2. TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ

Son 30-40 yıllık tarihimiz Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin hızla geliştirildiği bir dönem oldu.

ABD'nin Türkiye ile ilişkisi aslında yeni değildir. ABD basınında 1920 yılında yer alan şu satırlar bu konuda bir fıkir vermek için yeterlidir:

"İstanbul şehri yakın gelecekte Amerikalı tüccar ve işadamları için çok önemli bir merkez niteliğini kazanabilir. Amerikan misyonerlerinin ve eğitim kurumlarının, Türkiye'de yaratmış olduğu hava bu bölgeye ihracat yapacak işadamlarımıza

büyük imkanlar sağlayacaktır. 1914 yılında Türkiye'de 627 Amerikan okulu  bulunmakta ve bu okullarda 34.000  öğrenci okumaktaydı."(1)

  Prof. M.Brow, bu okulların işlevi hakkında şöyle diyor:

"ABD'nin Türkiye'deki misyonerlik kurumları, okullar, hastaneler, yetimhaneler uzun yıllar siyasi propaganda merkezleri oldukları yolunda hiçbir şüphe uyandırmadan görev yapmışlardır."(2)

ABD, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye'ye karşı olumsuz ve düşmanca bir tavır takınmıştır. Onların bu tavrı, o dönemdeki ABD basınında yer alan yazılarda çok açık bir şekilde gözlenmektedir. Örneğin, 21 Ağustos 1920 tarihli The New York Times'da şu satırlar yer almaktadır:

"Avrupa'dan süpürülen Türklerin dünya siyaset sahnesinden de bir daha dönmemek üzere silinip gitmesi başlıca dileğimizdir."

1919"da Başkan Wilson, "Türkler haritadan silinmelidir:" diyordu.

1922'de A.Dulles şunları söylüyordu:

"M.Kemal'e karşı sert bir tavır takınılmalıdır.(...) Eğer Türkiye, hiçbir zarar görmeden Devletlere kafa tutmakta devam eder, kapitülasyonları kaldırır ve İstanbul'a yerleşirse, bu yalnız Ortadoğu'da değil, Avrupa'da da barışı tehlikeye atacaktır. " (3)

Alıntıları daha fazla uzatmak mümkündür. Amerika, emperyalist emeller beslediği Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı karşısında düşmanca bir tavır göstermiş, Türkiye'nin bağımsızlığına kavuşmasını kesinlikle istememiştir. Ayni dönemde, The New York Times gazetesinde yer alan yazılarda, ABD'nin Türkiye'ye karşı güttüğü emperyalist emeller de çok açık bir biçimde görülmektedir:

"Türkiye'deki Amerikan çıkarlarını üç ana başlıkta toplamak mümkündür:

Birinci konu: Mevcut ticari anlaşmaların ve kapitülasyonların korunması,

İkinci konu: Hristiyan halkın çıkarlarının garanti altma alınması,

Üçüncü konu: Misyonerlerimizin ülke içinde serbetçe faaliyet göstermelerini sağlayan anlaşmaların sürdürülmesidir." (13.2.1922)

"Ortadoğu'da Amerikan çıkarlarının geliştirilmesi için sınırsız fırsatlar bizi beklemektedir. Balkan ülkelerinin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun zengin doğal kaynaklarına henüz el sürülmemiş olup, madenlerinin işlenmesi ve demiryollarının yapımı gibi, en çekici işler bizi beklemektedir." (19.2.1922)(4)

Görüldüğü gibi, Amerika Türkiye'ye karşı ta Kurtuluş Savaşı zamanında açıkça emperyalist emeller beslemekte ve bunu açıkça dile getirmekten de kaçınmamaktaydı. Buna rağmen Kurtuluş Savaşı’ndan sonra uzunca bir dönem, ABD Türkiye'den uzak durmuştur. Bunda, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal kimliği karşısında ABD sermayesinin soğuk, kuşkucu tavrı kadar, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmış Kemalist önderlerinin bağımsızlık konusundaki duyarlı tavırlarının da önemli bir rolü olmuştur.

II.Dünya Savaşı sonrasında emperyalist sistem içinde ve dünya çapında önemli gelişmeler meydana geldi. Her şeyden önce kapitalist dünyada ABD ön plana çıktı ve İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda gibi emperyalist ülkeler, o döneme kadar ellerinde bulundurdukları alanları ABD’ye terk ettiler.

"II.Dünya Savaşı'ndan önce, Ortadoğu petrol yatakları işletme haklarının %10'dan azı ABD firmalarına ve %72'si İngiltere'ye ait iken, bu durum şimdi tersine dönmüştür. İngiltere'nin payı %29,3'e düşerken; ABD’nin payı neredeyse %50'dir."(5)

Böylece, 1940'ların ortalarında özellikle, Ortadoğu ve Asya ülkelerinde, yeni bir dönem, ABD egemenliği dönemi başlıyordu. ABD egemenliği, toprak işgallerine dayanan eski sömürgecilik sisteminden farklı bir biçim altında geliştirilmiştir. Gerçekte daha 20. yy. başlarında, I.Dünya Savaşı'ndan sonra toprak işgallerine dayanan eski sömürgecilik dönemi miadını doldurmaya başlamıştı.

I.Dünya Savaşı'ndan sonra toplanan Barış Konferansı'nda ABD Başkanı Wilson şöyle diyordu:

"Milletler Cemiyeti ülküsünün temeli, gelecekte dünyada her türlü zorla toprak edinmenin ortadan kaldırılması düşüncesidir. (Sömürgelerin) Milletler Cemiyeti adına manda düzeni ile yönetilmesi düşünülmüştür. Eğer toprak alma ilkesi üstün tutulursa, daha başlangıçta Milletler Cemiyeti dünyaya güven verme olanağını elinden kaçıracaktır." (6)

Ulusal Kurtuluş savaşlarının sonucu, emperyalist ülkelerdeki üretim ilişkilerinin ve üretici güçlerin gelişim seviyesine uygun olarak, emperyalizmin sömürü ve egemenlik sistemleri de değişik biçimlere bürünüyordu. Giderek sömürge ülkelerin işgal altında tııtulmasına gerek kalmıyor, görünüşte siyasi bağımsızlık tanınırken; ekonomik, mali, askeri ve siyasi alanlarda yeni sömürü ve egemenlik ilişkileri geliştiriliyordu.

Paul Baran, bu gelişmeyi şu şekilde anlatıyor:

"II.Dünya Savaşı ile zayıflayan ve artık sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin baskısına dayanamayan emperyalist güçler, hiç değilse anti-emperyalist güçlerin en kuvvetli oldukları yerlerde, yani artık kendi sömürge yönetimlerini sürdüremeyeceklerini iyice görüp anladıkları yerlerde (...) siyasal bağımsızlık tanımak zorunda kalmışlardır. J.F.Dulles'ın sözleriyle, 'II.Dünya Savaşı sona ererken en büyük siyasal sorun, sömürgelerdeki durumdu. Eğer Batı, sömürgeciliğin(...) sürüp gitmesini isteseydi, şiddetli bir devrimi kaçınılmaz kılacak ve kaçınılmaz bir yenilgiye uğrayacaktı. Başarı kazanabilecek tek politika, 700 milyon bağımlı insanın daha ileri durumda olanlarına, barış içinde bağımsızlıklarını tanımaktı." (7)

Özetle;1940'lara gelindiğinde ulusal kurtuluş hareketlerinin baskısı nedeniyle eski açık sömürgecilik ilişkilerinden vazgeçme zorunda kalmışlardır. Aynı zamanda emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesi, emperyalist sömürünün yeni biçimler altında sürdürülmesine de olanak tanıyordu. İşte, ABD'nin (emperyalizmin) sürdürülmesine de olanak tanıyordu. İşte, ABD'nin (emperyalizmin) geliştirdiği yeni sömürgecilik siyasetleri bu durumun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

(1) ASIA, Ocak 1920

(2) Foreign Affairs, 15 Haziran 1923

(3) Akt.: D. AVCIOĞLU, Milli Kurtuluş Savaşı Tarihi, c.1, s.350

(4) O. ULAGAY, Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı

(5) H. MAGDOFF, Emperyalizm Çağı, s.57 (Akt: E. DEĞER, CIA, Kontr-Gerilla ve Türkiye).

(6) L. EVANS, Türkiye'nin Paylaşılması, s.81 (Akt: E. DEĞER, CIA, Kontr-Gerilla ve Türkiye, s.94).

(7) P. BARAN, Büyümrnin Ekonomi Politiği


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org