Sosyalizm Tartışması Notları

  • Bu metin, bir tartışma kollektifinin "Sosyalizm" başlıklı tartışmalarında tutulan tutanaklardan oluşturıılmuştur. Çeşitli konuşmacılar tarafından -genel olarak soru biçiminde- sosyalizmin yaşanmış olan ve gelecekte olması istenen yönleri belirtilmiştir.
  • Yaşananlar, marksizmin yanlışlanmasını değil, onun devrimci bir pratiğe dönüştürülmesinde yaşanan zorlukları işaret etmektedir. Bunu halletmek için teorinin kollektif (bölgesel, Türkiye, dünyasal) olarak yeniden üretilmesi gerektiği
   açıktır. Yine de, teorinin bugünden yarına billurlaşabileceğini söyleyemeyiz. Toplumsalmücadelenin seyri de önemli olacaktır. Marksizm saf bir bilimden değil, hayatın içinden kaynaklanan sorulardan yola çıkar. Ama devrimci bir teori olmadan devrimci bir pratik de olamaz. Marks'ın iki tezi hep çelişkili bulunmuştur. Birincisine göre toplumu oluşturan insan bilinci değildir. Bilinç, maddi koşulların üzerinde oluşur. İkincisine göre ise tarihin motoru sınıf mücadelesidir ve dünyayı dönüştürmek gerekir. Bu iki tezin diyalektik birliğini ortaya koyup birbirleriyle çelişmediğini göstermeliyiz. Maddi koşulları dönüştürücü olan eylem (praxis), bunu yaratacak olan ise elbette insan bilincidir.
  • · 1920-50 döneminin kapitalizme yetişme motifiyle ilerlediği belirtiliyor, emekçilerin iktidarda olmadığı söyleniyor. Acaba, bizim savunduğumuz tarzda bir toplum olsaydı (bu koşullarda) yine de yıkılmayacak mıydı? Marks'ın, sosyalizmin ancak gelişmiş kapitalist ülkelerde ortaya çıkacağına dair öngörüsü vardı. Bunu nasıl algılıyoruz?
  •  SSCB’de proletarya diktatörlüğünün olmadığını, revizyonist diktatörlüğün olduğunu söylüyorduk. Acaba Lenin’in anlayışı mı sorunlu? Revizyonist diktatörlük altında kitleler ve çeşitli gruplar tepkilerini iletme kanalları bulamıyorlardı. Bu anlayışın eleştirilmesi lazım.
  • Sosyalizmin tarihsel olarak ortaya çıkmış temel sorunları nelerdir?
  • Gözleme dayalı olarak bakarsak, kitlelerin sosyalizme mesafeli dururken öne sürdükleri gerekçeler nelerdir? İdeolojik sorunun kitleler açısından önemli noktaları nelerdir? Ekonomik mi? Demokrasi, meselesi mi?
  • İşçilere sosyalizmi anlatıyoruz ama yanıt gelmiyor; bunun birkaç nedeni var: a) İdeolojik yenilgi(güvensizlik), b) Geleneksel solun tavrı, söylemde ve mücadelede değişimin olmayışı, c) Patronlar sömürüyor ve bu biliniyor ama açıklanamıyor, kavratılamıyor; çekim merkezi yok. İşçi ancak çıkarı zedelenince işin içine giriyor, aksi takdirde sömürenden yana tavır bile alabiliyor.
  • Sadece ekonomik yön değil düşünsel yön de önemlidir. Fransız devrimi aynı zamanda aydınlanma çağı ile beraber düşünülebilir. Salt ekonomi bizi bir yere götürmez. Sosyalizm düşüncesi salt ekonomik yapıdan değil "toplu üretim yapmaktan gelen bilincin, patron olmadan toplu üretim yapma bilincine" dönüşmesinden kaynaklanır. Ekonomik gelişmeyle kültürel gelişme atbaşı gider.
  • Proletarya diktatörlüğü salt diktatörlük yönüyle savunuluyor. Bizler bir tür demokrasi özeleştirisi vermeliyiz. Sosyalistler iktidarda olsalar bile sürekli eleştirilmeli, özellikle kitlelerin eleştirisi özgürce olabilmeli.
  • Reel sosyalizmin çökmesinde etkin olan kapitalizm midir, yoksa kitlelerin tepkisi mi çökertmiştir?
  • Çalışanların bakışı: 1) Sosyalizm diktatörlük olarak algılanıyor (seyahat özgürlüğü, ciklet-kola olmayışı, zorunlu çalışma v.b); burada daha özgürmüşüz gibi düşünülüyor. 2) Devletin şiddeti korkutuyor ve daha iyi yaşam mücadelesine girilmiyor. Sosyalizm, yaşanılabilir özgür bir toplum olarak algılanırsa, çalışanlar buna sahip çıkar ama varolan pratikle bunu başarmak çok zor.
  • SSCB'de kitleler nasıl oluyor da sosyalizme sahip çıkmıyorlar?
  • Bu sistemi kapitalizmin yıktığını söylemek çok zor! Moskova’daki işçilerin yaygın söylemi şudur: "Sistem bize ücret veriyormuş gibi yapıyor, biz de çalışıyormuş gibi yapıyoruz". Bu bile sistemin içerden çürüdüğünü açıkça gösteriyor.
  • Kitlelerin sosyalizme uzak durmasında eskiden beri varolan 'komünist' imajı ve reel sosyalizmin çöküşü etkili. Ütopyamızı anlatınca beğeniyorlar ama adını sosyalizm olarak belirtince işler değişiyor. Burjuva ideolojisi önce bilince hükmediyor. İnsanları yaşam içinde etkilemek gerekiyor, yaşama tarzı önemli.
  • Sovyet modelinde, 1950'lerden sonra reform arayışlarından söz edildi. Bilindiği gibi kapitalizm bunalıma girdiğinde çıkış için reformlara başvurur, reform politikalarıyla yaşar. Sovyet toplumu reform yapma gereğini niçin göremedi veya yapamadı? Yine de bütün iktidar sovyetlere diye bağıran madenciler var.
  • Emekçiler aslında kapitalizmi pek bilmiyorlar, sosyalizm ise ekstra bir yük. Sömürüldüğünü görüyor ama onu düzenin sömürdüğünü göremiyor. Ona göre 'şef’, 'patron' sömürüyor, mücadelesini de 'şefe', 'patrona’ karşı sürdürüyor. Sovyetlerde yeşil ayakkabıyı planlayanlar onu giymek zorunda kalmıyorlardı, onlar farklıydı. Başkaları adına karar veriyorlardı. Aynı şekilde kültürel bir çöküş de yaşandı. Sosyalist kültürün eksikliği önemli. Toplumda çalma-çırpma gayet meşru kabul ediliyor, bu ideoloji yaygın. Bunu düzeltmek için bizim kartvizitimiz de epey kötü.
  • Toplumsal hareketler doğdukları koşullara göre biçimleniyorlar. İnsanlar çözebilecekleri sorunları önlerine koyarlar. Ekim devrimi öncesi kitleler ekmek-barış, özgürlük diye haykırıyordu. Bu haykırış daha sonra 'bütün iktidar Sovyetlere' haykırışına dönüştü. Çünkü ekmeğe, barışa ve özgürlüğe ancak bu yoldan ulaşabileceklerini biliyorlardı. Kuruluş sürecinde sanayileşmeden başka bir seçenek yoktu. Bütün toplum temel ihtiyaçlara ulaşmak için ayağa kalktı, herşey bunun üzerinde yürüdü ve üreten-yöneten sorunu gözardı edildi. En temel ihtiyaçlar giderildikten sonra bu sorun önemini göstermeye ve sistemi yozlaştırmaya başladı. Sosyalizmin gerilemesi de bununla ilgili. Tarihsel koşullar değişti ama sistem kendini ilerletemedi. Reel sosyalizme temel eleştirimiz, 'kitlelerin yaratıcılığını ve enerjisini dizginleyen yabancılaşma’ noktasında olacak denildi. Kapitalizme eleştirimiz de bu noktadan olacaktır. Kapitalizmin yarattığı bu yabancılaşma daha da artarsa modern bir barbarlık-yokoluş olabilir. Ütopyalar bile değişti, sığlaştı ve kabalaştı. Eşitlik özgürlük ve kardeşlik talebi Fransız devriminden bu yana bir özlem olarak dalgalanıyor. İnsanlık bu sorunu Fransız devrimiyle çözemediği gibi, Ekim devrimiyle de çözemedi. İnsanlık bu sorunu bir kez daha önünde buluyor. Çözülmediği bu noktada gidiş iyi değildir.
  • Sosyalist toplumda milliyet sorunu neden halledilemedi? Bu soru kafamı kurcalıyor. Bu konu üzerinde de durmalıyız.
  • Üretim ve tüketim arasındaki dengesizlik kopukluk, üretime yabancılaşma en belirgin sorunlardan biri. Aynca kültür meselesi de var. Paris Komünü'nün 72 günde yarattığı kültür SSCB'de bunca yılda yaratılabildi mi?
  • Her şey standart ve seçeneksiz. Toplu çamaşırhaneler, aşevleri. Ne çıkıyorsa onu yiyeceksin. Ciklet sorunu keza; daha iyisini üretebilmek için rekabet mi gerekiyor? Bir film makinesi aldık (Sovyet malı) korkunç ağır ve hantal, bunun nedeni ne?
  • Kâr’a yönelik olmayınca üretim üst boyuta sıçrayamaz mı? Teknoloji gelişemez mi?
  • Marksist teori hayata mı geçirilemedi? Sosyalizmin nasıl kurulacağına dair böyle bir teori var mıydı? Köklü bir kapitalizm eleştirisi vardı, ama bir sosyalizm projesi pek belirgin değildir. Bilimsel bir sosyalizm projesi yok. Şöyle söylemek belki daha doğru, bu noktada marksizm yeniden üretilemedi. Stalin, sosyalizmin iktisadi yazılarında, kendi iç yasaları olan bir sosyalizm tasarladı. Bilimsel bir sosyalizm projesi oluşturamaz mıyız? Sosyalist teşvik nasıl ortaya çıkar? 1917'nin geri koşullarında devrim yapmasalar mıydı? Yaşananlardan bilimsel bir sosyalizm projesi çıkarılabilir. Bu proje bize günlük mücadelemizde yöntem sunar. Mahalle komiteleri kurduk, başarılı da oldu ama bir süre sonra tükendi. Marksizmin (Kemalizm gibi) resmi bir ideoloji haline gelmesi nasıl önlenebilir?
  • Kafalarda bürokrasinin olmayacağı, ortak iradi bir süreç olarak sosyalizm düşüncesi vardı. Sovyet ekolünde bunları göremiyoruz. Merkezi ekonomik politikalar herşeyin üstündedir. Üretenler, ürettikleri hakkında söz sahibi olamıyorlar, devlet politikasında söz sahibi olamıyorlar. Proletarya diktatörlüğü kavramında, diktatörlük sözcüğüne karşıyım. Proletarya yenmiş olduğu sınıfa karşı bile eğitici olabilmelidir. 70 yıllık iktidar boyunca Sovyet toplumu dış dünyayı tanımamıştır, dayatmacı politikalara mahkum olmuştur.
  • Genel olarak, SBKP'nin, üretenleri yönetime katmadığından söz ediyoruz ve temel eleştiriyi de buradan getiriyoruz. Acaba, SBKP mi kitleleri yönetime katmamıştır? Yönetime katılmak isteyen bir kitle var mıydı? Kendi deneyimlerimizden bakabiliriz, işyeri komiteleri ve konseyleri kurma çalışmasına enerji harcıyoruz, sendika yönetimine gelen arkadaşlarımız bu çaba içine giriyorlar, hesap vermek istiyorlar, bunu zorluyorlar ama problemli dönem kapandığında işçiler konuya duyarsız davranıyorlar, yönetim işini öncü işçilere ve sendikacılara terkediyorlar. Bunu hepimiz gözlemiyor muyuz? O halde soruyu nasıl biraz daha doğru sorabiliriz? Sovyet deneyini incelerken de bu noktayı gözden kaçırıp, herşeyi 'parti' nin konumundan ele alırsak başarılı çözümleme yapabilir miyiz? Asıl bakışı 'herkesin yönetime katılmasını doğal bir olgu haline getirecek toplumsal ilişkilere' yöneltmek gerekmez mi?
  • Sosyalizmin sorunlarını tartışırken şunu bilmeliyiz, sosyalizmin eleştirisi Leninizmin eleştirisinden (terkinden değil) geçer. Önderlik ile kitle insiyatifi arasındaki uyum nasıl sağlanacaktır? Onların, bugün açıkça görülen bazı sorunları görmesi olanaksızdı, ama biz aynı hataları yapamayız. Kitle insiyatifi adına önderlik fikrini reddetmek de yanlıştır. Eleştirimizi yaparken üç noktadan yapmalıyız: 1)Parti-örgüt-öncü-kitle-devlet 2) Ekonomik işleyişin inşası ve üretim ilişkileri 3) Doğal sürecin etkileri (dış koşullar- emperyalizm, geri toplum, işçi sınıfının yapısı v.b)
  • Sosyalizmin cazibesi elbette en çok dünyada yaşananlar dolayısıyla kayboldu. Bu prestijin yeniden kazanılabilmesi için, herkesin çıplak gözle gördüğü şeylerin (fahişeler, baskı, tek tip düşünce, kuyruklar, hantal ürünler, zevksiz ürünler v.b) açıklanabilmesi gerekir. Bunun için yaşanmış (reel) sosyalizmin eleştirisini yapmak ve bugünkü sosyalizmi yeniden üretmek gerekir. Bugün işçiler sadece ekonomik talepleri için yanımıza geliyorlar ve bu talepleri elde edince uzaklaşıyorlar. Ancak kendi sosyalizmimizi oluşturarak bu noktadan kurtulabiliriz. En önemli neden olarak 'sosyalist toplumsal ilişkilerin yaratılamaması' gösterildi. Bunun nedeni olarak da kuruluş koşulları gösterildi. Sanayileşme hedefi içinde bazı önemli noktaların (üretenlerin yöneten olması v.b) arka plana atıldığı, sosyalist ilişkilerin arka plana atıldığı söylendi. Gelişmiş ülkelerde devrim olsa sanayileşmeden kaynaklı problemler olmayacak ama, bu ülkelerde de insanlar yönetmeyi bilmiyor. Aynı sorun yine ortaya çıkmaz mı?
  • Üretenlerin, ürettikleri değerler üzerinde söz ve karar sahibi olamayışları... Bunların böyle bir dertleri yok muydu? Devrim oldu herşey bitti mi diyorlardı? Sosyalizm dip noktasında. Yıkılmadı ama bu tür düşüncelere yamt verebilmek için inanılır düşünceleri ispatlamamız da yetmez. Ekonomik talepler öndeyse işçiler daha fazla uğraşıyorlar. Burada bizim görevimiz ne? Mücadele içinde sosyalizm anlayışımızı sergileyecek bir tavır geliştirmemiz gerekir ve bunu yaşama tarzı haline getirmek gerekir.
  • Üretim ve tüketim araçlarına nazaran savaş araçlarının aşırı gelişmiş olması ciddi bir soru. Uzay araştırmalarının düzeyi bir yanda iken, tüketim sorunu görülmüyor muydu, tartışılmıyor muydu?
  • Sosyalizmin inanılır bir dava olamayışının nedenleri daha çok dünyadaki değişimlerle birlikte, kapitalizmin kendisini yenilemesiyle (teknoloji bağlantılı) açıklanabilir. Kapitalizmin yöntemleri yakalanamadığı sürece, bu imajın yıkılabileceğini sanmıyorum, insanların başı dönüyor. Bizim inandırıcı olamayışımız ise geçmişten getirdiğimiz imaj ile ilgilidir. İnsanların yaşamlarına ulaşırken kapitalizmin araçlarını kullanmalıyız. Ayrıca, kendi ülkemizin tahlilini henüz yapmadık. Ülkemizde Kemalizm, İslam, burjuvazi, işçi sınıfının sosyal yapısı tahlil edilmeli.
  • Kapitalizm süreci istediği gibi yönlendirebiliyor ama karamsar değilim. Sosyalizm krizde de kapitalizmin durumu çok mu iyi? Sosyalizmin geleceğine umutla bakıyorum.
  • Sosyalizmin prestij kaybının en önemli nedeni burjuvazinin ideolojik aygıtları (MEDYA) ve soğuk savaş yöntemleridir. Eskiden filmler yaparlardı, çöküşten sonra filmler kullanmıyorlar ama sosyalizmin canice bir sistem olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar (toplu mezarlar, kaçarken ölenler v.b). Toplumcu ütopikler üç temele dayandılar; ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK ve TOPLUMSAL MÜLKİYET. Sovyetlerde bunlar ne kadar geçerliydi? Devlet mülkiyeti toplumsal mülkiyet anlamına gelir mi?
  • Sanayi atılımı sırasında ve sonrasında ortaya çıkan olumsuzluklar (çivi örneği, plan hedefıni tutturma mantığı, toplumu kandırma mantığı v.b) ihanet değil mi? Devrim yapan bir halk, ülkesine böyle bir ihanette bulunabilir mi? İnsanların bilincinin üretilememesi ile açıklamak yetmiyor. İnsanlar mı topluma ihanet etti, sistem mi ihanet etti, her ikisi mi, NE?
  • Hatanın başlangıcını partide mi arayacağız, arayabilir miyiz? Yoksa sorun marksizmin kendisinde mi?
  • Sovyetler nasıl oldu da yetkileri partiye devretti?
  • Sosyalizmin itici gelmesinin nedeni sovyetlerin dağılması ile açığa çıkan olgulardır. İnsanlar 'bacımın fahişe olmasını istemiyorum' diyor. Artık proletaryanın da kaybedecekleri şeyler var. Reel sosyalizmde kapalı bir toplum yaratıldı, Arnavutluk halkı muzu Enver Hoca öldükten sonra tanıdı, insanlar sosyalizmin böyle öngördüğünü düşünüyor. Sovyet toplumunda ise insanlar herşeyi garanti altında görüyorlardı, yaşam garanti edilmiş, kimsenin çaba sarfetmesi gerekmiyor.
  • Devrim A.B.D'de olsaydı dünyanın durumu değişir miydi? Sovyetlerde kapitalist sistem egemen olsaydı, bu noktada mı olurdu? Daha ileri mi, daha geri mi olurdu?

Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org