|
|
|
|
EĞİTİM
TARİHSEL MATERYALİZM Marx'ın tüm katkılarının yanında en önemlisi, denebilir ki, tarihin maddeci anlayışını kurmuş olması, yani tarih bilimini geliştirmiş olmasıdır. Eski materyalizmin mekanik, tutarsız, eksik ve tek yanlı olması, Marx'ı "toplum bilimini materyalist temelle uygunluk haline getirme ve onu bu temel üzerinde yeniden kurma"ya (Engels) götürdü. Ve tarihin tek bir süreç olarak bilimsel bir şekilde incelenmesinin yolunu çizdi. Diyalektik materyalizmin toplumsal gelişmelerin ve değişmelerin yasalarmı ortaya koyması demek olan Tarihsel Materyalizm, insan tarihini, toplumu incelerken, maddeci anlayışın ürünü olarak, maddi |
![]() |
|
hayatın üretiminden hareket eder. "Biz sadece bir tek
bilimi, yani tarih bilimini kabul ediyoruz" (Marx-Engels, Alman
İdeolojisi) derken Marx, toplumsal olayların doğa olayları gibi belirli
yasalara bağlı olduğunu anlatıyordu. (1)
Maddeci tarih anlayışının bulunması, daha doğrusu materyalizmin toplumsal olaylara uygulanması kendisinden önceki tarih teorilerinin iki temel eksiğini ortadan kaldırır. Birincisi, bu teorilere göre tarih fikirlerin, elbette, filozoflarm kendi fikirlerinin gitgide gerçekleşen gelişmesi olarak kavranıyordu. "Böylece tarih bilinçsiz ama zorunlu olarak önsel olarak saptanmış belirli bir ülküsel erek doğrultusunda işliyordu" (Engels). Bu fikirlerin, ideolojilerin ürünü ölarak görülen tarih, dolayısıyla bunların kökenlerini kaynaklarını araştırmıyordu ve bunların maddi üretimin belli bir gelişmesinin ürünü olduğunu göremiyordu. İkincisi "bu teoriler halk kitlelerinin faaliyetlerini kapsamıyordu" (Lenin). Fuerbach materyalizmi de dahil olmak üzere bütün eski materyalizmin başlıca kusuru işte bu insanın somut eyleminin devrimci muhtevasını göremeyişleri idi. (Marx, Fuerbach Üzerine Tezler'inde bu konuyu ele aldı ve kitlelerin tarihi yapmaları sorununu işledi.) Böylece materyalist tarih anlayışında hareket noktası önceden düşünülmüş fikirler, dogmalar, keyfi temeller değil, yaşayan gerçeklerdir. "Gökyüzünden yeryüzüne inen Alman felsefesinin tersine, biz burada yeryüzünden gökyüzüne yükseliyoruz" diyor Marx. Ve böylece "hukuk ilişkileri ve devlet biçimleri ne kendi başlarına anlaşılabilir nede insan aklının genel ilerleyişi denen şeyle açıklanabilir, bunların kökleri... hayatın maddi şartlarında bulunmaktadır" sonucuna varır. Bütün insan varlığının, dolayısıyla bütün tarihin ilk şartı insanların var olması ve bu varlıklarını sürdürmek, "tarihlerini yapabilmek" için, maddi hayatlarını üretmeleri ve yeniden üretmeleridir. İnsanlar kendi yaşama araçlarını, kendi maddi varlıklarının devamını sağlayacak ürünleri üretmeye başladıkları andan itibaren kendlerini hayvanlardan ayrı tutabilirler. Bu yaşama araçlarını üretmek için doğa ile zorunlu bir ilişkiye girerler. Bu ilişkinin niteliğini, biçimini belirleyen üretici güçlerin gelişim düzeyidir. "Teknoloji insanın tabiat ile olan alışveriş biçimini, yani insanın hayatını sürdürmesini sağlayan dolaysız üretim sürecini gösterir." (Marx, Kapital). Ve bu üretim süreci, yani insanın doğa ile girmiş olduğu ilişkinin düzeyi insanların kendi aralarındaki toplumsal ilişkileri ve bunların ürünü olan ideolojilerini şartlandırır. (Bu konuda Marx'ın Ekonomi Politiğin Eleştirilmesine Katkı'nın Önsözü mutlaka okunmalıdır). "Bu üretim ilişkilerinin tümü toplumun ekonomik yapısını teşkil eder ve bu temel üstünde kendisine belirli sosyal bilinç şekilleri tekabül eden üst yapı yükselir" (Marx) Demek ki, insanların şöyle ya da böyle oluşları üretimin şöyle ya da böyle oluşuna, ürettikleri şeye ve üretim üsluplarına, ürettiklerinin ekonomik koşullarına bağlıdır. Çeşitli uluslar arasındaki ilişkiyi de belirleyen bu ulusların herbirinin ulaşmış oldukları üretici güçler, işbölümü, iç ekonomik ilişkiler bakımmdan erişmiş olduğu gelişme evresidir. İşbölümünde üretici güçlerin gelişmesine bağlı olarak görülen farklı gelişme düzeyleri farklı mülkiyet biçimlerini temsil eder, yani bireyler arasındaki ilişkileri belirler. Üretim ve üretilen ürünlerin değişimi her toplumsal rejimin temelini oluşturur. Dolayısıyla tüm bunlarda gözlenen farklılıklar, farklı üretim tarzlarının varlığını gösterir. Bir üretim tarzından diğerine geçiş ise gelişen yeni üretici güçlerin eski üretim ilişkileri ve bunların üst yapı biçimleri ile çatışmaya girmesiyle açıklanır. Sınıfların nasıl ortaya çıktığı, sınıf mücadelelerinin kökenleri ve nasıl ortadan kalkacağı, gene bu analizlerden çıkartılır. "Toplum tarihinin belirleyici temeli olarak baktığımız ekonomik ilişkiler adı altında belirli bir toplumun insanlarının kendi geçim araçlarını üretiş ve kendi aralarında ürünleri (işbölümünün var olması ölçüsünde) değiş tokuş ediş tarzlarını anlıyoruz. Demek ki, bütün üretim tekniği ve taşıma işleri de bunun içine girer. Bizim anlayışımıza göre bu teknik değişim tarzını, aynı şekilde ürünleri üleştiriş tarzını ve dolayısıyla.... sınıflara bölünmeyi... dolayısıyla devleti, siyaseti, hukuku belirler." ( Engels) Tarihsel Materyalizmin genel teorisine göre üretim tarzları birbirini izlemelidir, ama mutlaka belirli tarzların belirli bir sırayla birbirini izlemesi diye katı bir kural yoktur. Ayrıca "toplum tarihindeki çağlar, jeolojik devirler gibi birbirlerinden kesin sınır çizgileri ile ayrılmamışlardır." (Marx, Kapital) Toplumun ekonomik biçimlenmesine de Asya-Türü Antik Çağ, Feodal ve Modern Burjuva Üretim biçimlerini birbirini izleyen çağlar olarak kalın çizgilerle çizebiliriz. (Marx, EPE Katkı.) Tüm bunlar Tarihsel Materyalizmin temeI kavramlarıdır. Fakat sadece bu kavramlarla günlük sınıf mücadelesini çözmeye çalışmak yanlıştır. Bunlar en üst soyutlama düzeyinin ürünüdür. Ve somutu ele alırken yeni yeni ögeleri bu teorik bütüne katmak gereklidir. Alt yapı üst yapı ilişkisi, madde bilinç ilişkisi hiç bir zaman tek yanlı olmadığı gibi sınıf mücadelesi de sadece ekonomik düzeyde sürmez. Üst yapının politikanın, ideolojinin kendi nisbi bağımsız gelişmesi vardır. Yani bu politik ve ideoiojik düzeyler ekonominin basit bir yansıması değildir. Ekonomi son tahlilde bunları şartlandırmakla birlikte, bunların da kendi iç işleyiş yasaları vardır. Ve sınıf mücadelesi ekonomik-politik-ideolojik tüm düzeylerde sürer. Örneğin işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki sınıf çatışması ancak ekonomik düzeyde uzlaşmazdır. İşçi sınıfının politik ve ideolojik düzeylerde mücadelesinin uzlaşmaz olabilmesi ancak işçi sınıfının politik hareketi tarafından gerçekleştirilir. Aksi taktirde revizyonizm, ekonomizm burjuvazinin işçi sınıfını uyutan ideolojik biçimleri olarak bu düzeylerde egemenliğini sürdürür. Sınıf mücadelesinin sadece ekonomik olmadığı ve toplumsal olayların sadece ekonomi, üretim tarzı analizi ile çözülemeyeceğini bilmek zorundayız. Çünkü bir toplum hiç bir zaman sadece ekonomik düzeyden ibaret değildir. Politik ve ideolojik düzeylerin varlığından da öte, çok farklı üretim tarzlarının bir toplumsal yapı içinde var olmaları söz konusudur. Yani toplum farklı üretim tarzlarını ve bunlara uygun düşen farklı üst yapı unsurlarını, politik ve ideolojik düzeyleri içerir. Bu karmaşık unsurların hepsi sınıf mücadelesini ve toplumun gelişmesini kendi ölçüsünde etkiler. Dolayısıyla analiz tüm bu unsurları içerebilmeli ve sınıf mücadelesini her alanda sürdürebilecek bir tutarlılığa sahip olmalıdır. Tarihsel Materyalizm ancak böylece doğru kavranabilir. Bazıları herşeyin söylenmiş olması için bu "materyalizm" etiketini yapıştırmayı yeterli sayıyorlar. "Oysa bizim tarih anlayışımız herşeyden önce bir inceleme yönergesidir. Hegelcilerin yaptıkları tarzda yapılar yapmak için bir araç değildir. Toplumsal oluşumların kendilerine uygun düşen siyasal, hukuki, estetik, felsefi, dini v.b. anlayış tarzları konusunda sonuçlara varmayı denemeden önce bütün tarihi yeni baştan incelemek bu çeşitli toplumsal oluşumların varlık koşullarını ayrıntılı bir araştırmadan geçirmek gerekir" (Engels) Tarihsel Materyalizm ışığında, toplumu, sınıf mücadelesini ele alışta, sorunu sadece en üst soyutlama düzeyinde bırakma anlayışının herşeyi sadece ekonomi olarak görme anlayışının ve dolayısıyla teorik analizi mantık basamağında bırakma hareketin diyalektiğini keserek sadece kavramların dondurulması düzeyinde kalınması anlayışının yanlışlığını ve somutu açıklamayı beceremeyeceğini Engels'in şu ünlü sözlerini her satırını tekrar tekrar okuyarak yazımıza son verelim: "Gençlerin zaman zaman işin ekonomik yanına gerektiğinden daha büyük bir ağırlık vermelerinin sorumluluğunu kısmen Marx ve ben taşımak zorundayız. Hasımlarımız karşısında onların yadsıdıkları ilkeyi özellikle belirtmek altını çizmek gerekiyordu ve o zaman karşılıklı etkiye katılan öteki etkenlere de kendi yerlerini verecek ne zamanı, ne yeri ne de fırsatı buluyorduk" "Materyalist tarih anlayışına göre tarihte belirleyici etken son aşamada gerçek yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir. Ne Marx ne de ben hiç bir zaman daha fazlasını iddia etmedik. Eğer sonradan herhangi biri çıkıp ta ekonomik etken tek belirleyicidir dedirtmek üzere bu önermenin anlamını zorlarsa onu hoş soyut anlamsız bir söz haline getirmiş olur. Ekonomik durum temeldir. Ama çeşitli üst yapı öğeleri-sınıf mücadelesinin siyasal biçimi ve sonuçları savaşlar bir kez kazanıldıktan sonra kazanan sınıf tarafından hazırlanan anayasalar v.b-hukuki biçimler, hatta bütün bu gerçek mücadelelerin mücadeleye katılanların beynindeki yansıları, siyasal, hukuki, felsefi teoriler din anlayışları ve bunların daha sonraki doğmatik sistemler halinde gelişmeleri, hepsi de tarihi mücadelelerin gidişi üzerinde etki yaparlar ve bir çok durumda ağır basarak onun biçimini belirlerler. Bütün bu etkenlerin etkisi ve tepkisi vardır. Öyle ki, ekonomik hareket bu etkenlerin bağrında sonunda zorunluluk olarak sonsuz bir rastlantılar (yani aralarındaki gizli bağlantı o kadar uzak ya da ortaya konulması o kadar güç olduğundan yok sayabileceğimiz ya da hesaba katmayabileceğimiz olaylar) yığını arasında kendine yol açmaya başlar. Yoksa teorinin her hangi bir tarihsel döneme uygulanması birinci dereceden basit bir denklemi çözmekten daha kolay olurdu. Kendi tarihimizi kendimiz yapıyoruz. Ama herşeyden
önce belirli öncüllerle birlikte ve en çok belirli koşullar içinde. Bütün
öteki koşullar arasında en sonunda belirleyici olanlar ekonomik
koşullardır. Ama siyasal koşullar v.b. hatta insanların beyinlerine
musallat olan gelenek bile kesin ve son verici olamasa da gene bir rol
oynar." (Felsefe İncelemeleri, "Joseph Bloch'a Mektup") DİPNOT 1 ) Tarih, doğanın tarihi ve insanların tarihi olarak iki bölüme ayrılır. Tarihsel Materyalizm insanların tarihini inceler. Ama bu tarih doğa tarihinden ayrı düşünülemez. İnsanlar var olalı beri, insan tarihi ile doğanın tarihi birbirlerini karşılıklı olarak şartlandırırlar. Ama aralarında önemli bir fark vardır. İnsanlık tarihi, doğal tarihten şu yönüyle ayrılır. Birincisini, insanlar yapar, ikincisini değil. (Geniş bilgi için bkz. Felsefe İncelemeleri; s. 48-49 ve sonrası) KİTAP LİSTESİ: (Okunması gerekli olan kitaplar) l. Anti Dühring: Bilimsel Sosyalizm Bölümü (F. Engels) 2. Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı'ya Önsöz (K. Marks) 3. Engels'den Mektuplar
4. Marks-Engels, Maddeci Tarih Anlayışı (Lenin) 5. Alman İdeolojisi, Marx-Engels
1. Marks'ın Toplum Kuramı (Bottomore) 2. Fransa'da Sınıf Mücadeleleri (K. Marks) 3. Fransa'da İç Savaş (K. Marks) 4. Louis Bonaparte'ın 13. Brumeri (K. Marks). 5. Ailenin Özel Mülkiyetin, Devletin Kökeni (F. Engels). |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org