12 MART'TAN 12 EYLÜL'E

1. CHP-MSP KOALİSYONU DÖNEMİ

12 Mart faşizminin açıkça işçi ve emekçi halk yığınları aleyhine olan uygulamaları toplumda geniş tepkiler uyandırmıştır. Açıkça görülmüştür ki, anarşi ve terör yaygarası arkasında, kazanan hep emperyalistler ve onların ortağı durumundaki tekelciler olmuştur. İşçilerin grevleri yasaklanmış, köylülerin mücadeleleri engellenmiş, pahalılık kat kat artarken, işçilerin, köylülerin, memurların ve tüm yoksul halk kesimlerinin gelirleri sabit tutulmuştur. Bu, onların reel (gerçek) gelirlerinin düşmesi, dolayısıyla bir kat daha yoksullaşmalarından başka bir şey değildi. Bu durum yoksul halk kesimlerinin 12 Mart'a karşı mücadele eden sol düşüncelere yönelmesine yol açmıştır.

  İşte,12 Mart bir yandan devrimci halk muhalefetini ezerek yok etmeye, böylece sosyal uyanışın gelişmesini önlemeye çalışırken, diğer yandan da yarattığı tepkilerle toplumdaki sol muhalefet eğilimlerinin güçlenmesini de kaçınılmaz olarak beraberinde getirmiştir.

Bu muhalefet eğilimi, l2 Mart'tan sonra yapılan ilk seçimlerde B.Ecevit Başkanlığı'nda yeni bir görüntü sağlayan CHP'ye yöneldi ve CHP'nin seçimlerden birinci parti olarak çıkmasında önemli bir rol oynadı.

1973 yılında yapılan seçimlerden sonra ilk hükümet CHP-MSP koalisyonu olarak ortaya çıktı. Egemen sınıf kesimleri arasında meydana gelen çatlama AP, MSP ve DP arasında bir koalisyon oluşturulmasına o gün için olanak tanımıyordu. Bu yüzden ancak uzunca bir çözümsüzlük döneminin arkasından CHP-MSP arasında bir uzlaşma sağlanabildi ve 12 Mart sonrasının ilk hükümeti 26 Ocak 1974'de kuruldu.

CHP-MSP Hükümeti dönemi, Türkiye'nin yüz yüze bulunduğu sorunları çözebilecek, hatta hafifletebilecek bir yapı ve tutarlılığa sahip değildi ve karşılaştığı her sorunda çelişkiler ve bocalamalar gösterdi.

Haşhaş ekimi yasağının kaldırılması hükümetin karşılaştığı önemli sorunlardan biri olarak ortaya çıktı. Daha önce anlatıldığı üzere ABD, haşhaş ekiminin yasaklanması için Türkiye üzerine çeşitli baskılar uygulamış ve 12 Mart sonrasında Erim hükümeti döneminde bu isteğini sağlamıştı. Yeni hükümet ise 11 Ocak 1974'de haşhaş ekimini serbest bırakacağını açıklamıştı. Buna karşılık ABD, haşhaş ekimi yeniden başlarsa, Türkiye'ye yapılan yardımların kesileceğini açıkladı. Kendi topraklarında haşhaş ekimini yasaklamayan Amerika, Türkiye topraklarında neyin ekilip, neyin ekilemeyeceğine de kendisi karar vermek istiyordu ve bu olay onun emperyalist çehresinin yeni bir örneğinden başka bir şey değildi. Nitekim, hükümetin deneme ekimlerini başlatması üzerine ABD, 12 Temmuz 1974'de Türkiye'ye "yardımı" kesti. Kıbrıs Olayları nedeniyle Amerika'nın askeri yardımları da durdurmasından sonra, Ekim ayında da hükümet 5 ilde haşhaş ekimini serbest bıraktı.

CHP-MSP koalisyon hükümetinin karşılaştığı ikinci büyük sorun, Kıbrıs konusunda ortaya çıktı. 15 Temmuz 1974'de Amerikancı-faşist Yunan Cuntası'nın desteğiyle Kıbrıs'ta EOKA’cı Samson'a bir darbe yaptırıldı ve Makarios devrildi. Bu hareket Kıbrıs'ta "Enosis" doğrultusunda atılan bir adımdı. Ecevit'in İngiltere ile birlikte "garantör devlet" sıfatıyla müdahale talebi, İngiltere tarafından kabul edilmedi ve Türkiye, ABD'nin bütün engelleme çabalarına rağmen, 20 Temmuz 1974'de Kıbrıs'a çıkartma yaptı. Adanın bir bölümü iki kademeli bir askeri harekât sonucunda işgal edildi.

Böylece 1964 yılında İnönü Hükümeti tarafından gerçekleştirilmek istendiğinde (Johnson mektubuyla) önlenmiş olan hareket, 10 yıl sonra gerçekleşmiş oluyordu.

Kıbrıs olayı, tıpkı 1964'de olduğu gibi, yine Türkiye-ABD ilişkilerinde önemli bir sorun olarak ortaya çıktı. Müdahalenin hemen ertesinde ABD, Türkiye ve Yunanistan'a yapılan askeri yardımları kestiğini açıkladı. Ancak aynı dönemde Amerika tarafından Yunanistan'a 17 Fantom uçağının verilmiş olması "askeri ambargo" kararının tek yanlı olarak, sadece Türkiye açısından geçerli olduğunu ortaya koyuyordu.

Amerikan ambargosu, CHP-MSP koalisyonunun dağılmasından sonra da uzun süre devam edecek ve Türkiye’deki ekonomik krizin derinleşmesinde azımsanmaması gereken bir rol oynayacaktır. Zamanla sadece bir askeri ambargonun değil, örtülü olarak sürdürülen bir ekonomik ambargonun da yürütüldüğü görülüyordu.

Böylece Amerika'nın güdümündeki bir askeri yönetimden (12 Mart döneminden) yeni çıkan Türkiye'de CHP-MSP koalisyon hükümeti, kuruluşunun daha birinci yılı bile dolmadan, karşısında ABD'yi buluyordu. Ortaya çıkan sorunlar Ecevit tarafından çözülemeyecek ve ilerleyen yıllarda giderek yoğunlaşarak Türkiye’yi 12 Eylül'e kadar uzanacak yeni bir bunalıma sürükleyecektir.

Sorunların çözümü (ve ABD'nin dayatmaları) karşısında başarılı bir yönetim gösteremeyen Ecevit, Demokratik Parti'nin erken seçim çağrısından umutlanarak istifa etti. Ancak meclisten bir erken seçim kararı çıkarmayı başaramadı.

Bu, Ecevit'in ilk önemli siyasi başarısızlığı (ya da beceriksizliği) olarak değerlendirilmiştir. Siyaset, bir yönüyle iktidar olanaklarından yararlanma sanatı olarak da ifade edilebilir. Ecevit elinde bulundurduğu iktidar olanağını yeterince değerlendiremeden kolayca terk etmiş, o dönemde aralarında anlaşamayan sağ partilerin yeniden biraraya gelerek MC'yi oluşturabilmelerine olanak sağlamıştır. Milliyetçi Cephe döneminde ise Türkiye, tarihinin en ağır bunalımına doğru sürüklenecektir.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org