fakültelere gelmekte olan öğrencilerin üzerine
silah ve dinamitlerle saldırdılar. Saldırı sırasında 3 öğrenci ağır
yaralandı. Faşistlerin bu silahlı ve dinamitli işgal teşebbüsü,
öğrencilerin direnmeleri üzerine başarısızlıkla sonuçlandı.
Saldırganlardan Ankara Ülkü Ocakları Başkanı Ergin Bayramcı silahıyla
birlikte yakalandı. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muharrem Şemsek ise,
baskın sonrasında kaçarken kimliğini düşürdü ve daha sonra saldırı
suçundan tutuklandı. Aynı gün, Hacettepe Üniversitesine yapılan benzer
bir silahlı saldırı sonucunda da çok sayıda öğrenci yaralandı.
İstanbul'da ise, Kasım ayında Atatürk Öğrenci Sitesi'nde bu kez CHP'li
öğrencilere saldırdılar ve 2 öğrenciyi bıçaklayarak yaraladılar. Yıldız
Akademisi'ne yapılan silahlı baskın sonucunda ise okulda çatışmalar
çıktı."
18 Aralık günü ise, 12 Mart dönemi sonrasının ilk
öğrenci cinayeti işlendi. Yıldız D.M.M. Akademisi öğrencisi İYÖKD
(İstanbul Yüksek Öğrenim Kültür Derneği) Yönetim Kurulu üyesi Şahin Aydın,
Beşiktaş'taki otobüs durağında faşistler tarafından bıçaklanarak
öldürüldü. İki gün sonra ise, bu kez Adana'da CHP mitinginden dönen
Hüseyin Örek isimli bir işçi, MHP binası önünde bıçaklandı ve 17 gün sonra
öldü.
16 Ocak 1975'te. İstanbul'da faşistler gruplar
halinde şehrin çeşitli yerlerinde olaylar çıkardılar. İTÜ öğrencileri
faşist saldırıyı gazetelere şöyle anlatmışlardı:
"Sayıları Teknik Üniversite öğrencilerine oranla
çok az olan fakat polisin müdahale etmediği silahlı bir grup komando
saat 11.00 sıralarında Taşkışla'ya gelerek arkadaşlarımıza sataşmaya ve
laf atmaya başlamışlardır. Aynı kişiler kendilerini kapıdan girerek
seyreden polisin gözleri önünde sataşmalarını artırarak tek tek
yakaladıkları arkadaşlarımızı dövmüşlerdir. Daha sonra da polis, kavga
çıktığı gerekçesiyle arkadaşlarımızı toplayarak götürmüştür. Aynı tür
sataşma, kavga ve arkadaşlarımızın götürülmesi gün boyunca birkaç kez
tekrarlanmıştır. Derslerden çıkan ve okulu terk etmeyen arkadaşlarımız,
öğretim üyelerini çağırarak, polisin, komandoların tek tek gösterdiği
arkadaşlarımızı toplaması olayını izletmişlerdir. Sahneye konan oyun
açıktır. Bizi zorla çatışmanın içine sokmaya çalışmaktadırlar."
İTÜ'deki olaylara neden olan 100 kişilik bir
faşist grup, saat 16.30-17.00 sıralarında İstiklal Caddesine doğru
yürüdü ve cadde boyunca kitapçı dükkanlarına ve seyyar kitapçılara
baskın yaptılar, kitapları yırtıp parçalayarak, sergileri dağıttılar.
Polis bu baskınlara da seyirci kaldı. Daha sonra Aksaray'a gelerek,
burada da sol yayınların satıldığı kitap sergilerini tahrip ettiler.
Aksaray'daki İTİA'ya bağlı Gazetecilik Yüksek Okulu kantinine de silahlı
baskın düzenlediler. Olay yerine gelen toplum polisleri baskın yapan
komandoları soruşturmadan, saldırıya uğrayan öğrencilerden 10 kadarını
alarak götürdü.
Faşist saldırılar bu şekilde sonraki yıllarda da
yurdun değişik yerlerinde sürdü gitti. Önce faşistler saldırıyorlar, sonra
polisler olay yerine geliyor, saldıranları değil, saldırıya uğrayanları
yakalıyordu. Çoğu yerde, İTÜ'deki olayda olduğu gibi polisler ve faşistler
tam bir işbirliği içinde çalıştılar.
Ocak ayının sonlarına doğru 2 devrimci öğrenci daha
arka arkasına öldürüldü. Önce, 20 Ocak'ta Ankara'da devrimci öğrenci Veli
Yıldırım, Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu kantininde başına demir
çubuk vurularak öldürüldü. Arkasından İstanbul'da Vatan Mühendislik Yüksek
Okulu 2. sınıf öğrencisi Kerim Yaman yine faşistler tarafından öldürüldü.
23 Ocak sabahı, İstanbul'da faşistler Vatan
Mühendislik Yüksek Okulu'na baskın yaparak işgal ettiler. Kalabalık bir
grup halinde okul kantinine yerleşen faşistler, 'boykot var' panosu
astılar, kantincinin satış yapmasını önlediler ve kantinciden 10 bin
lira haraç istediler. Öğrenciler kantine inmediği için sabah bir olay
çıkmadı. Ancak öğleden sonra okuldaki faşistlerin sayısı artmaya
başladı. Öğrenciler sonraki gelişmeleri gazetecilere şöyle anlatmıştı:
"Durumumuzun güvenilir olmadığını görerek okulu terk etmeyi
kararlaştırdık. Devrimci olarak tanınan arkadaşlar birkaç kişilik
gruplar halinde okuldan ayrılmaya başladı. Ancak içerdekilerin dışında
bir grup komando da okulun dışında mevzilenmişti. Çıkanları görünce ateş
açmaya başladılar. Herkes bir yana kaçıyordu. Komandolar ise, silah
atmaya devam ederek kaçanları kovalıyordu."
Okulun arka tarafındaki, Polis Evlerinde oturan ve
olayları evinden izleyen bir polis memuru, gördüklerini gazetecilere
şöyle anlatmıştı: "Silah sesleri üzerine pencereye koştum. 11-15 kişi
silah atarak önden kaçanları kovalıyorlardı. İkisinin vurularak yere
düştüklerini gördüm. Sonra silahlı olanlar uzaklaştılar. Etraftan
koşanlar yaralıları hastaneye kaldırdılar. Yerde pek çok mermi kovanı
kalmıştı."
Vatan Mühendislik Makina Bölümü 2. sınıf Öğrencisi
Kerim Yaman işte böyle öldürülmüştü.
Bu aylarda faşistler kalabalık toplulukları da
kurşunlamaya başladılar. Kitlelere, toplantılara, yürüyüşlere, mitinglere
yönelik saldırıları, yeni ve yaygın eylem biçimleri oldu. 3 Şubat günü
Malatya'da "Faşizmi Protesto" yürüyüşüne saldırdılar. Saldırıya polis de
"eşlik etmişti. 8 Şubat'ta Elazığ'da da yine bir mitinge saldırmaları
sonucu 47 kişi yaralandı.
TÖB-DER Toplantılarına Yurt
Çapında Saldırılar
TÖB-DER 15 Ocak 1975'te 52 ilde "Hayat Pahalılığını
ve Faşizmi Protesto" toplantıları düzenledi. Muş, Malatya, Tokat, Amasya,
Kahramanmaraş, Adıyaman'da toplantılar faşistlerin kışkırttığı kalabalık
toplulukların saldırısına uğradı. TÖB-DER ve CHP binaları, sol eğilimli
kişilere ait işyerleri tahrip edildi; yüzlerce işyeri yağmalandı ve bu
arada çıkan çatışmalarda 35 kadar insan yaralandı, bir kişi öldü.
Malatya'da TÖB-DER'in toplantısının basılmasından
sonra kışkırtılmış bir gerici topluluk yürüyüşe geçti. Bu arada Vali
Konağı taşa tutuldu. Saldırganlar daha sonra sol eğilimli kişilere ait
bazı işyerlerini ve gazete bayilerini tahrip ettiler, sinema afişleri
ile kitapları yaktılar. "Müslüman Türkiye" diye bağıran saldırganların
taşkınlıklarını sürdürmesi üzerine Vali, askeri birliklerden yardım
istedi. Olay sırasında 7 kişi yaralandı.
Amasyada toplantının yapıldığı dernek binası İmam
Hatip Okulu öğrencileri tarafından taşlandı. Taşova ilçesinde ise,
TÖB-DER'in toplantısına katılan banka memuru Adnan Baykal, saldırganlar
tarafından sopa, taş ve zincirlerle linç edilerek öldürüldü.
Tokat'ta, kışkırtılmış bir kalabalıkla birlikte
faşistler toplantının yapıldığı sinema binasını önce taşa tuttular,
sonra benzinli paçavralarla ateşe vermek istediler: Bir İmam Hatip Okulu
öğretmeni, binayı yakmak isteyenleri durdurmak isterken dövüldü.
Saldırganlar öğretmeni öldü zannıyla bıraktılar. Sinema salonunun
benzinli paçavralarla ateş aldığı sırada, Amasyadan askeri birlikler
yetişerek, içerdekileri kurtardı. Olaylara polisler seyirci kaldı,
müdahale etmelerini isteyenlere "Bizim cop kullanmaya bile yetkimiz yok"
cevabını verdiler. Sinema sahibinin arabası polislerin gözü önünde ateşe
verildi. CHP il başkanının ve bazı CHP'lilerin işyerleri tahrip edildi.
Akşam saat 20.00'de şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Kahramanmaraş'ta toplantının yapıldığı sinema ile CHP binası saldırıya
uğradı.
Adıyaman'da toplantının yapıldığı binaya saldırıda
bulunmak istendi, ancak saldırganlar polis tarafından dağıtıldı. Gölbaşı
ilçesinde ise, toplantının yapıldığı salon 5 saat kuşatma altında
tutuldu, taşlandı. TÖB-DER ilçe şube binası ve bir öğretmenin evi de
tamamen tahrip edildi, yağmalandı. Öğretmen ve arkadaşları evden,
mahallenin kadınları tarafından kaçırıldılar. Başka bir öğretmen
baltayla başından, bir şoför orakla karnından ve diğer bir şoför de
bıçaklanarak ağır yaralandı. Bir doktorun muayenehanesi taşlarla tahrip
edildi. İlçe güvenlik kuvvetleri olaylara seyirci kaldı.
Muş'ta TÖB-DER'in toplantısının iptal edildiği
ilan edildi. Buna rağmen çevre il, ilçe ve köylerden önceden getirilen
ve bir kısım şehir halkının da katıldığı bir kalabalık bu toplantıyı
protesto için yürüyüşe geçti ve olaylar başladı. Tam bir gerici
ayaklanmaya dönüşen izinsiz yürüyüş sırasında TÖB-DER binası, CHP il
başkanının yazıhanesi, CHP il binası ve CHP'li olarak tanınan kişilere
ait işyerIerine taş ve sopalarla saldırıda bulundular. Saldırılarda
birisi avukat 3 kişi yaralandı.
İç Savaş Kıvılcımları
Bu olayların akla getirdiği pek çok soru vardır:
Nasıl olmuştur da Türkiye'nin dört bir yanında ve
aynı anda bu olaylar çıkabilmiştir? Diyelim ki, TÖB-DER'in faşizmi ve
hayat pahalılığını protesto toplantısı düzenlemesine bazı vatandaşlar
"tepki" gösterdiler(!), ama bu "tepkici" vatandaşların hepsinin birden
aklına, bu izinli toplantıları basmak, onunla yetinmeyerek CHP binalarına,
CHP'lilerin dükkanlarına saldırmak düşüncesi aynı anda nasıl gelmiştir?
Ve tabii, madem ki faşist-gerici hareket "komünizme
karşı bir reaksiyon"dur(!), neden CHP'lilere, CHP binalarına ve CHP'lilere
ait işyerlerine saldırıyorlar? Ve bu binlerce -onbinlerce- insanı
Türkiye'nin dört bir yanında aynı düşünceyle, aynı amaçla, aynı hedeflere
yöneltenler kimlerdir? Ve amaçları nedir?
Bütün bu ve benzeri soruların karşılığı, bizi tek
bir noktaya götürecek ve Türkiye'de sonraki yıllarda giderek yoğunlaşacak
olan şiddetin kimler tarafından ne amaçla başlatıldığını, Türkiye'nin bir
iç savaş ortamına doğru nasıl sürüklendiğini ortaya koyacaktır.
Olay aslında son derece açık oynanmıştı. Bütün bu
saldırıların, bütün ülke sathında yaygınlaştırılan şiddetin tek bir
merkezden kaynaklandığı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktı.
Bunların amaçları da ortadaydı: Türkiye'deki egemen sınıflar, 1970'lere
gelirken aralarındaki çıkar çelişmelerinin keskinleşmesi yüzünden
parçalanmıştı. Bu yüzden egemen sınıfların dayandıkları geleneksel sağ
oylar çeşitli partilere dağılmıştı ve bu onlar için bir yönetim bunalımı
yaratıyordu. İşte o günlerde yurt sathında yaygınlaştırılan şiddet, egemen
sınıfların yönetim bunalımlarına bir çözüm bulma amacıyla gündeme
getirilmişti. Örneğin, DP ile CHP arasındaki bir anlaşmanın önlenebilmesi,
bütün sağ partilerin aynı cephede (aralarındaki kavgayı bir yana
bırakarak) bir araya gelebilmeleri için tabanda, CHP'yi karşı tarafta
bırakan bir kamplaşma gerekliydi. CHP'yi komünist olarak göstermeden de
bunu yapamazlardı. Bu amaçla bütün ülke sathında düğmeye basmış gibi
saldırılar başlattılar, bu amaçla her yerde CHP'lilere, CHP binalarına,
CHP'lilerin işyerlerine "Müslüman Türkiye","Kahrolsun Komünistler"
çığlıklarıyla saldırdılar. Geleneksel sağ kesimle, CHP'nin de içinde yer
aldığı sol kesim arasında yaratılan bir kutuplaşma ve gerginlik, tekelci
burjuvazinin ve ABD Emperyalizminin karşı karşıya bulundukları yönetim
krizini çözmeleri için uygun bir siyasal zemin yarattı. Demirel'in sağ
partileri birleştirerek MC'yi kurabilmesi böyle bir ortam içinde mümkün
oldu.
Özetle, yaratılan şiddet, MC'nin harcını
oluşturuyordu.
Öte yandan, hızla yaygınlaştırılan bu faşist terör
eylemleri siyasal hayata egemen hale gelirken, aynı zamanda bir iç savaş
ortamı da yavaş yavaş oluşmaya başlıyordu. TÖB-DER toplantıları
vesilesiyle yaygın saldırıların sahnelendiği Malatya, Adıyaman, K.Maraş,
Amasya ve Tokat vb. illerin, Alevi-Sünni kesimlerin bir arada bulunduğu
bölgeler olması dikkat çekicidir. Buralarda çıkan olaylar adeta daha sonra
Maraş ve Çorum'da en üst boyutlarına ulaşacak olan faşist katliamların
küçük birer örneği gibidir.
Bu tür saldırılar ve olaylar, MC'nin kuruluşuna
kadar sürdü. Örneğin:
20 Şubat'ta Erzincanda solcuların düzenlediği bir
mitinge katılan 5 bin kişilik halk topluluğu faşistlerin saldırısına
uğradı. Çıkan çatışma, faşistlerin kışkırtmasıyla kısa sürede mezhep
çatışmasına dönüştü, yüze yakın işyeri tahrip ve talan edildi. Olaylar
sırasında bir çocuk faşistler tarafından kurşunlanarak öldürüldü ve 40
kişi yaralandı. Olaylar ertesi gün de sürdü.
Mart ayında Demirel tarafından MC'nin kurulmasına
kadar, yukardakilere benzeyen çok sayıda olay meydana geldi. 12 Mart
dönemi sonrasında CHP-MSP Hükümetlerinden MC'nin kuruluşuna kadar geçen
dönemdeki siyasal olaylarda toplam 14 kişinin hayatını kaybettiği
belirlenmiştir. Bunların 10'u sol görüşlüdür. Aynı dönemde tek bir sağcı
ölmemiştir. Bir başka ifadeyle, aynı dönem içinde faşistlerin 10 sol
görüşlü yurttaşımızı ve bir çocuğu öldürmelerine karşılık solcular tek bir
sağcıyı öldürmemişlerdir.
MC'nin kurulmasından önceki siyasi tablo budur.
|