8. I.MC'NİN SONUNA DOĞRU

Devrimci Gençlik Dergisi'nin 1977 Ocak'ında yaptığı bir değerlendirmede siyasi tablo şöyle anlatılıyordu:

"MC iktidarından bu yana yaşanan süreç şöyle bir gözden geçirilsin. Özet olarak görülen tablo bir iç savaş tablosudur. (...) Faşist çeteler devlet tarafından örgütlendirilip, halka saldırtılıyor. MC Hükümeti döneminde faşist katillerin öldürdükleri ve yaraladıkları insanların sayısını herkes unutmuştur. Faşist saldırı ve cinayetler günlük, basit olaylar haline gelmiştir. işkence tezgahları hiç de 12 Mart döneminden farklı çalışmıyor. Üniversiteleri faşistleştirme politikası bütün şiddeti ile devam ediyor ve bu politikanın sonuçları ortada: Üniversiteler faşistlerin işgaline bırakılmak isteniyor; polisle beraber faşist çeteler gençliğe bütün güçleriyle saldırıyorlar; üniversitelerde faşizmin saldırısı

  altında öğrenim yapılamıyor, öğretmen okullarındaki uygulamalar ortada; işçiler, memurlar, öğretmenler üzerine saldırılar her geçen gün artıyor" (*)

Gerçekten de tablo buydu; MC iktidarı altında geçecek olan 1977'nin ilk 5 ayı, bu iç savaş tablosunun daha da şiddetlenmesinden başka bir şey getirmeyecekti.1976'nın son 5 ayında siyasi olaylardan toplam 45 kişi öldürülmüşken,1977'nin ilk 5 ayında meydana gelen olaylarda toplam 157 kişi hayatını kaybediyordu. Bunlardan 100'ü solcu, 27'si sağcıydı (diğerleri değişik görüşlerden; belirsiz, çocuk ya da güvenlik mensubu).

Artık ölümler sıradan bir olay haline geliyordu. Hemen her gün meydana gelen ölüm olayları kanıksanmaya, gazetelerde küçük, önemsiz haberler olarak yer almaya başlıyordu.

Ocak ayında, 1977'nin ilk günlerinde,Beşiktaş'ta bir devrimciyi öldürdüler.
Manisa, Muradiye'de bir kahveyi ve Malatya-Hekimhan’da savcının evini kurşunladılar.
istanbul'da Hukuk, lktisat ve Edebiyat Fakültelerini işgal ettiler. Gaziantep'te lise öğrencileri arasında çıkan çatışma sonucu 2 kişi öldü, bir kişi yaralandı.
Erzurum'da bir öğrenci; Istanbul'da Atatürk Eğitim Enstitüsü'nde MHP'liler ile MSP'liler arasında çıkan kavgada bir faşist öldürüldü.
Ankara’da Halkevleri Genel Merkezi’ni bombaladılar. Antalya'da yolda yürürken saldırdıkları bir CHP'liyi, İstanbul'da DMMA Lokaline yaptıkları silahlı baskında bir öğrenciyi, Manisa’da, Malatya’da ve Isparta’da bıçakladıkları 3 kişiyi, Iskenderun’da üzerlerine dinamit attıkları öğrencilerden birisini, İstanbul'da arabadan açtıkları yaylım ateşiyle 2 öğrenciyi öldürdüler.

Evet, işte böyle!

Kim kimi vuruyor? Neden vuruyor? Olaylar nasıl çıkıyor? Kim çıkarıyor? Anlamını ve önemini kaybediyordu; sanki herşey Türkiye'yi bir kaosa doğru sürüklüyordu. Olayların yaratıcılarının, ABD Emperyalizminin ve işbirlikçilerinin istediği de herhalde buydu.

Şubat ayında ölenlerden İTÜ'lü devrimci öğrenci, Teknik-Güç dergisi Yazı İşleri Müdürü,Zeki Erginbay'ın cesedi kaçırıldıktan 12 gün sonra işkence edilerek öldürülmüş olarak bulundu.

Yine Şubat ayında Seydişehir'de 8 bin işçinin işten atıldığı ve yerlerine Ülkü Ocaklarına kayıtlı olduklarına dair tavsiye mektubu getirenlerin alındığı bildiriliyordu.
 

İşçi Direnişine Silahlı Saldırı

1969 yılından beri çoğunlukla sigortasız, sosyal haklardan yoksun olarak çalıştırılan Suluova’daki Büyük Çeltek Kömür İşletmelerindeki işçiler bir süre önce Yeraltı Maden-İş sendikasına katılmışlardı. Bu geçişte elebaşılık yaptığı öne sürülen bazı işçiler işten çıkartılmış, ama diğer işçiler bu karara direnmişlerdi. Daha sonra işveren, 91 işçiyi işten çıkartarak, kanunsuz lokavt ilan etmişti. Sendika bu işçilerin direnişini destekliyordu.

Aynı yöredeki bir diğer maden işletmesinde de bir senedir süren grev-direniş başarıyla sonuçlanmıştı. Civar köy ve kasabalardaki yoksul emekçiler ve köylülerin desteği direnişin başarısında büyük rol oynamıştı. Bütün bu gelişmeleri engellemek için önce Yeraltı Maden-Iş'in Suluova’daki şubesine 3 kişi silahlı saldırıda bulundu. İşçiler bu saldırıyı püskürttü.

2 Ocak'ı 3 Ocak'a bağlayan gece, Yeraltı Maden-Iş Sendikası Başkanı ve yanındaki 2 maden mühendisine silahlı saldırıda bulunuldu. Her 3 sendikacı da çeşitli yerlerinden yaralandı. Saldırının ardında Yeraltı Maden-İş Sendikasının çalışmalarından büyük ölçüde çıkarları bozulan yerli-yabancı maden patronları, gangsterler, sarı sendika ile işçilerin faşizme karşı kararlı mücadelesini kırmak isteyen faşistler ve siyasal iktidar vardı.

Saldırıdan kısa bir süre sonra Erzurum-Aşkale Linyit İşletmelerinde 487 işçi, ocağa inmedi ve greve başladı.


"Bana Sağcılar Suç İşliyor Dedirtemezsiniz"

8 Şubat 1977'deki Bakanlar Kurulu'nun olağanüstü toplantısında, İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk, üzerinde "çok gizli" damgası bulunan bir rapor sunuyordu. Raporda, ülkede yaşanan gelişmelerle ilgili şu bilgiler veriliyordu:

“... Milliyetçi toplumcu kesim taraflarınca ülke çapında teşkilatlanmaya, kamplar açarak, bu kamplarda gençlerin yetiştirilmesinden sonra yurdumuzda öğrenci hareketleri yeni bir aşamaya girmiş, olaylar kanlı sağ-sol (çatışmasına) mücadelesine dönüşmüştür.

Vurucu güç sayılan komandoların neden oldukları olaylarda tabanca, tüfek gibi silahlarla, öteki patlayıcı maddeler kullanılmaktadır. Toplu halde kaldıkları yurt ve benzeri yerlerde yapılan aramalarda, silah ve benzeri maddeler bulunmaktadır.

Bu durum, militanların her geçen gün biraz daha silahlanma yoluna gittiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bugün kurulan dernek sayısı 50'nin üzerine çıkmıştır. Derneklerin en disiplinli ve teşkilatlısı Ülkü Ocakları Derneği’dir. Milliyetçi toplumcu hareketin geliştirdiği faaliyetler bu kesimin özellikleri nedeniyle giderek yoğunlaşacağı intibaını vermektedir.

Aşırı sağ kesim dikkat çeken şu özellikleri koruyacaktır:
1- Mensuplarının sayıca artması.
2- Örgütün çok disiplinli davranması.
3- Bütün yan kuruluşlarına hakim merkezi bir otoritenin varolması.
4- Örgüt mensuplarının hızla bir yerden bir yere intikal kabiliyeti içinde bulunması.
5-  Pek çok devlet kuruluşuna belli ölçüde sızmış olmaları.
6-  Fanatik vurucu timlerin kurulması."

Evet, bu rapor MC Hükümetinin MSP'li İçişleri Bakanı tarafından Demirel'in Başbakanlığındaki Bakanlar Kuruluna sunuluyordu!

Buna karşılık hükümet, faşistlerin "pek çok devlet kuruluşuna sızmalarına ve fanatik vurucu timler kurmalarına" destek olmaya devam etmiştir ve Demirel gazetecilerin (örneğin İpekçi'nin) ısrarlı sorularına karşı "Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz!" demeyi inatla sürdürmüştür.

Mart ayında ölenlerin sayısı 25'e yükseldi.13'ü sol, 8'i sağ,1'i bekçi, 3'ü belirsiz..

Sol görüşlülerden 3'ü Uşak'ta öldürülmüştü. Uşak'ta neler oluyordu?
 

1977 Mart'ında Uşak ya da MC Yönetiminde Memleket Manzaraları

17 Mart günü faşistler Eğitim Enstitüsü'ndeki devrimci kız öğrencilere saldırdılar, bir çoğunu yaraladılar. Okul içinden çığlık sesleri yükselmesine rağmen, kapının önünde bulunan polisler hiçbir şey yapmadılar. Saldırı, polisin desteğinde sürüyordu.

Bunun üzerine içerdeki evlatlarını kurtarmak için analar, babalar ve diğer öğrenciler olaya müdahale etti. Pusuya yatan faşistler halka ve tiğrencilere ateş açtı ve Haydar Öztürk adlı öğrenciyi yaraladılar. Arkadaşları, ağır yaralı öğrenciyi hastaneye taşıdılar. Burada, MHP yanlısı doktor, yaralı öğrenci devrimci olduğu için onunla ilgilenmedi ve kan kaybından ölümüne göz yumdu.

5 bin kişilik bir halk topluluğu cenazeyi almak için hastaneye geldi. Öğrencilerin ölümüne yol açan MHP'li doktorların arabaları bu sırada tahrip edildi. Şehirde büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Vali olay gecesi çevre illerden 5 bin jandarnıa ve bin toplum polisi çağırdı. Cenazenin bulunduğu ve öğrencilerin ana, babalarıyla birlikte cenazenin başında nöbet beklediği YAY-KUR binasının etrafı sarıldı. Otomatik silahlarla ateş açıldı, gaz bombaları ve sis bombaları kullanıldı. Polis ve jandarma binanın birinci katında bulunan öğrencilere ve ana binalara saldırdı.

Devrimci bir kız öğrenci Semiha Özakar, göğsünden kurşunla yaralandı, sonra başına dipçik vurularak öldürüldü. Ayrıca pek çok kişi yaralandı.

Birinci katta bulunanlar, jandarmanın kordonu altında elektrikli coplarla dövülerek, kamyonlara istif edildi. 200'ü aşkın kişi trafik binasının bodrumunda bulunan işkencehaneye götürüldü. Kadın ve kızlar saçlarından çekilerek yerlerde sürüklendi, sarkıntılık yapıldı. Küçük çocuklar bile olmadık eziyetlere uğradılar. Falaka, ceryan verme, dipçikleme vb. çeşitli işkence metodları kullanıldı. Para, eşya ne varsa elkondu.

Bu sırada okul binasının ikinci ve üçüncü katında bulunanlar merdivenlere barikat kurmuşlardı. Polis ve jandarma bu katlara çıkamadı ve okulu yaylım ateşine tutmaya devam etti. Sabaha karşı halk okulun önünde toplanmaya başlayınca, polis ve jandarma geri çekilmek zorunda kaldı. Binadakiler kurtuldular.

Burada toplanan 7-8 bin kişilik kalabalık, işkencedeki evlatlarını kurtarmak için Vilayet'e yürüdüler. Vali toplanan halka ateş açtırdı. Valinin kendi açıklamasına göre 2500 mermi yakıldı. Fakat halk dağıtılamadı. Vali, gözaltındakileri serbest bırakmak zorunda kaldı.

Daha sonra kalabalığın bir kısmı, ölen kız öğrencinin köyüne giderek cenaze törenine katıldı, Diğer öğrencinin cenazesini polis kaçırmıştı.

Polis ve jandarma hemen operasyona geçti. Vali ve Emniyet Müdürüne işten el çektirildi. Saldırıları İzmir MİT şubesi yönetmeye başladı. Uşak'ın civarındaki illere, ilçelere, köylere baskınlar düzenlenmeye devam edildi. Şehir 5 bin jandarma ile kuşatıldı.

Bütün bu olaylar neden ve nasıl meydana gelmişti?

Uşak o günlerde sıkıyönetimsiz sıkıyönetim uygulanan bir şehir olarak tanınıyordu. Polis desteğindeki faşistler geceleri zincirli-sopalı, tabancalı gruplar halinde kol gezerek, kendilerinden olmayan herkese saldırıyorlardı. Bir çok devrimci dövülüyor, vuruluyor ama, bu saldırganlar serbestçe dolaşmaya devam ediyorlardı.
Geceleri faşistlerden başka dışarıya çıkanları polis yakalayıp karakollara götürüyor, dayak atıyor, işkence yapıyordu. Demokratik derneklere polis tarafından sık sık baskınlar düzenleniyor,valilik tarafından gerekçesiz kapatılıyorlardı.

Okulların hiçbirinde kitle desteğine sahip olmayan Ülkü Ocaklılar, okul dışından saldırılar düzenliyor, polis-idare-faşist işbirliği ile öğrenciler okuldan atılıyor, öğretmenler sürgüne gönderiliyordu.

Faşistler CHP'lilerden, halktan haraç topluyorlar, şehirde tam bir terör havası estiriyorlardı. Kısacası, faşistler kendilerine kitle tabanı oluşturmak için her yola başvuruyorlar, kendilerine karşı çıkanları, yıldırmak, korkutmak için kanlı saldırılar düzenliyor, cinayetler işliyorlardı. İşte son olaylar da böyle bir çabanın sonucunda meydana gelmişti.

Ama Uşak'ta faşistlerin bütün bu çabaları boşa çıkmıştı. Çünkü Uşak halkı faşistlere karşı koymasını bilmiş, onun cinayetlerini kabul etmemişti.

Saldırılar sonraki günlerde de devam etti. Eğitim Enstitüsündeki faşist işgal sürdü. Okul faşistlerin ve polislerin karargahı haline getirildi. Ne var ki, Enstitü ve İmam Hatip Okulu dışında tüm okullarda tecrit oldular, okullara bile giremediler. Bu yüzden bütün okullara toplum polisi yığınağı yapıldı. Örneğin Ticaret Lisesine faşistler saldırı düzenlediler. Bozguna uğradıkları zaman polis öğrencilere sis ve gaz bombaları attı ve bir çoğunu copladı. Sanayi Çarşısı'nda geceleri 15-20 faşist, işçilere saldırdılar; YAY-KUR'u şehir dışına alarak faşistlerin istedikleri gibi terör uygulamasını sağlamak için okul binasının yeri değiştirildi.

Ama faşistler, bütün çabalarına rağmen Uşak'ta bir türlü dikiş tutturamadılar. Çünkü, Uşak halkı bütün tertiplerini boşa çıkardı,bütün saldırılara karşı koydu.

Elbette faşistlerin cinayet ve saldırıları sona ermedi, aylarca, yıllarca sürdü, 12 Eylül 1980'e dek Uşak'ta 39 kişiyi öldürdüler.

Ne var ki, 1980 yılına gelindiğinde, MHP yöneticilerinden Mustafa Görüryılmaz, 28 Nisan tarihinde genel merkez için hazırladığı Uşak raporunda şunları yazacaktı:
"Partililer büyük bir korku içerisindeler. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bazıları partiyi kapatma kararından yana.(...) Ocak Başkanı Mesut (...) Ocak'ı kapatıp, 15 serdengeçti ile şehri havaya uçurma taraftarı. Kendilerine gerekli morali vermeye çalıştık. İhtiyaçların temin edileceğini belirttik." (**)

Evet işte, 1977 Martı'nda MC yönetiminde "memleket manzaraları"..
 

(*) Devrimci Gençlik Dergisi; sayı: 16
(**) MHP ve Ülkücü Kuruluşlar İddianamesi, s. 634.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org