|
Narin ve Sanayi Odası Başkanı Sakıp Sabancı, AP ve CHP
liderleriyle görüşmeler yaptılar ve kamuoyuna tercihlerinin "erken seçim"
doğrultusunda olduğunu açıkladılar. Bu açıklamaların hemen arkasından AP,
erken seçim çağrısı yaptı. CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit de erken seçim
önerisini kabul ettiğini bildirdi.
Bu gelişmenin en ilginç yanı,hiç kuşkusuz,
emperyalist güçler, yerli tekelci burjuvazi ve siyasi partilerimiz
arasındaki olağanüstü "uyum"du. Demokrasimizin biricik temsilcileri,
siyasi partilerimiz, emperyalist güçlerin ve yerli tekelcilerin bir
dediğini ikiletmiyorlardı!
TBMM 5 Nisan'da toplandı ve Ekim 1977'de yapılması
gereken seçimlerin 5 Haziran'a alınmasını kabul etti.
Erken seçim kararının alınmasıyla birlikte olayların
hızla arttığı görüldü. Faşist terörün sanki gaz pedalına birisi tarafından
basılmış gibiydi. Erken seçim kararının alındığı Nisan ayından önceki son
3 ayda toplam 59 kişi öldürülmüşken, erken seçim kararının alınmasından
sonraki 3 ay içinde toplam 133 kişi öldürülmüştü. Ölenlerden 89'u solcu ve
17'si faşist-sağ görüşlüydü. Faşist terör gerçekten çıldırmış gibiydi.
Erken seçim döneminin (faşist terör hareketlerinin
tüm yurt sathında yoğunlaşmasının yanı sıra) önemli gelişme ve
değişiklikleri de beraberinde getirdiği görüldü. Parti Başkanlarına karşı
düzenlenmiş suikastler, Kontr-Gerilla eylemleri, toplu katliamlar, hükümet
darbesi teşebbüsleri oldu. Seçim kampanyaları sırasında Demirel, "Bu
Anayasa ve seçim yasası ile ülke yönetmek fevkalade güç" derken, Ecevit,
"Demirel bir faşist olduğunu kanıtladı" diye demeçler verdi.
5 Haziran erken seçimleri yaklaşırken, Türkiye hızla
ve yeniden tam bir toplumsal ve siyasal karışıklık ortamına sürüklendi:
Seçim dönemi boyunca adeta bir iç savaş ortamı yaratıldı. Tertip ve
saldırılar arttı. Baskılar yoğunlaştı. Faşist cinayetler artık günlük ve
sıradan olaylar haline getirildi.
Sol görüşlü 20 kişinin hayatını kaybettiği Nisan
ayındaki önemli olaylardan biri, Ecevit'in seçim gezileri sırasında
gerçekleşen faşist saldırılardı.
Niksar ve Şiran Olayları
Seçim gezilerine çıkan CHP Genel Başkanı
B.Ecevit'e, 26 Nisan günü Tokat'ın Niksar ilçesinde silahlı ve
taşlı-sopalı saldırı düzenlendi. CHP'nin seçim otobüsü ve minibüsü
kurşunlandı. Silahlı saldırıdan önce taş atılarak, küfür edilerek halk
kışkırtıldı. Güvenlik kuvvetleri olaylara müdahale etmediler.
Daha sonra ilçeye gönderilen askeri birlikler
olayları bastırdı. Niksar olayları, İçişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı MHP'li Ali Rıza Akdemir tarafndan tertiplenmişti, Daha önce
MHP'den aday olan Müsteşar yardımcısı "Komando Rıza olarak tanınıyordu.
27 Nisan günü, Niksar'dan sonra Ecevit ve
beraberindekiler Gümüşhane'nin Şiran ilçesine geldiklerinde de, AP ve
MHP'Iilerin saldırılarına uğradılar. Saldırıda 3'ü tabanca kurşunuyla
olmak üzere 7 kişi yaralandı. CHP konvoyunda bulunan 20 kadar araç
tahrip edildi.
26 Nisan gecesi, Şiranda afiş asma ve yollara
slogan yazılması yüzünden CHP'liler ile MHP'liler arasında çatışma
çıkmıştı. Ecevit ilçeye gelmeden önce hava gerginleşmişti. Ve Ülkü
Ocaklılar taşkınlıklar yapmaya başlamışlardı.
Belediye binasının karşısında bulunan AP lokali
önünde toplanmışlar, ellerinde Türkeş'in çerçeveli bir fotoğrafı ve
bozkurtlu bir flama ile "Katil Ecevit, Komünistler Moskova'ya" gibi
sloganlar bağırmışlardı.
Faşistler,Ecevit ilçeye gelmeden önce başlayan CHP
mitinginde gösterilerine devam ettiler. CHP'li parlamenterler,
faşistlerden mitinge müdahale etmemelerini istediler. Sayıları
200-250'yi bulan faşist grup, CHP'lilere saldırıya geçti. Polis ve
Jandarma olayları önleyemedi. CHP'liler bozkurt flamasını alarak
yaktılar. Bunun üzerine AP lokalinden kalabalığın üzerine boş şişeler
atıldı.
Bu olaydan sonra Ecevit'in içinde bulunduğu büyük
otobüs ve öteki araçlar Şirana girdi. MHP ve AP'liler taş ve sopalarla
konvoya saldırdılar. CHP'liler bu grubu etkisiz hale getirmek isteyince
faşistler kurşun sıkmaya başladılar. Miting alanı 10 dakika süreyle
savaş alanına döndü. Ecevit'in otobüsünün üzerinde bulunan koruma
polisleri de havaya ateş açtılar.
Saldırı sırasında bazı CHP'li parlamenterler de
yaralandı. Faşistlerin baltayla saldırdığı CHP senatörü Niyazi Ünsal,
yaralı bir şekilde şoförü tarafından kurtarıldı. Tunceli Milletvekili de
çeşitli yerlerinden yaralandı. Olaylar sonucunda CHP'lileri ilçeye
getiren Erzurum plakalı otolar tahrip edildi, bazı işyerleri, evler,
belediye binası ve otobüs terminali hasar gördü.
Çatışma sırasında otobüsün içine giren Ecevit,
olayların yatışmasından sonra belediye binasına sığındı. Olaylar devam
ederken, telefonla Cumhurbaşkanlığı'na başvurdu. Genel sekreter
F.Bayramoğlu ile görüşen Ecevit: "Karşımda devleti bulamıyorum. Kendi
canımın değil, Şirandaki can ve mal güvenliği bulunmayan
vatandaşlarımın durumunu düşünüyorum." dedi. Ecevit, yaralıların
taşınması için helikopter yardımı istedi.
Bu ara Erzincandaki CHP mitingine de beklenen
Ecevit, Erzincana gidemedi. Erzincanda faşistler Ecevit'in resmi
bulunan 2 aracı tahrip ettiler.
Saat 19.00'a doğru polis, Ecevit'in gelmeyeceğini bildirdi ve halkı
miting alanından coplayarak dağıttı.
İşçi Direnişleri: Aşkale Grevi, MESS ve Diğerleri...
Yeraltı Maden-İş sendikası 12 Ocak 1977 tarihinde
Erzurum Aşkale'de TKİ'ye bağlı kömür işletmelerinde greve başladı. Grev
her türlü faşist saldırı, işverenin ve sarı sendikanın oyunlarına
karşın, 68 gün sürdü.
Bu süre içinde işveren işçilerle görüşmekten
sürekli olarak kaçtı ve bu arada grevi kırmak için de her türlü yolu
denedi. TKİ Genel Müdürlüğü grevle ilgili yalan haberler çıkarttı.
Tercüman, Hürriyet ve Bayrak gibi gazetelerde bu
tür haberler yer aldı; grevin Erzincan ve Tunceli'den getirilen
kişilerce yürütüldüğü,işçilerin greve katılmadığı yalanlarına
başvuruldu. TKİ Genel Müdürlüğü, grevi kırmak için zimmet, sahtekarlık
ve karaborsa suçlarından sanık olan Mustafa Küçük'ü 15 günlük kaydıyla
İşletme Müdürlüğü'ne atadı. Yeni müdür hemen Ülkü Ocaklı faşistlerle
ilişkiye geçti ve grevi bu yolla (faşistler eliyle) kırmağa çalıştı.
Bu arada işyerine jandarma birliği dışında, mavi
bereli komando birliği, Erzurum'dan toplum polisi getirildi. Toplum
polislerinin yanında bir sürü Ülkü Ocağı militanı da bulunuyordu. Bu
militanlar ve polis işçilerin yatakhaneden çıkmasına izin vermediler ve
böylelikle faşistlerin ocağı işgal etmelerini sağlamak istediler. Ancak
işçiler polis ve jandarma kordonunu yararak iş yerine girdiler.
Aynı gün Benek, Şıhveren, Hacıhamza köylüleri de
yolların karla kaplı olmasına rağmen, köylerinden çıkarak işçilere
yardıma geldiler. Jandarma işyerinin 500 metre dışında karşıladığı
köylüleri içeri sokmamaya çalıştı. Ateş açacağını söyledi. Fakat
köylüler durdurulamadı. Böylece, faşistlerin ocakları işgali önlendi.
Baskı ve saldırılar Aşkale kasabası içinde de sürdü. Erzurum'dan Ülkü
Ocaklı faşistler otobüslerle Aşkale'ye getirildi. Sokaklarda işçilere
saldırıya başladılar. İşletme müdürüyle görüşmeye giden sendika
örgütlenme sekreterini bıçakladılar. Aşkale'de Maden işçilerinin ve
onları destekleyenlerin yollarını kesip dövmeye kalktılar. Grevden
vazgeçmeleri için tehditlerde bulundular.
Bakanlar Kurulu, 68. gününde grevi durdurma kararı
aldı ve ocakların kapatıldığını ilan etti. Ancak işçiler ocakları terk
etmeyerek burada direnişe başladılar ve üretimi kendi kontrollerinde
sürdürdüler. Böylece ocağın kapatılması kararı kağıt üzerinde kaldı.
Üretilen kömür satılmadı, stoklarda biriktirildi.
Sonuçta, Yeraltı Maden-Iş sendikası önderliğinde
grev ve direniş başarıyla sonuçlandı; toplu iş sözleşmesi imzalandı.
Böylece 9 ay önceki kapatma kararını işveren kaldırdı ve Enerji
Bakanlığı da ocağın açılmasını onayladı. Ocakta üretime başlandı. Bu
gelişmeler olurken, Malatya, Hekimhan'da 411 maden işçisinin Bilfer
Şirketi'nde sürdürdükleri grev de 200. günü aşıyordu.
Amasya-Çeltek'te Yeni Çeltek Kömür İşletmesi'nde
çalışan bin işçi adına sürdürülen toplu sözleşme görüşmelerinde de
Yeraltı Maden-İş grev kararı aldı. Cizre-Şırnak'ta Asfalt işletmelerinde
de greve çıkıldı.
Yeni Çeltek'te 26 gün süren grev sonrasında toplu
sözleşme imzalandı. İşçiler sözleşmeyi "Türkiye'de örnek bir sözleşme"
olarak nitelediler.
Cizre-Şırnak İşletmelerinde 55 gündür süren grev
de, imzalanan sözleşmeyle son buldu.
Mayıs 1977 sonunda 30 binden fazla işçi MESS'e
karşı direnişe başladı.
DİSK Maden-Iş Sendikasının başlattığı grevler
üzerine, MESS de Maden-İş üyelerine karşı lokavt uygulamaya başladı.
Kasım ayında 33 grev ve 12 lokavt ile MESS-Maden
İş mücadelesi sürüyordu.
4 Şubat 1978 tarihinde MESS ile olan anlaşmazlığın
çözüldüğü ve toplu iş sözleşmesinin imzalandığı açıklandı.
1 Mayıs Katliamı ve Provokasyonlar Zinciri
1 Mayıs 1977'de Türkiye'nin en büyük kitle gösterisi
ve en vahşi katliamlarından biri yaşandı. CIA, MİT, Kontr-Gerilla gibi
faşist güçler, 35 kişinin hayatını yitirdiği büyük bir provokasyon
yarattılar.
1 Mayıs sabahı Beşiktaş'ta yüzbinlerce insan erken
saatlerde toplanmaya ve adı "1 Mayıs Alanı' olarak değiştirilen Taksim
Alanına yürümek için beklemeye başladı.
Sonra yürüme vakti geldi. Binlerce işçi, genç,
memur, emekçi, Taksim Alanı'na vardığında yürüyüş kolunun bir ucu hala
Beşiktaş'ta idi. Son yürüyüş kolları, ancak saat l9.OO,a geldiğinde
Taksim Alanı'na ulaşabilmişti.
Alanda yüzbinler dalgalanıyordu. DİSK Genel
Başkanı konuşmasını bitirmek ve son yürüyüş kolları alana girmek
üzereyken, üç el silah sesiyle bütün alan önce ölümcül bir sessizliğe
büründü. Sonra bütün alan ölümcül bir kargaşa yaşadı.
1 Mayıs Katliamı başlamıştı.
Miting alanı çevresindeki binalarda,
Intercontinental Otel'ı'nde, Sular İdaresi'nde pusuya yatmış kişiler,
yüzbinlerce insanın üzerine otomatik silahlarla kurşun yağdırdılar.
Yaylım ateşiyle birlikte panzerler hücuma geçti. Ses bombaları ve
otomatik silahların ateşi, miting alanını bir anda savaş alanına
çevirdi. Büyük bir panik başladı. Binlerce insan yerlere serildi;
koşmaya, kaçmaya çalışan çok sayıda insan köşelerde sıkışarak, panzer
altında ezilerek can verdi.
Kazancı Yokuşu yönüne sürüklenen binlerce kişi
üzerine beyaz bir Renault arabadan otomatik silahlarla ateş açıldı. Bu
sırada, yokuşun ortasına park edilen biı kamyon dar yolu tıkamıştı.
Kaçanlar kapana kısıldılar, üst üste yığıldılar ve, çoğu burada
ezilerek, boğularak öldüler.
Gazeteci Şükran Ketenci gördüklerinden bir
bölümünü daha sonra şöyle dile getirecekti:
"Taşkışla Yolu'ndan hızla iki panzer alana girdi.
Sıkışmış olan kalabalığı yeniden kürsüye doğru yöneltecek şekilde
ucundan tarayarak... hareket etti. Net olarak, açık renk giysili bir
kadının panzer altında kaldığını gördüm."
Panzer altında kalan açık renk giysili kadm,
katliamın kurbanlarından yalnızca birisi olmuştu. Katliam başarıyla
tamamlanmış; toplam 35 kişi can vermişti.
1 Mayıs katliamı, o günlerde sol içi bir çatışma
olarak gösterilmek istendi. Halbuki mitinge katılanlar arasında en ufak
bir çatışma meydana gelmemişti. Katliamın tanığı olan bütün herkes, bunun
CIA, MİT, Kontr-Gerilla tatafından tertiplenen kanlı bir saldırı, vahşi
bir provokasyon olduğunu anladı, gördü.
Ve aylar, yıllar geçtikçe, 1 Mayıs katliamı üzerine
yapılan araştırmalar, incelemeler, ifşaatlar, bu gerçeğin daha fazla
anlaşılmasına imkan sağladı.
Ve en son 1987 yılında, MİT'ten sorumlu eski
Başbakan Yardımcılarından Sadi Koçaş, 1 Mayıs katliamının Kontr-Gerilla
tarafından düzenlendiğini itiraf etti. 8 Mayıs 1987 günlü Hürriyet
gazetesinde "1 Mayıs Olayı" adlı araştırma yazısında kendisine sorulan
soruları cevaplandıran Sadi Koçaş, şunlan söyledi:
"(...) Bunu tertipleyenler vardı. İç ve dış
mihraklı, isteyenler vardı. (...) Kontr-Gerilla, gerillaya karşı biz
Kontr-Gerillayız diyen bir takım insanlardan oluşan bir örgüt. Bunların,
gerilla, komando oldukları kendilerinden menkul, ama bunlar bir makamdan
yetki alıyorlar. Nedir o makam? Belki Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay
Başkanı'nın emri var, bilemiyorum, ama Milli İstihbarat Teşkilatı olduğu
kesindir. (...) Bazı isimleri tanıyorum, bunların içinden o zaman bu
işleri yapan Binbaşı, Yarbay ve, Yüzbaşı gibi rütbeli kimselerden
bahsedilirdi. Hatırladıklarım, MİT'de çalışıyorlardı. (...) Ama asıl suç
emri verenlerindir."(1)
Sadi Koçaş, o dönemle ilgili olarak Kontr-Gerilla
hakkında bildiklerini -hepsini yayınlamaması koşuluyla- gazeteciye
anlatmış ve 1 Mayıs olayının: "1 Mayıs günü ortaya çıkmış bir olay değil,
1968-1969 ve 1970'lerden itibaren en az 7-8 senelik olayların bir birikimi
olduğunu" söylemişti. Yani, Sadi Koçaş'ın gazetelerde yayınlanmış
olanlarla sınırlı kalan anlatımlarından bile bir gerçek ortaya çıkıyor;
Kontr-gerillanın yalnızca 1 Mayıs katliamından değil, bir bütün olarak
geçmiş dönemdeki karanlıkta kalmış cinayet ve katliamlardan sorumlu olduğu
anlaşılıyordu.
Çünkü 1 Mayıs olayı, ne yazık ki, tek olay olarak
kalmamış, arkasından üniversite katliamları, K.Maraş-Çorum olayları gibi,
kanlı tertip ve gerici ayaklanmaların yarattığı büyük katliamlar,
gazetecilerden profesörlere uzanan toplumun bütününü sarsan sansasyonel
cinayetler gelmişti.1980 öncesinin iç savaş ve terörü işte bu katliamlar
ve cinayetlerdi. Bir eski başbakan yardımcısının "tanıyorum, biliyorum"
dediği bu olayların tertipçileri yargılanmadılar. Bu teröre ve katliamlara
karşı çıkanlar, direnenler, devrimciler, 1980 öncesi anarşi ve terör
ortamının yaratıcısı olmakla suçlandılar ve yargılandılar.
Bugün iyice gün ışığına çıkmaya başlayan bu
gerçekler, 1977lerin toz duman bulutu içinde gizlenebiliyor ve bu
olayların tertipçileri pervasızca işlerini sürdürüyorlardı. Nitekim 1
Mayıs katliamı, 1977 erken seçimi öncesindeki kargaşa ortamında ortaya
konulan olayların başlangıcı oldu ve aynı günlerde tezgahlanan başka
tertiplerle devam ettirildi.
Yeşilköy Havaalanı ve Sirkeci
Garında Patlayan Bombalar ve Ecevit'e Suikast Girişimi
29 Mayıs günü Yeşilköy Havaalanı ve Sirkeci
Garı'nda bombalar patladı; 5 kişi öldü, 51 kişi yaralandı.
Öğleden sonra saat 16.00'da ilk patlama Sirkeci
Garında meydana geldi.. Bavul içindeki plastik bombanın patlaması sonucu
emanet deposunun tavanı çöktü ve duvarları önemli ölçüde hasara uğradı,
çevredeki bir çok cam çerçeve kırıldı; 1 no.lu peronun önündeki
güneşliğin tavanı çöktü.
Sirkeci'deki patlamadan 15 dakika sonra Yeşilköy
Havaalanı'nın dış hatlar girişi önündeki bagaj kısmında büyük bir
patlama meydana geldi. Burada da bavul içerisindeki plastik bombaların
patlaması sırasında 5 kişi öldü, emanet bölümünün tavanı olduğu gibi
çöktü ve dış hatlar girişinin kapısında büyük bir delik açıldı.
Patlamanın hemen ardından yangın çıktı.
Bu arada gerek patlamalar, gerekse meydana gelen
panik sırasında yaralanmalar oldu. Emanetteki bazı şüpheli çantalarda.
yapılan aramalarda sağcı yayınlarla, bozkurt rozeti, MHP amblemli.
anahtar ve kolye bulundu.
Aynı gün Ecevit, Ege seçim gezisi nedeniyle
İzmir'e gelişi sırasında, Çiğli Havaalanı'nda bir toplum polisi
tarafından öldürülmek istendi. Olayda İstanbul Belediye Başkanının
kardeşi ayağından yaralandı.
2 Haziran günü Başbakan Süleyman Demirel, CHP Genel
Başkanı B.Ecevit'e "Gizli ve zat'a mahsus" kaydıyla gönderdiği mektupta, 3
Haziran'daki Taksim mitinginde Ecevit'in suikaste uğrayacağına dair
haberler alındığını, kendisine Sheraton Oteli'nin üst katlarındaki
odalardan birinden uzun namlulu ve dürbünlü bir silahla ateş edileceğini
bildirdi. Başbakan Demirel, gereği için Genelkurmay Başkanlığı'na,
İçişleri Bakanlığı'na ve MİT Müsteşarlığı'na, bilgi için de
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne gönderdiği bu mektupta aynen şöyle
diyordu:
"CHP Genel Başkanı B.Ecevit'in 3 Haziran 1977 günü
İstanbul'da, Taksim Meydanı'ndaki CHP mitingi sırasında, Sheraton Oteli
üst katlarındaki odalardan birinden uzun namlulu ve dürbünlü bir silahla
ateş edileceği, bu teşebbüsün 29 Mayıs 1977 günü İzmir'in Çiğli
Havaalanında cereyan eden olayla birlikte, 1 Mayıs 197'7'de Taksim
Meydanı'nda vukua gelen olaydan cesaret alan, iç barışı büyük ölçüde
sarsabilecek kanlı tertiplere karar veren ve ayrıca 5 Haziran 1977
tarihinde yapılacak seçimlerden bir fayda ummayan, seçimlerin
yapılmasını arzulamayan veya seçimlere gölge düşürmek isteyen illegal
komünist terörist örgütlerin yanı sıra, memleketimizi iç meselelerle
uğraştırmak isteyen yabancı kuruluşların ve uluslararası tedhiş
teşekküllerinin muhtemel suikast ve sabotaj eylemleriyle özellikle
vazifelendirilmiş kimseler tarafından yapılmak istendiği alınan haberler
meyanındadır.
Keyfiyetten bilgi edinilmesini ve konunun üzerinde
önemle durularak, gerekli tedbirlerin alınmasını ve gereğinin ifasını
rica ederim."(2)
Demirel'in mektubu kamuoyuna Ecevit tarafından
açıklanınca, bir bomba gibi patladı ve Türkiye'de yaşanan olaylarla ilgili
çok önemli ip uçları ortaya çıkaran soruların sorulmasına yol açtı. Kimdi,
Ecevite karşı yapılan Çiğli suikasti ve 1 Mayıs katliamıyla irtibatlı
olarak Sheraton Otelinin tepesinden Ecevit'i vuracak kişiler! O günkü
seçim öncesi ortamında CHPnin seçimi kazanacağına kesin gözüyle
bakılıyordu. Peki o halde, bu seçimlerin yapılmasından bir fayda ummayan,
memleketimizi iç meselelerle uğraştırmak isteyen yabancı kuruluşlar ve
uluslararası yabancı teşekküller hangileriydi? Bunlarla, hemen bu olayın
arkasından Kara Kuvvetleri Komutanı N.Kemal Ersun'un emekliye ayrılması ve
Kontr-Gerillacı oldukları söylenen 200 subayın göz altına alındıkları
haberleri arasında ne gibi bir ilişki vardı. Yine bu suikast ve sabotaj
eylemleriyle vazifelendirilmiş kimselerle ülkede her gün yaşanan faşist
terör, cinayetler ve Yeşilköy Havaalanı ile Sirkeci Garı'ndaki patlamalar
arasında nasıl bir ilişki vardı. Bunların kim oldukları neden
açıklanmıyor, neden tutuklanıp cezalandırılmıyordu.
Bu açıklamayla birlikte aynı gün gazetelerde "Kara
Kuvvetleri Komutanlığı'na atamanın seçimlerden sonra yapılacağı" şeklinde
haberler de yayınlanmıştı. 2 Haziran günü ise, Orgeneral Namık Kemal Ersun
emekliye ayrıldı. Ersun, MGKnın son toplantısında, CHP Genel Başkanı için
ağır sözler söylemiş, "Ecevit komünisttir" demişti. Basında yer alan "MHP
eğilimli", "Türkeş yanlısı" gibi yayınlar nedeniyle ordu içindeki
saygınlığını yitirdiği ileri sürülmüştü. Ersun'un emekliye ayrıldığı
günlerde Kontr-Gerilla'da görevli 200 kadar subayın göz altına alındığı
haberleri basında yer aldı.
Bu gelişmeyi değerlendiren Cüneyt Arcayürek de,1985
yılında yayınladığı kitabında ilginç yorumlarda bulundu;
"Demirel; 25 Mayıs 1977'de 'seçime 3 gün kala bir
takım talihsiz işler olabilir, hiç öngörmediğimiz talihsiz işler'
demişti. Bugün de (2 Haziran 1977), 'suikast ihbarında bulunuyordu. Bir
başka olay yansıdı. Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun
emekliliğini istedi, ayrıldı. Bu olaylar bir arada gelişip
sonuçlanıyordu.
Kontr-Gerilla kuşkuları hemen her yazıda önemle
yer alıyordu."(3)
Cüneyt Arcayürek de, bir arada gelişip sonuçlanan
bütün bu olayları Kontr-Gerillaya bağlamıştı.
Anlaşılan oydu ki, seçimlerde CHP'nin kazanma
olasılığından rahatsız olan bazı çevreler, faşist bir darbe tezgahlamaya
uğraşıyorlardı. Nitekim, o günlerde N.Kemal Ersun'un başında bulunduğu bir
cuntanın bir darbe hazırlığı içinde olduğu(4); patlatılan bombaların,
suikastlerin, katliamların (Kontr-gerillanın evrensel pasifikasyon
yöntemleri olmasının yanı sıra) böyle bir faşist darbe için ortam yaratma
amacına da yönelik olduğu ifade edilmiştir. Bu görüşlerin doğru olmadığını
gösteren hiç bir şey yoktur.
Öte yandan bütün bu gelişmeler, Türkiye'yi bir iç
savaşa ve karanlık bir geleceğe sürüklemek isteyenlerin kimler olduğunu da
ortaya koymaktaydı.1 Mayıs katliamları, suikast girişimleri, Sirkeci
Garı'nda ve Yeşilköy Havaalanı'nda patlatılan bombalar ve her gün yaşanan
faşist terör eylemleri... Bütün bunlar sonraki yıllarda sansasyonel
cinayetler, gazetecilere, ünlü bilim adamları ve profesörlere yönelik
suikastler, kanlı tertipler, Çorum ve Kahraman Maraş'taki gibi büyük kitle
katliamlarıyla sürecek olan geniş kapsamlı bir stratejinin ilk parçaları
ve göstergeleriydi.
Erken Seçimler
1977 Haziran'ındaki erken seçimler böyle bir ortam
içinde, suikastler, darbe teşebbüsleri, faşist saldırı ve katliamların
yarattığı kargaşa ortamı içinde yapıldı. Kontr-Gerilla eylemleriyle, CHP
mitinglerini ve CHP'li kitleleri de' hedefleyen faşist terör
hareketleriyle, geniş halk kitleleri yoğun bir baskı altına alındı.
5 Haziran 1977'de yapılan erken seçimlere katılma oranı % 72'yi buldu ve
sonuç olarak hiçbir parti çoğunluk elde edemedi. CHP 213, AP 189
milletvekili; CHP 28, AP 21 senatör çıkardı. Seçimlerden önce 40
milletvekili olan MSP, 24 milletvekili çıkarabilirken, MC döneminde
hükümet olanaklarından en geniş bir şekilde yararlanan ve Meclis'te 3
üyesi bulunmasına rağmen kendisine 2 bakanlık verilen MHP, 16 milletvekili
kazandı. 1973 seçimlerinde % 12'yi bulan bir oy yüzdesiyle 45 milletvekili
kazanmış olan DP ise sadece 1 milletvekilliği kazanabilmişti ve oyları,
diğer sağ partilere dağılmıştı.
Böylece, seçimlerden sonra hükümetin istifasıyla
I.MC dönemi sona eriyordu.
I.MC dönemi, Türkiye için tam bir felaket dönemi
olarak yaşanmıştı. 1974'teki nispi sukünet ortamı çoktan yok olup gitmiş;
her gün insanların sokak ortalarında öldürüldüğü, yokluk ve pahalılığın
kol gezdiği bir dehşet ortamına sürüklenilmişti. Faşist terör
hareketlerinin bütün ülkeyi sardığı I.MC Hükümeti döneminde toplam 339
kişi siyasi olaylar nedeniyle hayatını kaybetmişti. Ölenlerden 197'si sol,
59'u sağ görüşlüydü.
(1) Hürriyet, 8 Mayıs 1987
(2) Cumhuriyet, 3.6.1977
(3) C.ARCAYÜREK, C. Arcayürek Açıklıyor-7, s.105-106 221
(4) Bazı Çevıeler tarafından bu cuntanın sonradan 12 Eylül'deki darbeyi
gerçekleştiren cuntayla irtibatlı olduğu görüşleri de ortaya atılmıştır.
12 Eylül'den sonra, 12 Eylül öncesinden her şey soruşturma konusu olurken,
bütün bu olayların soruşturma konusu yapılmaması ilginç değil midir?
|