|
|
|
|
2. BU NASIL SORUŞTURMA, BU NASIL HUKUK? Bu dava,12 Eylül döneminin bir ürünüdür. 12 Eylül sonrasında yürütülen politikalar doğrultusunda ve bu politikaların bir ürünü olarak açılmıştır. 12 Eylül sonrasında açılan davaların hazırlık soruşturmaları, emniyet müdürlüklerinde yürütülen 90 günlük işkenceli sorgularla yapılmıştır. Bu soruşturmalar sırasında bizzat devletin resmi açıklamasına göre, 175 kişi gördüğü işkence sonucu ölmüştür. Gene resmi açıklamalara göre, 600 polis görevlisi hakkında "işkence ile ölüme sebebiyetten" dava açılmıştır. ABD gezisi sırasında Kenan Evren, Amerikalı gazetecilerin sorusu üzerine 1980-1986 tarihleri arasında işkence yaptıkları iddiası ile 9337 görevli hakkında 5602 dava açıldığını,1401 davada |
![]() |
|
2294 devlet görevlisine işkence yapmaktan ceza
verildiğini açıklamıştır.
Devrimci Yol Davasının hazırlık aşamasını oluşturan emniyet soruşturması, hemen hepsi MHP'li olan DAL grubuna mensup, işkenceci polislerce, yürütülmüştür. Sadece Ankara Devrimci Yol Davası ile ilgili 1980-1982 yılları arasında yürütülen soruşturmalar sırasında, gördüğü işkence sonucunda 4 arkadaşımız hayatını kaybetmiştir. DAL grubuna mensup işkencesi polisler tarafından öldürülen arkadaşlarımız şunlardır(*) 1 Zeynel Abidin CEYLAN (Eylül, 1980) 2 Behçet DİNLERER (Aralık, 1980) 3 Adil YILMAZ (Ocak, 1981) 4 Satılmış Şahin DOKUYUCU (Mart, 1981) DAL grubunca yürütülen diğer davalarla ilgili soruşturmalar sırasında ayrıca, İbrahim ESKİ (1980), H.Asker ÖZMEN (1980), Yaşar GÜNDOĞDU ve Haydar ÖZTÜRK isimli kişiler de işkence sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir. Pek çoğumuzda, gördüğümüz işkenceler sonucunda ortaya çıkan sakatlık ve hastalıkların hâlâ sürmesine; bu konuda bazılarımız için verilmiş doktor raporları ya da revir işlemleri bulunmasına rağmen, cezaevi yöneticileri ve Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergun tarafından işkenceci polisler hakkında soruşturma açılmasına engel olunmaya çalışılmış; buna rağmen açılan davalarda, işkenceci polislerin ceza almalarını engellemek için, mahkemelere baskı yapılmıştır. Devrimci Yol Davasının İddianamesini hazırlayan Sıkıyönetim Başsavcısı N. Soyer'in bu konudaki hazı açıklamaları basında yer almıştır.(**) Bütün bunlara rağmen Devrimci Yol soruşturmasını yürüten DAL grubuna mensup 36 polis görevlisi hakkında işkence yapmaktan dolayı dava açılmış, bunlardan sadece 6'sına göstermelik cezalar verilmiştir. 1) Emniyet soruşturmaları sırasında hazırlanan ifade, yer gösterme, teşhis vb. tutanaklarından pek çoğunun usülsüz olarak hazırlandığı veya sahte olduğu duruşmalar sırasında açığa çıkmıştır. Örneğin, yer gösterme tutanaklarında hazırun olarak imzası bulunan tanıklardan 26'sı kendilerine boş kağıda imza attırıldığını; 54'ü, sanık anlatımlarını duymadan, tutanakta ne yazıldığını bilmeden ve okutulmadan imzalarının alındığını duruşmalardaki ifadelerinde anlatmışlardır. Tanıklardan 4'ü de kendi önlerinde sanıkların polisler tarafından dövüldüğünü, fiziki görünüşlerinden işkence gördüklerinin anlaşıldığını söylemişlerdir. 2) Emniyet Müdürlüğü'ndeki soruşturmalar sırasında, tek bir olayın, ayn ayn çok sayıda sanığa ya da farklı farklı sanık gruplarına işkence ile kabul ettirildiği görülmektedir. Dava konusu olaylardan 121 tanesi, yukarıda anlattığımız şekilde farklı sanık veya sanık gruplarınca emniyet ifadelerinde kabul edilmiştir. Pek çok olayda da, sanıkların emniyette "Ben yaptım" diye ifade verdikleri olay tarihinde başka bir yerde, hapiste, karakolda veya yurt dışında olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durumlar, emniyette işkence ile gerçek dışı suç kabulleri düzenlendiğinin en açık göstergesidir. 3) DAL grubundaki işkenceci polislere Recep Ergun'un teklifi ile para ödülleri dağıtılmıştır. Pek çoğumuza işkence yaptığı için yargılanan ve Behçet DİNLERER'i öldüren işkenceciler arasında bulunan Bekir Pullu ise, Kenan Evren'in kendi imzaladığı takdir belgesi ve para ödülüyle taltif edilmiştir. Bunların belgeleri savunmamızda eklidir.(***) 4) Askeri Savcılık soruşturması genellikle işkence ifadelerinin doğrulatılması çabası ve zorlamasından ibaret olmuştur. Savcılar soruşturmanın, hatta yargılamanın devam ettiği bir sırada cezaevinde tutuklu bulunan sanıkları bizzat kendileri sorgulamak yerine, işkenceyle sorgulanmak üzere emniyete göndermişlerdir. Hatta bazı arkadaşlarımız mahkemede sorgusu yapıldıktan sonra savcılarca emniyete gönderilerek aynı konuda yeniden işkenceye tabi tutulmuşlardır. Mahkemede, hakim önünde bilgilerinin bulunmadığını açıkladığı bir olay hakkında işkence ile ifade alınmıştır. Sonuçta MHP'li, taraflı polislerin hazırladığı işkence ifadeleri, savcılar tarafından "İddianame" haline getirilıniştir. (Bu nedenle, Devrimci Yol Davası İddianamesinin MHP'li işkenceci polisler tarafından hazırlandığının söylenmesi hiç de yanlış olmayacaktır.) İşkence ifadesi sadece iddianameyi değil bütün yargılama sürecini belirleyen bir rol oynamıştır. Yargılama sürecinde gerçeğin ortaya çıkarılması için ciddi bir çaba yürütülmemiş; gerçeklerin açığa çıkarılması için yaptığımız, soruşturmanın derinleştirilmesi taleplerimiz reddedilmiş; yargılama sadece polis suçlamaları ve işkence ifadeleri çerçevesi içinde yürütülmüştür. Bir örnek vermek gerekirse: Yargılama süresince dinlenen 1582 tanıktan 405'i işkence ifadelerini alan, yer gösterme vb. tutanakları düzenleyen polisler, 322'si şikayetçiler iken, sadece 23'ü savunma tanığıdır. Duruşmalar tümüyle olağanüstü baskı koşullarında yürütüldü. Yıllarca Mamak Cezaevinin tecrit hücrelerinde, faşistlerle yanyana işkence altında tutulduk; mahkemelere coplanarak getirildik, götürüldük; duruşma salonunun arkasındaki yakınlarımıza dönüp bakmamız bile haftalarca tabutluklara atılmamız için yeter neden sayıldı. Mahkeme sürerken karşılaştığımız baskıların en açık örneklerinden biri, Nasuh MİTAP, Sedat GÖÇMEN gibi bazı arkadaşlarımızın tam mahkemede sorgularının yapılmakta olduğu günlerde cezaevinde dövülerek hastahaneye kaldırılmalarıdır. Bu nedenle arkadaşlarımızın sorgularının yarım kaldığı duruşma tutanaklarından da anlaşılmaktadır. Bazı arkadaşlarımız da sorgu sırası geldiğinde emniyete götürülerek, mahkemede ifade verirken suçlamaları kabul etmesi için zorlandı. Sorgu sırası geldiği halde emniyette olduğu için M.Ali YILMAZ'ın sorgusunun yapılamadığı duruşma tutanaklarında da yazılıdır. Bütün bunlar, mahkeme heyetinin gözü önünde yapıldı ve durumumuzu dile getirmek istediğimizde, "mahkemeyi ilgilendirmediği" gerekçesiyle susturulduk. Soruşturma ve yargılamaların devam ettiği günlerde, 12 Eylül yöneticileri ve Sıkıyönetim Komutanları tarafından hemen her gün, devlet Radyo ve TV'lerinde defalarca yayınlanan, en ağır haksız suçlamalara, hatta küfür derecesindeki hakaretlere maruz bırakıldık. Kendimizi savunabilmemiz için en küçük bir savunma olanağı tanınmadan bütün kamuoyu vicdanında peşinen mahkum edilmek istendik... İşte bütün bu gerçekler göz önüne alınarak, genel olarak 12 Eylül Yargısının büyük çoğunluğunun işkenceci polis ifadelerinin yargı kararı haline getirilmesinden öteye gitmediğinin söylenmesi, hiç de yanlış olmayacaktır. Ayrıca bugün bu mahkemede temyiz hakkının fiilen ortadan kaldırıldığı gerçeğine değinmek istiyoruz. Bugün çoğumuz 8 yıldır tutuklu bulunuyonız. Davanın Yargıtay'da incelenme süresinin en az 45 yı1 süreceği göz önüne alınırsa, o zamana kadar hepimiz aşağı yukarı müebbed hapis cezasını tamamlamış olacağız ki, o durumda Yargıtay'ın bozma kararı vermesinin hiçbir anlam taşımayacağı açıktır. İşte tüm bunlardan dolayı, bizim bu nasıl bir hukuk, bu nasıl bir yargı, bu nasıl bir adalettir diye sormaya hakkımız vardır. Bir yandan hayali ihracat gibi yollarla halkın kesesinden yüz milyarlarca dolandıranların kılına bile dokunulmazken, sıkıyönetim mahkemelerinde 20-25 yaşlarındaki gençlere banka soygunu yaparak devleti yıkmaya kalktı, diye idam cezalarının verildiği bir ülkede adaletten elbette söz edilemez. (*) Türkiye çapında açılan diğer Devrimci Yol soruşturmaları sırasında işkence ile öldürülen arkadaşlarımızdan tespit edebildiklerimiz şunlardır: Bedri MİLGE (Artvin, l981), Ahmet UZUN (Rize, 1981), Sadi EKİZ (Fatsa, l980), Cengiz AKSAKAL (Artvin, l980), Orhan KESKİN (DİYARBAKIR, l984/Cezaevinde ölüm orucu), Şerafettin TIRIÇ (Fatsa, l985), Ensar KARAHAN (Artvin, ...), Ayhan ALAN (Tarsus,1981), Metin SERTBULUT (Izmir,1981). (*) Ankara Sıkıyönetim Başsavcısı N.Soyer, Yenimahalle Ağır Ceza Mahkemesine verdiği ifadesinde Recep Ergun ile aralarında işkence konusunda sert tartışmalar geçtiğini belirterek: "...(Komutan R.Ergun bana) ZAbidin islmli sanığın polisteki sorgusundan sonra ölmesi nedeniyle soruşturma açtığımızı hatırlatarak 'bu soruşturmalar yüzünden polisler görevlerini yapamaz duruma geldiler. Soruşturmalar polislere zarar vermeden yapılmalıdır.' dedi. Bir süre sonra Adli Müşavir bana, savcı arkadaşlarımıza gelerek polislerle ilgili soruşturmalara takipsizlik kararı verilerek sonuçlanması hususunda komutanın istemi bulunduğunu belirtti..." dedi. (Hürriyet 17.12.1987) (***) Anılan belge bu kitapta yer almamıştır.(Yayınevinin notu.) |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org