|
|
|
|
7. TÜRKİYE'DEKİ ÖTEKİ AMERİKA Buraya kadar kısaca özetlemeye çalıştığımız tüm bu gerçekler gözönüne alınmadan, ülkemizde meydana gelen olayları doğru olarak kavramak ve açıklamak olanaksızdır. Bütün olaylar kuşkusuz tek bir nedene, ABD emperyalizmine bağlanarak açıklanamaz. Ama ülkemizin emperyalizme bağımlılığı ve ABD emperyalizminin özetlemeye çalıştığımız politikaları ve rolü göz önüne alınmadan da yaşadığımız hiçbir önemli olay doğru olarak açıklanamaz. Çünkü, yaşadığımız her önemli olayda ABD şu veya bu derecede, şu veya bu yönde, ama mutlaka önemli bir rol oynamıştır. Son 30 yıl içinde yaşadığımız tüm önemli olaylarda bu gerçeğin çarpıcı örnekleri gözlenmiştir. Uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti'nin en tepe noktalarında, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık gibi |
![]() |
birinci derecede görevler yapan, Kurtuluş Savaşı
önderlerinden İ.İnönü, Amerika'nın Türkiye'deki rolü üzerine 1964
yılındaki bir üst düzey devlet toplantısında şunları söylemişti:
İnönü'nün her satırı ibretle dolu sözleri, Türkiye üzerindeki Amerikan hegemonyasını apaçık gözler önüne sermeye yetecek tarihi bir belge niteliğindedir. Konuşmada sözü edilen uzmanlar ikili yardım anlaşmaları çerçevesinde Türkiye'ye gönderilen ABD'li görevlilerdir. İnönü bu binlerce uzmanın, "kendileri için önemli marifetleri olduğunu" belirtiyor. Acaba bunlar ne gibi "marifetler"dir? Yine İnönü, "bu durumu değiştirmeye kalkınca, başınıza ne işler geleceğini kestiremem" derken neyi kastediyor? Ne gibi işler gelebilir, Türkiye'nin bağımsızlığını isteyenlerin ve bunu gerçekleştirmeye kalkanların başına? Bu soruların karşılıklarını son 20-30 yıllık yaşadıklarımız içinde fazlasıyla bulmak mümkündür. 1964 yılında İnönü'nün Başbakanlığı sırasında Kıbrıs'ta meydana gelen olaylar üzerine Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile beraber imzalanmış olan "garantörlük anlaşması" uyarınca müdahale etmek istemiş; ancak buna ABD tarafından izin verilmemişti. Zamanın ABD Başkanı Johnson'un İnönü'ye gönderdiği ve Amerikan yardımı ile sağlanan silahların kendilerinin izni olmaksızın kullanılamayacağını belirten mektubu, Türk-Amerikan ilişkilerinin ne durıımda olduğunu gözler önüne seren, unutulmaz bir belge olmuştur. Hatırlanacağı üzere, söz konusu müdahaleden vazgeçilmiş olmasına rağmen, bu olaya ve Johnson'un mektubundaki emredici-küstah üsluba karşı tepki gösteren İnönü, kısa bir süre sonra hükümetten düşürülmüştür. 1963-1966 yılları arasında Ankara'da görevli olan Dickson adındaki bir CIA görevlisinin hazırladığı raporda İnönü ile ilgili olarak şu derlendirme yer almaktaydı:
Haydar Tunçkanat tarafından Cumhuriyet Senatosu'nda açıklanmış olan bu raporda, Atatürk'ün milli politikası, ikili anlaşmalar, üsler gibi konular kendileri için cansıkıcı konular olarak değerlendirilmekte; bu konuları ortaya atan İnönü'nün iktidardan düşürülerek, yerine kendi aradıkları tür bir hükümet getirilmesini yeterli görmeyerek, bu cansıkıcı konuları ortaya atan muhalefetin "parçalanması ve boğulması" zorunlu görülmektedir. Ancak, bu "cansıkıcı sorunları ortaya atan muhalefet" sadece CHP ve İnönüden ibaret değildi: O sıralarda çok daha önemli bir başka muhalefet odağı hızla gelişmeye başlamıştı. Bu, 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlük ortamı içinde gelişmeye başlayan sol harekettir. Kıbns olayları ve Johnson'un ünlü mektubu kamuoyunun dikkatlerini ikili anlaşmalara ve ulusal bağımsızlık konularına yöneltmişti; özellikle gençlik ve aydınlar içinde çok güçlü bir anti-emperyalist uyanış ve o temelde gelişen bir muhalefet hareketi çığ gibi büyümeye başlamıştı. Bağımsızlığını kazandıktan sonra yeniden tam bir müstemleke durumuna düşürülmüş, yeraltı ve yerüstü kaynakları, insan emeği, doğal zenginlikleri herşeyi emperyalistler tarafından talan edilen; Amerikan bayraklarının dalgalandığı, Amerikan üslerine Genelkurmay başkanlarının bile giremediği; İstanbul, İzmir gibi liman şehirlerinde valilerin, 6. Filo erlerinin seks vb. ihtiyaçlarını karşılamaları için (şehrin sokaklarını temizletmek, genelev binalarını boyatmak gibi!) hazırlıklar yaptığı; güya kendisine yardım diye verilen II.Dünya Savaşı'ndan arta kalmış Amerikan malı silahları ne zaman kullanacağını bile kendisi karar veremeyen bir ülkenin gençliği başkaldırıyordu. Toplumun bütün kesimlerinde geniş yankılar uyandıran bu onurlu direniş, bu bağımsızlık hareketi (Amerikalıların kendi deyişleri ile, "bütün ulusal kurtuluş hareketleri... isterlerse anti-komünist fikirlerle harekete geçmiş olsunlar... komünist olmaya mahkum" olduklarından,) "ezilmeliydi." Türkiye'de Amerikancı düzene ve yönetimlere karşı gelişen muhalefet hareketleri ABD tarafından nasıl "boğulacak", nasıl "ezilecek"ti? Bir önceki bölümde, bu konuda ABD'nin dünya çapında kullandığı araç ve yöntemlerin neler olduğunu -tamamen Amerikan belgelerine dayanarak- sergilemiştik. Bütün bunlar, Türkiye'de de eksiksiz olarak uygulanmıştır. Amerika, Türkiye'de anti-empeıyalist muhalefet akımını bastırmak için her türlü gerici, faşist hareketleri, Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni, faşist cinayet örgütlerini kurdurup desteklemiş; askeri darbeler yaptırmış, Kontr-Gerilla teşkilatları kurdurmuş; cinayetler, katliamlar yaptırmıştır; sonuçta giderek mücadelenin yönü bir iç savaş doğrultusunda kayarken, Amerikancı düzen ve yönetimlere karşı gelişen devrimci muhalefet hareketi her türlü yolla bastırılıp ezitmeye çalışılmıştır. (*) N.ÜSTÜN, Türkiye'deki Amerika, s.15 |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org