2. 12 MART DÖNEMİNDEN SONRA FAŞİST SALDIRILAR YENİDEN BAŞLATILIYOR

12 Mart döneminde bir yandan devrimci örgütler dağıtılıp yok edilmeye çalışılır, bütün devrimci demokrat kesimler üzerinde en ağır baskılar uygulanırken, faşistlere hiç dokunulmamıştır. Böylece tamamen serbest bırakılan ve meydanı boş bulan faşistler, özellikle okullardaki etkinliklerini artırmaya çalışmışlar, sonraki dönemlerdeki saldırıları için hazırlanma ve örgütlenme olanağı bulmuşlardır.

MHP Genel Merkezi’ndeki Türkeş’in çalışma odasında bulunan ve Türkeş'in kendi el yazısıyla "Ahmet Karabacak'ın raporu, 16.4.1971" notunun düşüldüğü bir belgede, bu konuda çok ilgi çekici bilgiler bulunmaktadır. Bu raporda, MHP İstanbul örgütlenmesi

  konusundaki öneriler içinde yer alan şu ifadeler özellikle dikkat çekicidir:

"İSTİHBARAT VE YARDIMCILARI:

(İstanbul İl Organizasyonunun) ağırlık noktası istihbarat olmalıdır. Bunun için de her yerde ve her sahada hareketin meşruiyetine inanmış kişiler bulmak ve onların yardımlarını sağlamak şarttır. (...) Sadece il başkanlarının tanıyacağı kişilerden meydana gelecek bu teşkilat, çalışmaIarın esasını teşkil etmeli ve bu yönde büyük gayretler harcamalıdır. Gizlilik esası içinde kurulacak bu teşkilat, hayatın bütün sahalarında faaliyet göstermelidir.

SAVUNMA KUVVETLERİ:

Bu kuvvetler hareketin hızını azaltmak isteyenlere ve harekete zarar verenlere karşı modern ve meşru şehir gerillası nizamı içinde kurulmalıdır. Başkanlarını yalnız il başkanlarının tanıyacağı, birbirlerini tanımayan, 10-15 kişilik yeteri kadar ve şehrin muhtelif yerlerinde kurulmuş kuvvetlerden meydana gelir. Bunların başına iyi yetişmiş em. subay, em. polis veya itimat edilebilecek kişiler getirilir.

İstanbul'da artacağı sanılan ideolojik ve kuvvete dayanan mücadeleyi üniversite öğrencisinin omuzlarından almak, onun üniversitede yaptığı kavgaya yardımcı olmak gerekmektedir. Mücadele hızlandığı anda askerlik yapmamış ve yaşları 20-25 arasında olan kişilerin (üniversitelilerin) bu kavgayı yürütmeleri imkansızdır." (abç)(*)

Raporda yer alan görüşlerin en çok ilgi çeken bölümleri bunlardır. MHP'nin İstanbul il örgütlenmesi planlanırken, sanki bir savaş örgütlenmesi planlanmaktadır. İstanbul'da yapılacak mücadele için başlarında emekli asker ya da polislerin bulunacağı, üniversiteli olmayan kişilerden oluşacak 10-15 kişilik gerilla timleri kurulacaktır. Bunlar İstanbul'daki "kuvvete dayanan ideolojik"(!) mücadeleyi de yürüteceklerdir!

Öte yandan, ileriki yıllarda Prof.Tütengil'ler, Prof Karafakioğlu'ları, Prof. Doğanay'lar, Doç. B. Cömert'ler, herhalde başlarında emekli asker ya da polislerin bulunduğu, bu "şehir gerillası" timleri tarafından üniversitelerde yürütülen "ideolojik mücadele" sırasında katledilmişlerdir. Örneğin, gazeteci A. İpekçi yi öldüren M. Ali Ağca verdiği ifadelerde, "kendisinin 10-15 kişilik ayrı bir grup içinde çalıştığını" belirtmişti. 12 Eylül mahkemelerinin diğer önemli görevlerinin (!) yanı sıra, en önemli "hizmetlerinden" biri de bu tür cinayet şebekelerinin, MHP ile ilişkilerinin bulunmadığına ve bireysel suç niteliği taşıdığına da "hükmetmiş" olmasıdır.

Böylece, 12 Mart döneminde, özellikle bazı üniversitelerde ve orta dereceli okullarda etkinliklerini artıran ve örgütlenmelerini geliştirme olanağı bulan MHP'liler, 12 Mart döneminden çıkılır çıkılmaz, öncelikle okullara hakim olmak için atağa geçtiler.

1974 yılında, CHP-MSP koalisyonu döneminde, faşist terör henüz emekleme aşamasındaydı. Önceleri silahlı cinayetlere uzanmayan saldırılar söz konusu oluyordu. Tek tek yakaladıkları solcu öğrencileri tehdit ediyorlar, dövüyorlar; bıçak, şiş ya da zincirlerle yaralıyorlardı. Karşılarındaki sol kesimin örgütsüz ve dağınık olması nedeniyle az sayıda olmalarına rağmen bu yollarla, yani şiddete dayanarak etkinlik sağlayabiliyorlardı. Karşılarındaki sol kesimin örgütlü bir direniş gösterdiği yerlerde ise, silaha başvurmakta tereddüt etmediler. Böylece, 12 Mart sonrasındaki sessizlik, ilk kez faşistlerin saldırılarında patlattıkları silahların sesleriyle bozuldu.

Gazete arşivlerinde rastlanılan ilk silahlı saldırı, 8 Mart 1974 tarihini taşıyor. Bu tarihte İstanbul'un en büyük öğrenci yurdu olan Atatürk Öğrenci Yurdu, dışardan gelen 35 ülkü ocaklı komandonun silahlı saldırısına uğradı. Bu yurda yönelik saldırılar 1974 yılı boyunca birkaç kere daha tekrarlandı ve bu saldırılarda 24 öğrenci yaralandı. Her seferinde dışardan gelen saldırganların hiçbirisi yakalanmadı ve cezalandırılmadı.

Temmuz ayında faşistlerin silahlı saldırıları Ankara'ya sıçradı. 5 Temmuz günü Ankara'daki ilk silahlı saldırılarında, üniversite seçme sınavı nedeniyle AİTİA bahçesinde bildiri dağıtan devrimci gençlerin üzerine ateş açtılar.
 

Faşist Provokasyonların İlk Örneği

Bu arada, 1974 yılı Mart ayında, Adana’da ilginç bir olay daha yaşanmıştır. Adana'nın Haruniye bucağında orta dereceli iki okula 29 Mart günü, orak-çekiçli bayraklar asıldı. Olayın ilginç yanı, ertesi gün 5 Ülkü Ocaklı öğrencinin olayla ilgili olarak tutuklanmasıydı. Savcı, Düziçi Öğretmen Okulu’ndaki öğretmenleri töhmet altında bırakma amacıyla, Ülkü Ocaklı öğrencilerin orak-çekiçli bayrak asma eylemini gerçekleştirdiklerini açıkladı. Faşistler, anlaşılan daha sonra sık sık başvuracakları provokasyon tertipleme konusunda birileri tarafından eğitilmişlerdi, ama suç delillerini yok etmeyi unutmuşlardı.
 

İlk Siyasi Cinayetler Faşistler Tarafından İşlendi

12 Mart'tan önce olduğu gibi,12 Mart döneminden sonra da ilk siyasal cinayetler yine faşistler tarafından işlenmiştir. 10 Temmuz 1974'de, İzmit'te Petkim işçi temsilcisi Ümit Tok, faşistler tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Bizim, gazete arşivlerinden, ansiklopedilerden ve konuyla ilgili çeşitli resmi ve özel yayınlardan yaptığımız araştırmalardan saptayabildiğimiz kadarıyla, 1974 yılı içinde solcular tarafından öldürülen tek bir sağcı ya da faşist bulunmamaktadır. Buna karşılık, aynı sene içerisinde sol görüşlü 4 kişi faşistler tarafından öldürülmüştür. Ümit Tok 10 Temmuz'da İzmit'te; işçi Mehmet Filiz 12 Aralık'ta Ankara'da, öğrenci Şahin Aydın 18 Aralık'ta İstanbul'da, işçi Hüseyin Örek 22 Aralık'ta Adana’da faşistler tarafından vurularak öldürülmüşlerdir.

1975 yılına gelinceye kadar ölen tek bir sağ görüşlü vardır. Ülkü Ocakları üyesi Ali Balseven adındaki bir genç, 29 Mayıs 1973'te Ankara'daki Kurtuluş Parkı’nda kendi arkadaşları tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. Gazeteler olayın, Ülkü Ocakları arasındaki Şamanist-İslamcı tartışması sonucunda meydana geldiğini yazdı.

Türkiye'deki faşistler önceleri Irkçı-Turancı görüşleri benimsemişlerdi. Bu dönemlerde, MHP'liler arasında Şamanist eğilimler yaygındı. Turancı-Irkçı eğilimlerin toplum tarafından benimsenmeyeceğinin anlaşılması üzerine faşist hareket, kendisine bir kitle temeli sağlayabilmek amacıyla, şeriatçı, islamcı bir doğrultuya yönelmişti. Halkın dini-islami duygularını istismar etmeye ve Nurculuk-Nakşibendicilik gibi genişce bir tabanı olan tarikatları kendilerine çekmeye yönelik demagoji ve çalışmalar, özellikle 1970'lerden sonra faşist hareketin programında önemli bir yer tutmuştur. Böylece, Türkiye'deki faşist hareket, "Türk-İslam Sentezi" denilen şeriatçı-ırkçı kırması bir muhtevaya bürünmüştür. İşte Kurtuluş Parkı'nda, kendi Şamanist arkadaşlarını öldürmeleri olayı, faşistlerin bu kimlik değişiminin getirdiği tartışmalar sırasında meydana geliyordu. Anlaşılan ilk dönemlerdeki Turancı-Şamanist inanışlarını terk etmek istemeyen unsurları "ikna" etmek için bu şekilde, şiddete başvurmak gerekmişti!

Faşist hareketin, bu şekilde dini, bir "siyasi malzeme" olarak kullanmaya ve mezhep ayrılıklarından yararlanmaya yönelmesi, Türkiye'de 1980'lere gelirken, büyük mezhep çatışmalarının yaratılmasında önemli bir rol oynayacaktır.

(*) MHP VE ÜLKÜCÜ KURULUŞLAR İDDİANAMESİ, s.160-161


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org