|
|
|
|
2. DEVRİMCİ YOL GERÇEĞİ Dev Devrimci Yol Dergisinde ve Devrimci Yol Dergisi tarafından yayınlanmış broşürlerde örgütlenme sorunu konusunda çeşitli görüşler yer almıştır. Bizler mahkeme önündeki sorgularımızda Devrimci Yol Dergilerinde yer alan görüşleri benimsediğimizi ve bu görüşler doğrultusunda çeşitli alanlarda çalışmalar yürüttüğümüzü ifade ettik. Devrimci Yol Dergisi ülkemiz solunun tam bir teorik keşmekeş ve dağınıklık içinde bulunduğunu; halkın ve devrimcilerin örgütsüz olduğunu; bu nedenle o günlerde süregiden faşist saldırılar karşısında birlik içinde davranma olanağından yoksun olduğunu vurgulamıştır: Ülkemizde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal bunalım nedeniyle egemen sınıflar kendi |
![]() |
|
iktidarlarını sürdürebilmenin çaresini halka daha çok
baskı ve terör uygulamakta bulmaktadırlar. Emperyalistler ve egemen
çevreler tarafından örgütlendirilmiş bir sivil faşist hareket, yürüttüğü
terör kampanyalarıyla tüm ülkeyi efendileri adına baskı ve egemenlik
altında tutmaya yönelmiştir. Devrimci bir partinin yönlendirmesinin
bulunmayışı, faşist baskı ve terörün etkinliğini ve başarısını artıran bir
rol oynamıştır. Faşist baskı ve teröre karşı halk kitleleri içerisinden
kendiliğinden nitelikli bir direniş eğilimi gelişmiş ve MHP etrafında
kümelenen faşist sağ kesimle, sol kesim arasındaki mücadele giderek
ülkenin her yanını kaplamış ve bir çatışma ortamının gelişmesini de
beraberinde getirmiştir.
İşte Devrimci Yol, böyle bir ortam içerisinde, devrimcilerin en önemli (temel) siyasi görevinin devrimci kesimler arasındaki ideolojik keşmekeş ve dağınıklığa son verilmesi ve devrimci bir partinin yaratılması olduğu görüşünü savunmuştur. Niçin devrimci bir partinin ve önderliğinin gist Terör Çetelerinin ÜşleviÜlkemizde faşizmin ne olduğunu ve faşizme karşı mücadele görevlerini eksik kavrayan bazı anlayışlar da faşist partinin (MHPnin) işlevleri hakkında yanlış değerlendirmeler yaparakçin), yerine getirilmesi zorunlu olan bir görevler bütünü olarak görülür. 1977 yılına gelinirken, Türkiyenin çok önemli gelişmelerle yüzyüze olduğu açıkça görülebiliyordu. Kısa vadede çözümü olanaksız görünen ekonomik ve siyasi sorunlar, üst üste yığılmıştı. Faşist terör kampanyaları, provokasyonları ve tertipler, ardı arkası kesilmeksizin sürüp gidiyordu. Öylesine bir ortam içinde, faşizmin halkın başına büyük bir bela geleceğini görebilmek için, siyasal mücadeleler tarihine bakmaya bile gerek yoktu. O durumda, emekçilerin elindeki sınırlı demokratik haklarla birlikte, bütün halkın canını, malını ve özgürlüğünü yok edecek olumsuz gelişmelerin önüne geçebilmek için, devrimci bir partinin (sol grupların dağınıklılığının yarattığı olumsuzlukları asgariye indirecek, 12 Mart sonrasında oluşmuş ideolojik-siyasi bulanıklık ve keşmekeşi gidererek, doğru bir ideolojik ve siyasi çizgi etrafında bütün işçi ve emekçi halk kesimlerini, demokrat güçleri birleştirebilecek, faşist saldırı ve terör kampanyalarını, tertipleri, provokasyonları boşa çıkarabilecek) önderlik fonksiyonlarının yerine getirilebilmesi zorunluydu. Devrimci Yol, diğer sol grup ve partilerden farklı bir partileşme anlayışını savunmuş ve bu konudaki görüşlerini Bildirgede ve Devrimci Yol Dergilerindeki çeşitli yazılarda açıklamıştır. Devrimci bir partinin, herhangi bir şekilde biraraya gelmiş insanların kendi aralarında oluşturdukları hiyerarşik bir yapı olarak görülemeyeceği; bütün bir emekçi halkın ve işçi sınıfının önderlik hak ve yeteneğine sahip devrimci bir partinin, ancak o formasyona ve yetkinliğe sahip kadrolar tarafından oluşturulabileceği; o dönemde bu koşulların bulunmadığı bütün bu nedenlerle parti sorununun ancak bir mücadele süreci içinde çözülebileceği ifade edilmiştir. "Partileşme süreci" kavramı çerçevesinde açıklanan bu dişinceler, çeşitli sol çevreler tarafından örgütsüzlüğün savunulması anlamına geleceği iddiasıyla eleştirilmiştir. Onlara göre partinin oluşturulabilmesi için bir örgüt hiyerarşisi oluşturulması yeterliydi. Devrimci Yol Bildirgesinde, bu tür düşüncelere karşı şu anlayış ortaya konmuştur: "Soruna böyle bir noktadan (hiyerarşi oluşturmak) yaklaşmak, partileşme sürecinde görevleri tam olarak yerine getirmemizi engelleyebilir. Bugün için hiyerarşi oluşturmak diye özel bir sorun yoktur." Devrimci Yol'un (şu veya bu nedenle) böyle bir "partileşme süreci"ni tamamlayarak partileşme sorununu çözemediği, bu anlamda amacına ulaşmakta başarılı olamadığı açıkça ortadadır. Devrimci Yol Bildirgesinde belirli bir teorik ve siyasi çizgi ortaya konulmuş; bu görüşler çerçevesinde, bu görüşlerin doğruluğuna inanan yüzlerce insan kendi çalışma alanlarında faşizme karşı mücadele görevlerini temel siyasi görev olan partileşme sürecine bağlı kılarak, çeşitli faaliyetler yürütmüştür. Kendiliğinden nitelikli ilişkilerin egemen olduğu böyle bir süreç içinde, faşist saldırılar karşısında kendi aralarında belirli bir dayanışma içine giren insanlar, bu saldırılara karşı durabilmek için belirli bir örgütlülük içinde hareket etmişlerdir. Hayatın bir çok alanında ve Türkiyenin bir çok kentinde Devrimci Yolcular bulunmaktadır. Ve bu insanlar faşizme karşı mücadele konusunda ülkemizdeki devrimci mücadelenin genel sorunları konusunda ortak siyasi görüşleri savundukları için Devrimci Yolcu olarak anılmaktadırlar. Böyle unsurların oluşturduğu bir siyasi gruba mensup insanlar, kendi içlerinde parti örgütlenmesi anlamında merkezi bir hiyerarşik yapı yaratmamış olsa da, elbette ortak sorunlar karşısında ortak davranışlar göstermiştir. Okullarda, fabrikalarda birlikte seçimlere girmişler, mahallelerde ve hayatın diğer alanlarında faşist saldırılar karşısında bu saldırıları boşa çıkartmak için ortak savunma tedbirleri almışlar, çeşitli meslek alanlarında ortak hareket etmişlerdir. Bu nedenle de Devrimci Yol bir siyasi grup ve bir çok konuda ortak düşünceler savunan insanların içinde yer aldığı bir siyasi hareket olarak görülmüş ve öyle adlandırılmıştır. Ülkedeki siyasi mücadelenin canlı dinamikleri ve faşist saldırıların halk kitleleri içinde geniş bir direniş eğilimi yaratması, böyle bir mücadele ve direniş içinde yer alan çeşitli insanların kendi çalışma alanlarında; köyse köyde, fabrikaysa fabrikada, okulsa okulda ön plana çıkmasını ve bu alanda mücadelenin önderliğini üstlenmesine de kaynaklık etmiştir. Ancak ilişkilerin kendiliğinden nitelikli ilişkiler düzeyini aşması, bizim anladığımız ve amaçladığımız anlamda devrimci bir parti niteliğine dönüşmesi ( bizim bu yöndeki çabalarımızın becerilerimizin yetersizliği başta olmak üzere) çeşitli nedenlerle mümkün olmamış; siyasi grup ilişkileri aşılamamıştır. Faşist güçlerin ülkemizi bir açık faşist diktatörlüğe sürüklemesine karşı mücadele edilmesi gereği ifade edilmişken, bu doğrultuda etkin politikaların uygulanamayışı ve bu anlamda 12 Eylülün gündeme getirilmesine karşı, etkin bir mücadelenin ortaya konulmaması; 12 Eylül sonrasındaki yoğun baskı koşullarında hızlı bir dağılma olayı yaşanması, kuşkusuz devrimci hareketin kendiliğinden nitelikli ilişkileri aşamamış olması gerçeğinin bazı göstergeleridir. Eğer kendiliğinden nitelikli ilişkiler aşılabilmiş, devrimci bir parti örgütlenmesinin gereği olan güçlü-merkezi bir örgüt yapısı oluşturulabilmiş olsaydı, herhalde bu biçimde bir yenilgi ve dağılma süreci yaşanmaz, bunun sonucunda da 12 Eylül rejiminin ülkemizde demokrasiye ait ne varsa ortadan kaldırarak yıllarca süren bir açık faşizmi bu denli rahatça sürdürebilmesi mümkün olmazdı. Elbette bizlerin Devrimci Yol çerçevesindeki çabalarımızla neleri başarabildiğimiz, neleri başaramadığımız ayrı bir tartışma konusudur. Bazı konularda soldaki geleneksel hatalı eğilimleri aşabilen sağlıklı bir anlayış geliştirilmiş; faşizme karşı meşru bir savunma çizgisine dayanan ve geniş halk kesimleriyle birleşmeye yönelen doğru bir siyaset, doğru teorik çözümler getirilmiş olduğu söylenebilir. Devrimci Yol her türlü olumsuzluğun, kötülüğün kol gezdiği, faşist terörün yarattığı bir dehşet ve karabasan ortamında geleceği karartılmak istenen halka ait güzellikleri kendinden toplayan bir umut ışığı olarak ortaya çıkmıştır. Bütün bunların sonucu olarak kendisine "Devrimci Yolcu" diyen veya kendisini Devrimci yola yakın gören, Devrimci Yoldaki görüşleri benimseyen onbinlerce insandan oluşan bir devrimci hareket olgusu oluşmuştur. Bütün bu insanlar içinde yer aldıkları birimlerde faşizme karşı mücadelenin en ön saflarında yer almışlardır. Bütün bir halkın canını-malını ve özgürlüğünü tehdit altına alan bir terör dalgası yürütülür; okullar, kahveler, topluca okuluna giden öğrenci toplulukları üzerine bombalar atılır, otomatik silahlarla taranırken, yüreği halktan, insanlıktan yana olan insanlar bütün bu alçaklıklara karşı sessiz kalmayı, kölece boyun eğmeyi kabullenemediler. Böyle onurlu bir direniş mücadelesi içinde yüzlerce Devrimci Yolcu faşistler tarafından vurularak hayatını kaybetti. Yüzlercesi yaralandı, işkencelere, baskılara maruz kaldı. Maraş, Piyangotepe, Bahçelievler, Çorum, Yükseliş, ODTÜ, 16 mart katliamları... Tek tek ya da üçer beşer öldürüldü insanlar, işçiler, öğrenciler, yüreği halktan yana olan bilim adamları, gazeteciler, aydınlar... Özetle, 1980lere gelirken bütün bir halkın acı içinde yaşadığı herşey böyle bir direniş mücadelesinin haklı ve meşru olduğu kadar, ne kadar zorunlu bir mücadele olduğunu yüzlerce kez kanıtlamıştır. Eğer 1980lere gelirken ülkemiz, bütün Türkiye, bir MARAŞ haline dönüştürülmediyse, bu onurlu direniş mücadelesinde hayatlarını kaybeden gencecik insanlara çok şey borçlu olduğunu hiç kimse unutmamalıdır. Savcıların mutlaka içine sokmaya çalıştıkları ceza yasasının katı dar hükümleri çerçevesinde Devrimci Yolu doğru bir şekilde değerlendirebilmek kuşkusuz mümkün değildir. Devrimci Yol, 1970ler Türkiyesinin önemli bir gerçeği olarak ortaya çıkmıştır. (*) Ne var ki, 1970lerin sonlarında yaşanan siyasi gelişmelerin hızlı tırmanış temposu karşısında devrimci mücadele bu kısa süre içinde örgütlenme, önderlik, siyasi yetkinlik vb. bakımlardan taşıdığı eksiklikleri, olumsuzlukları giderememiş; bir parti niteliğine ulaşacak şekilde gelişip, yetkinleşememiştir. Bu nedenle 12 Eylüle gelirken (ve sonrasında) ancak devrimci bir parti tarafından yerine getirilebilecek fonksiyonları yerine getirememiştir. İşte bizim gerçek sorumluluklarımız ancak, kısaca özetlemeye çalıştığımız bu Devrimci Yol gerçeğinin çerçevesi içinde belirlenebilir. (*) 1970'li yıllarda Yayınlanmakta olan sol siyasi yayın organlarının hemen hepsi birer siyasi grup veya örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Bu, bir bakıma, ülkemize has, ya da bizim gibi ülkelere has bir olay olarak ortaya çıkıyor. Toplumda mevcut düzene karşı çok yaygın bir muhalefet potansiyeli vardır. Bu potansiyel, onu yönlendirebilecek devrimci bir parti bulunmadığı için çeşitli sol yayın organları çevresinde kümeleşmektedir. Gerçek fonksiyonlarını yerine getiremedikten sonra, bu tür grupların pek çoğunun yaptığı gibi, kendi kendini "M-L bir örgüt ya da parti" olarak isimlendirmiş olmaları herhangi bir değişiklik getirmemektedir. Nitekim, Dverimci Yol'un geniş taraftar kitlesine sahip olmasına karşın, Devrimci Yol çevresindeki ilişki ve çalışmaların M-L bir parti niteliği taşımadığını vurgulama gereğini duymamız, bir anlamda ülkemiz solunun bir gerçeği olarak kabul etmekle birlikte, aşılması zorunlu bir olumsuzluk olarak değerlendirdiğimiz bu kendiliğinden nitelikli siyasi grup yapılarının idealize edilerek devrimci bir parti örgütlenmesi yerine geçirilmemesi gereğinin bir ifadesi olarak da görülmelidir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org