15. MARAŞ KATLİAMI

19 Aralık 1978 günü saat 21.00’e doğru Ökkeş Kenger, dinamit lokumunu Çiçek Sineması'nda patlattı. Kahramanmaraş ÜGD Şubesi Başkanı Mehmet Leblebici ile İkinci Başkanı Mustafa Kanlıdere, Sünnileri, Alevilere karşı kışkırtacak planı, Ökkeş Kenger'e aktarmışlardı. Sovyet aleyhtarı "Güneş Ne Zaman Doğacak" isimli bir filmin gösterildiği sinema salonuna dinamiti atacaklar ve bunu, solcuların yaptığı görüntüsünü vereceklerdi. Böylece aldatılmış Sünni halkı Alevilere, solculara saldırtmak için ilk adım atılmış olacaktı. ÜGD yöneticileri bu talimatı verdikten sonra şehirden ayrıldılar. Ökkeş Kenger, talimatı yerine getirdi. Daha sonraki ekspertiz raporları, Ökkeş Kenger'in attığı dinamitin yaralanmaya bile yol açmayacak türden olduğunu gösterecekti.

  Dinamitin patlamasıyla birlikte arka sırada oturan Mustafa Özdemir, daha önce aldığı talimata uygun olarak, Türkoğlu ilçesinden o gece getirttiği 20-25 kişilik bir gruba ve sinemadaki seyircilere, "Müslüman Türkiye", "Kanımız Aksa da Zafer İslamın" gibi sloganlar söyletmeye başladı. Böylece istenilen şekilde gerilim arttırıldı. Sinemadan çıkan 200-300 kişilik grup, yakındaki CHP İl Merkezi'ni tahrip ettiter, PTT binasını taşladılar. Bu sırada Ankara'ya, ÜGD Merkezi'ne telefon edilerek, dinamitin patlatıldığı, görevin yerine getirildiği bildirilmişti.(1)

20 Aralık günü Alevi şahıslarca işletilen Akın Kıraathanesi bombalandı.

21 Aralık günü bu olayın yol açtığı gerginlik hala yok olmamıştı. Endüstri Meslek Lisesi öğretmenlerinden TÖB-DER'li Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu sokakta vuruldu.

22 Aralık günü yapılan solcu 2 öğretmenin cenaze törenine saldırı düzenlendi. MHP'lilerin ve Ülkü Ocaklıların elebaşılık yaptığı gruplar, "Komünistlerin ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz" şeklinde sloganlar atarak, taş ve sopalarla cenaze törenine katılanlara karşı saldırıya geçtiler. Bu şekilde önceden hazırlıklı olduğu anlaşılan silahlı, sopalı, baltalı, gözü dönmüş saldırganlar, cenaze törenine katılan kalabalığı dağıttılar; cenazeler ortada kaldı. Sonraki yıllarda, Kahramanmaraş olayları davasına bakan mahkeme tarafından yazılan gerekçeli hükümde, cenaze töreni sırasında meydana gelen olaylar şöyle değerlendirilecekti:

"Cenaze kortejinde... bulunanların eski Belediye Meydanı'na kadar etrafa herhangi bir saldırıda bulunmaları ve tahribat yapmaları söz konusu değildir. Kortej hareket etmeden önce, kortejde bulunan şahısların üzerleri aranmış, kortej sopa, kırmızı boya ve fırçalardan arındırılmıştır. Kortej eski Belediye Meydanı’na geldikten ve orada Ulucami içinde, önünde ve çevresinde cenaze namazını kıldırtmamak korteji camiye sokmamak için toplanmış bir sağ grup görülerek durdurulduktan sonra, kortejde bulunan bazı şahıslar, etraftaki ağaçların dallarını kopararak sopa yapmışlardır. Ulucami önü ve çevresinde toplanmış olan gruptan taş, sopa, takunya atılmaya başlanmasından sonra, cenaze kortejinde bulunanlar tarafından karşılık verilmiştir. O ana kadar cenaze kortejindekilerin herhangi bir saldırgan durumu yoktu. Saldırgan durumda olan Ulucami içi, önü ve çevresinde toplanmış olan gruptu. (...) Cenaze kortejini oluşturan sol grup, karşıt grubun saldırısı üzerine cenazeleri yerde bırakarak dağılmış ve güvenlik kuvvetlerinin himayesinde olay yerinden uzaklaştırılmıştır."(2)

Güvenlik kuvvetleri saldırganlara müdahale etmedi ve sağcı güçler çarşıya doğru yürüyüşe geçtiler. CHP'li ve Alevi yurttaşlara ait işyerlerini tahrip ettiler ve iki polis otosunu yaktılar. Saldırılar sırasında 3 kişi öldürüldü ve çok sayıda kişi de yaralandı. Olaylar doruk noktasına ulaştığı halde, Ankara'daki hiikümet seyirci kalmış ve hiçbir önlem almamıştır.

23 Aralık Cumartesi ve 24 Aralık Pazar günleri silahlı, sopalı, baltalı saldırganlar, ayrı gruplar halinde CHP'lilerin ve Alevilerin evlerine, dükkanlarına saldırdılar. Polis arabalarını yaktılar, evleri ve dükkanları ateşe verdiler. Ele geçirdiklerini kadın ve çocuk demeden öldürdüler. Özellikle Alevilerin yoğun olduğu Yörükselim, Serintepe, Mağaralı ve Yenimahalle semtlerinde evleri uzun menzilli silahlar da kullanarak kurşun yağmuruna tuttular; patlayıcı madde atarak, mazot-benzin dökerek yaktılar; bununla da kalmayarak, hastane çevresini sardılar, getirilen yaralılara ve cankurtaran şöförlerine ateş ettiler. Bu görülmemiş katliam sırasında, resmi makamlara göre 111 (aslında daha çok) insan öldürüldü; yüzlercesi yaralandı, sakat kaldı. 210 ev ve 70 işyeri yıkılıp yakıldı. Binlerce Alevi yurttaş şehri terk ederek başka yerlere göç etmek zorunda bırakıldı.(3)

24 Aralık sabahı sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti; ama bütün katiller hâla’sokaktaydı ve asker kışlasında, polis karakolunda, masum yurttaşlar ise evlerinde ölümü bekliyorlardı. Yakın köylerden ve ilçelerden getirilen ülkücüler şehire doluştular. Sabahın erken saatlerinde kentin çeşitli kesimlerinde gruplar oluştu ve "Müslüman Türkiye" sloganlarıyla harekete geçtiler. Çoğunluğunun 18 yaşından küçük kişilerin olıışturduğu gruplar, av tüfeği ile malzemelerini satan dükkanların kapılarını kırarak silahlandılar. Ellerinde dinamit ve uzun menzilli silahlar da bulunan saldırganlar, CHP’li ve Alevi yurttaşların işyerlerini, gaz-mazot-benzin dökerek ateşe verdiler. Öğle saatlerinde artık CHP,TİP, TİKP, POL-DER, TÖB-DER binalarını ve Sağlık Müdürlüğünü yıkıp yakmışlardı.

Canını kurtarabilen bir kısım yurttaş vilayete sığındı. Bu arada Gazipaşa semtinde askere sığınan 2 yurttaş, saldırganlar tarafından askerlerin elinden geri alındı; bunlardan biri öldürüldü, diğeri de ağır yaralı olarak sokakta bırakıldı. Sağlık Ocağı'nda bulunan 2 yaralıyı ise, zorla dışarı çıkararak kurşuna dizdiler. Devlet hastanesini de kuşattılar ve hastaneye getirilen yaralılara ateş açtılar. Yaralı taşıyan bir cankurtaran şoförü kurşunlanarak öldürüldü.

Öğleden sonra; yüzleri maskeli bir grup evleri yanan yurttaşların sığındığı bir apartmana yaylım ateş açtı. CHP yöneticisi Ali Doğan'ın çırçır fabrikasını yaktılar. Şehirdeki durum tam anlamıyla gerici bir isyana dönüşmüştü. Şehrin çeşitli yerlerinde yangınlar çıkarılıyor, evler otomatik silahlarla taranıyor, basılıyor; kadın, çocuk, genç, ihtiyar çok sayıda insan topluca katlediliyordu. Alevilerin oturduğu Yörükselim, Yenimahalle ve Karamaraş gibi semtlerin yanı sıra, Sünnilerin çoğunlukta bulunduğu semtlerde üçer beşer Alevi ailelerin yaşadıkları evler, katliamın doruğa ulaştığı yerler oldu. Faşistler bu mahallelere ve evlere uzun menzilli silahlarla saldırdılar; evleri ateşe verdiler, bebeleri, çocukları satırlarla doğradılar. Hamile kadınların karınlarını deştiler, yaşlı kadınların gözlerini oydular, tecavüz ettiler.

Kahramanmaraş Olayları Davası Duruşma Tutanaklarından

"Kahramanmaraş'ta, 19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olayların sanıkları hakkındaki gerekçeli hüküm"de olayların gelişimini görgü tanıklarının anlatımından izlemek mümkündür:

Yörükselim Mahallesindeki olaylar

Binbaşı Kema1 Gündüz:

"Kahramanmaraş 3. Piyade Tabur Komutanı olduğunu (...) 23.12.1978 günü ... 08.30 sıralarında... Yörükselim mahallesinin üstündeki çamlık bölgesine geldiğinde... ellerinde Türk Bayrağı bulunan 700-800 civarında bir kalabalığın, Mağaralı mahallesinin daha ilerisinde de ellerinde üç hilalli bayrak bulunan grupların toplanmış olduğunu gördüğünü; (,..) saat 10.00 sıralarında (...) topluluğun 50-60 metre gerilerinde sopa bayrak direği kaldırdığını bu gruplar daha büyük şekilde tekrar toplanarak, yukarı Yörükselim mahallesine çıkmak için direnmekte olduğunu; halkın artık ikna edilemeyeceğini anlayınca, yukarı doğru çıkmak için herhangi bir hareketleri olduğu takdirde ateş edileceğini tekrar tekrar ikaz ettikten sonra, kariyerleri ve erleri 75 metre kadar yukarı açık araziye çekip, bir baraj ateşi kurarak kalabalığın yukarı çıkmasına engel olunduğunu; (...) Yörükselim mahallesine batı kesiminden de hedef gözetmeksizin kendileri dahil olmak üzere ateş edildiğini; bu arada bir erin hafifçe baldırından yaralandığını;. bir de Yöıükselim mahallesinin üst tarafındaki çamlık bölgesindeki ara sokaklardan hedef gözetmeksizin ateş edildiğini, (...) bu mücadelelerin 11.30-12.00'ye kadar sürdüğünü..." (Gerekçeli Hüküm, s. 169)


Yüzbaşı Timur Şen:
22 Aralık'tan itibaren gelişen olayları anlatırken verdiği ifadede özetle şunları anlatıyor:

"Kahramanmaraş 3. Tabur, 8. Bölük Komutanı olduğunu; 22.12.1978 günü cereyan eden cenaze töreni olayları sırasında, General BOĞUŞLU'nun Başkanlığında yapılan 'toplantıda, Yörükselim mahallesinde oturan Alevilere karşı harekete geçileceği yolunda istihbarat alındığı için bu mahalle ile diğer mahalleler arasında birliklerin yerleştirilmesine karar verildiği; kendisinin de (...) 23.12.1978 günü 04.30-05.00 civarında (...) özellikle Uzunoluk Caddesi"nin Işık Caddesi nin kesiştiği Uğrak pastanesinin bulunduğu köşeye askerlerini yerleştirdiğini; (...) saat 07.00 sıralarında gün yeni ışımaya başlarken, Belediye hoparlöründen 'Dünkü olaylarda şehit edilen 2 din kardeşimizin cenazesi kaldırılacaktır: Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, din kardeşlerimiz son görevlerinizi yapın' şeklinde ve genel mahiyeti itibariyle sağ görüşlü kişileri toplamayı amaçlayan anonsların yapıldığını; anonsların arkasından, anonsu yapan dernek veya partinin isminin söylendiğini; bu anonsların 08.00'e kadar devam ettiğini; durumu telsizle Tabur Komutanına bildirerek, anonsların önlenmesini istediğini, Tabur Komutanı'nın valilikle temasa geçtiğini söylediğini; bu anonslar üzerine köşe başını tuttuğu yollarda şehir merkezine doğru şahısların birer ikişer inmeye başladığını;

Saat 09.00 civarında Uzunoluk caddesinden yukarıya, tertibat aldığı yere doğru ellerinde kalın sopalar ve taşlar olan, 'kahrolsun komünistler, şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız, hesap soracağız diye bağıran, yol üzerindeki işyerlerini tahrip ederek ilerleyen 15.000 kişi civarında bir topluluğun gelmekte olduğunu; UĞRAK pastanesisin köşesinde 15 askeri, bir takım komutanı ve kendisinin beklemekte olduklarını, grubun hareketlerini devamlı olarak tabur komutanına rapor ettiğini; yolun ortasına bir makinalı tüfek yerleştirerek,beklemeye başladığını; grupla arasında 100 metre kalınca, gruba doğru giderek, daha fazla ilerlememelerini, bağırmamalarinı, aksi halde ateş açacağını söylediğini; grubun bu ihtar üzerine durduğunu, ellerindeki sopaları devamlı salladıklarını; hepsi ile muhatap olamayacağını, liderleri kimse, onun gelip konuşmasını söyleyince, grubun önündeki lider pozisyonundaki 3 kişinin gayet küstahça ve ellerindeki sopalarla kendisine doğru ilerleyerek 'söyle bize’ dediklerini; bu üç kişiyi bir gün önceki cenaze töreni olayları sırasında Ulucami önündeki sağ grubun en ön saflarında görmüş ve tahrik edici davranışlarda bulunduğunu farkettiğini; (...) bu üç kişiye bulunduğu yerden geçemeyeceklerini; bu hususta emir aldığını, geçmeye çalıştıkları taktirde, makinalı tüfekle ateş ettireceğini ve ne pahasına olursa olsun, buradan geçirtmeyeceğini söylediğini, bu üç kişinin kalabalık gruba dönerek, geçemeyeceklerini söylemesi üzerine, grubun içinde dalgalanmalar olduğunu, kimisinin geriye döndüğünü, kimisinin tekrar kendilerine doğru yürümeye başladıklarını, bu gruptan bir kısmının, 'bizim orduyla işimiz yok, bırakın bizi yukarıya geçelim' dediklerini, kendisiyle konuşan 3 kişinin ise, topluluğa dönüp, "Yörükselim Mahallesi'nde arkadaşlarımız şehit ediliyor, gidelim" diyerek, grubu tahrik etmeye çalıştıklarını; bu arada şehir içinde muhtelif yerlerden, özellikle Yörükselim Mahallesi'nden yoğun bir şekilde makinalı tüfek sesi geldiğini; saat 09.00-09.30 sıralarında yine Belediye hoparlöründen valiliğin sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini, bunun üzerine kendisinin hem bu üç kişiye, hem de gruptakilere dağılmalarını, evlerine gitmelerini tekrar söylediğini; gruptan kopmalar' olmasına rağmen, 4 veya 5 bin kişi civarında bir topluluğun hava kararana kadar sokakta kalmaya devam ettiğini; topluluğun liderlerine çocukları niçin aralarına aldıklarını, ateş etmesi halinde doğacak panikten çocukların ezilip ölebileceklerini söylediğinde, 'onlar davalarına inanan kişiler, bu yaşta davalarına hizmet ediyorlar diye cevap verdiklerini, (...) grubun saat 21.00 sıralarında tamamen dağıldığını, 24 ve 25 Aralık pazar ve pazartesi günleri de aynı yerde görev yaptığmı ve sokağa çıkma yasağı uyguladığını.." (s. 172-173)


Üsteğmen Zekai Çetiner:

"(...) 24.12.1978 günü, Yörükselim mahallesindeki ölüleri topladığı, 10 kadar cesetten birisinin tamamen yanmış vaziyette olduğunu; mahalledeki evlerin de tamamen yakılmış vaziyette olduklarını(...)" (s.173)


K.Maraş Valisi Tahsin Soylu ifadesinde:

"(...) 23.12.1978 günü sabah saat 09.00 sıralarında; Belediye hoparlörleri ile halkı tahrik edici ölüm ilanlarının yapıldığınm telefonla Valiliğe ihbar edilrnesi üzerine, Belediye Başkanını telefonla evinde buldurarak, yayınların derhal durdurulması ve ilan metinlerinin Valiliğe gönderilmesini istediğini, bu ilanların MHP Merkez İlçe Başkanı, ÜGD ve diğer bir dernek tarafından yaptırıldığının anlaşıldığını; ilan metinlerinde 'şehitlerimize yakışır bir şekilde cenazelerin ' kaldırılması için halka çağrıda bulunulduğunu ve bu ilan metni dışında bazı tahrik edici ifadelerin kullanıldığını; şehirde tansiyonun yüksek olması ve bazı grugların hastane civarında toplandığının öğrenilmesi üzerine, hukuk anlayışına göre valiliğin sokağa çıkma yasağı koymak yetkisi olmasına rağmen, saat 10.00'dan geçerli olmak üzere sokağa çıkma yasağı konularak, belediye hoparlörleriyle halka duyurulduğunu..." (s.182)


Yüzbaşı Bülent Ergin:

(...)

Jandarma Önyüzbaşı Günay Güneri:

(...)
 

Jandarma Astsubay Orhan Efe:

"23.12.1978 günü (...) birkaç bin kişilik bir grubun jandarma binasının lojmanlar kısmı önünden 'Aleviler bir astsubayı öldürmüşler, cesedini rehin aldılar, 10 eri de şehit ettiler, niçin duruyorsunuz, o silahlarınızı ne zaman kullanacaksınız, biz silahlarımızı almaya gidiyoruz' gibi tahrik edici sözler söyleyerek, Yörükselim’e doğru geçip gittiklerini..." (s.177)


Tuğgeneral Mahmut Boğuşlu:

(...)

Astsubay İbrahim Akıllı:

(...)

Tanıklar; Mahmut Duman, Ümmühan Duman:

"23.12.1978 günü sabah saat 08.30, sıralarında Kahramanmaraş Yörükselim Mahallesi Çeşme Sokaktaki evlerindeyken, biı grup kalabalığın mahalleyi ve evlerini çevirdiklerini; etraftan silah sesleri gelmeye başladığını ve üst taraflarındaki bir kaç evi yaktıklarını (...) saat 12.00 sıralarında dışarıdan evlerine ateş edilmeye başlandığını; evlerinin önündeki yolda bulunan 25-30 saldırganın gaz doldurdukları şişeleri ateşleyerek, pencerelerden içeri attıklarını ve daha sonra kapıyı kırarak içeri girdiklerini; ellerinde tahra, nacak, silah bulunan saldırganların kendilerini evden dışarı çıkarttıklarını ve ellerini başlarının üzerine kaldırtarak, her taraftan kendilerine ateş ettiklerini; olayda oğulları Mehmet Duman’ın öldüğünü, kendilerinin yaralandığını" (s.186)


Serintepe Mahallesi Olayları

Binbaşı Kemal Gündüz:

(...)

Tanıklar; Hünkar Bozkurt, İbrahim Bozkurt, Mercan Bozkurt, Sultan Ateş:

(...)

Tanıklar; Hatun Köse, Hasan Yıldız, Ökkeş Kaya, Mehmet Polat:
 

"bu topluluğun bir süre sonra, Yörükselim’den tekrar geriye dönerek (...) Mehmet Polat'ın evine gelerek taş ve sopalarla pencerelerini kırdıklarını; 'Vurun komüniste ne duruyorsunuz' diye bağırarak kapının önünde oturmakta olan M.Ali Güner isimli yaşlı adamın boynuna tahrayı dayayarak, 'müslüman mısınız, değil misiniz’ diye sorduklarını; o sırada evin bulunduğu yere gelen askerlerin bu saldırganları aşağıya doğru uzaklaştırdıkları ve evin ön tarafına 5'er metre aralıkla dizilerek; burada 2-2,5 saat kaldıkları; saat 14.30 sıralarında askerler 'cephaneliğe yürüdüler' diyerek kendilerini bırakıp kışlaya doğru gitmeye başlayınca, kendilerinin de askerlerin arkasından gitmeye başladıklarını; bu sırada hem aşağıdan, hem yukarıdan yağmur gibi kurşup yağdığını; ateş edildiği için yatarak kalkarak kaçtıklarını; bu sırada Hüseyin Kilit ve Hatice Temiz'in yaralandıklarını; saldırganların 'vurun komünistlere’ diye bağırmakta olduklarını; Mağaralı deresini geçerek Molla Tabak'ın evine sığındıklarını ve o sırada evden içeri girmekte olan Hüseyin Baz’ın hanımı Fatma Baz’ın kapıda vurularak öldüğünü, çocuğu Yılmaz Baz’ın da öldüğünü; Zeynep Aydoğan'ın da Molla Tabak'ın evinin önünde öldüğünü; Molla Tabak'ın evinin her tarafının sarılarak kurşun yağmurunu tutulduğunu; üç hilalli bayrakla eve doğru yürüdüklerini; bir süre sonra kariyerlerle askerlerin yetişerek kendilerini kurtardığını ve kariyerlerin himayesinde kışlaya götürüldüklerini" (s.l94-195).


Tanıklar; Kamil Berk, Ali Erdem, Güllü Erdem, Ahmet Tabak, Elif Ün, Meryem Ün:

"(...) 3 aylı bayrak bulunduğunu... tabancalar, otomatik tüfekler, benzin şişeleri ile evlerine saldırdıklarını; ellerindeki benzin şişelerini pencereden içeri atarak evlerini yaktıklarını; bu grubun elinde de üç hilalli bayrak olduğunu ve 'Maraş size ancak mezar olur, vatan olmaz, yaşasın Türkeş! Yaşasın MHP' diye bağırdıklarını; ellerindeki uzun menzilli silahlarla ateş ederek yollardan kaçanları vurduklarını; bu arada evlerinden çıkmakta olan Cemal Bayır ve Ali Ün'e de ateş ederek öldürdüklerini; o sırada kariyerler gelince Molla Tabak'ın evine sığındıklarını ve bu eve de ateş ederek, merdiven başındaki Fatma Baz ve Zeynep Aydoğdu'yu öldürdüklerini; oradan kariyerlerin himayesinde kışlaya gittiklerini" (s.196).


Yusuflar Mahallesi Olayları
(Ünver ve Akırmak Ailelerine Saldırı)

Tanık, Hamza Sancar:

"Yusuflar Mahallesinde Çehre Sokak ile Dalyan Sokağın kesiştikleri köşede oturduğunu; 23.12.1978 Cumartesi günü sabahleyin Çehre sokağın 2 tarafından ve Dalyan sokaktan 'solcu evi gösterin, Alevi evi gösterin, komünistler Moskovaya' diye bağıran ve elinde baltalar, sopalar, tüfekler, dinamitler, gaz bulunan mahşeri bir kalabalığın geldiğini; bu topluluğun kendi evinin önünde ikiye ayrılarak, bir grubun Ünver ailesinin, diğer bir grubun da Akırmak ailesinin evine doğru gittiklerini; Ünver ailesinin evine saldıran topluluğun 'vurun komünistlere' diye bağırarak kapıları kırdıklarını, duvarları deldiklerini, 15-20'sinin de dama çıkarak, damı delmeye çalıştıklarını; evi ateşe verdiklerini; topluluğun bundan sonra Ünver'lerin bitişiğindeki Osman Küçükbeşer'in evine saldırdıklarını; dışarıdan silah sesleri, 'Aha kaçıyor, Aha gidiyor' diye seslerin gelmeye başladığını; pencereden baktığında yolda 2 ceset gördüğünü; aynı saldırgan topluluğun Osman Küçükbeşer'in evinden bu defa Ünver'lerin küçük oğlunu sürükleyerek üç yol ağzına getirerek orada vurduklarını; bu saldırganların o sırada kendi içlerinden marangozun oğlu Mehdi Köklü'yü de yanlışlıkla vurduklarını, bu şahsı alıp götürdüklerini; Ünver ailesinin kadın ve çocuklarının ölenlerin üzerine kapandığını, bu sırada saldırgan topluluğun o aileden ihtiyar bir adamla ihtiyar bir kadını da öldürdüklerini; bu saldırgan topluluğun, 'sen solcuymuşsun, Alevi besliyormuşsun' diye kendi evini de bastıklarını ve sonra gittiklerini" (s.197-198).


Tanıklar; Naciye Ünver ve Habibe Ünver:

(...)
 

Tanıklar; Mahmut Ünver ve Leyla Ünver:

“(...) yolun ortasında Malik Ünver'i öldürdüklerini; ailenin kadınları Malik'in üzerine kapanınca saldırganların hepsinin üzerine ateş ettiklerini; bu ateş sonucu İbrahim ve Leyla Ünver ile Abdullah (Abdulvahap) Yıldırım'm yaralandıklarını; bunun üzerine herkesin bir tarafa dağıldığını (...), oradan kocası İbrahim ile birlikte Şeker'in, dereye inerek oğulları Mahmut Ünver'i bulup, sağlık ocağına götürdükleri, saldırganların bu defa bulundukları sağlık ocağına gelerek, zorla kapıyı açıp, İbrahim Ünver'i dışarıda öldürdüklerini" (s.198).


Yılmaz Ailesine Saldırı:

Tanık, İsmail Yılmaz:

"(...) 23.12.1978 cumartesi günü saat 11.00 sıralarında bir grubun 'vurun kızıl komünistlere, bunlara yaşamak haramdır' diye bağırarak evlerine saldırdıkları; kendisini, vücudununun muhtelif yerlerinden yaraladıklarını; saldırganların sopa, taş ve şişelerle eve girerek, babası Ali Yılmaz, annesi Hatice Yılmaz ve ağabeyi Hüseyin Yılmaz'a saldırdıkları; saldırganların elinden yaralı olarak kaçmaya çalışırken ayağı kayarak geriye doğru yuvarlandığını; annesinin, babasının ve ağabeyinin 'bizi öldürmeyin' diye yalvarmalarını duyduğunu; oradan hastaneye gittiğini ve bir gün yattığını, 24.12.1978 pazar günü hastaneden çıkıp eve geldiğinde, annesinin, babasının ve ağabeyinin cesetlerini evin kapısı önünde gördüğünü; saldırganların babasının parmaklarını keserek, kanını bir kazanın içine akıttıklarını, annesinin kafasını biriketle parçaladıklarını ve yüzünün tanınmaz halde olduğunu' (s.199).


Dumlupınar Mahallesi Olayları:
(İşbilir Ailesine Saldırı)

Tanık, Ayşe İşbilir:

"(...) 23.12.1978 cumartesi günü öğleden sonra ellerinde balta; av tüfeği, sopa, kazma, tahra, et keseri, tabanca olan kalabalık bir grubun eve doğru geldiğini görünce, kapıları kilitleyerek misafir odasında toplandıklarını, kalabalığın kendi evlerini aradığını ve 'hangisi, hangisi diye sorduklarını; saldırganların, evin damına çıkarak, 'Alevi, komünist dışarı çık' diye bağırdıklarını; daha sonra evin damından aşağıya inerek, kapı ve pencereleri kırıp, silah sıkarak içeri, girdiklerini; evde bulunan herkesin banyo aralığında toplandığını; kocası öğretmen Ali Rıza İşbilir'in ellerini havaya kaldırarak, 'teslimim, çocuklarıma aileme dokunmayın, ne yapacaksanız bana yapın' dediğini; grubun başındaki yaşlı bir şahsın, 'bunları teslim alın' demesi üzerine saldırganlardan bir kısmının oğlu Mehmet İşbilir'i evden dışarı çekmeye başladıklarını; kocası Ali Rıza İşbilir ile birlikte oğlunu 'bırakmamak için arkasından sarıldıklarını, bu defa saldırganların oğlu Mehmet'i bırakarak, kocası Ali Rıza İşbilir'i dışarı çıkardıklarını ve ellerindeki keserlerle kafasına vurarak yere serdiklerini; evden kaçmak isterken kendisini yakalayan saldırganların tekrar eve getirdiklerini; bunlardan 50-60 yaşlarında sakallı bir saldırganın durmadan küfür ederek, et keseri ile başına vurduğunu, yere düşerek bayıldığını; o zaman saldırganların kendisine silahla ateş etmiş ve sol elini bileğe kadar kestikten sonra öldü diye bırakmış olduklarını; bundan sonra saldırganların kızı Sabahat İşbilir'i öldürerek, kendi üzerine yatırmış olduklarını; oğlu Mehmet İşbilir'i de aşağıdaki caminin orda öldürmüş olduklarını, keza kayını polis memuru Hacı Veli İşbilir’i de saldırganların öldürmüş olduğunu" (s.204).


Tanık, Yeter İşbilir:

(...)

M.Ali Balta, Mehmet Sağlam, Ali Sağlam'ın Öldürülmesi:

Tanık, Şerif Balta:

(...)

Sakarya Mahallesi ve Yenimahalle Olayları:
(İlköğretim Müfettişi Süleyman Metin'in evine saldırı)

Tanıklar; Nursel Metin, Birgül Metin, Songül Metin:

"(...) Refet Efendi Caddesinde Musa Suna’ya ait iki katlı evin alt katında oturduklarını; olaydan bir hafta kadar önce bir cumartesi günü ellerinde defter, kalem olan iki şahsın gelerek nüfus sayımı olduğunu söyleyip, evde kaç kişi olduğunu yazdıktan sonra; yeni kapı numarasının 12/A olduğunu söyleyip, bunu kapının üzerine yazarak gittiklerini;

22.12.1978 cuma günü akşamı mahallede büyük bir topluluğun oluştuğunu; arka sokakta oturan Çokuçkunlar'ın taksisinin geceleyin sayısız gelip gittiğini;

23.12.1978 cumartesi günü sabah 08.00-08.30 sularında ellerinde kırma av tüfeği, taş, sopa.... olan 300-400 kişilik büyük bir topluluğun 'Müslüman Türkiye, Kahrolsun Komünistler, Komünistler Moskovaya, Alevilere ölüm diye bağırarak evin önünden geçip aşağıya doğru gittiklerini; bitişiklerindeki eve kamyon ve taksiyle bir şeyler getirildiğini, karşılarındaki odun deposundan da bu topluluğa odun dağıtıldığını; saat 11.30 sıralarında saldırganların eve saldırdıklarını; banyo ile tuvalet arasına sığındıklarını, saldırganların camları taşla kırıp içeriye gazlı meşaleleri attıklarını; yatak odasında içeriye attıkları bombanın patladığını; çıkan yangını söndürmek için uğraşırken, evi kurşun yağmuruna tuttuklarını; bu sırada somyanın üzerine çıkıp dışarı bakmakta olan babaları ilköğretim müfettişi Süleyman Metin’in karnından yaralandığını; mutfağın pencere demirini kesen iki kişinin içeri girerek babalarına teslim olmasını söylediklerini, babalarının 'çoluğumla çocuğumla teslim oluyorum, garantinizi gösterirseniz dışarı çıkacağım,' dediğini; 8-9 yaşlarında bir çocuğun babalarının elinden tabancasını aldığını; açılan kapıdan evin içine bir çok saldırganın girdiğini babalarının bu şahıslara, 'teslim olduk daha ne istiyorsunuz' dediğini; içeriye giren saldırganların dışarıdakilere 'artık teslim oldu, ateşi kesin diye bağırdıklarını; eve giren saldırganlardan elinde av tüfeği ve sopa bulunan birisinin babalarını dövmeye başladığını ve arkasından silah sesi geldiğini; annelerinin 'öldürdünüz’ diye bağırdığını; o zaman sığındıkları yerden çıkarak salona geçtiklerini; babalarının kanlar içinde yerde yatmakta olduğunu; küçük kardeşleri Hürriyet'in babasına sarılmasına evdeki saldırganların gülüştüğünü; saldırganların evin her tarafına gaz dökerek tutuşturduklarını, evin her tarafının yanmaya başladığını; salondaki halı da ateş alınca babalarının cesedinin yanmaması için dış kapıya kadar götürdüklerini; saldırganların 'bırakın kafir yansın diye bağırarak cesedi tekrar ateşe doğru götürmek istediklerini ve saldırganlardan bir kaçının kendilerine sopayla vurduklarını" (s.209-210).

Tanık, Gülnaz Metin:

(...)

Tanıklar; Nursel Metin, Birgül Metin, Songül Metin:

"Kapıya çıktıklarında saldırganların kendilerini evden alarak, döve döve ve sürükleyerek, sokak sokak gezdirdiklerini, pijamalarını iki defa indirdiklerini ve utanç verici hareketler yaptıklarını; topluluğun başında bulunan sakallı Mahmut Doğan’ın (73 iddianame numaralı sanık) elinde et keseri olduğu halde 'sizin hesabınızı daha sonra göreceğiz, Alevilerin son günü, boynunuzu vuracağız' diyerek topluluğu devamlı olarak tahrik ve idare ettiğini; bu şahsın yanında iki tane daha sakallı şahısla, sarı bıyıklı bir şahsın bulunduğunu ve bunların da topluluğa 'yakın yıkın' diye bağırdıklarını; Namık Kemal Mahallesi, Çerkezler semtine geldiklerinde, topluluktan birisinin 'Müslüman olan kızlara dokunmasın’ demesi üzerine, Eğitim Enstitüsü öğrencisi Ramazan Purkaya'nın kendilerini topluluğun elinden aldığını ve 'Nursel, olacağını biliyordum, ama bu kadar olacağını bilmiyordum, asıl hedefleri siz değildiniz, Musa Suna idi diyerek kendi evlerine götürdüğünü; o sırada saldırganların tekrar kendi evlerine doğru döndüklerini (...)". (s.210).

Tanık, Elif Suna:

"(...) 23.12.1978 cumartesi günü sabahı 'dükkanlar tahrip edildi' diye haber gelince, önce arabayla çocukları Fazlı ve Mehmet Suna’nın ve arkasından da yaya olarak kocası Musa Suna’nın Döngel sitesindeki dükkanlarına bakmak üzere gittiklerini; mahallenin yukarısından gelen 300-400 kişilik bir grubun 'Müslüman Türkiye, Maraş Alevilere mezar olacak' diye bağırarak, aşağıya Islıkçı Köprüsü’ne doğru gittiklerini; bir süre sonra çocukları Fazlı ve Mehmet Suna ile kocası Musa Suna'nın eve geldiklerini; akrabaları Ali Uzunçay'ın da eve misafir olarak geldiğini; aşağıya inen ve Islıkçı köprüsünün orada toplanan grubun saat 11.30 sıralarında yukarı çıkarak, evin önündeki meydanlığa geldiklerini; 'Alevilere hücum, Maraş Alevilere mezar olacak, komünistler Moskovaya’diye bağırmaya başladıklarını; evin karşısında Milcan Gök (319 iddianame numaralı sanık)'e ait odun deposunda, bu topluluğa sopa dağıtıldığını; saldırganların önce alt katta oturan ilköğretim müfettişi, Süleyman Metin’in evine taş ve sopalarla saldırdıklarını, gaz döküp evi yaktıklarını ve ilköğretim müfettişi Süleyman Metin’i öldürdüklerini, o sırada tanıdıkları Musa Funda’nın duvardan atlayarak eve geldiğini; kendisinin birkaç sefer 'imdat' diye bağırarak komşu bir kadına 'İslam, değil misiniz, Müslüman değil misiniz, hangi gavurdan geldik, hiç olmazsa biriniz bizi kurtarın dediğini; eve merdiven dayayan bu kadına saldırarak dövdüklerini ve evinden içeriye soktuklarını ve duvarın dibinde mevziye girdiklerini; saldırganların gaza bulanmış bezleri ateşleyerek içeri attıklarını, arka taraftaki arsada bulunan taksiyle traktörü yaktıklarını, arabada bir CHP bayrağı bulunca 'anasını S.K. ettiğimin komünist Halk Partisi'nin bayrağı var arabasında' diye küfür ettiklerini; evin her tarafını ateş sardığını; saldırganlardan birisinin devamlı olarak 'çıkın dışarıya, bizi ne oyalıyorsunuz, komünistler Moskova’ya öldüreceğiz, Maraş size mezar olacak' diye bağırdığını; kendisinin 'kardeşler, yapmayın bu vicdansızlığı, biz de Müslümanız, yarın pişman olursunuz, bizim ölümümüzde ne var, biz ölürüz geri kalanlar yine beraber yaşayacak, yapmayın bunu' dedikçe saldırganların 'anasını avradını S.K. ettiğimin orospusu, sen daha konuşuyor musun, neren Müslüman senin, eşhedü çek bakalım dediklerini; eşhedüyü çekmesine rağmen inanmadıklarını; bu şekilde saat 16.30'a kadar eve saldırdıklarını, saldırganların 'size bir şey yapmayacağız, dışarı çıkın, teslim olun diye bağırmaları üzerine kızı Fidan Suna ve yeğeni Aziz Tüzün’ün teslim olmak için balkona çıktıkları sırada Şeker Mehmet'in (365 iddianame numaralı sanık Mehmet Çetintaş) evinden yapılan atışla vuruldukları; oğlu Ali Suna'nın cenazeleri banyoya taşıdığını; evin her tarafını ateş sarması üzerine çocuklarla beraber banyoya girdiğini, kocası Musa Suna’nın tuvalete girdiğini, Musa Funda’nın da tuvaletin önüne saklandığını; o sırada yapılan ateşle bir merminin gözünü sıyırarak geçtiğini; balkonda bulunan Musa Funda’nın önüne 2 bidon benzin atıp ateşlemeleri üzerine Musa Funda’nın karşı taraftaki misafir odasına geçtiğini, saldırganların bu defa, 'bunlar banyoya girmişlerdir, oraya bir bomba atak' da kurtulak' demesi üzerine misafir odasına geçtiklerini, bu sırada Musa Funda'nın beyninden vurulduğunu," (s.211-212).

Tanık, Fazlı Suna:

(...)
 

Tanık, Elif Suna:

(...)

Tanık, Ali Uzunçay:

(...)

Tanık, Ali Bil:

(...)

Tanık, Elif Suna:

"(...) ve oğlu Ali Suna'ya ateş ettiklerini, yaralı vaziyetteki Ali Suna’nın koluna girerek yolun ortasına doğru götürdüklerini; aşağıya indiğinde saldırganlardan birisinin kendisinin kolundan tutarak, 'kimden medet umuyorsun, Ecevit'ini çağır, Türkeş karşındadır' diye bağırdığını; yola çıktığında Ali Suna'nın öldürülmüş olduğunu ve saldırganların Ali nin cesedine sopalarla vurmakta olduklarını gördüğünü;" (s.212)


Tanık, Fazlı Suna:

"(...) yaralı vaziyetteki yengeleri Esma Suna ile kız kardeşleri Fidan Suna'nın cesedini merdivenlerden aşağıya indirdiklerini; o sırada eve giren saldırganların, kendilerine vurmaya başladıklarını; 'öldürecekseniz şimdi öldürmeyin, yalnız şu hamile kadın ölecek, önce onu kurtaralım, ondan sonra öldürün,' diyerek yengeleri Esma Suna'yı Cuma Kahya'nın dükkanının önüne götürdüklerini; bu sırada yolun üzerindeki saldırganların 'Müslüman Türkiye, Komünistlere ölüm, Komünistler Moskova'ya, Ecevit'iniz nerede, gelsin sizi kurtarsın, Türkeş'imiz yanımızda, kara itiniz nerede, gelsin sizi kurtarsın' diye bağırdıklarını, bazılarının elinde üç hilalli bayraklar olduğunu; ağabeyleri Mehmet Suna ile birlikte. kendilerini teslim alan saldırganlara, 'neden böyle yapıyorsunuz, hepimiz Müslüman değil miyiz, hepimiz kardeş değil miyiz diyerek komünist olmadıklarını, komünistlere karşı olduklarını, Halk partili olmanın komünist demek olmadığını söylediklerini; toplulukta bir yumuşama görüldüğü sırada, saldırganlardan birisinin 'bunlar komünisttir, öldürelim' diye kışkırtması üzerine, saldırganların ellerindeki demir, et satırı ve silahlarla kendilerine vurmaya başladıklarını; ellerinden kaçtıkları sırada birikethanenin orada saldırganların ağabeyleri Mehmet Suna’yı yakalayarak öldürdüklerini;(.:.) (s. 213-214)


Bilmez Ailesinin Evine Saldırı:

Tanık, Selda Bilmez:

"(...) 23.12.1978 cumartesi günü saat 10.00-10.30 sıralarında kardeşi Murat'ı kucağına alarak balkona çıktığında, karşısında oturan Göksun’lu Suna ailesinin (300 iddianame numaralı sanık Hasan Sarıoğlan) kızlarının 'biraz sonra çocuk sevmeyi gösteririz' dediğini, evden içeriye girdiğinde babası İbrahim Bilmez’in 'ev sahibinin karısı ile oğlu geldi, evi basacaklarmış' diye konuştuğunu; hemen arkasından da evin 500-600 kişilik bir grup tarafından çevrildiğini; bunların 'Başbuğ Türkeş' diye bağırdıklarmı; çoğunun elinde Türk bayrağı ve üç hilalli bayrak olduğunu, saldırganların 'erkekler çıksın, kadın ve çocuklara bir şey yapmayacağız' diye bağırdıklarını; evin erkeklerini bir odaya koyarak, kadınların bu odanın kapısının önünde topladıklarını; saldırganların bir kısmının yukarı çıktıklarını; ev sahibinin oğlu Şükrü Sarıkaya’nın (292 iddianame numaralı sanık) kendisine bir tekme vurarak yere devirdiğini ve içerden kilitli olan kapıyı kırarak, 'erkekler, gavurlar burada’diye bağırdığını ve aşağıya indiğini; o zaman saldırganların aşağıda bulunan odunlarını yaktıklarını, evin içine ateş ettiklerini, dinamit, yakılmış naylon ve gaz doldurulmuş şişeler attıklarını; yanmakta olan evi söndürmek için suyu açtıklarını, saldırganlar aşağıdan 'erkek yok, bir ben varım, çoluk çocuğuma dokunmayın diyerek kendisini pencereden aşağıya attığını; evi ateş ve duman sardığı için kadın ve çocukların balkona çıkarak, biriketlerin oraya sığındıklarını; kardeşleri Ali ve Hasan Bilmez ile komşuları Hasan Ildırcan ve Hasan Yakarcan'ın sedirlerin altına saklanmış olduklarını; balkonda bulundukları sırada eve yapılan ateşin devam etmekte olduğunu; aşağıda kadınların şişelere gaz doldurup erkeklere verdiğini, erkeklerin de bunları evden içeri attıklarını, 'Alevileri öldürelim, bir Aleviyi öldüren bir yıl hacca gitmiş olur' diye bağırdıklarını; o sırada yanımıza gelen ve gözleri az gören ağabeyim Ali Bilmez’i damda bulan bir adamın (306 iddianame numaralı sanık Recep Esenceli) 'seni kurtaracağım’ diyerek dama çıkardığını, ağabeyi Ali Bilmez’in dama çıkmasıyla vurulmasının bir olduğunu; o sırada saldırganların damdan, sokaktaki demir elektrik direğini dayadıkları pencereden içeriye girmeye başladıklarını; dama çıkmak isteyen Hasan Ildırcan"ı da vurduklarını; Hasan Yakarcan'ı da merdivenden indiği sırada vurduklarını ve ateşe attıklarını; saldırganların dışarıdan tekrar 'teslim olun' diye bağırdıklarını; bunun üzerine yanlarında bulunan büyük ağabeyi Hasan Bilmez'in 'teslim oluyoruz' diye ayağa kalktığında onu da vurduklarını; (...)" (s219)


Tanık, Elif Sungur:

(...)

Tanık, Seda Bilmez:

"(...) kendilerini bitişik evin damına dayadıkları merdivenden aşağıya indirmeye başladıklarını; önce çocukların indiğini ve onları komşulara götürdüklerini ve arkalarından yaralı büyük ağabeyi Hasan Bilmez’i, annesi Fatma Bilmez’i de ortalarına alarak merdivenden sokağa indirmeye başladıklarını; kendisi sokağa indiği sırada, saldırganlardan birisinin ağabeyi Hasan Bilmez’i çekerek düşürdüğünü, arınesi Fatma Bilmez’in de ağabeyinin üzerine düştüğünü; o zaman saldırganların ateş ederek ve sopalarla vurarak annesini ve ağabeyini öldürdüklerini; bağırarak üzerlerine atıldığı sırada iki saldırganın kollarından tutarak dövdüklerini ve diğer çocuklarla beraber arka taraftaki Yassıada sokaktaki Hüseyin Kekik'in (372 iddianame numaralı sanık) evine götürerek, 'bunları rehine alalım, bizim onlarda adamlarımız var' dediklerini; bir süre sonra gelen askerlerin kendilerini kurtardıklarını; olaylar sırasında saldırganlardan bazılarının 'yeter' diyerek çekilmek istediklerini, elleri silahlı elebaşların ise, 'çekilirseniz sizi vururum' diyerek dağılmayı önlediklerini." (s.219)


Tanıklar; Zeynep Ildırcan, Şffet Ildırcan:

(...)

Tanık, P.Yzb. Sedat Kiper:

"23.12.1978 günil akşamı bölüklerden birer manga er alarak itfaiyeye gittiğini ve geceleyin itfaiyeninin bulunduğu yerin arkasındaki mahallede bir evde yangın olduğunun bildirilmesi üzerine; itfaiye ile yangın mahalline gittiklerini; bir elektrik direğinin yanan eve dayanmış olduğunu, evin önünde yerde biri kadın, ikisi erkek, üç cesedin bulunduğunu; evdeki yangının itfaiye tarafından söndürüldüğünü," (s.222)


Sakarya Mahallesindeki Alevi Evlerine Saldırı

Tanık, Hasan Yıldırım:

(...)

Tanık, Hatice Altun:

(...)

Kemal Özdemir'in Öldürülmesi

Tanıklar; Fatma Özdemir, Şehriban Özdemir:

(...)

Evlerin İşaretlenmesi:

482 İddianame nolu sanık Ali Korkulu, Mahkeme huzurunda verdigi ifadesinde:

"24.12.1978 pazar günü evinde bulunduğu sırada komşularının öğleye doğru kaçmaya başladıklarını; 'nereye kaçıyorsunuz, ne var' diye sorduğunda, 'Namık Kemal mahallesinde sağ, sol çatışması var, bundan korkup kaçıyoruz' dediklerini; bu komşular mahalleyi terk etmeden önce Namık Kemal mahallesi tarafından büyük bir topluluğun gelmekte olduğunu; bu topluluğun evin ön tarafındaki odanın penceresinin önüne yığıldığını; burada 'üzerinde yazı bulunan evleri yakın, diğer evlere dokunmayın’ diye bir ses geldiğini; bunu söyleyenin kim olduğunu bilmediğini; olay öncesinde evlerin duvarlarında böyle yazılar gördüğünü." (s. 246)

Ökkeş Yılmaz:

"Olaydan 15-20 gün önce, 3 memurun gelerek kapılara tebeşir ile işaret vurduklarını; kendilerine nedenini sorduğunda 'ilerde mektuplarınız geldiğinde sizi kolay bulsun' diye yazıyoruz dediklerini; ertesi gün bu defa 4 kişinin geldiğini; üçünün önceki, 4'üncünün ise yabancı olduğunu; bunlardan bazılarının yazı yazdığını, bazılarının da evde kaç kişi var diye sorduklarını." (s.246)


Namık Kemal Mahallesi-Erkenez Çayı Olayları

Tanık, Maviş Toklu:

"24.12.1978 pazar günü saat 10.00-10.30 sıralarında başlarında bir elinde bayrak, bir elinde silahla muhtar Mehmet Yemşen (458 iddianame numaralı sanık) ve Fevzi Görkem (472 iddianame numaralı sanık) olduğu halde, saldırganların 'Allah Allah, komünislerin kökünü kazıyacağız, komünistlerin büyüğü küçüğü demeyin, kafasını ezin' diye bağırarak, batı taraftan gelip, evine hücum ettiklerini; kapıyı kırarak içeri girdiklerini ve orada bulunan kocası Kalender Toklu’yu alıp, bahçeye çıkardıklarını; kendisinin de arkalarından dışarı çıktığını; muhtara 'aman etmeyin, eylemeyin, kocamı öldürmeyin; çoluk çocuğumu meydanda koymayın' diye yalvardığımda, muhtarın 'çoluk çocuklarını götür, Karaoğlan beslesin, kocanı Karaoğlan'ın yoluna kurban kesiyorum' dediğini, 'Karaoğlan kimdir?' diye sorunca da 'Ecevit' diye cevap verdiğini; kocası Kalender Toklu’yu gözünün önünde öldürdüklerini; öldürürken kocasına sarıldığını, üstünün başının hep kan olduğunu; 'aman muhtar, etme eyleme, sen ne ediyorsun' dediğinde, 'pişirdik pişirdik komünistler gelsinler hep yesinler' dediğini, saldırganların bu defa yakında oturan kardeşi Hüseyin Toklu’nun evinin etrafını sardıklarını; kardeşi Hüseyin Toklu’yu içeriden çıkardıklarını; orada da muhtara 'etme eyleme, kocamı öldürdün, kardeşim Hüseyin’i öldürme' deyince, muhtarın 'Hüseyin de Karaoğlan yoluna kurban gidiyor, sen daha Hüseyin'i arıyorsun diye cevap verdiğini; diğer saldırganlara da kardeşi Hüseyin Toklu'yu öldürmemeleri için yalvardığını, onların da 'Hüseyin de Karaoğlan yoluna kurban gidiyor, biz Karaoğlan yoluna bu sene kurban keseceğiz, bayram günü gelmiş' dediklerini ve kardeşi Hüseyin Toklu'yu öldürdüklerini, saldırganların daha sonra karşı taraftaki bir gözü görmeyen yaşlı kadın Cennet Çimen’in evine gittiklerini; bu kadını 'gel nene gel nene' diye dışarı çıkardıklarını; Cuma (529 iddianame numaralı sanık Cuma Yalçın) ile Nuri Boğa (552 iddianame numaralı sanık)'nın bu kadının gözünü tornavida ile oyarak, silah sıktıklarını ve öldürdüklerini; yakındaki hela çukuruna baş üzeri atıp, oradaki at arabasını kadının üzerine devirdiklerini; saldırganların daha sonra oradaki bütün evleri, bu arada kendi evini de yaktıklarını; saldırganlardan Fevzi Görkem 'yürü haydi seni kurtarayım' deyince onunla beraber bir süre gittiğini, fakat kalbinin bozuk olduğunu anlayınca geri dönerek evine geldiğini; 15 dakika kadar evde kaldıktan sonra, askerlere sığınmak için giderken yolda Mustafa’yı (480 iddianame numaralı sanık Mustafa Gökyokuş) bir eliyle İbrahim Usta’nın boynuna sarılmış, bir elinde de tabanca olduğu halde yanında kanını evime akıtmayın diye bir başka şahısla toplumun içine götürdüğünü; İbrahim Usta'yı da orada öldürdüklerini; o zaman kaçarak canını kurtardığını... beyan etmişlerdir." (s.252)

Kimdi Bunlar?

Peki, kimdi bütün bunlan tertipleyenler?

Amaçları neydi?

Türkiye'yi 12 Eylül'e kimin getirdiği,12 Eylül öncesindeki iç savaş ortamının yaratılmasından kimin sorumlu olduğu sorularının karşılıklarını bu soruların yanıtlarında bulmak mümkündür.

Bu konuda da Önce Kahramanmaraş katliamı davasının görüldüğü mahkemenin gerekçeli kararına bakmak gerekiyor.Gerekçeli hükmün 1177. sayfasında bu konuda şu değerlendirme yapılıyor:

"Gerekçeli hükmün olaylarla ilgili deliller başlıklı 4. bölümünde, olayların cereyan tarzı ve hukuki' değerlendirmesi başlıklı 5. bölümünde geniş olarak açıklandığı üzere; olaylar sırasında saldırgan gruplar MHP'nin amblemini taşımışlar, MHP ile ilgili sloganlar söylemişler, üzerine MHP yazılı evlere veya dükkanlara dokunmamışlardır."(4)

Buna rağmen mahkeme, MHP'nin olaydaki rolü çok açık olarak görülebilmesine rağmen, olaylarda rol alan MHP'li sanıkların olay sırasında MHP ile resmi ilişkilerinin saptanamamış olması nedeniyle, hakkında bir karara varamamışlar.

Yine Gerekçeli Hükümde katliamın amacıyla ilgili olarak şu saptamada bulunulmuştur:

"Olay tarihlerinde Türkiye'de demokratik anlamda sol çizgide bir program izleyeceğini öne süren bir siyasal kadro, TBMM'den güvenoyu alarak iktidar olmuştur. Bu siyasi görüşü benimsemeyen aşırı sağ siyasal görüşteki kuruluş ve kişilerin, iktidarın Anayasal yollarla değil de şiddet eylemleriyle zayıflatılıp yıpratılarak sonuçta istifasını sağlamak için, sade vatandaşları tahrik ve teşvik ettikleri, bilinen bir gerçektir. İşte uzun süreden beri yapıla gelen bu tahrik ve teşvik sonucu, K.Maraş ilinde 23.12.1978 cumartesi günü sabah erken saatlerden itibaren binlerce Sünni vatandaş sokaklara dökülmüş, 25.12.1978 günü akşamına kadar K.Maraş'ta devlet güçleri zaafa uğratılmış ve şehre sokaktaki güçler hakim olmuştur." (5)

İlginçtir ki, Tercüman gazetesi yazarlarından Ahmet Kabaklı da aynı kanıdadır. A. Kabaklı, 26 Aralık 1978 tarihli Tercüman gazetesindeki köşesinde olayları "binicisini beğenmeyen asil bir kısrağın şahlanışı" olarak tanımlamıştır. Kabaklı'nın asil bir kısrağa benzettiği, o insanlık dışı vahşeti gerçekleştirenlerdir. Ona göre, bu asil kısrak beğenmediği binicisini, yani Ecevit Hükümetini üstünden düşürmek için şaha kalkarak bu katliamı gerçekleştirmiştir. İnsanın, o küçücük çocukların keserlerle kafasına vurularak öldürülmesini, yetmişlik ninelerin gözlerinin oyulup, ırzına geçilmesini, hamile kadınların karnı deşilerek katledilişini... Bütün bu vahşeti ve alçaklıkları "asil bir kısrağın şahlanışına' benzeterek alkışlayabilmesi için insanın nasıl aşağılık-faşist bir kafaya sahip olması gerekir? Şaşılacak ve gerçekten anlaşılmasi zor birşeydir.

Gerçekten, olayların CHP Hükümetine yönelik bir amaçla kışkırtılmış olduğu açıkça görülmektedir. Ancak bu olayların basit bir kışkırtma olmadığının da hemen belirtilmesi gerekir. Maraş katliamına gelinceye kadar, Orta Anadolu'nun benzer özelliklere sahip yörelerinde, aynı doğrultuda çok sayıda kışkırtmalar düzenlenmiştir. Malatya, Sivas, Elazığ gibi illerde daha önce meydana gelmiş olan yukarıda aktardığımız olaylar adeta Maraş katliamının birer provası gibiydi. Kuşkusuz,17 Nisan 1978'de Hamit Fendoğlu'na ve Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesindeki CHP'li bir' Alevi aşiret liderine Ankara’dan bombalı paket göndererek suikast düzenleyen çevrelerle, Kahramanmaraş katliamını düzenleyen çevreler aynı faşist çevrelerdir.

Kuşkusuz, bu olayların tarihi, sosyal ve ekonomik çok yönlü nedenlerinin bulunduğunu söylemek mümkündür: Dinsel kökenli çelişkiler çok uzun tarihsel köklere sahiptir. Ekonomik ve sosyal uyuşmazlıklar özellikle kapitalizmin ve şehirleşmenin hızlanmasıyla son yıllarda artmıştır. Ülke çapında yükselen politikleşme kaçınılmaz olarak bu ayrılıkların politik bir muhteva kazanmasına da yol açmıştır. Bütün bunlar ne kadar gerçekse, bazı güçlerin ve egemen çıkar çevrelerinin,1978 yılı sonlarına doğru bu çelişme ve ayrılıkları kendi çıkarları doğrultusundaki bazı siyasal amaçlar için bir iç savaşa doğru kışkırtukları da o kadar gerçektir.

Olayları, siyasal sonuçlarıyla birlikte ele alarak değerlendirmek gerekir.

MHP, Kahramanmaraş olaylarına gelinceye kadar hükümeti sıkıyönetim ilan etmeye zorlayan bir politika izlemiş, zaman zaman idarenin orduya devredilmesini açıkça istemekten kaçınmamıştır. MHP'nin olayların kışkırtılmasında bu doğrultuda bir amaç güttüğü açıkça görülmüştür. Kahramanmaraş olaylarından sonra sıkıyönetim ilan edilmesi Mecliste kabul edildiğinde, Demirel ve Türkeş sevinçle kucaklaştıklarına göre, aynı amacın, Ecevit'in başarısızlığını kanıtlayacağı için, AP tarafından da benimsendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Ancak, bu olayları kışkırtanların arkasında daha başka belki ilk bakışta görülemeyen güçlerin de bulunduğunu gösteren pek çok belirti vardır.

Kahramanmaraş olaylarını değerlendiren Radio France Internationale, 27.12.1978'de, "Türkiye'de meydana gelen olaylarda yabancı gizli servislerin, özellikle CIA'nın rolü var" şeklinde yayın yapmıştı.

25 Aralık 1978'de BBC'nin yorumunda şu görüşlere yer verilmişti:

"Kahramanmaraş olayları, Pakistan, Afganistan ve İran'dan sonra belki de kaos ve belirsizlik içine düşme sırasının Türkiye'ye geldiğini gösteriyor.(...) Başbakan Bülent Ecevit dahil olmak üzere, giderek artan sayıda kişi, bir iç savaş tehlikesine dikkati çekiyorlar.(...)
Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir kez daha kendisini müdahale zorunda hissetmesi olasılığı güçlü durumda."(6)

Aynı günlerde Türkiye'ye gelen Dünya Bankası yetkilisi Charney "Bugünkü Türk hükümeti, ekonomik dar boğazı geçiştirecek önlemleri alamıyor. Askeri yönetim gelirse, bu güçlükleri önleyebilir." diyordu.

O günlerin kargaşası içinde bile görülebilen bu gerçekler, yani Kahramanmaraş katliamının CIA-Kontr Gerilla gibi gizli örgütlerin tezgahladığı doğrultuda, önce bir sıkıyönetimi, sonra askeri bir darbeyi kolaylaştırmak için MHP''li faşistler tarafından gerçekleştirilmiş olması, bugün büyük bir şaşkınlık ve suskunlukla geçiştirilmeye ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Ne var ki, Dünya ve Türkiye kamuoyunun gözleri önünde ve kimin çıkarına ve kimler tarafından yapıldığı, yapılmış olduğu sırada bile açığa çıkan; mahkeme tutanaklarında bu konuda sayısız kanıt bulunan bu katliamı unutmak mümkün müdür? Aynı faşist güçler tarafından Sivas'ta, Malatya'da sahneye konularak; provası yapılmış ve tecrübe kazanılmış olan bu katliamda, mahkeme tutanaklarında gösterildiği şekilde, katliamdan önce saldırılacak evlerin kendilerini Belediye görevlisi olarak tanıtan MHP'liler tarafından işaretlenmesi,hangi evde ne kadar silah bulunduğunun araştırılması, kâtliam için çevre ilçe ve köylerden adam getirilmesi, sinemaya bomba atılarak yaratılan provokasyon, olaylar sırasında "Aleviler camiyi bombaladı" yalanlarının ortaya atılması, katil sürülerinin sokaklarda ellerinde MHP bayrakları ve dillerinde MHP sloganları ile dolaşmaları; işte bütün bunlar, katliamın CIA ve Kontr-Gerilla kitaplarında yazıldığı biçimiyle ve CIA'nın, Kontr-Gerilla'nın o günkü Türkiye'de yaratılmasını istedikleri ortamı yaratmak için MHP'li faşistler tarafından yapılmış olduğunun kanıtları değil de, başka nedir? (7)
Evet, Kahramanmaraş katliamı sıkıyönetimle sonuçlandı. Sıkıyönetim ise, Türkiye'de bazı çevrelerin istediği bir askeri
darbeye giden sürecin başlangıcını oluşturuyordu.

(1) Maraş Olayları Davası Gerekçeli Hükmü, s.85; Türkiye Ansiklopedisi, Kaynak yayınları, s. 1672

(2) Maraş Olayları Davası Gerekçeli Hüküm, s.296

(3) Türkiye Ansiklopedisi, Kaynak Yayınları, s. 1672

(4) Maraş Olayları Davası Gerekçeli Hüküm, s.1177

(5) Maraş Olayları Davası Gerekçeli Hüküm, s. 796

(6) C.ARCAYÜREK, C.Arcayürek Açıklıyor - 8

(7) Ve Devrimci Yol dergisi, Maraş'tan sonra şunları yazdı:

"Kahramanmaraş'ta katledilen halkımız savunmasızdı, Bu yüzden katiller böylesine çok cana kıyabildiler, böylesine cesaretli olabildiler. O halde vakit geçirmeksizin savunma tedbirlerimizi almalıyız.

Her mahallede, fabrikada, okulda ve işyerlerinde halkımız, devrimcilerin önderliğinde direniş komiteleri oluşturmalıdır.(...) Direniş komiteleri, bulundukları yerleri faşist saldırılara karşı birer kale gibi koruyacaktır. '

Bir mahallede direniş komiteleri oluşturulabilmişse; oraya faşist caniler yaklaşamazlar. Yaklaşanlar da gereken dersi fazlasıyla alırlar. Her direniş komitesi, bulunduğu bölgeyi herhangi bir saldırıya karşı korumak için gereken bütün savunma tedbirlerini almalıdır. ' Saldırı tehditi altındaki bölgelerde, direniş komiteleri biçiminde örgütlenen halk, kendi mahallesini gece ve gündüz sürekli nöbetler tutarak korumalıdır. Fabrikalar, işyerleri ve okullarda da gereken tedbirler alınmalıdır.

Faşizmin Kahramanmaraş'taki katliamları, halkımızın faşizme karşı kendini savunmak zorunda olduğunu ve bu savunmayı direniş komiteleri biçiminde örgütlenerek yapabileceğini bir kez daha ortaya koymuştur."


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org