Belediye Çalışmalarından Örnekler

Benim sekiz ayda götürnıüş olduğum hizmet bırakın 8 aylık kısa dönemde, yirmi senede dahi hayata geçirilemeyecek hizmetlerdir. Bunlan anlatınca sizler de takdir edeceksiniz, ama hizmetleri ben Fikri SÖNMEZ olduğum için veyahut çok çalışkan belediye başkanı olduğum için, çok becerikli olduğum için değil, sadece, yönetim anlayışım ve Fatsa halkına olan güvenim, onlara kazandırmış olduğum birlik-beraberlik-kardeşlik ve dostluğun sonucunda hayata geçmiş faaliyetlerdir. Yoksa, benden önceki belediye reisleri de elbette ki halka hizmet için gelmişlerdir. Onlar da bir şeyler yapmak istemişlerdir. Ancak, yönetim hep eski yönetim olmuştur. Hep anlayış aynı olmuştur Ankara'dan para gelecek, onlar iş görecekler. Ben Ankara'ya gitmedim, Bir tek Ankara'ya gittim, a da ilk belediye reisi seçildiğimin ilk

  haftası gittim. O da Cumhuriyet Halk Partisi iktidardan düşüyordu, düşerken de Cumhuriyet Halk Partili belediyelere para dağıtılıyordu. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ve Ankara'ya gittiğimizde o zaman Yerel Yönetim bakanlığı vardı, içeri girdiğimde, belediye reislerinden geçilmiyordu. Ben de gittim. Selden bir kütük de biz kapalım, yeni belediye reisi olmuşun, ondan sonra yardım verirler mi, vermezler mi bilemem. Hatta Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanı Feridun KARAMOLLA ve benden önce belediye Başkanvekili olan Günay YEĞENOĞLU'nu da yanıma aldım, onlarla beraber gittim. 8 milyon lirayı bazı zorlamalar sonucunda bana da verdiler. Onun dışında ben Ankara'ya hiç gitmedim. Ancak, evraklarımı gönderdim. Yaptığım hizmetlerin projelerini çizdirdim. Belediye yasalarına göre milyonlar tutan o hizmetler karşılığında para ödemesi gerekiyor devletin. Yasal formaliteleri tamamladım, gönderdim. Verirler verirler, vermezlerse ben ne yapayım? dedim.

Bütün bu kısıtlamalara karşın şimdi bir de bu arada bir de barikat meselesi var suçlamalarda. Yani, barikat kurdum veya kurdurttum, veyahut yönettiğim bilmem benzeri suçlamalar şimdi bütün bunların cevabı da olacaktır. Bu hizmetler anlatımında şehrin Fatsa'dan Ordu'ya, Samsun yolu geçmektedir. Samsun yolundan Fatsa merkezine girmek için, üç tane girecek yer vardı, ben belediye reisi olmazdan önce, Yani şehre bir Kurtuluş Mahallesi'nin sonundan, iki Meydan’dan, üç eski Balıkhane yerinden, Malpazarı semtinden. Bu şehre üç tane giriş yerini ben 7'e çıkarttım. Yani, bazı binaları imar yasasına göre istimlak ettim. Ve üç girişi olan şehir merkezindeki yeri 7'ye çıkarttım. Belediye reisi olduğum zaman şehrin üçte birinden su akmıyordu. Yani, Hastanebaşı, Akıl Tepesi, Çullu ve Mandıra Semtlerinde su yıllardan beri akmıyordu. Buna belediye olanakları içinde, onun eldeki imkanlarını değerlendirerek, halktan da bu konuda destek alarak, yeni bir depo hizmete soktum. Yapılmış depoydu, çalışmıyordu. Motorun İller Bankası’ndan alınması gerekiyordu. Pompaları vermiyorlardı. Elde eski belediyeden kalma pompaları tamir ettirdim. Taktım takıştırdım ve bu üç-dört mahallenin suyunu akıttım(...)

Bu hizmetleri götürürken Çullu'da Sakarya Mahallesi komitesi kazma-kürek çalıştı. Depoyla pompa yeri arasındaki motor arasındaki hattaki boruyu döşeme görevini kendileri yürütmüşlerdi. Belediyemizin, oraya ayıracak işçisi yetersizdi. Kazması çok uzun süreceğinden bu durumda halk orayı kendisi kazdı. Biz de belediye olarak, gittik boruları taktık, takıştırdık ve suyu akıttık. Şehrin büyük bir bölümünde elektrik yetersizdi, şehrin çeşitli semtlerinde lambalar yanmıyordu. Yanan lambalar da çok sönük yanıyordu. Buzdolapları, televizyonlar çalışmıyordu. Kenar mahallelerde. Bunun nedeni de sağlıksız kentleşmenin getirmiş olduğu sonuçtur. Bir trafo 400 abone taşıyorsa, kaçak-göçek bu trafolara 1000-1500 abone bağlamış ve bunların çoğu kaçaktı. Ve trafo çekemez durumda. Hem yangın tehlikesi var, hem trafoyu yakma tehlikesi var, hem de lambalar, buzdolapları, televizyonlar çalışmamaktadır. CHP iktidarı düşerken bir iki tane trafo yazılmıştık, onlar göndermişlerdi. Biraz da sıkıştırdık, işte onu temin ettim. Bazı özel girişimlerle trafoları takıp şehrin bu sorununu geçici de olsa - temelli olmaz- halletmiş oldum. Dumlupınar Mahallesi'nden Kurtuluş'a kadar 3’üncü bir anayol açtık. Bugün samimiyetle söyleyeyim bu yol, milyarlar yatırılsa gerçekleşmez. Şehrin içinden geçiyor. Bir sürü istimlak gerektiren bir yoldur. Ve bu yol milyarlarla açılamaz. Bugün Fatsa'nın en büyük caddelerinden biri haline gelmiştir. Zaten iki tane ana caddesi vardır Fatsa'nın: Bir ana cadde de benim dönemimde eklenmiş ve Dumlupınar İlkokulu'nun önünden Kurtuluş Mahallesi - Cezaevi'nin yanına kadar olan bölümden, geniş, şehir içinden, her tarafında evler olan büyük bir cadde hizmete sokulmuştur.

Ayrıca, Kurtuluş Mahallesi’nin Sivaslar semtinden yıllardır yol geçmemekteydi. Patika yollardan gidilen dağınık bir mahalleydi. Köy biçimini andırır. Bu köyde iki-ikibuçuk kilometreye yakın bir yol benim dönemimde açıldı ve hizmete sokuldu.

En önemlisi, bunlardan yine Kurtuluş Mahallesi'ndeki, bu mahalleye yıllardan bu yana belediye hizmeti gitmemiştir. Çünkü, Kurtuluş Mahallesi Adalet Partili bir mahalledir. Kendi mahallemdir. Aynca, Gürcüler çoğunlukta oturur orada. Ben kendim de Gürcü olduğumu daha önceki ifadelerimde belirtmiştim. Bilinen bir şeydir ve bu mahalledeki Gürcülerin yoğunlukta olması sebebiyle Cumhuriyet Halk Partisi’ne az oy çıkar. Yıllardan beridir Cumhuriyet Halk Partisi Belediyeyi elinde tuttuğundan dolayı Kurtuluş Mahallesi'ne kasıtlı olarak, siyasi nedenlerden, en ufak bir hizmet götürülmemiştir. Bu Kurtuluş Mahallesi'nin en büyük derdiydi. Ben orada büyüdüğüm için çok iyi bilmekteyim. Mahallenin tam ortasında bir bataklık vardır. Yani, kendiliğinden yıllardan beri çocukluğumdan beri bir bataklık vardır. Bu bataklık sivrisinek yuvasıdır. Yaai, Kurtuluş Mahallesi'nde yazın oturma imkanı yoktur. İnsanların çoğu sıtma ve benzeri hastalıklara yakalanıyor, otlu yerdir, sazlık yerdir ve mahalle için beladır. Mahalle halkı illallah etmiştir ondan. Özellikle yaz ayları durulmaz. Gece uyuyamazsınız, gece uyunmaz, çünkü, kurbağaların "vak,vak"ları sabaha kadar devam eder. İnsanları uyutmaz mahallede, Mahalle çok büyük sıkıntı içindeydi. Bunun yanıbaşında şehrin arka tarafı geliştiği için, arka semtlerin kanalizasyonları yeterli olmadığı için, bu çorağın içine bağlanmış arka mahalleleri düşünün... O lağımlar da buraya eklenince burası hastalık saçan bir durum almıştır. Ve Kurtuluş Mahallesiyle yaptığım toplantıda mahalle halkı "Bu dertten bizi kurtarın, kurtarın da başka hizmet istemiyoruz, çöpümüz kalkmasın, yağımızı getirme, unumuzu dağıtma, ekmeğimiz gelmesin, hiçbir şey istemiyoruz. Kanalizasyonları biz idare ederiz, ancak, şu işimizi haledin, öleceğiz. Sen de bu mahallenin çocuğusun" diyerek dert yanmışlardı. Burada bir örnek vermek istiyorum; çarpıcı olması bakımından, bir gün mahalleye gittiğimde, Hüseyin Çakmak isminde bir vatandaş o bataklığın tam yanıbaşında evi olan vatandaş, bu bataklığın hikayesini anlatıyordu. Bataklığın içinde öten kurbağaları teype çekmiş, Hüseyin Çakmak sesini teype çekmiş ve Ankara'ya Büyük Millet Meclisine götürmüş. Zamanın milletvekillerinin önüne koymuş : "Yahu bu çağda insana bu çektirilir mi? Sabaha kadar şu sesin altında siz uyuyabilir misiniz? Sivrisineği, yılanı bilmem nesi ve, çocukların o pis suların içinde oynaması kapacağı hastalıklar da hariç" demiş. Yazıktır ve yıllardan beri Fatsa Belediye seçimlerinde bu mahalleye gidildiği zaman tek propaganda malzemesi ben reis olduğum zaman bu bataklığı kurutacağıma söz veriyorum. O sözü veren belediye reisi de iyi-kötü oradan bir oy alıyor.

Yani, o seçim malzemesidir. Ama, seçimler bittikten sonra o bataklığı herkes unutur. Hatta Hüseyin Çakmak bir ara Adalet Partilidir. Mahalle Adalet Partili olduğu için oraya bakan getirmişler. Bakanın biri geçerken, durdurmuşlar, bataklığı göstermişler. İnceletmişler, bakan derhal Ankara’da ilgililere emir vereceğini, bu konuyu halledeceğini, buraya bend açacağını, burayı akıtacağını, ve kurutacağına söz vermesine karşın, yıllardan beri o bataklık yine aynı yerde kalakalmıştır. Bu benim için, o mahalleye yapacağım hizmetlerin en kutsalıydı.

Değerlendirdim, halkın istemi de o doğrultudadır. Ve yine aynı Hüseyin Çakmak, bu sorun halledildikten sonra ben mahalleden gidip geldiğim için, kahavelerin önünde oturup, sohbetler oluyor. Beni durdurdular, çay ısmarladılar. Orada halka yine Hüseyin Çakmak, ( o teyp sahibi), "Efendim" diyor, " Bir sabahleyin yatıyordum, ailem beni kaldırdı. 'Ne yatıyorsun utanmıyor musun? Belediye reisi gelmiş arkada bataklığı kurutuyorlar, sen oturmuşsun burada uyku çekiyorsun’ diye, kalktım bir baktım ki, belediyenin damperli arabaları, dozeri, kepçesi , yığılmış evimin arkasına."

Şimdi, burada bir noktaya daha değinmek isteyeceğim. O mahallenin en zenginlerinden ve o mahalenin en çok arsa sahibi olan kişilerin yerinin altından geçmektedir yol ve o yol çalışmalarını ben yaparken, orada arsa sahibi gelmişti. Ve aynen şöyle diyor. "Şehir imar planında benim fındık bahçemin şu kısmı çocuk parkı gözüküyor, reis ne olursun burayı da bir hizmet becerin de şurayı bir park yapalım. Mahalle çocuklarının oturmaya eğlenmeye yerleri yok. Burayı da oraya çevirelim. Bu adam eskiden eski yöneticilere bırakın park yeri, oradaki bataklığa giderken, az bir yerine değiyor ya, orayı daha vermeyen bir adam. Benim dikkatimi çekti. Adam korkuyor... Benden korkuyor öyle ya, onun için bu istekte bulunuyor. Ben kendisini çağırdım, dedim : "Sen niye böyle davranıyorsun Ali Dayı" dedim. "Şimdiye kadar, benim bildiğim sen bu yeri kimseye vermiyordun. Şuradan belediyeye bir on metrelik yeri verip şu bataklığa geçen yolu vermedin, şimdi kalkıyorsun o yeri verdin, bir de kalktın şimdi park yeri, belediyenin parası olsa istimlak eder, yasal hakkıdır zaten. Park yeri yapacaksa yapar, ancak sen bunu hibe ediyorsun, bir baskı bir tereddütün mü var? "Güldü", "hayır" dedi. "şehir merkezinde" dedi "Erdem Paycı'nın fırını yıkıldıktan sonra" (Şehir merkezinde Ali Eriş tüccarın yasalar gereği yıkılıyor tabii) İstimlak edilmiş yerler yıkıldıktan sonra Muharrem Çebi'ye ait lokanta yıkılıp açıldıktan sonra, birinci plandaki yerler yollar açıldıktan sonra elbette sıra bana gelecek. Benim zoruma gidiyordu. Halk çarşıda gezemiyor, yollar tıkalı orayı açamıyorlar. Gelmişler kenar mahallede hiçbir sebebi yokken, on sene sonra ihtiyaç doğacak bir yolu benden bir an önce almaya çalışıyorlar. Ben onun için karşı geliyordum. Yoksa benim yer vermemek için, burdan yol geçerse burası neşelenecek. Benim arsam para edecek. Ben deli değilim ya, bende biliyorum bu işi, burada benim çıkarım var. Ama diğerlerinin yerleri dururken önce benim yerimin istenmesi ağrıma gidiyordu. Ben onun için yerimi vermiyordum." Yani, insanlardan bu yerler ve yollar zorla alınmamıştır.

Benim zamanımda Fatsa'nın her tarafı yol olmuştur. Yani, yirmi senede, otuz senede açılan yolların iki misli yol açılmıştır sekiz aylık dönemde. Bunu vurgulamaya çalışıyorum. Ama, bir tek vatandaş kalkıp da " belediye reisinin arkasında Dev-Genç vardı, devrimciler vardı, bizi korkutuyordu, biz yerleri vermek zorunda kaldık" dememiştir (...)

Zaten belediye ya imar yasalarına göre yeri istimlak eder açar, veyahutta, vatandaşlarla parsel anlaşmasına girer. Anlaşma yoluyla çözer. Belediyenin iki türlü bu konularda imar uygulaması vardır. Yasaların göstermiş olduğu yoldur bunlar.

Onbeş yıldan heri belediye sınırları içinde olan Evkaf mahallesinde de sorunlar pek çoktu. Elektriği, suyu, caddesi, sokağı yoktu. Tipik bir Karadeniz köyü görünümündeydi. Bunlar benim dönemimde kurulan komitelerin başarılı çalışmaları sonucunda tüm yollar açılmıştır. Bir tek yol kalmıştır yarım o da Nokta Operasyonuna denk gelip tutuklandığımdan dolayı kalmıştır. Elektrik direkleri dikilmiştir. Halk kuyuları kazmıştır, direkleri taşımıştır. Ben gitmişimdir, mahallede, toplantı yapmışımdır. "Eğer yardımcı olursanız üç ayda hallediriz, yardımcı olmazsanız devletin imkanı, belediyenin imkanı şudur, üç sene sürer, iki sene sürer" Ve halk toplanmıştır. Büyük bir coşkuyla kendileri direkleri taşımışlardır. Kuyularını kazmışlardır. Direkleri dikmişlerdir, suyun geçeceği kanalları açmışlardır ve peşinden döşeme yapılmıştır. Boruları taşımışlardır, yolda dozerler vesaire çalışırken yanıbaşında yardımcı olmuşlardır, kazması küreğiyle.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org