyorum. Fatsa’ya bir gram bir şey verilmediği, çıkar ortaya. Tekel'e yazı yazılsın, Korgan, Kumru Tekel'ine yazı yazılsın o dönemde diyelim ki, 4 aylık bir zaman alalım, Kumru Tekeline yaza yazılsın, oraya gelen sigarayla Fatsa Tekeline gelen sigaraya bakılsın. Fatsa’da yoktur sigara, gelmemiştir, ama, Kumru'ya gitmiştir. Neden?.. Fatsa halkı cezalandırılıyor. Neden?.. Böyle bir belediye başkanı seçtiğinden dolayı. Yani, "Milli irade" diyoruz. '"Milli iradeye saygı" deniyor. Yöneticiler kendileri saygı göstersinler, ondan sonra halktan saygı beklesinler. Yok. Kendileri varsa " Milli iradededir", kendileri yoksa "Milli irade" değildir. Çıkar çevrelerinin emrinde, onlara hizmet eden yöneticiler, kaymakamlar, hakimler, belediye reisleri, varsa o tamamdır. Ama, onların çıkarlarına engel olan ve halkın çıkarlarına, toplumun çıkarlarına hizmet eden bu görevliler varsa bunlar olmayacaktır. Bunlar her şeye uğrayacaklardır ve uğramışlardır. Anlattım... Bir Remzi bey örneğini de söyledim.

Bu nedenlerle, bu şekilde bir ekonomik ambargonun altındaydık. Ve bu da tutuklandığım güne kadar süregelmiştir.

Bütün bu olumsuzluklara karşı Fatsa halkı omuz omuza vermiştir. Bu kötü koşullarda kardeşliğin, beraberliğin, bütünlüğün, birliğin örneklerini sergilemişlerdir. AP'lisi, MSP'lisi, CHP'lisi, devrimcisi, ilericisi hepsi bir olmuşlardır. Bütün haksızlıklara karşı bu temelde birleşmişlerdir. Fatsa halkı tek yumruk olmuştur bu temelde. Ama, başka bir temelde demiyorum. Siyasi partiye, istediği partiye oy vermiştir vatandaş, istediği siyasi düşüncesini istediği gibi söyleyebilmiştir vatandaş. Ancak, bu haksızlıkların karşısında tek yumruk olmuştur Fatsa. Birliğin, kardeşliğin, dostluğun en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Ve işte bu zinciri kırabilmek için, Fatsa'da MHP'nin, ÜGD'nin etkinliğini kurabilmek için, Fatsa halkı hedef gösterilmiştir. Eğer, devletin itibarı, saygınlığı Fatsa'da MHP’nin örgütlenmesi ise, doğrudur, devletin o saygınlığı Fatsa'da olmamıştır hiçbir zaman. Eğer devletin saygınlığından, onun itibarının zedelenmesinden, Fatsa'da MHP ve yan kuruluşları ve çetelerinin örgütlenememesi kastediliyorsa, buna Fatsa halkı müsade etmemiştir. Çünkü, bütün bu yapılanların karşısında demin söylediğim tavrı koymuştur halk.

İddianamede daha önce okuduğum alıntıda, Fatsa'da Fatsa Belediye seçimlerini Fikri SÖNMEZ'in kazanmasından sonra, komünleşme, Paris komününe benzetilerek, suçlama getirilmektedir. Her şeyden önce iddianamede getirilen bu suçlamaya herhangi bir delil gösterilmemektedir. Bunun tek delili, tek dayandığı, Tercüman Gazetesi'nin 1980'in 11 Temmuz'undan sonra Fatsa'da yapılan "Nokta Operasyonu"ndan sonraki günlerde şahsımla ve Fatsa Belediyesi'yle ilgili bir yazı dizisi çıkmıştır bu gazetede. Ve burada ilk defa sözü ediliyor: Fatsa Belediyesi’nin Paris Komününe benzetilmesi olayı, bu gazetenin tespitidir. Bu iddianamede, iddia makamı komün nedir, ne değildir, bunun bir tarifini yapmalıydı. Ben de kalkıp cevap verebileyim. Bu, Paris komüne benzer mi, benzemez mi? Böyle bir komünleşme olayı söz konusu mudur? Bunun açıklık kazanabilmesi için sadece yapabileceğim şudur: Benim bildiğim kadarıyla daha öncede söyledim, ben çok kitap okuyan bir insanım, araştırırım ve zaten ülkede politikayla uğraşan herkesin bilmesi gereken şeylerdir. Yani, bir Paris Komününü siyaset işleriyle, politikayla uğraşan insanların çoğunun bildiği şeylerdir az veya çok.

Bu anlamda benim de Paris Komünü konusunda genel bir bilgilenmem vardır. Benim bildiğim kadarıyla Paris komünü,1871’de Paris işçi sınıfı ayaklanır, devleti ele geçirir. Fabrikalarda başlarlar bu ayaklanmalar, bunun sonuçunda birçok fabrikaları, özel kurumları kamulaştırır, toplumsallaştırır. Kısa bir dönem yaşar ve sonra düşer Paris Komünü, Kaba tabiriyle budur Paris Komünü.

Şimdi Tercüman Gazetesi'nin yazarları bu olayı, Paris Komününü tutup, Fatsa olayıyla, belediye olayıyla denkleştirmeye çalışmıştır. Günlerce yazı yazmıştır bu konuda. İddianamedeki bu suçlama o günkü tarihlerdeki Tercüman Gazetesi'nin bu konudaki yazıları bir araya getirilirse aynıdır. Hiç değişikliğe uğratılmamıştır. Aynen o ne diyorsa, iddianamedeki bu suçlama aynen getirilmektedir. Bunun dışında tek bir kaynak yoktur. Ben şimdi sormak isterim ; Paris Komününe benzeyebilmesi için, önce iddia makamı açıklamalıdır hangi tarihte Fatsa'da hangi fabrikanın işçileri ayaklanmıştır? Ve Fatsa'daki devlet kurumlarına hangi tarihte el koymuşlardır? Bu bir kere yazılmalıdır, şu tarihte işçiler, şu fabrikada ayaklanmışlardır. Fatsa'daki devletin şu şu kurumlarını ele geçirmişlerdir ve bunları toplumsallaştırmışlardır. Böyle bir şeyi getirmesi gerekir. böyle bir gerekçe ortada yok. Fatsa'da hangi devletin hangi kurumu görevinden alıkonmuştur. Onun yerine kim geçmiştir ve nasıl geçmiştir?

Çağımızda üretim araçlarının bu kadar gelişkin olduğa bir dönemde bu iş hiç duyulmamış mı hiç kimse duymamış mı, yalnız Tercüman Gazetesi mi görmüş? Onun dışında bunu Fatsa'da Kaymakam görememiş, Fatsa'da Devletin güvenlik kurumlarının başkanları, savcısı, hakimi, görmemiş mi? İçişleri Bakanı görmemiş, Adalet Bakanı görmemiş mi, duymamış mı? Devletin tüm kurumları lağvediliyor ve yerine bir toplumsallaştırma hayata geçiriliyor ve komün olayı gerçekleştiriliyor. Ama, bundan Tercüman Gazetesi'nin dışında hiç kimsenin haberi yoktur. Tercüman Gazetesi'nin haberi olur. Onun değerlendirmelerine göre, Fatsa'da bir belediye seçimi yapılmıştır. Daha önce anlatmışımdır. Normal demokratik yollardan seçime katılan bir aday vardır, seçimi kazanmıştır. Anlattığım görevleri, anlattığım ölçüde ve anlattığım anlayış içinde yerine getirmiştir. Kaymakamı, savcısı, hakimi, karakolu, polisi, jandarması ve diğer kurumları, bankası Fatsa'da, ülkenin diğer taraflarında nasıl görev görebilmişse aynısını Fatsa'da görmüştür. Hatta daha da söylediğim gibi, belki de benim dönemimde biraz daha iyice görmüşlerdir bu görevi.

Bu böyleyken,..

Duruşma Hakimi- İddianamede halk mahkemelerinden bahsediliyor?

Sanık- Ben ona kişisel suçlamalar bölümünde değinecektim, isterseniz şimdi cevaplandırayım, isterseniz orada cevaplandırayım. Ben o konuyu o kısma ayırdım. Ben sadece, genelde bu yazıldığı için buna cevap veriyorum. Böyle bir olay, yoktur. Zaten iddianamede, dosyada başka bir delili de söz konusu da değildir. Bu sadece bir yakıştırmadır. Fatsa'da anlattığım gelişmelerin sonucunda Fatsa'yı çekemeyenlerin ve Fatsa insanının o onurlu mücadelesini karalamak maksadıyla yapılmış karalamalardır. Dolayısıyla böyle bir durumu red ediyorum" doğru değildir.

İddianamenin 160. sayfasının 3. paragrafında şöyle denilmektedir:

"Fatsa Devrimci Yol örgütünün hukuki egemenliği bu şekilde devam ettiği sırada 20.4.1980 tarihinde Ordu Valiliği görevine başlayan Reşat AKKAYA Fatsa’daki komünleşme hareketini sezmiş ve devletin etkinliğini sağlamak üzere kararlı bir tutumla icraata başlamıştır'".

denilmektedir. Devletin etkinliği dediği olayı daha önce anlatmıştım, yani Fatsa'da devletin etkinliği her zaman nasıl olmuşsa dönemimde de öyle olmuştur. Onu örnekleri gösterdim, anlatmaya çalıştım, ancak Vali Reşat AKKAYA'nın buradaki etkinlikten anladığı Fatsa’da MHP ve yan kuruluşlarının silahlı çetelerinin üslenmeyişidir. O etkinliği sağlamıştır Vali ve bu etkinlikten anladığı devletten de anladığı odur. Onun dışında bir etkinlik söz konusu değildir. Görmüş olduğu hiçbir şey de yoktur. Buna dair en ufak bir delil de ortaya koyamaz.

Vali Reşat Akkaya'nın Ordu'ya vali olarak tayin edilmesi diğer arkadaşlarımın anlattığı gibi, normal bir tayin değildir. Tayini konusunda uzun laf etmeyeceğim. Çünkü, malumunuzdur. Birçok arkadaşlar anlattılar. Arkadaşlarımın o anlatımlarına katılıyorum.

Vali Reşat AKKAYA'nın kişiliği hakkında fazla söz etmeyeceğim. Diğer sanık arkadaşlar yeteri kadar söz ettiler. Arkadaşların bu konuda anlatımlarına katılıyorum. Yani, Vali Reşat AKKAYA'nın kişiliğini, davranışlarının neler olduğunu arkadaşlar uzun uzun anlattılar. Ben bir daha aynı şeyleri tekrarlamıyorum. Ancak, benimde değinmek istediğim bazı konular var. Kısaca, onları özetlemek istiyorum. Bir ile vali tayin olunduğunda, ilk yaptığı iş: O yörenin belediye başkanlarıyla ve il genel meclisi üyeleriyle toplantı yapmak olur. İlin sorunlarını, ilçelerin sorunlarını, köylerin sorunlarını vali o insanlarla tartışır. Ona göre o ilde yapılacak hizmetleri proğramlar. Bu iş bu şekilde geleneksel olarak yürütülür. Ancak, Ordu Valisi Reşat AKKAYA, göreve başlar başlamaz bu geleneği yıkmıştır. Yani, ne belediye reisleri ne de il genel meclisi üyeleriyle bir kere olsun toplantı yapmamıştır. Tüm belediye başkanlarının kendisiyle görüşme çabalarına karşılık hepsini reddetmiştir. Hiçbirisini kabul etmemiştir. Beni geçin, beni kabul etmemesi, benim hakkımda peşin hükümlü olmasının bir sonucudur. Bunu doğal karşılarım. CHP'li belediye başkanlarını da karşısına alıp konuşmamıştır. Hatta Adalet Partili belediye başkanlarını da makamına kabul edip, sorunlarını dinlememiştir. Böyle bir Vali Ordu'da görev yapıyor, o yörenin insanları olarak, böyle bir Valinin yönetimi altında 1980 Türkiye'sinde durumumuzu siz değerlendirin. Ne durumlara kalabiliriz? Bu Vali Ordu'ya gelir-gelmez toplantı yapmadı mı? Elbette yaptı. Kimlerle yaptı? İlk olarak MHP'li ÜGD'li militanlarla toplandı. Toplantı yeri Valilik Makamı hiç bir zaman olmadı. ÜGD salonu oldu. Orda yaptı toplantıları. Bu salonda Ordu Bölgesi'nde MHP'nin nasıl örgütlendirileceğini, nasıl yan kuruluşlarının teşkilatlandırılacağına, kararlar alındı. Yoksa Ordu halkının sorunları tartışılmadı burada. Bu Vali, 6-7 aylık görevi sırasında tek bir çeşme bile yapmadı. İyi bir iş yaptığını gösteren tek bir kişi çıksın, ben bütün suçlamaları kabul edeceğim.

Bu Vali, Ordu’ya 300'e yakın mezar hediye etmiştir. Ama bugün yargılanan benim. Ben "Kültür Şenliği" düzenlerken o silah dağıtıyordu. Tabutlarla cenaze geçiriyorum diye, otomatik silahları Gölköy'e taşıyordu. Önünde kendi arabası, arkada da cenaze arabaları. Bunlar, tespit edilmiş olaylardır. Birçok MHP'li, ÜGD'li kişiler, Validen silah aldıklarını bölgemizde sağ kuruluşlarla ilgili açılan davalarda açıktan açığa söylemişlerdir. Bir tek kişi kalkıp, ben Fikri SÖNMEZ'den silah aldım, diyemez. Gerek bu davanın sanıkları, gerek dışardakiler, gerek tanıklar, gerekse karşı görüşümde olan MHP’li ÜGD'li kişiler dahil hiç kimse böyle birşey söyleyemez. Mümkün değil. Çünkü böyle bir olay yoktur.

Mahkeme tutanaklarında, "Vali, bize polis elbisesi giydirdi, ben aranıyordum. Vali beni istetti." şeklinde açıklamalar vardır. Adam, adam öldürmekten aranıyor, Vali makamına çağırıyor, polis elbisesi giydiriyor, Aybastı'ya operasyona gönderiyor. Gölköy'e operasyona gönderiyor. Ama, devletin etkinliğini, devletin şerefini, haysiyetini yok eden Fatsa Belediye Başkanı'dır! Bunlar mahkeme tutanaklarında ortadadır. Bunları ben söylemiyorum. Kendi işbirliği içinde olduğu o  günkü sanıkların dosyaları incelendiğinde, hepsi ortaya çıkacak olaylardır.

Vali, bu toplantılarda birçok eylem planları yapmıştır. Yani, MHP'lilerin, ÜGD'lilerin olmadığı bölgelere nasıl gireceklerini, nasıl örgütleneceklerini, nasıl eylemler yapacaklarını ve kendisinin nasıl destek alacağının planlarını yapmıştır. Bunlar da anlatılmıştır o mahkemelerde, zabıtlarda vardır bunlar.

Birçok olaylardan aranan faşistler, eli kanlı militanlar, polis ve asker elbisesi giyidirilerek, Gölköy'e, Çamaş'a, Aybastı'ya Ünye'ye ve Ordu'nun çeşitli bölgelerine, Hasancık Köyüne varıncaya kadar üslendirilmiştir. Bu arada saldırı hedeflerinden biri de belediyeler olmuştur. Bu belediyeler MHP'nin üsleri haline getirilmek istenmiştir.

Ordu'da köy, kasaba, ilçe ve merkez olmak kaydıyla 36 belediye olduğunu hatırlıyorum. Bunlardan 27 tanesi CHP'li ve belediyelerin büyük çoğunluğu da demokrat ve ilerici kişilerden oluşmaktadır. Belediyeler demokrattır. Demokratik bir yapıya sahiptir. Daha önce de söylediğim gibi, belediyeler demokratik olmak zorundadırlar. Bu anlamda bir demokratikleşme vardır, o yörelerdeki belediyelerde. Bunun dışında kalan belediyeler de MSP, AP, MHP arasında bölüşülmüş belediyelerdir. Bu 27 tane belediye Ordu Valisinin ilk hedefleri olmuştur. Bunlardan i1k saldırdığı yer, Gürgentepe Belediyesi’dir. Bir gece yarısı gider, kuvvetleriyle birlikte girer, belediyenin bütün kapılarını kırar, depolarını kırar, camlarını çerçevesini döktürür, arama gerekçesiyle. Ve belediye reisini evden aldırıp, getirtir makamına. Belediye reisinin kendisine, "Bu devlete yapılan bir zarardır, beni daha evvel kaldırsaydınız, ben daireleri açtırırdım, aramanızı yapardınız" demesi üzerine, belediye reisini dövmeye kalkıyor ve orada belediye reisi ile kapışıyor. ( Bu dava Ordu Adliye'sinde mevcuttur. Belediye reisi 200.000 lira civarında cam çerçeve bedeli olarak tazminat davası açmıştır.)

Ordan dönmüştür Ürmeli Belediyesi'ne. Belediye reisinin kemiklerini kırıyorlar. Mahalle halkı belediye reisi Osman UYGUN'u Ankara'ya hastaneye kaldırıyor. Göz yıldırma ve militanlar vasıtasıyla belediyelere karşı yapılan bu saldırılar, en son Fatsa Belediyesi'ne yönelmiştir. Fatsa ile Fatsa Belediyesi'ni her taraftan kuşattıktan sonra, civar il ve ilçelerdeki belediyeleri yerle bir ettikten sonra ve MHP'li, ÜGD’li militanların hakimiyetini bölgede kurduktan sonra hedef artık Fatsa'dır. Fatsa Belediyesi'dir ve onun Başkanı'dır. Bu anlayış içinde bir propaganda işine girişiyor. Ve işte o dönemde "Fatsa Kurtarılmış Bölge", "Kızıl güneş Fatsa'dan doğacak", "Komitelerin yönettiği Şehir" ve benzeri sıfatlar durmadan gazetelerde çıkmaya başlıyor.

Vali Reşat AKKAYA o dönemde, Samsun'dan, Ordu'ya geçmekte olan Genel Kurmay Başkanı Kenan EVREN'e "Paşam Fatsa'dan geçerken yüksekten uçun helikopterle, sebebine gelince Fatsa'da DEV-YOL militanları ateş edip sizi düşürebilir", demiştir. Ki, Kenan EVREN bunu bir çok konuşmalarında da, bu durumun yetkililer tarafından kendisine bildirildiğini açıklamıştır.

Reşat AKKAYA, Fatsa'yı canavar göstermek peşindedir. Kendi yapacaklarına haklılık kazandırmak için bu tür bir propagandayı geliştirdi. Daha sonraki günlerde yine Nokta Operasyonu'ndan bir-iki gün önce Hürriyet Gazetesi'nde başlık çıkıyor, "Fatsa kuşatıldı" diye. Tüm bu haberlerin. Kaynağı, Vali Reşat AKKAYA ve adamlarıdır. Maksatlı yapmışlardır. Yani Fatsa'yı basında Türkiye'ye hedef göstermişlerdir.

Onun dışında "İki assubay kaçırıldı" diye gazetelerde manşet atmıştır. Ve her şey Fatsa'nın aleyhine hazırlanmıştır. Nihayet maskeli-maskesiz binlerce muhbir, faşist, eli kanlı katillerle beraber, devlet güçleri, Fatsa'ya "Nokta Operasyonu" düzenlemiştir. "Nokta Operasyonu"nun kısa tarifi budur. İlk etapta Belediye Başkanı başta olmak üzere, 300'den fazla Fatsa'lının gözaltına alındığını gazeteler yazmıştır. Yapılan arama, taramalarda 22 tane silah ele geçmiştir, bunun 17 tanesinin de ruhsatlı olduğu daha sonra tespit edilmiştir. Samimiyetle söylüyorum, 4 tane jandarmayla Bolaman Köprüsünde durun bir pazartesi günü, yani Fatsa'nın haftası günü, 50 tane tabanca alırsınız. Durdurun arabaları o gelen köylülerden 50 tane tabanca alırsınız. Operasyona lüzum yok. Bölgemizdeki silah merakı, hepinizce malumdur. Herkes silah taşır, orada. 4 tane jandarmayla durun, 50 tane silah alırsınız. Ama onbinlerce polis, jandarma, komando birliği, muhbir, maskeli, maskesiz militanlarla beraber yapılan operasyonlarda maalesef 22 tane tabanca ele geçiyor ve bu tabancaların 17 tanesi de ruhsatlı çıkıyor.

Daha sonraki durumda, belediye başkanı, iki ortaokul çocuğu, bir de lise talebesiyle beraber gizli örgüt kurmaktan tutuklanıyor. Vaziyete bakın... iki tane ortaokul çocuğu Ahmet ALKAN, Ahmet EMENCE, bir de lise birinci sınıftan Nevzat YAZAR isminde bir çocuk. Bir Belediye Başkanı hiç adam bulamadı Fatsa’da, iki tane çocukla beraber gizli örgüt kurdu ve tutuklanıyor...

Bu Vali, "Fatsa'yı vatan topraklarına katma" adı altında, halka kan kusturmuştur. Halkın malına, canına, namusuna el atılmıştır Fatsa'da. Aramalar adı altında evlere giren MHP'li militanlar, halkın parasına, kıymetli eşyasına el koymuştur. Bu aramalar esnasında babanın yanında kızına, kocanın yanında karısına, erkek kardeşinin yanında kızkardeşine el uzatılmıştır. Bu gün bu insanlar bunları anlatamıyorlar, bir çok tecavüz olayları olmuştur. Hiçbir tanesi adli mercilere intikal etmemiştir, ettirilememiştir.

Vatandaşlar şikayetlere gelmişlerdir, ama aylarca işkence görmüşlerdir. Baskılar sonucunda dava açmaktan vazgeçmişlerdir. Ama bunlar birgün mutlaka açıklanacaktır.

Belediyemizin bir memuresi, Fatsa Emniyeti'ne alınıyor. Ve ifadesinden vaz geçiyor. Burada ifadesi okundu. Kimseyi suçlamıyor, oysa ki benim telefoncum, yani Fatsa Belediye Başkanının tüm görüşmelerini temin eden kız. Ve bundan hakkımda ifade istenmiyor. Çünkü, istenemiyor, istendiği zaman sonuçları başka türlü çıkacaktı, çünkü kirletilmişti ve tehdit edilmişti. Halen tehdit altındadır. Söyleyemez gerçeği. Ama bu, gelecekte söylenmeyecek, bu haklar aranmayacak anlamına gelmez. Fatsa halkı bunu hiç unutmayacaktır.

Fatsa'da birçok iş yerleri talan edilmiştir, arkadaşlar burada anlattı. Benim bir daha onları bir bir, isim isim saymama gerek yok. Bu konuda benim de şikayetlerim, dilekçelerim oldu, delil yetersizliği, delil yetersizliği, delil yetersizliği...

İki kere belediye seçimlerinde, bir de ondan önce silahlı saldırıya uğramışımdır. Tanıklarla, her şeyiyle ortadadır, hiçbir dosya işlem görmemiştir. Evim yakılmıştır, isim isim hepsini vermişimdir. Ama, hepsi delilsizdir bunların! Ancak, öbür yandan bir fındık mitingine katıldı diye 3-4 sene burada yatan insanlar olmuştur. Daha sonra mahkemece tahliye olmuşlardır. Ama, öbür taraftan ev yakılmıştır, insan kurşunlanmıştır, iş yerleri talan edilmiştir, bunların hiçbirisinin hakkında bir işlem yapılmamıştır.

Vali Reşat AKKAYA, yaptıklarını açıkça söylemiştir, bunlardan en çarpıcıları da kullandığı maskeli muhbirler olayıdır. Vali Reşat AKKAYA, devlete yardımcı olarak gördüğü maskeli muhbirler olayına iddia makamı- şimdiki savcıları kastetmiyorum daha öncekileri kastediyorum- kendileri de devlete yardımcı olduklarını söylemişlerdir ki, onlar da o valinin düşüncesine katılıyorlar.

Şimdi, hep beraber bir bakalım, bu insanlar cidden devlete yardımcı mıdır? Yardımcı olma durumunda insanlar mıdır?

Daha sonra, bu maskeli muhbir faşistlere, valinin talimatı üzerine, sorgulama heyetlerinde görev verilmiştir. Yani bu insanlar, şu salonda bulunan ve bulunmayan Fatsa Davası sanıklarının sorgulamalarına girmişlerdir. Ve arkadaşların da anlattığı gibi, birçok olayların tezgahlanmasında insanların üzerlerine yüklenilmesinde başrol oynamışlardır. İnsanlara işkence yapmışlardır. Kendi bölgelerinde daha önce yaşanmış olayları, bildikleri, duydukları kadarıyla anlatarak, kendi bölgelerinden suçlamak istedikleri insanların sanık olmasını sağlamışlardır. Aynı zamanda bu insanlar, -ben daha sonra anlatacağım- bana yapılan saldırının da mimarıdırlar.

Bu anlattıklarımı daha fazla uzatmayacağım. Kısacası, valinin diğer yaptıklarını anlatmayacağım. Bu durumu, mahkemede ifade veren tanıklar ve sanıklar çeşitli biçimlerde anlattılar. Bunun ötesinde bir çok müşteki tanık, ve kendilerinin MHP'li olduklarını, kendi ifadelerinden anlaşılan kişiler, sorgulamalara ve operasyonlara katıldıklarını, burada söylediler. Kendileri söyledi. Bunu, ben söylemiyorum. "Falancanın sorgulamasma katıldım" diyorlar.

Fahrettin DEMİR, "Atıf ÖZGEL'in sorgusuna katıldım" diyor, ben demiyorum ki. Ve bu adam MHP'lidir, herkes bilir bunu, gizlenecek yanı yok, açık her şey. Atıf ÖZGEL'le aynı köydendir bu insan.

Ayrıca, bölgemizde devam eden Gölköy, Aybastı, Ünye davalarında mahkemede verdikleri ifadelerinde, birçok sağ çete mensubu kişiler, kendilerine vali tarafından silah verildiğini, asker, polis elbisesi giydirildiğini söylemekten çekinmemişlerdir. Bundan da gurur payı çıkarmışlardır, "biz devlete yardımcı olduk" diye. Birçok cinayet sanığı devlete yardımcı oluyor!....

Vali Reşat AKKAYA, hiçbir şekilde gizlemeyeceği bu faaliyetlerinden dolayı, devletin MHP'li ve ÜGD'li çetelere teslim etmiş olmuyor mu? Bu çeteleri yönlendirerek, birçok insanın ölümünden, birçok iş yerinin tahrip edilmesinden sorumlu olmuyormu?

Her şey ortadayken, herkes bu gerçekleri bilirken, iddianamede bu gerçeklere hiç değinilmemektedir.

Oysa, Ankara MHP iddianamesinde valinin birçok durumundan söz edilmektedir. Ama dikkat edilirse, Fatsa Dev-Yol iddianamesi diye adlandırılan elimizdeki iddianamede Vali Reşat AKKAYA'nın bu işlerinden söz edilmemektedir.

Kanımca şu mantıkla hareket etmiştir savcılar: "Devletin valisi suç işler mi?" Bu mantığa göre hareket edersek, devletin başbakanı, bakan da suç işlemez. Oysa ki, ülkemizde başbakan da bakan da suç işledikleri gerekçesiyle idam edilmişlerdir. Yakın geçmişimizde, (ki bu 12 Eylül'ü kastediyorum) bir bakan, yetkisini kötüye kullandığından dolayı ağır şekilde cezalandırılmıştır.

Ordu Valisi Reşat AKKAYA, devletin kendisine verdiği bu yetkileri kötüye kullandığı belgelerle ortadayken, şu ana kadar yaptıklarının hesabı kendisinden sorulmamıştır.

Ankara'da devam eden MHP Davası İddianamesi'nde Reşat AKKAYA'nın kişiliği ve Ordu Bölgesindeki faaliyetleri yer alırken, Fatsa Devrimci Yol Davası İddianamesi'nde, Valinin kişiliğinden, bölgemizdeki faaliyetlerinden hiçbir söz edilmemektedir. Bu taraflı bir mantığın sergilenmesidir bence. Adeta iddianamede Vali AKKAYA'nın faaliyetlerinin hesabı, Fatsa Belediye Başkanından sorulmaya kalkılmaktadır. Oysa, tam tersi olmalıydı, deminde söyledim, gene söylüyorum ve de gönül rahatlığı ile söylüyorum: Bütün Fatsa'yı MHP’liler de dahil, getirin şu salona doldurun, ifadelerini alın, bir tek kişi kalkar da vali AKKAYA'nın davranışları gibi, bir davranışımı anlatırsa tüm suçlamaları kabul ediyorum. Yoktur. Olmaz.

Davanın bütünlüğü içinde bir değerlendirme yapılırsa, Vali Reşat AKKAYA hakkında ortaya çıkan durum, çok net biçimde meydandadır. MHP ve ÜGD'nin bölgedeki örgütlenmesini sağlamış ve onları silahlandırarak, bölgemizde 300'e yakın insanın ölümüne neden olmuştur.

Bölgemizde gelişen olayların baş sorumlusu bu Vali ve yandaşlarıdır. Vali hakkında soruşturma açılması için yeterli belgeler, bölgemizde devam eden Fatsa, Aybastı, Gölköy, Ünye davalarında, ayrıca bölgemizde "Ülkücü Kuruluşlar" ismi altında devam eden mahkeme dosyalarında mevcuttur. Vali Reşat AKKAYA hakkında suç duyurusunda bulunulmasını mahkemenizden talep ediyorum.

Vali hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibarettir şimdilik.

İddianame'nin 131. sayfasımn 8. ve 9. paragraflarında;

"Yine yaptığımız tespitlere göre Fatsa etnik yapı olarak,
a) Alevi Türkmenler,
b) Sünni Gürcüler,
c) Sünni yerlilerden oluşmaktadır,"

denilerek devamla:

"Genellikle muhafazakar yapıdaki Gürcülerle, yine bölücü akımların etkisiyle Alevi Türkmenlerle işbirliği halinde devrimci eylemlere katılmışlardır. Nitekim, Başkan Fikri SÖNMEZ'de Gürcü asıllıdır,"

denilmektedir.

Burada tek doğru olan şey, "Başkan Fikri SÖNMEZ'in Gürcü asıllı " olmasıdır. Onun dışındakiler yakıştırmadır.

İddianamenin birçok bölümünde bu konular çarpıtılmış kimi yerinde, etnik gruplar arasında bölücülüğü teşvik ettiğimiz, kimi bölümünde de işbirliğine gittiğimiz iddia olunmaktadır. Bu baştan sakat bir mantık. Bir yandan işbirliğine gidiyoruz. Öbür yandan da bu insanları bölmeye çalışıyoruz. Bu tür bir iddia yakıştırınanın ötesinde bir anlam taşımamaktadır.

Fatsa'nın geçmişinde bu etnik gruplar arasında geleneksel sürtüşmeler olmuştur. Bunları büyüklerimizden duymuşuzdur. Yani, Gürcüler, Aleviler, Türkler arasında geçmiştir. Eşkiyalık diye vasıflandırıldığı bir dönemde, bu insanlar arasında öldürmeye benzer birçok olaylar yaşandığını büyüklerimizden zaman zaman dinlemişizdir.

Fatsa'nın yakın geçmişinde çeşitli çıkar ve siyasal grupların bu etnik gruplar üstünde nasıl oyun oynadıkları ve bölücülük yaptıklarını bizzat yaşayarak, görmüşümdür. Yani, bu insanlar, çeşitli çıkar grupları ve siyasal grupları birbirlerine kışkırtarak menfaat temin ettiklerini ben kendim yaşayarak görmüşümdür. Onları uzun uzun anlatma ihtiyacını duymuyorum.

Günümüzde ise, kastettiğim 1980 Fatsa'sı. Fatsa'da birlik ve beraberliğin sağlandığı bu etnik gruplar arasında hiçbir olay olmadığını gösterecek olun durum şudur Fatsa'da 1980 Türkiye'sinde Alevi-Gürcü-Türk çatışması veya buna benzer en ufak bir olay sözkonusu değildir, böyle bir şey olmamıştır. Ki, Fatsa tarihinde, sayıların azlığından dolayı hiçbir dönemde seçimlere katılmalarına karşın Gürcü kesiminden belediye başkanı seçilememiştir. Birçok kere seçime girilmiştir. Seçime giren Gürcü kesimi çeşitli partilerden, hatta Cumhuriyet Halk Partisi'nin benden önce bağımsız adaya seçimi kaptırma olayı Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayının Ayhan TANDOĞDU isminde bir Gürcü olmasındadır. Yani, Yener TOPALOĞLU'nun bağımsız seçimi kazanması olayı, Cumhuriyet Halk Partisi adayının Gürcü olmasıydı. Bu kadar zıtlaşma körüklenmiştir, o dönemlerde. Bunun nedeni ise, yıllardan bu yana bu etnik gruplar arasında sürtüşmeyi bazı çevreler körüklediği içindir. 1979 belediye seçimlerinde soygun ve sömürüye karşı olan bir kişi olarak tanınmamın ötesinde, bölücülüğe de karşı olan bir insan olarak tanınırım; bundan dolayı Alevi kesiminden, Gürcü kesiminden ve yerli Türklerden geniş desteği bulup, belediye başkanı seçildim. Fatsa'da bölücülükten çıkar umanlara indirilmiş bir darbe olduğu gibi, iddianamede, bölücülük yaptığım iddiasına da en iyi bir cevaptır bu. Çünkü ben, Fatsa'da salt bir kesimin oyunu almamışımdır. Toplumun, o etnik yapının her tarafından oy almışım. Çullu semti, Akıl Tepesi, Alevi kesimleridir. Silmece oy almışımdır. Kurtuluş Mahallesi'ndeki Gürcüler çoğunlukta, %80'i silmece oy almışımdır. Mandıra tarafı Türktür, silmece oy almışımdır. Benim tek oy düşük aldığım yer, Fatsa merkezden, M.Kemal Paşa Mahallesi'dir. Ve orası da sermaye çevrelerin oturduğu bir mahalledir. Orada da adayları geçmişimdir. Ancak, 10 oy geçmişimdir, 5 oy geçmişimdir. Ama, diğer yerlerde 3-5 çıkarken, 300 oy almışımdır, böyle silmişimdir. Bu da benim bölücülüğe karşı oluşumun en iyi göstergesidir.

Bu olay, benim bölücülükten yana değil, birlik ve beraberlikten yana oluşumun en güzel örneğidir. Zaten devrimci olmanın bir kıstası da, ırkçılığa ve bölücülüğe karşı olmaktır.

Bu gün önümüzde duran, Fatsa Devrimci Yol İddianamesi adıyla anılan bu iddianamede yasal dayanaktan yoksun, hele şahsımla ilgili bölümler tamamen varsayımlar üzerine inşa edilmiştir. Tüm isnatlar ve ithamlar gücünü hukukça geçerli olmayan kaynaklardan almıştır. Şöyle ki: Şahsıma getirilen suçlamalara delil olarak gösterilen belge, tanık ve atf-ı cürümlerin kaynağı şunlardır:

1- Bazı gazetelerde 12 Eylül öncesi ve sonrası çıkan haberler ve bana ait olduğu iddia edilen yayınlar.

2- Nokta operasyonu döneminde ve Vali Reşat AKKAYA tarafından oluşturulan sorgulama heyetinin hazırladığı sorgulama tutanakları.

3- Tanık olarak gösterilen kişilerin büyük bir çoğunluğunun MHP'li ve ÜGD'li maskeli muhbir kişilerden oluşması.

4- Aramalara taraflı polislerle birlikte katılan maskeli muhbirlerin suç delili olarak elde edildiği iddia olunan bazı eşyaların varlığı.

5- Bant çözümü ve bazı fotoğrafar, vb.

Kişisel suçlamalarıma en büyük kaynak Tercüman ve Fatsa Güneş Gazetesi'nde çıkan bazı yorumlar ve değerlendirmelerdir. Yani, Tercüman'la, Fatsa Güneş Gazetesi'ne dikkat ederseniz, elinizdeki iddianamedeki bölümlerin bana ait olan bölümleri bu gazetelerde çıkan yayınlardan alınmıştır, başka delil yoktur.

İddianamenin 159. Sayfasının 4.paragrafının son kısmında;

"Devrimci Yol örgütü devlet imkanlarının desteğinde devlet içinde devletmiş gibi hareket etmeye başlamış ve özlenen Fatsa komünü kurulmuştur."

denilmektedir. Bu komün meselesine daha önce cevap verdiğim için, burada tekrar değinmiyorum.

İddianamenin kişisel suçlama bölümünde de yer alıyor, bankalar, ki ona da cevap vermek istiyorum. Burayı da geçiyorum.

Burada bir alıntı var gene, Devrimci Yol'cu olmayan işçileri işten çıkardığım, yerine Devrimci Yol'cu olan işçileri aldığım şeklinde bir suçlama getirilmektedir.

Benim dönemimde, Fatsa Belediyesi'nden bir tek işçi çıkarılmamıştır. Bu durumu doğrulayacak bir tek delil dosyada mevcut değildir. Hal böyleyken, böyle bir suçlamaya neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak mümkün değildir. Bu suçlamanın da esinlendiği yer kanımca Tercüman Gazetesinin bu konudaki yakıştırmaları olsa gerek. Halbuki savcı, Fatsa Belediyesine bir yazı yazarak, benim dönemimde kaç işçinin görevden atıldığını tespit edebilirdi.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org