|
|
|
|
6. 1975 YILINDA FAŞİST TERÖR TÜM YURDA YAYILMAYA BAŞLADI 1975 Nisan ayında MC'nin kurulmasıyla birlikte faşist terör hareketlerinin bütün yurt sathına yayılmaya başladığı görüldü. 1974 yılında siyasal çatışma ve saldırılar yalnızca 6 ilde görülürken, MC'nin kurulmasıyla birlikte bu sayı 23 ile çıktı. Nisan ayında Erzurum TÖB-DER Başkanı yedi yerinden bıçaklandı. İstanbul'da Vezneciler Site Öğrenci Yurdu önünde çatışma çıktı. Yurtta çalışan Abdi Gönel isimli işçi, faşistler tarafından öldürüldü. Abdi Gönel'den 4 gün sonra Ankarada Yükseliş'te öğrencilerin yaptığı boykotu kırmak için saldıran faşistlerin açtığı ateş sonucunda, yoldan geçen Burcu Öztürk adlı çocuk öldü. 5 gün sonra ise, Galatasaray İşletmecilik Yüksek Okulunda silahlı çatışma çıktı; biri |
![]() |
|
ağır 5 öğrenci yaralandı.
Mayıs ayında Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof. Muammer Aksoy ve Prof. Uğur Alacakaptanın evlerine patlayıcı madde attılar. Bir gün sonra Sivas'ta Hüseyin Esen adında devrimci bir öğretmeni öldürdüler. Haziran ayında Adapazarı TÖB-DER başkanını kurşunladılar, yanındaki öğretmen Hikmet Demiri öldürdüler. Bir hafta sonra Hasan Şimşek adlı TÖB-DER'li bir öğretmen Şavşat'da faşistlerce öldürüldü. Erzurumda "Alpagut Olayı" adlı tiyatro oyununa baskın düzenlediler, 30 kişiyi yaraladılar. 21 Haziranda Ecevit Gerede'de konuşurken, AP'lilerle MHP'liler dinleyicilere saldırdılar. Koruma polisleri havaya ateş açtı. 3 kişi tabancayla, 20 kişi taş ve sopayla yaralandı. Ecevit, "Hükümet iç savaşı göze aldı" dedi. 2 gün sonra ise, Türkeş'in Diyarbakır'a gelişini protesto eden halkın üzerine polis ateş açtı. Halkla polis arasında çatışma çıktı. Diyarbakırlılar Türkeş'i şehre sokmadı. Haziran ayı sonunda faşistler İstanbul'da, Fındıkzade'de öğrenci yurtlarına silahlı baskın düzenlediler. Temmuz ayında, Bursada Ülkü Ocakları başkanının da aralarında bulunduğu bir grup faşist, öğrencilere saldırdı ve Ahmet Kırbulak adında bir devrimci öğrenci öldürüldü. Ağustos ayında Kars'ın Iğdır ilçesinde ayaklanan faşistler 35 dükkanı tahrip ettiler. Kırşehir'de ise, Ahmet Deveci isimli bir öğrenciyi öldürdüler. Konya CHP Merkezine dinamit attılar. Solcuların İskenderundan Adanaya yaptıkları protesto yürüyüşü sonunda şehre giren 500 kişilik topluluğu kurşunladılar. 2 kişiyi yaraladılar. Yeni öğrenim yılının başlamasıyla birlikte faşistler
ülke çapında azgın bir saldırı kampanyasına giriştiler. Kanlı baskın ve
saldırılarıyla bir yandan yeni mevziler elde etmek ve gençlik kitlesi ve
halk yığınları arasında etkilerini artırmak peşinde koşarlarken, bir
yandan da iktidardaki efendilerinin, 1. MC Hükümetinin, anarşiyi önleme
bahanesiyle, işçi şınıfına, demokratik ve yurtsever güçlere, tümüyle halka
karşı yöneltecekleri baskı ve şiddet politikasına uygun ortam hazırlama
görevini yerine getirdiler. Gençlik içinde yeni mevziler elde etmek için
saldırdılar. Terör ve zorbalık yollarıyla gençlik ve halk yığınları
üzerinde bir korku yaratmaya ve bu korkunun sağladığı teslimiyet sayesinde
egemenlik kurmaya ve bu yolla kitle desteği kazanmaya çalıştılar.(*)
Kasım ayında faşist saldırılar sonucunda meydana gelen çatışmalarda, 12 Mart sonrasında ilk defa Ülkü Ocaklı bir gencin öldüğü görülmektedir. 4 Kasım 1975'te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde faşistlerle sol görüşlü öğrenciler arasında meydana gelen çatışmada Alpaslan Gümüş isimli bir Ülkü Ocaklı öğrenci vurularak öldü. Bu olay, 12 Mart dönemi sonrasında bir sağ görüşlü öğrencinin ölümüyle sonuçlanan ilk olaydır. MC Hükümetinin kuruluşundan sonra bu olaya kadar sol görüşlü 12 kişi öldürülmüştür. 12 Mart döneminden sonra, 1974-1975 yıllarında, CHP-MSP ve Sadi Irmak Hükümeti dönemleriyle beraber ise, toplam olarak, bu olaya kadar sol görüşlü 22 kişi öldürülmüştür. Buna karşın, bu tarihe kadar tek bir sağcı bile, solcular tarafından öldürülmemiştir. Bu tablo hiç bir tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Olayları kimin başlattığı, siyasal mücadeleye şiddeti ilk defa kimin karıştırdığı apaçık ortadadır. 12 Mart öncesindeki tablo, 12 Mart sonrasında da aynen tekrarlanmıştır. Tıpkı 12 Mart öncesinde olduğu gibi, 12 Mart dönemi sonrasında da sol görüşlü öğrenciler, öğretmenler, işçiler, CHP'liler teker teker silahlı saldırganlar tarafından tek yanlı saldırılar sonucu vurulup öldürülmüşlerdir. Bu saldırılara karşı solcular çok uzun bir süre, silahla karşılık vermemişlerdir. Bu gerçek gerici-faşist çevreler tarafından getirilen "komünistlerin silahlı eylemlere başlaması üzerine sağcıların kendilerini korumak için silaha başvurdukları" şeklindeki iddiaların tümüyle geçersiz olduğunu ve bu tür iddiaların faşistlerin cinayetlerini örtmek ve makul hale sokmak için geliştirilmiş bir yalan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 1975 Kasımına doğru ortaya çıkan önemli bir gerçek
vardır. Özellikle MC. döneminde yoğunlaşıp, yaygınlaşmaya başlayan tek
yanlı faşist saldırılar ve bu saldırılar sonucunda onlarca insanın
öldürülmesi, yüzlercesinin vurulup yaralanması, insanların
evlerinin-işyerlerinin yakılıp, yıkılıp tahrip edilmesi, yasal, izinli
siyasal toplantılarına saldırılması, toplumda derin yankılar
uyandırmıştır. Bütün bu olaylar, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde halkın
gözleri önünde yaşanmıştır. Bütün bir halka MC tarafından iki seçenek
bırakılmıştır: Ya boyun eğip sessizce teslim olacaksınız, ya da vurulup
öldürüleceksiniz... MC dışında bir siyasal partiye ya da derneğe mi
mensupsunuz: MC politikalarına karşı çıkmayacak, siyasal toplantı
düzenlemeyeceksiniz! Aksi takdirde toplantınız basılır, kurşunlanır, iş
yeriniz, parti, dernek binalarınız tahrip edilir... Bir okulda öğrenci
misiniz: Okuldaki 5-10 faşiste boyun eğeceksiniz; yoksa kurşunu, sopayı
yersiniz, okulunuza gidemezsiniz... Faşistlerin bu azgın saldırıları karşısında devrimciler kararlı bir direniş mücadelesinin örgütlenmesini önerdiler. Özellikle saldırıların yoğunlaştığı üniversite ve yüksek okullarda, gençliğin demokratik kitle örgütlerinin önderliğinde en geniş anti-faşist öğrenci kitlesinin faşizmin karşısına dikilebilmesi için çalışmalar yürüttüler. ODTÜ, GEE, İTÜ gibi okullarda, Eğitim Enstitülerinde yapılan boykotlar, öğrencilerin akademik-demokratik hakları için gündeme getirdikleri eylemler, hep faşistlerin saldırılarına uğradı. Güvenlik güçlerinin açık desteğinde yürütülen bu saldırılar karşısında insanların önünde iki seçenek kalıyordu: ya faşist saldırı ve zorbalığa karşı direnmek ve bu yolla okula gidebilmek, yurtta kalabilmek, sokakta dolaşabilmek ya da faşist saldırganlara boyun eğmek ve teslim olmak. Devrimciler birinci yolu seçerek faşizme karşı en geniş kitlelerin direnişini örgütlemeye çalıştılar. Faşistlerin polis desteğinde başlattıkları ve azgınca sürdürdükleri silahlı saldırılara karşı kendi güvenliklerini sağlamanın tek çıkar yol olduğunu gördüler ve anladılar. Bu dönemde faşistler tarafından öldürülen her devrimcinin cenazesi de anti-faşist bir gösteriye dönüştü. Türkiyenin hemen her yerinde gündeme gelen boykotlarla, gösterilerle faşist cinayetler protesto edildi. Bu gelişmenin sonucu olarak MC'nin kuruluşunun birinci yılı dolmadan, 1975 yılının sonuna doğru, faşistlerin tek yanlı saldınlarının yavaş yavaş silahlı çatışmalara yol açmaya başladığı görüldü ve bu çatışmalar MC yönetimi boyunca bütün yurt çapında ve toplumun her kesiminde yayıldı. ABD Emperyalizmi ve Türkiye'deki işbirlikçileri
kendi çıkarlarını ve egemenliklerini koruyabilmek için Türkiye'yi bir iç
savaş sürecine böyle soktular.
1974 yılından 1975'in sonuna kadar geçen 2 yıllık sürede Türkiye'de meydana gelen olaylarda toplam olarak 58 kişi ölmüştü. Gazete ve dergi arşivlerine ve resmi yayınlara göre, bunlardan 28'i sol, 6'sı sağ görüşlüydü. Sol görüşlülerden 25'i faşistler tarafından öldürülmüştü ve faşist katillerin hemen hiçbiri yakalanmamıştı. Ölen sağ görüşlülerden Mehmet Aytekin Diyarbakır'da polisin açtığı ateş sonucunda; Ekrem Söğüt ise, İstanbul'da Ülkü Ocaklı arkadaşı Yusuf Yaman tarafından vurularak ölmüşlerdir. Diğer 4 sağ görüşlü öğrenci ise, faşistlerin başlattığı silahlı saldırılar sonucu çıkan çatışmalarda ölmüşlerdir. Örneğin, Ankara'da 4 Kasım'da, daha önce aktardığımız Alpaslan Gümüş isimli Ülkü Ocaklı öğrencinin ölümü olayı, Gazi Eğitim Enstitüsü'nün faşistler tarafından işgal edilmesi ve solcu öğrencilerin okula girmelerini engellemeleri üzerine çıkan çatışma sırasında olmuştur. Dikkat çekici bir olay da, ölen sağ görüşlü öğrencinin cenaze törenine Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Nihat Abay ve Öğretmen·Okulları Genel Müdürü Ayvaz Gökdemir ile birlikte AP'li Milli Eğitim Bakanı A. Naili Erdem'in de katılmasıydı. O Milli Eğitim Bakanı ki, o zamana kadar onlarca solcu öğrenci öldürülürken, tek bir üzüntü sözcüğü bile söylememişti. Törende bir konuşma yapan okul müdürü "Allaha binlerce şükür ki, bu okul da Anavatan'a kavuştu. Bundan sonra bu okulda milliyetçi öğretmenler yetiştireceğiz" diye konuşuyordu. Okul müdürünün konuşması ise MC'nin eğitim politikasını açıkça ortaya çıkarmaktaydı. (*) Bkz: Devrimci Gençlik, sayı:2 |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org