|
RANDEVUYU DAHA VERDIK
(Inönu Alpat)
İkinci Baskı İçin
SUNUŞ
GİRİŞ
SÖYLEŞİLER
-
Levent Anar
-
Recep Hisar
-
Hıdır Toktaş
-
Ahmet Çetin
-
Tümay Durukan
-
Mahmut Memduh Uyan
-
Sevgi
-
İbrahim Ulutaş
-
Yaşathak Aslan
-
İbrahim Sevimli
GÜNLÜKLER, NOTLAR
-
Recep Hisar'ın Notları
-
İbrahim Levent'in Günlüğü
"UNUTULMASINLAR
DİYE"
DEVRİMCİ YOL KIR GERİLLA BİRLİĞİ
"İşin diğer bir boyutu da, geçmişin sistemli bir şekilde unutturulma
çabası. Bunu egemen sınıflar ve onların devleti bilerek yapıyor. Bir
kısım solda ise bilinçsizce geçmişten kaçış çabası var. Geçmişi,
yaşanılanları anlamak, geçmiş, gelecek bağlantısı kurmak yerine, sonunda
kimliksizliğe varan, bugünün tüm suçunu geçmişe yıkan anlayışlar
gelişiyor. Halbuki bugünüaşmada,
devrimci bir dalganın yeniden yaratılmasında tarihsel birikimin, deney
ve derslerin tayin edici önemi var. Eğer, devrimci direniş hattı yeniden
oluşturulacaksa, devrim ve sosyalizm idealleri için kavga
yükseltilecekse ilişki kuracağımız ilk deney ve birikim 1980-85 arasında
yaşanan «bu dağ olayı»dır.
Biz, 1970'lerin başlarında mücadeleye atılan Dev-Genç'lilerin, Mao'nun
Askeri Yazıları, Giap'ın Halk Savaşının Askeri Sanatı, CHE'nin savaş
anıları ve Bolivya Günlüğü gibi kitaplar başucu kitapları arasındaydı.
Kendimizi bu coğrafyanın CHE'si olarak görüyorduk. Her dağ, orman, kaya,
akarsu kır gerillasının olanaklarıydı bizim için. 12 Mart yenilgisinin
önemli bir nedeni de kır gerillasına hazırlığın yeteri derecede
olmaması, uzun vadeli direniş olanaklarının yaratılmamasıydı. Devrimci
romantizme her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan bugün, geçmişle
doğru bir ilişkinin kurulması çok çok önemli değil mi?
Devrimciler çoğunlukla nereden, ne zaman, nasıl başlayacaklarını
belirleme şansına sahip değillerdir. Kavga bir biçimde başlar.
Devrimciler idealleri, anlayışları doğrultusunda bu kavgaya yön vermeye
çalışırlar. Bu 1970'lerde de böyle olmuştur. Bizler herhangi bir yerde
yetiştirilmiş ve bu topraklara salınmış devrimciler değildik. Biz bu
toprakların devrimcileriydik. Bilince bile el yordamıyla ulaşmaya
çalışıyorduk. İdeallerimiz vardı. Tam bağımsız, özgür, demokratik
Türkiye istiyorduk. Önderlerimiz devrimci bir çizgi bırakmışlardı bize.
Bu çizgide, yolda devam etmek istiyorduk. Herşey aşama aşama
gelişecekti. Ki kendimizi yoğun anti faşist mücadelenin ortasında
bulduk. Kimileri Mahir'i, THKP-C'yi savunma adına anti faşist
mücadelenin gereklerini yerine getirmekten kaçındılar. Marjinalleştiler.
Mücadeleye yabancılaştılar.
Bizlerse, anlayışımızı bu mücadele içinde hayata geçirmeye,
zenginleştirip geliştirmeye çalıştık. Bu yüzden ilk kazanan biz,
Devrimci Yolculardık. 1970'li yılların sonlarında çatışmalar
hızlanıyor.Ülke hızla iç savaşa doğru sürükleniyordu. Başlangıçta
egemenlerin saldırı ve vurucu gücü olarak piyasaya sürülen "sivil"
faşist hareket MHP ülkeyi işgale girişmişti. Çatışmanın merkezi
şehirlerdi. Üniversiteler, mahalleler, fabrikalar savaş alanına
dönüşüyordu. Biz Dev-Genç'liler, Devrimci Yolcular her yerdeydik. Tüm
coğrafyada, anti faşist, devrimci bir direniş hattı oluşturma çabası
içindeydik. Bu çatışma, çaba içinde örgütlenecek, çizgimizi özgün
koşullara göre geliştirip hayata geçirecektik. Mücadele zaten giderek
"askerileşmek" zorundaydı.
Kırsal alanda ilk çalışmalarımız içinde, «askeri» amacın gizli olduğu!
ekonomik ve siyasal çalışmalardı. Düzene karşı üreticilerin, yoksul
köylülerin mücadelesini örgütlerken kendimizi de örgütlemeye
çalışıyorduk. Henüz bu coğrafyaya uygun bir savaş stratejisi oluşturmuş
değildik. Okuduklarımızın ışığında yaşadıklarımızdan öğreniyorduk.
Örgütlenme konusunda, nasıl örgütlenilmesinden çok nasıl
örgütlenilmemesi gerekliliğine yanıt verebiliyorduk. İlk ulaştığımız
sonuç, zaman zaman önem sıralaması değişecek bir kır ve şehirde gerilla
savaşının birlikte verilmesi, yeni birleşik devrimci savaştı. Ekonomik
yapısı, yoğun yerleşim alanı olması Kürt, Türk, alevi, sunni halkın
birlikte yaşaması, çelişkilerin keskinliği ve siyasal-sosyal nedenlerden
dolayı Samsun, Giresun- Antep, Mersin dörtgeni kırsal alandaki gerilla
mücadelesi için ana bölgeydi. Bu bölgede sistemli bir çaba gerekiyordu.
Ama şehirlerdeki çatışmanın yoğunluğu kıra olanak ayırmamızı, uzun
vadeli bir çalışma sürdürmemizi, alt yapı ve lojistik hazırlıkları
engelliyordu. Kırda ilk gerilla örgütlenme ve mücadelesi, kırdaki
çatışmanın keskinleşmesi üzerine değil, şehirlerdeki mücadelenin
uzantısı olarak gündeme geldi. Kırdaki mücadeleye katılan
arkadaşlarımızın çoğunluğunun şehir kökenli olması tesadüfi değil. Bu
gelişme gerillaya çok daha yalın bir hüviyet kazandırıyordu ama sosyal
ve arazi uyumu açısından sorunlar da yaratıyordu.
Bizi karakterize eden; aşırı bağımsız ve bağımsızlıkçı özelliğimizdi.
Dış yardımları küçümsediğimiz gibi, elimizi verip kolumuzu
kurtaramayacağımız ilişkilerden ısrarla kaçınıyorduk. Doğrudan ve
dolaylı gelecek yardımlara kapalıydık. Yalnızca, kendimizle eşit
gördüğümüz, hiç bir fayda beklemeden yardım yapacak tarafların yardımına
açıktık. Böyle taraflarda bu bölgede fazlasıyla yoktu. En sıkışık
olduğumuz dönemlerde bile gelen dış yardımları reddettik. Bu yüzden
teknik araç-gereç vs. kendi olanaklarımızla sınırlıydı.
Kırdaki gelişigüzel, yarı askeri silahlı çalışmaların ötesinde ilk kır
gerilla çalışması denemelerimiz Ordu, Dersim, Toroslar Malatya ve Sivas
dolaylarında oldu. Bu alanlarda toplanan arkadaşlarımız da çoğunlukla
şehirlerle ilişkiyi kesemiyor, şehirlere göre konumlanıyor, şehirlerdeki
çatışmanın ihtiyaçları yüzünden sık sık şehire gelmek, şehirde çalışmak
zorunda kalıyorlardı.
1980 12 Eylül faşist darbesi olduğunda tüm alanlarda olduğu gibi kırsal
alanlarda da örgütlenme sorunları, gerillayı oluşturma sorunlarıyla
karşı karşıyaydık. Darbeye tepki olarak çoğu yerde küçük şehirlerdeki
barınmanın zorluğu yüzünden yoğun bir kıra çıkış yaşandı. Binlerce insan
kendiliğinden, evindeki derme çatma silahıyla dağa çıktı. Altyapı yoktu.
Eğitim sıfırdı. İlk gerilla çekirdekleri bu yönelişi kucaklayabilecek
yetenekte değildi. Kıra çıkanlar var olanı güçlendirmek yerine ilk
çekirdeklerde nitelik düşüklüğüne yol açtılar. Tam bir kaos yaşandı. Bu
gelişigüzel yöneliş çok sayıda arkadaşımızın ölmesine, yaralanmasına,
yakalanmasına yol açtı. Faşizme karşı direnişte, orta yerde yalnızca
Devrimci Yolcular kalmıştı. Onlar da hazırlıksızdı.
Kıra yöneliş bir çok yerde yaşandı. Ama en ağırlıklı yöreler Artvin,
Ordu, Amasya, Sivas, Malatya, Dersim, Adana, Hatay ve Uşak illerinde
oldu. Başarılı baskın ve çatışmalar, onurlu direnişler yaşandı ama ilk
adım başarısız olmuştu. Devrimci Yol'un son merkezi açıklamasında da
olduğu gibi, kırsal alanda direniş hattı oluşturmanın, gerilla
mücadelesinin önemi tartışmasızdı. Herşeye rağmen kırsal alanda umutlar
çok daha diriydi. Kırda yaşanan kaos şehirlerdeki bozgunla
kıyaslanamazdı. Kır kısa sürede umut ve çekim merkezi haline geldi.
Geleceğe yönelik projeler, görüşmeler, çalışmalar ilk kez kırda
yapılmaya başlandı. Tutsak şehirlerle kıyaslandığında, kır çok daha
özgürdü. Ama kırın da kendi arasında bir koodinasyonu yoktu.
Kır merkezli çalışmalar, toparlanma çalışmaları yerini, 1982'den sonra
yurt dışında biraraya gelinerek yürütülen daha kapsamlı, bütünlüklü bir
çalışmaya bıraktı. 1980 sonlarından sonra ardarda alınan darbeler sonucu
Ankara, İstanbul başta olmak üzere bir çok ilde örgütsel ilişkiler
dağıldı. Bunun sonucu kıra olduğu kadar yurtdışına da göç başladı. 1981
ortalarında bir kısım arkadaş Suriye ve Lübnan'da bir araya geldi. 1982
ilkbaharı ve yazında bu sürece kırdaki arkadaşlar da dahil oldu.
Dışarıda tam bir moral bozukluğu, hayal kırıklığı söz konusuydu.
Fiziksel yenilgi pek çok arkadaşta beyinsel yenilgiye dönüşmüştü.
Umutsuzluk söz konusuydu. Herşeye rağmen kırdan gelen arkadaşlar daha
diri ve umutluydu. Doğal olarak da toparlanma sürecinin sürükleyicileri
ağırlıkla onlar oldular.
Arka arkaya yapılan toplantılar sonucu yeni yönelim ortaya kondu.
Devrimci hareketin son merkezi açıklaması anlamlıydı. Umut kırdan
yükselecek direnişte, gerilla savaşındaydı. Faşist cuntaya karşı
devrimci demokratik hareketin direnişi örgütlenecekti. Açık faşist
diktatörlüğe karşı yapılması gereken tek şey direniş savaşını
örgütlemekti. Toplum suskundu. Ülke teslim alınmıştı. Ağırlıkla Devrimci
Yolcuların Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi (FKBDC)'nin adımları
atıldı.
Devrimci hareket yeniden bütünlüklü bir hale getirilecekti. Yurtdışı,
daha bilinçli şekilde dayanışma, destek, lojistik ve eğitim üssü haline
getirilecekti. İlişkiler kısa süre yurtdışından koordine edilecek,
koordinasyon sonra yurtiçine taşınacaktı. Herşeye rağmen, Devrimci Yol
var olan grup ve çevrelerin içinde daha diri, direniş hattının
oluşturulması için de en fazla olanağa sahip çevreydi. Avrupa
örgütlülüğümüz ayaktaydı. Farklı kültürler, farklı kaygılar giderek
bizleri uzaklaştırıyor gibi gözükse de henüz işin başındaydık ve birdik.
Müdahale bütünlüklüydü. Tüm ülkede, iletişimdeki teknik gelişmeler de
değerlendirilerek propaganda ve ajitasyon ağı oluşturulacaktı. Bu konuda
1987'de Hamburg'ta öldürülen arkadaşımız Aydın Erol'un çabalarını
anmadan geçemeyeceğim. Özgürlüğün Sesi Radyosu'nun kurucusu odur.
Şehirlerde işçi ve emekçi kesime, gençliğe, mahallelere yönelik çalışma
birimleri yeniden oluşturuluyordu. Bunun için öncelikli şehirler tespit
edildi. Ayrıca, şehir gerillası faaliyeti dağılan DSB'ler yeniden
oluşturuluyor, bunun için dışarıda şehir gerillası eğitimi
düzenleniyordu. Ama kır daha öncelikliydi. Kırdaki ilişkilerimiz bazı
yörelerde ayaktaydı. O ilişkiler bozulmadan arkadaşlar «aşağıya» gelerek
tartışmalar düzenledi. Askeri eğitim ve teknik malzeme olanakları
değerlendirilmeye çalışıldı. Kıra gönüllülük temelinde yeni arkadaşlar
da gidecekti. Ana bölge, Ordu'dan başlayan Adıyaman'a uzanan geçiş
bölgesiydi. Bu bölgeye verilen stratejik önem, önceki tespitlerimizle de
uyumluydu. Ana bölgede, Ana Gerilla Birliği oluşturulacak, Artvin, Uşak,
Hatay gibi alanlardan gelen arkadaşlar da bu bölgeye gönderilecek, Ana
Gerilla Birliği tümüyle hareketli olacak, Ana Gerilla Birliği'ni
besleyecek, onun kolu olacak, yerel fonksiyonlarını yerine getirecek
Yerel Gerilla Birlikleri oluşturulacaktı. Tüm bu süreçten Kır Konseyi
sorumlu olacak, yürütme işlevi görecekti.
Filistin'de alınan eğitimin, kısmi teknik yenilenmenin sonraları büyük
yararları görüldü. Yine de biz, «aşağı»daki teknik ve eğitim
olanaklarını PKK'lılar gibi değerlendirmedik. Ayrıca, 82 yazındaki
İsrail-Filistin savaş sürecinin olumsuz etkileri oldu. Filistinlilerin
yenilgisi bir taraftan olanakları sınırlarken, diğer taraftan moral
bozukluğuna yol açtı.
1982 sonları ve 1983 başlarında hızla adımlar atıldı. Başlangıçta destek
dışarıdan olacak, ama uzun vadede kırın geri bölgeleri, asıl destek
üsleri, ülkede oluşturulacaktı. şehirlerdeki örgütlülüğümüz kıra destek
işlevini görecekti. Diğer cephe güçleriyle kırsal alanda koodinasyon
oluşturulacak, zamanla birlikte cephe açmanın, koşulları zorlanacaktı.
Genel bir görev dağılımı yapıldı. İlk adımı kıra yönelik çalışmayı
yürüten arkadaşlar attılar. Gruplar kırsal alana dönmeye başladı. Ana
Gerilla Birliği'nin çekirdeği oluşturuldu. şapkalarındaki yumruklu
yıldızlarıyla gerillaların dağlarda dolaşmaya başladığı umutla ve
gururla yayılmaya başlamıştı bile.
1982'de ilk tartışmalar başladığında, azınlıkta kalsa da, sonuç olarak
beklemeyi öneren, merkezi-örgütsel siyasal çalışmanın oluşturulmasına
şimdilik karşı duran arkadaşlar da vardı. Şehirlere yönelik çalışmalara
başlamak, ülkeye batıdan giriş yapmak için bir kısım arkadaş Almanya'ya,
Fransa'ya geçti. şehirlere yönelik adım atılmasında zorluklar
çekiliyordu. Ülkede yeni yakalanmalar oluyordu. Yeni kayıpları biraz da
duygusal nedenlerle göze alamayan bir kısım arkadaş «atılan adımlardan
geri adım atmayalım ama birşeyler de yapmayalım» anlamına gelecek
düşünceleri savunmaya başladı. Halbuki müdahale bütünlüklüydü. Gerilla
büyür ya da küçülür ama yerinde sayamazdı. Hiç istenmeyen şekilde
tartışmalar Almanya'da yeniden başladı. Şehirlerden son çıkan ve
yurtdışından bazı arkadaşların toparlanmaya itirazları vardı.
Ayrıca, sosyalizmi yeniden uğrunda savaşılır hale getirmek amacıyla,
dünyada esmeye başlayan sağ rüzgarlara karşı direnmek için,
ideolojik-politik olarak yenilenme için Devrimci Yol içinde süren
tartışmalar, sosyalizm ve demokrasi kavramlarının öne çıktığı
tartışmalar hareket içinde yeni saflaşmalara yol açtı. Bugün herkesin
rahatlıkla kullandığı kavramları o zamanlar kullanmak ve tartışmak
cesaret istiyordu. Olayın en güzel tarafı da sosyalizm ve demokrasi
tartışmalarına en yatkın arkadaşlar ya kırdan gelen ya da kıra gidecek
arkadaşlardı. Yeni bir rüzgar esiyordu. Özgürlük ve demokrasi için
savaşıyorsan özgürlük ve demokrasiyi önce sen içselleştireceksin. Bu
kavramları içine sindirecek, ilk önce sen özgürlükçü ve demokrat
olacaksın. Demokrasiye en çok ihtiyacı olanlar, demokrasiye en fazla
layık olanlar savaşanlardır! Sosyalizm ve demokrasi tartışmalarında
üretebildiklerimiz, yeni açılım ve tanımlamalar bile gerillaları,
gerilla adaylarını coşturuyordu. Yeni değerler yaratmaya çalışıyorduk.
Yurtdışındaki tartışmalar şehirlere müdahaleyi geciktirdiği gibi
«aşağı»daki lojistik destek çalışmalarını da olumsuz etkiledi.
Yurtdışından şehirlere dönüş bütünüyle durdu. Aynı dönem PKK ile
ilişkiler gerginleşti. PKK'lılar söz verdikleri halde, farklı
düşündükleri için kendi arkadaşlarını tutukluyorlar, cezalandırıyorlar,
anti demokratik tutum sergiliyorlardı. Uyarılarımız sonucu değiştirmedi.
İlişkilerimiz gerginleşti. Sürece bütünlüklü müdahaleyi erken ve yanlış
bulan, FKBDC'yi yanlış ve gereksiz bulan arkadaşları PKK'nın tavrı
yüreklendirdi.
Kendi içimizde hem birlikte yürümek istiyor hem de birlikte
yürüyemiyorduk. Tartışmalar yeniden alevlendi. Fiili olarak ülkeye
müdahale durdu. Yurtdışındaki arkadaşlar arasında 82-83'teki müdahaleyi
doğru bulan, bütünlüklü çaba devam etmese kırdaki çalışmanın öneminin
azalacağını, kır gerillasını güçlendirmenin zor olacağını savunan
arkadaşlar azınlığa düştüler. 1983 sonbaharında yapılan toplantılar
yıkıcıydı. Mültecilik olgusu da sonuçlarını veriyordu. Yapılan ahlaki
olarak da doğru değildi.
Kararlar birlikte verilmiş, adımlar birlikte atılmıştı. Bu atakla
yeniden yükselen kırdaki gerilla faaliyeti ilk şehitlerini vermeye
başlamıştı. Yurtdışında bulunup da, faaliyetsiz varlığını sürdürmeyi
savunanların bir kısmı bile olayı, süreci, zorlukları paylaşmak için
kıllarını kıpırdatmadılar. Uzaktan ahkam kesiyorlardı. Bu faaliyet
yanlıştır diyenler de çok daha ahlaklı davranmadılar. Gerillaya tüm
lojistik, maddi ve insan desteği durdu.
Dışarıda bu tartışmalar sürerken kırdaki arkadaşlarımız gelişmelerden
tümüyle habersizdi. Tam bir iletişimsizlik yaşandı. Eşi görülmedik bir
sorumsuzluk sergileniyordu. Dağdaki arkadaşlar bütünlüklü merkezi bir
çabanın sonucu olarak orada olduklarının bilincindeydi. Eğer böylesi bir
merkezi çaba yok olacaksa atılan adımlar anlamsızlaşmaya başlayacak,
Devrimci Yol gibi bir harekette kır, tüm bünyenin görevlerini yerine
getirmeye müktedir olamayacaktı.
Dışarıdaki gelişmenin duyulması üzerine kırda müthiş bir moral bozukluğu
yaşandı. Her arkadaş ihanete uğramış, arkadan hançerlenmiş duygusuna
sahipti. Kısaca, başa dönülmüştü. Tek tek bir kaç arkadaşın dışında,
bilinenin aksine yurtdışındaki yeni saflaşmaların kırdaki arkadaşlar
üzerinde hiç bir etkisi yoktu. Aksine yurtdışındaki tüm insanlara karşı
büyük bir tepki vardı. İş başa düşmüştü. şehirlerde kalmış sınırlı
sayıdaki arkadaşla biraraya gelinerek herşey yeni baştan kurulacaktı.
Yeni baştan da, 1982'de olduğu gibi kurulamazdı. Dışta koşullar
değişiyordu. Seçimler yapılıyordu. Siyaset şehirlerde yeniden
canlanıyordu. Kır henüz bir ilgi odağı haline gelmediği gibi iç
gelişmeler bu süreci, gerilla mücadelesini olumsuz etkiliyordu. Toplum
devrimcileri «unutmaya» başlamıştı. Siyasal çatışmanın merkezi kayıyor,
burjuva platformlar öne çıkıyordu. Devrimcilerin basiretsizliği
yığınlardaki umutsuzlukla birleşmişti. Yenilginin sonuçları daha bir
ağırlıkla yaşanıyordu. şimdi ne yapılacaktı?
Kırda 1984 ilkbaharı ve sonbaharında gerillanın ve devrimci mücadelenin
geleceği üzerine tartışmalar düzenlendi. Yeni bir merkezi hareket kır
merkezli oluşturulabilir miydi? şehirlere kırlardan hangi ölçüde
müdahale edilebilirdi? PKK'nın çıkışı ilişkilerimizin bozukluğuna rağmen
bize ne tür avantajlar sağlayabilirdi? İç tartışmalar ideolojik-politik
nitelikli teorik sorunları daha bir can alıcı hale getiriyordu.
Siyasetin ekseni şehirlere kaymıştı. Kırda bile gözler şehirlere
çevrilmişti. Gerillanın gücü yeniden ilgi odağı olmaya yeter miydi? İç
güven sorunu aşılabilir miydi? Lojistik sorunu nasıl çözülecekti?
Girilen bir çatışma bile eldeki mühimatın önemli bir kısmını götürüyor,
silahlar bozuluyor, eskiyor, yerine yenileri gelmiyordu. Velhasıl, kafa
gövde sakatlanmış, vücudun bir bölümü sağlam kalmıştı. Yeniden
toparlanma değil, yeniden var olma sorunuyla karşı karşıyaydık.
Yurtdışındakiler bol bol ahkam kesiyorlardı ama parmaklarını da
oynatmıyorlardı. Haklarını yememek gerekir; kafa karıştıran gerçekle
alakası olmayan mektupları sağa sola yazarken, bilerek randevu trafiğini
karıştırıp, bizlerin ilişkilerini olumsuz etkilerken parmaklarını
oynatıyorlardı. Yurt içindekiler, dışarıda tek tek bir kaç arkadaş
dışında kimseye güvenmiyordu. Alınacak kararda onlar olumlu ya da
olumsuz olarak hiç bir hesapta yoktular. Kırda bu tartışmalar sürerken,
yaşama zorlukları giderek artıyordu. Siz umudu, yıldızlı yumruklaştırıp,
alnında taşıyan genç gerillaların duygularını yakından yaşamadan
tepkileri anlamada zorluk çekebilirsiniz. Ama bu koşullarda doğal
olarak, olağan olmaz tepkiler. Yurtdışındakilerin tavrı arkadan
hançerlenme olarak algılanıyordu arkadaşlarca. Bir ölçüde de öyleydi.
Yaşananların devrimci yoldaşlıkla, arkadaşlıkla bağdaşık hiç bir yanı
yoktu. Tüm kararları birlikte alacak, birlikte adım atacak, bir noktadan
sonra da «ben yokum» demekle de kalmayacak, başkalarını da senin gibi
olmaya ikna etmeye, adımlarına ideolojik-politik bir kılıf bulmaya
çalışacaksın. Gerillada müthiş bir moral bozukluğu vardı. Gerillada
moral, silahtan da, araziden de önde gelir. Yani gerillanın varlığı için
ilk unsur moraldir.
Henüz belirsizlik sürerken, arka arkaya çatışmalar oldu. Bu çatışmalarda
altı arkadaşımız daha şehit düştü. Bir kısım arkadaş yakalandı.
Süreci nasıl evriltebilirdik? Yeniden oluşum süreci, kır merkezli
yaşanabilir miydi? Kırda ilişkiler, açık gerilla faaliyeti asgariye
indirilip, uzun vadeli politikalar nasıl hayata geçirebilirdi?
Yeni kayıplardan çekiyorduk. Başka bir zaman gerillayı bileyecek
kayıplar, bu dönemde olumsuz sonuçlar yaratabiliyordu. Arkadaşların
ağırlıklı eğilimi, kır sürecini durdurmak, yeni baştan başlamaktı.
Sınırlı sayıda arkadaş bu eğilime tepki gösteriyordu.
1984 sonbaharında yaptığımız toplantılarda yeniden oluşum, yapılanma
süreci yaşamak gerektiğini karar haline getirdik. Kırda gönüllü kalmak
isteyen arkadaşlar kalacaklar, açık gerilla faaliyeti yerine, ilerde
yeni bir çıkışın koşullarını yaratmaya, geliştirmeye devam edecekler,
isteyen arkadaş yurtdışına çıkacaktı. Yeni sürece katılım tümüyle
gönüllü olacak, ideolojik-politik yeniden yapılanılacaktı.
Sonraları bu karar çok tartışıldı. Kimilerince suçlama gerekçesi
yapıldı. Karara karşı çıkanlar -ki, karar tümüyle demokratikti,
çoğunluğun eğilimiydi- doğru bildikleri şeyi yapmayı akıllarına
getirmediler. Mektuplarla, yurtdışında karikatürüze edilmiş örgütler
kurmaya, sürecin doğal gelişimini baltalamaya devam ettiler.
Yaşanan ikinci yenilgiydi. Veya 1981'deki çöküntü devam ediyordu. Hiç
birşey olmamış gibi davranmak yerine, durumu tartışmak ve ona göre devam
etmek gerekiyordu. Sonraları bu sürecin de başarısız oluşu ve şehirlerde
çok sayıda arkadaşın yakalanması kararın yanlışlığının kanıtı olamaz.
Olsa olsa ikinci yenilginin altından kalkmanın, koşulların, görevlerin
zorluğunu anlatır bize. Eğer kırdaki gerilla faaliyetini sürdürebilecek
olanaklar yaratabilseydik ve bütünlüğü yakalayabilseydik, çöküntü bu
ölçüde etkili olmaz, devrimci hareketin yeniden ayakları üstünde durması
daha kolay olurdu. Elbetteki devrimci irade tarihsel kavşaklarda çok çok
önemlidir. Ama koşullar, olanaklar, devrimci iradenin ifadesini bulduğu
iç yapılanma da o kadar önemlidir.
Sürecin tümü, zengin deneyler sunuyor bize. Yaşananlar, kır gerillası
deneyimi bugün yeniden bir devrimci kalkışı zorlaştırmıyor, aksine
kolaylaştırıyor. Orada genç insanlar yenildiler ama o karanlık günlerde
direnişi, umudu yaşatan olmanın da onurunu çoktan hakettiler. Bizim
sürecimiz, PKK'nın gelişme seyrine bakarak da yargılanamaz. Çünkü,
herşeyden önce, biz çok farklıyız, bizim gerçeğimiz farklı.
Bugün, tüm dünyada olduğu gibi, bu coğrafyada da devrimci Marksist
hareket kendisini yeniden kurma, yeniden oluşum süreci yaşıyor. Ayağa
kalkış belki biçim olarak eskiye çok benzemeyecek. Ama kesinlikle bu
ülkenin şehirlerinde de, dağlarında da devrimci gerilla yeniden «kartal»
olacaktır.
Tarihsel hesaplaşmanın yeniden kılıcı olacak gerilla. İşte o zaman
görüşeceğiz. Acılar bedava yaşanmadı. şehirlerde, dağlarda şehit düşen
arkadaşlarımız, yoldaşlarımız Ali Uygurlar, Zekeriyalar, Özgüçler,
Veliler, Sonerler, Ahmetler, İbrahimler, Necmiler, Erkanlar bize
geleceği getiriyorlar. Bugün de, bu bilinçte olanlar Mahirlerin,
Sinanların, Behçetlerin yolundan gidenler kazanacak. Nikaragua'da
1970'lerde, 1930'ların Sandino ve yoldaşlarının anlamı neyse, bizim için
de özgürlük için savaşarak şehit düşen arkadaşlarımızın anlamı odur.
Yazımı Behçet'in, Soner'in, Zekeriya'nın, Orhan'ın, Veli'nin şahsında,
faşizme karşı, özgürlük için Devrimci Yol'da savaşarak şehit düşen
yüzlerce arkadaşımızı sevgiyle anarak bitirmek istiyorum." - Yaşathak
Aslan -
|
|