5. EİSENHOWER DOKTRİNİ, DOLAYLI SALDIRI KAVRAMI VE AMERİKA'NIN GERÇEK YÜZÜ

Emperyalizmin egemenliği altındaki geri kalmış ülkelerde büyük çoğunlukla demokrasinin gelişmediği; yarı-askeri ya da askeri faşist rejimlerin yürürlükte olduğu görülür.

Eski sömürgecilik yerini yeni sömürgecilik ilişkilerine bıraktıktan sonra, emperyalistler, geri kalmış ülkelerdeki egemenliklerini sürdürmek ve bu ülkelerdeki sermaye yatırımlarının güvenliğini sağlamak için yeni yöntemler geliştirmişlerdir. Kendileriyle (yabancı sermayeyle) çıkar bağlarıyla bağlı bir yerli-tekelci sermaye kesiminin yönetim üzerindeki etkinliğinin sağlanmasına ek olarak bu

  ülkelerdeki her türlü gerici akımı destekleyerek güçlendirmekte; en gerici sınıflarla işbirliği içine girmekte; bu ülkelerin güvenlik örgütlerini çeşitli yollarla denetim altına almakta; her türlü ilerici akımın gelişmesini engellemeye, bu akımları dağıtıp ezmeye çalışmakta ve bu ülkelerde işine gelmeyen yönetimleri devirmek için askeri darbeleri teşvik edip, örgütlemektedirler. İran'da yabancı petrol şirketlerini devletleştirmeye kalkan Musaddık'ın başına gelenler, örneklerden sadece bir tanesidir.

Eski sömürgeciliğin tasfiyesinden sonra görünüşte de olsa bağımsız ve kendi hükümetlerine sahip bulunan ülkelerde yatırımları bulunan emperyalist tekeller, bu ülkelerdeki yatırımlarını güvence altına alacak yeni yöntemler geliştirmişlerdir. Onlar için, bu ülkeler halkının kendi kaderlerini belirlemelerine olanak tanımak, ne olursa olsun söz konusu olamazdı. Görünüşte siyasal bağımsızlığın tanınmış olması, eski sömürgecilik dönemindeki açık işgalle sağlanan güvencelerin daha gizli ve karmaşık biçimlerde sağlanmasını gerektiriyordu (emperyalizmin gizli işgali).

Amerikan sermayesinin bu konudaki düşüncelerini Rockefeller grubunun 1950'lerde hazırlattığı bir rapordan öğrenmek olanaklıdır:

"Bizim güvenliğimizi sadece açık saldırılar tehdit etmiyor, Bu açık saldırıların yanında ondan daha tehlikeli, fakat saldırı görünüşünde olmayan başka cins tehditler de vardır. Bu tehditler içerden yapılmak istenen değiştirme ve dönüşümlerdir. Bu maskeli saldırılar, bazen iç harp şeklinde, bazen ihtilalci hareket şeklinde, bazen demokratik akımlar ve reformlar hareketi biçimlerinde karşımıza çıkmaktadır.(...)

Bizim amacımız bu ve buna benzer akımları önlemek olmalıdır. Bu akımlar, dikkatleri üzerlerine çekecek dereceye geldiklerinde, o vakit bizim izlememiz gereken iki yol vardır. Gerek bizim, gerekse komünist olmayan diğer dünya devletlerinin güvenliğini sağlamak için, mahalli kuvvetler ve akımlar tarafından sıkışık durumda bırakılmış olan dost hükümet ve rejimlere silahlı yardımlar yapmak zorunluluğunu duymalıyız. Bu zorunlulukla yapılacak askeri müdahale ne klasik stratejiye uymakta, ne de geleneksel diplomatik müdahaleye benzemektedir. Bu askeri müdahalenin kendine özgü bir biçimi ve niteliği vardır." (abç)(1)

Bu raporda dikkati çeken, iki nokta bulunmaktadır. Birinci nokta; geri kalmış ülkelerdeki -düzene yönelik- her türlü değiştirme ve dönüştürme hareketlerinin, kendilerine yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesidir. Geri kalmış ülkeler-halklar, eğer düzenlerini -ister reformcu hareketlerle, ister iç harp şeklinde, isterse demokratik yollardan olsun- değiştirmek isterlerse, onların bu şekilde kendi kaderlerini belirlemelerine izin verilmemesi fıkri savunulmaktadır. İkinci nokta ise, böyle bir durum ortaya çıkatığı takdirde, bu tür gelişmeleri önlemek için askeri müdahalelerin gündeme getirilmesidir. Kendi düzenlerini değiştirmek isteyen ülkelere karşı "klasik askeri müdahalelere benzemeyen, kendine özgü bir biçimi ve niteliği olan" askeri müdahalelerden söz edilmektedir. Burada sözü edilen, herhalde, Şili'de Allende'nin devrilmesi türünden askeri müdahalelerdir. Dünyanın her tarafında büyük yatırımları, petrol işletme imtiyazları bulunan ve bizim gibi ülkelerin bütçelerinden çok daha fazla yıllık ciroya sahip olan bu dev Amerikan şirketinin hazırlattığı Rockefeller Raporu'ndaki bu görüşler, Amerikan tekellerinin görüşlerini yansıtıyordu. Daha sonra bu görüşler, Eisenhower Doktrini ve Dolaylı Saldırı Kavramı çerçevesinde geliştirilerek, ABD'nin resmi devlet politikası haline getirilmiştir.

Eisenhower Doktrini ile ABD, başta, taşıdığı petrol potansiyeli nedeniyle dünyanın en önemli stratejik alanı haline gelen Ortadoğu olmak üzere, bütün "hür dünya"nın jandarmalığı rolünü üstlenmekte, ve bu ülkelere yönelik her türlü saldırıyı kendilerine yönelik bir saldırı olarak kabul ederek, buralara müdahale hakkına sahip olduğunu ilân etmektedir.

"Dolaylı Saldırı" kavramı, emperyalist sömürge sistemi içinde yer alan ülkelerdeki mevcut kurulu düzenlere ve yönetimlere karşı gelişen her türlü muhalefet hareketini, ABD'nin güvenliğine yönelik dolaylı bir saldırı olarak kabul etmekte ve bu muhalefet akımlarını bastırmak için ABD'nin askeri müdahale hakkını gündeme getirmektedir.

Emperyalizmi bu politikalara zorlayan şey, kuşkusuz ki, geri kalmış ülke halklarının uyanışı ve bağımsızlık hareketlerinin bütün dünyayı bir çığ gibi sarmaya başlamasıydı. Bu olay aslında M.Kemal'in daha çeyrek asır önce: "Bugün günün nasıl ağardığını görüyorsam, uzaktan bütün Şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum (...) Bu milletler mutlaka muzaffer olacaklar (...) Müstemlekecilik ve emperyalizm yer yüzünden yokolacaktır." derken, işaret ettiği bu olaydan başka bir şey değildi. İşte, yüzyıllardır Batılı emperyalistlerin, doğal kaynaklarını, emeklerini sömürdükleri, köle olarak kullandıkları, aşağıladıkları ve üstüne kendi saltanatlarını kurdukları koca bir dünya uyanıyor ve yavaşça ayağa kalkıyordu. İşte bu yüzden Johnson Doktrini kuramcılarından Prof. Rostow:

"Bütün ulusal kurtuluş hareketleri komünist olmaya mahkumdur. Bu sebeple ezilmelidir."

diyordu. John Mc Dermot da aynı konuda şöyle diyordu:

"Ulusal kurtuluş hareketlerinde gerilla metodlarına başvurarak silaha sarılan milliyetçiler yok edilmelidir.(...) İsterlerse anti-komünist fıkirlerle yola çıkılmış olsun " (2)

Bu doğrultuda emperyalist sömürü sistemi içindeki, geri kalmış ülkelerdeki, bağımsızlık hareketlerini ve emperyalist sömürüyü yok etmeye yönelik her türlü uyanışı bastırma amacıyla "Ayaklanmaları Bastırma Kuramı" ya da "Kontr-Gerilla" kuramı olarak isimlendirilebilecek yöntemler geliştirmişlerdir. F.Lindsay tarafından yazılan "Gayrinizami Harp" isimli kitap Kontr-Gerilla teorisinin geliştirildiği önemli eserlerden biridir. Keza D. Galula tarafından H.Kissenger'in bilgisi altında hazırlandığı belirtilen "Ayaklanmaları Bastırma Kuramı - Teori ve Pratik" isimli bir broşürde de bu yöntemler açık bir şekilde anlatılmıştır. Amerikan Harp Akademileri'nde ders kitabı olarak okutulan bu broşür, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde de bastırılarak dağıtılmış, ona dayanarak ders notları hazırlanmıştır.(3)

Amerikalılar tarafından geliştirilen Kontr-Gerilla yöntemlerinin en dikkate değer olanları, bağımsızlık hareketlerinin ve sosyal uyanışın geliştiği ülkelerde bu hareketleri bastırma amacıyla Özel Harp Daireleri; resmi devlet kuvvetterinin yanı sıra yarı-askeri, açık-gizli örgütler kurulması; bunlar eliyle her türlü şiddet ve suikast olaylarının yaratılması, solcuların yaptığı süsü verilen sahte operasyonların düzenlenmesi; bu ülkenin güvenlik örgütlerinden seçilmiş elemanların Amerika'daki Uluslararası Polis Akademisi ve Panama'daki Kontr-Gerilla okulları, gibi okullarda sorgulama ve işkence yöntemleri, suikast, adam öldürme, sabotaj konularında eğitilmeleri gibi hususlar yer almaktadır.

Örneğin, Le Nouvelle Observateur'da bu konuda şu bilgiler verilmektedir:

"Southern Command'ın (Güney Komutanlığı) son başarısı: Şili. Southern Command hem bir haber alma merkezi, hem çok disiplinli bir askeri üniversite, hem de bir çok harekat üssüdür. Anti-Gerilla okulunda Latin Amerikalı binlerce subay ve astsubay yıkıcılığa karşı savaş talimi yapmaktadır. Subaylar Kanal bölgesi içine dağılmış çeşitli askeri okullarda tam bir teknik formasyon kazanırlar: İstihbarat okulu, kurmay okulu, havacılık okulu (...) yeraltı binalarından kayaların içine oyulmuş mevkiler, bütün kıtayı kapsayan bir istihbarat sisteminin sinir sistemini oluşturur (...) Stadlarda, kamplarda ve cezaevlerinde sorgucular Southern Command'da kendilerine öğretildiği üzere uyguladıkları metodlarla işkence yapmakta veya adam öldürmektedirler." (4)

Bütün bunların sadece teoride kalmadığı, dünyanın her tarafında uygulama konusu olduğu sayısız kanıt ve örnekleriyle bilinen gerçeklerdir.
 

(1) Rockefeller Grubu Raporu (Akt: M.FAHRİ, Ame.Harp.Dokt., s.298)

(2) Akt: E.DEĞER, CIA, Kontr-Gerilla ve Türkiye, s. I92

(3) Türk Ordusunda Kontr-Gerilla deısleri için hazırlanan eğitim notları ve talimatlar aslında CIA ajanları tarafından yazılmış kitap ve broşürlerin çevirilerinden ibarettir. Örneğin "ST. 31-15 KKK Sahra Talimatnamesi" isimli broşür, Amerikan Ordusu'nda okutulan "FM 31- 15" no.lu kitabın satır satır çevirisinden ibarettir. Kitap çevirilirken sadece ABD sözcükleri yerine T.C. yazılmakla yetinilmiş, bu yüzden çeviride Türkiye'nin denizaşırı kuvvet komutanlıklarından söz edilerek, sanki Türkiye'nin sömürgeleri varmış gibi tuhaflıklar yaratılmıştır!

(4) Akt: H.ÇELENK, Hukuksuz Demokrasi; s.80


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org