4. MİLLİYETÇİ CEPHE'YE DOĞRU TIRMANAN ŞİDDET

8 Kasım 1974'te Ülkü Ocaklı komandolar ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi’ne karşı silahlı saldırılar düzenlediler.

"8 Kasım günü Ankara’daki ODTÜ otobüs duraklarını tutarak öğrencileri okula göndermediler ve okula gitmek isteyenleri dövdüler. Aynı anda ODTÜ kampüsü dışardan minibüslerle getirilen kalabalık silahlı bir grup tarafından basıldı. Saldırganlar önce telefon santralını ele geçirerek, memurları silah tehditiyle rehin alarak bağladılar. Arkasından yurtlardan

 

fakültelere gelmekte olan öğrencilerin üzerine silah ve dinamitlerle saldırdılar. Saldırı sırasında 3 öğrenci ağır yaralandı. Faşistlerin bu silahlı ve dinamitli işgal teşebbüsü, öğrencilerin direnmeleri üzerine başarısızlıkla sonuçlandı. Saldırganlardan Ankara Ülkü Ocakları Başkanı Ergin Bayramcı silahıyla birlikte yakalandı. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muharrem Şemsek ise, baskın sonrasında kaçarken kimliğini düşürdü ve daha sonra saldırı suçundan tutuklandı. Aynı gün, Hacettepe Üniversitesi’ne yapılan benzer bir silahlı saldırı sonucunda da çok sayıda öğrenci yaralandı. İstanbul'da ise, Kasım ayında Atatürk Öğrenci Sitesi'nde bu kez CHP'li öğrencilere saldırdılar ve 2 öğrenciyi bıçaklayarak yaraladılar. Yıldız Akademisi'ne yapılan silahlı baskın sonucunda ise okulda çatışmalar çıktı."

18 Aralık günü ise, 12 Mart dönemi sonrasının ilk öğrenci cinayeti işlendi. Yıldız D.M.M. Akademisi öğrencisi İYÖKD (İstanbul Yüksek Öğrenim Kültür Derneği) Yönetim Kurulu üyesi Şahin Aydın, Beşiktaş'taki otobüs durağında faşistler tarafından bıçaklanarak öldürüldü. İki gün sonra ise, bu kez Adana'da CHP mitinginden dönen Hüseyin Örek isimli bir işçi, MHP binası önünde bıçaklandı ve 17 gün sonra öldü.

16 Ocak 1975'te. İstanbul'da faşistler gruplar halinde şehrin çeşitli yerlerinde olaylar çıkardılar. İTÜ öğrencileri faşist saldırıyı gazetelere şöyle anlatmışlardı:

"Sayıları Teknik Üniversite öğrencilerine oranla çok az olan fakat polisin müdahale etmediği silahlı bir grup komando saat 11.00 sıralarında Taşkışla'ya gelerek arkadaşlarımıza sataşmaya ve laf atmaya başlamışlardır. Aynı kişiler kendilerini kapıdan girerek seyreden polisin gözleri önünde sataşmalarını artırarak tek tek yakaladıkları arkadaşlarımızı dövmüşlerdir. Daha sonra da polis, kavga çıktığı gerekçesiyle arkadaşlarımızı toplayarak götürmüştür. Aynı tür sataşma, kavga ve arkadaşlarımızın götürülmesi gün boyunca birkaç kez tekrarlanmıştır. Derslerden çıkan ve okulu terk etmeyen arkadaşlarımız, öğretim üyelerini çağırarak, polisin, komandoların tek tek gösterdiği arkadaşlarımızı toplaması olayını izletmişlerdir. Sahneye konan oyun açıktır. Bizi zorla çatışmanın içine sokmaya çalışmaktadırlar."

İTÜ'deki olaylara neden olan 100 kişilik bir faşist grup, saat 16.30-17.00 sıralarında İstiklal Caddesi’ne doğru yürüdü ve cadde boyunca kitapçı dükkanlarına ve seyyar kitapçılara baskın yaptılar, kitapları yırtıp parçalayarak, sergileri dağıttılar. Polis bu baskınlara da seyirci kaldı. Daha sonra Aksaray'a gelerek, burada da sol yayınların satıldığı kitap sergilerini tahrip ettiler. Aksaray'daki İTİA'ya bağlı Gazetecilik Yüksek Okulu kantinine de silahlı baskın düzenlediler. Olay yerine gelen toplum polisleri baskın yapan komandoları soruşturmadan, saldırıya uğrayan öğrencilerden 10 kadarını alarak götürdü.

Faşist saldırılar bu şekilde sonraki yıllarda da yurdun değişik yerlerinde sürdü gitti. Önce faşistler saldırıyorlar, sonra polisler olay yerine geliyor, saldıranları değil, saldırıya uğrayanları yakalıyordu. Çoğu yerde, İTÜ'deki olayda olduğu gibi polisler ve faşistler tam bir işbirliği içinde çalıştılar.

Ocak ayının sonlarına doğru 2 devrimci öğrenci daha arka arkasına öldürüldü. Önce, 20 Ocak'ta Ankara'da devrimci öğrenci Veli Yıldırım, Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu kantininde başına demir çubuk vurularak öldürüldü. Arkasından İstanbul'da Vatan Mühendislik Yüksek Okulu 2. sınıf öğrencisi Kerim Yaman yine faşistler tarafından öldürüldü.

23 Ocak sabahı, İstanbul'da faşistler Vatan Mühendislik Yüksek Okulu'na baskın yaparak işgal ettiler. Kalabalık bir grup halinde okul kantinine yerleşen faşistler, 'boykot var' panosu astılar, kantincinin satış yapmasını önlediler ve kantinciden 10 bin lira haraç istediler. Öğrenciler kantine inmediği için sabah bir olay çıkmadı. Ancak öğleden sonra okuldaki faşistlerin sayısı artmaya başladı. Öğrenciler sonraki gelişmeleri gazetecilere şöyle anlatmıştı: "Durumumuzun güvenilir olmadığını görerek okulu terk etmeyi kararlaştırdık. Devrimci olarak tanınan arkadaşlar birkaç kişilik gruplar halinde okuldan ayrılmaya başladı. Ancak içerdekilerin dışında bir grup komando da okulun dışında mevzilenmişti. Çıkanları görünce ateş açmaya başladılar. Herkes bir yana kaçıyordu. Komandolar ise, silah atmaya devam ederek kaçanları kovalıyordu."

Okulun arka tarafındaki, Polis Evlerinde oturan ve olayları evinden izleyen bir polis memuru, gördüklerini gazetecilere şöyle anlatmıştı: "Silah sesleri üzerine pencereye koştum. 11-15 kişi silah atarak önden kaçanları kovalıyorlardı. İkisinin vurularak yere düştüklerini gördüm. Sonra silahlı olanlar uzaklaştılar. Etraftan koşanlar yaralıları hastaneye kaldırdılar. Yerde pek çok mermi kovanı kalmıştı."

Vatan Mühendislik Makina Bölümü 2. sınıf Öğrencisi Kerim Yaman işte böyle öldürülmüştü.

Bu aylarda faşistler kalabalık toplulukları da kurşunlamaya başladılar. Kitlelere, toplantılara, yürüyüşlere, mitinglere yönelik saldırıları, yeni ve yaygın eylem biçimleri oldu. 3 Şubat günü Malatya'da "Faşizmi Protesto" yürüyüşüne saldırdılar. Saldırıya polis de "eşlik etmişti”. 8 Şubat'ta Elazığ'da da yine bir mitinge saldırmaları sonucu 47 kişi yaralandı.
 

TÖB-DER Toplantılarına Yurt Çapında Saldırılar

TÖB-DER 15 Ocak 1975'te 52 ilde "Hayat Pahalılığını ve Faşizmi Protesto" toplantıları düzenledi. Muş, Malatya, Tokat, Amasya, Kahramanmaraş, Adıyaman'da toplantılar faşistlerin kışkırttığı kalabalık toplulukların saldırısına uğradı. TÖB-DER ve CHP binaları, sol eğilimli kişilere ait işyerleri tahrip edildi; yüzlerce işyeri yağmalandı ve bu arada çıkan çatışmalarda 35 kadar insan yaralandı, bir kişi öldü.

Malatya'da TÖB-DER'in toplantısının basılmasından sonra kışkırtılmış bir gerici topluluk yürüyüşe geçti. Bu arada Vali Konağı taşa tutuldu. Saldırganlar daha sonra sol eğilimli kişilere ait bazı işyerlerini ve gazete bayilerini tahrip ettiler, sinema afişleri ile kitapları yaktılar. "Müslüman Türkiye" diye bağıran saldırganların taşkınlıklarını sürdürmesi üzerine Vali, askeri birliklerden yardım istedi. Olay sırasında 7 kişi yaralandı.

Amasya’da toplantının yapıldığı dernek binası İmam Hatip Okulu öğrencileri tarafından taşlandı. Taşova ilçesinde ise, TÖB-DER'in toplantısına katılan banka memuru Adnan Baykal, saldırganlar tarafından sopa, taş ve zincirlerle linç edilerek öldürüldü.

Tokat'ta, kışkırtılmış bir kalabalıkla birlikte faşistler toplantının yapıldığı sinema binasını önce taşa tuttular, sonra benzinli paçavralarla ateşe vermek istediler: Bir İmam Hatip Okulu öğretmeni, binayı yakmak isteyenleri durdurmak isterken dövüldü. Saldırganlar öğretmeni öldü zannıyla bıraktılar. Sinema salonunun benzinli paçavralarla ateş aldığı sırada, Amasya’dan askeri birlikler yetişerek, içerdekileri kurtardı. Olaylara polisler seyirci kaldı, müdahale etmelerini isteyenlere "Bizim cop kullanmaya bile yetkimiz yok" cevabını verdiler. Sinema sahibinin arabası polislerin gözü önünde ateşe verildi. CHP il başkanının ve bazı CHP'lilerin işyerleri tahrip edildi. Akşam saat 20.00'de şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Kahramanmaraş'ta toplantının yapıldığı sinema ile CHP binası saldırıya uğradı.

Adıyaman'da toplantının yapıldığı binaya saldırıda bulunmak istendi, ancak saldırganlar polis tarafından dağıtıldı. Gölbaşı ilçesinde ise, toplantının yapıldığı salon 5 saat kuşatma altında tutuldu, taşlandı. TÖB-DER ilçe şube binası ve bir öğretmenin evi de tamamen tahrip edildi, yağmalandı. Öğretmen ve arkadaşları evden, mahallenin kadınları tarafından kaçırıldılar. Başka bir öğretmen baltayla başından, bir şoför orakla karnından ve diğer bir şoför de bıçaklanarak ağır yaralandı. Bir doktorun muayenehanesi taşlarla tahrip edildi. İlçe güvenlik kuvvetleri olaylara seyirci kaldı.

Muş'ta TÖB-DER'in toplantısının iptal edildiği ilan edildi. Buna rağmen çevre il, ilçe ve köylerden önceden getirilen ve bir kısım şehir halkının da katıldığı bir kalabalık bu toplantıyı protesto için yürüyüşe geçti ve olaylar başladı. Tam bir gerici ayaklanmaya dönüşen izinsiz yürüyüş sırasında TÖB-DER binası, CHP il başkanının yazıhanesi, CHP il binası ve CHP'li olarak tanınan kişilere ait işyerIerine taş ve sopalarla saldırıda bulundular. Saldırılarda birisi avukat 3 kişi yaralandı.


İç Savaş Kıvılcımları

Bu olayların akla getirdiği pek çok soru vardır:

Nasıl olmuştur da Türkiye'nin dört bir yanında ve aynı anda bu olaylar çıkabilmiştir? Diyelim ki, TÖB-DER'in faşizmi ve hayat pahalılığını protesto toplantısı düzenlemesine bazı vatandaşlar "tepki" gösterdiler(!), ama bu "tepkici" vatandaşların hepsinin birden aklına, bu izinli toplantıları basmak, onunla yetinmeyerek CHP binalarına, CHP'lilerin dükkanlarına saldırmak düşüncesi aynı anda nasıl gelmiştir?

Ve tabii, madem ki faşist-gerici hareket "komünizme karşı bir reaksiyon"dur(!), neden CHP'lilere, CHP binalarına ve CHP'lilere ait işyerlerine saldırıyorlar? Ve bu binlerce -onbinlerce- insanı Türkiye'nin dört bir yanında aynı düşünceyle, aynı amaçla, aynı hedeflere yöneltenler kimlerdir? Ve amaçları nedir?

Bütün bu ve benzeri soruların karşılığı, bizi tek bir noktaya götürecek ve Türkiye'de sonraki yıllarda giderek yoğunlaşacak olan şiddetin kimler tarafından ne amaçla başlatıldığını, Türkiye'nin bir iç savaş ortamına doğru nasıl sürüklendiğini ortaya koyacaktır.

Olay aslında son derece açık oynanmıştı. Bütün bu saldırıların, bütün ülke sathında yaygınlaştırılan şiddetin tek bir merkezden kaynaklandığı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktı. Bunların amaçları da ortadaydı: Türkiye'deki egemen sınıflar, 1970'lere gelirken aralarındaki çıkar çelişmelerinin keskinleşmesi yüzünden parçalanmıştı. Bu yüzden egemen sınıfların dayandıkları geleneksel sağ oylar çeşitli partilere dağılmıştı ve bu onlar için bir yönetim bunalımı yaratıyordu. İşte o günlerde yurt sathında yaygınlaştırılan şiddet, egemen sınıfların yönetim bunalımlarına bir çözüm bulma amacıyla gündeme getirilmişti. Örneğin, DP ile CHP arasındaki bir anlaşmanın önlenebilmesi, bütün sağ partilerin aynı cephede (aralarındaki kavgayı bir yana bırakarak) bir araya gelebilmeleri için tabanda, CHP'yi karşı tarafta bırakan bir kamplaşma gerekliydi. CHP'yi komünist olarak göstermeden de bunu yapamazlardı. Bu amaçla bütün ülke sathında düğmeye basmış gibi saldırılar başlattılar, bu amaçla her yerde CHP'lilere, CHP binalarına, CHP'lilerin işyerlerine "Müslüman Türkiye","Kahrolsun Komünistler" çığlıklarıyla saldırdılar. Geleneksel sağ kesimle, CHP'nin de içinde yer aldığı sol kesim arasında yaratılan bir kutuplaşma ve gerginlik, tekelci burjuvazinin ve ABD Emperyalizminin karşı karşıya bulundukları yönetim krizini çözmeleri için uygun bir siyasal zemin yarattı. Demirel'in sağ partileri birleştirerek MC'yi kurabilmesi böyle bir ortam içinde mümkün oldu.

Özetle, yaratılan şiddet, MC'nin harcını oluşturuyordu.

Öte yandan, hızla yaygınlaştırılan bu faşist terör eylemleri siyasal hayata egemen hale gelirken, aynı zamanda bir iç savaş ortamı da yavaş yavaş oluşmaya başlıyordu. TÖB-DER toplantıları vesilesiyle yaygın saldırıların sahnelendiği Malatya, Adıyaman, K.Maraş, Amasya ve Tokat vb. illerin, Alevi-Sünni kesimlerin bir arada bulunduğu bölgeler olması dikkat çekicidir. Buralarda çıkan olaylar adeta daha sonra Maraş ve Çorum'da en üst boyutlarına ulaşacak olan faşist katliamların küçük birer örneği gibidir.

Bu tür saldırılar ve olaylar, MC'nin kuruluşuna kadar sürdü. Örneğin:

20 Şubat'ta Erzincan’da solcuların düzenlediği bir mitinge katılan 5 bin kişilik halk topluluğu faşistlerin saldırısına uğradı. Çıkan çatışma, faşistlerin kışkırtmasıyla kısa sürede mezhep çatışmasına dönüştü, yüze yakın işyeri tahrip ve talan edildi. Olaylar sırasında bir çocuk faşistler tarafından kurşunlanarak öldürüldü ve 40 kişi yaralandı. Olaylar ertesi gün de sürdü.

Mart ayında Demirel tarafından MC'nin kurulmasına kadar, yukardakilere benzeyen çok sayıda olay meydana geldi. 12 Mart dönemi sonrasında CHP-MSP Hükümetlerinden MC'nin kuruluşuna kadar geçen dönemdeki siyasal olaylarda toplam 14 kişinin hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Bunların 10'u sol görüşlüdür. Aynı dönemde tek bir sağcı ölmemiştir. Bir başka ifadeyle, aynı dönem içinde faşistlerin 10 sol görüşlü yurttaşımızı ve bir çocuğu öldürmelerine karşılık solcular tek bir sağcıyı öldürmemişlerdir.

MC'nin kurulmasından önceki siyasi tablo budur.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org