|
|
|
|
KARŞI-DEVRİM GÜÇLERİ FAŞİST TERÖR VE DEMAGOJİYE ORTAM HAZIRLAMAK İÇİN SAĞDA SOLDA BOMBALAR PATLATIYOR Yeni MC dönemi tam bir keşmekeş içinde başladı. Toplumun her kesimi içinde yaygınlaşmaya ve keskinleşmeye devam eden çatışmalar, çöp kutularında, elektrik direklerinde, sağda solda patlayan, bina duvarlarında patlamadan ele geçirilen bombalar ve tahrip kalıpları, devrimci güçler üzerine yoğunlaşan baskılar, Hükümetin çok yönlü "istikrar |
![]() |
|
tedbirleri", zamlar ve ölçüsüz bir pahalılık, enerji
krizi, faşist çetelerin kadrolaşması ve yayılmasının daha çok artması ve
giderek orman yangınlarını bile devrimcilere mal etmeye çabalayan ve barış
çağrılarıyla kuzu postuna bürünmeye çalışan faşizmin demagojisinin
yoğunlaşması... Bütün bu görüntüler, önümüzdeki "yeni" dönemin açıklık
kazanmaya başlayan özelliklerinin belirtileridir ve bunların doğru olarak
değerlendirilmesi ve ona göre devrimci mücadele açısından gerekli
değerlendirmelerin yapılması gerekir.
Yeni MCnin kuruluşunun hemen sonrasında çeşitli yerlerde bomba ve dinamit patlaması, hadiseleri güncellik kazanmaya başladı. Hürriyet ve Günaydın gibi her zaman tekelci burjuvazinin kontrolu altında bir yayın polrıtikası sürdüren büyük tirajlı basın, bu olayları halk içinde panik yaratacak, provokatif bir hava içinde veriyor, sürekli "dehşet saçan gizli örgütler"den, bunların esrarengiz şeflerinden söz ediyordu. Bombalama olaylarının bir kısmına bazı "gizli örgüt"lerin sahip çıktığı haberleri yer alıyordu. Bu arada Hürriyet gazetesi aracılığıyla, bu gizli örgütler arasında, Intercontinental Otelinin kurşunlanmasına sahip çıkma çerçevesinde ilginç bir polemik de yapıldı. Hürriyet "gizli örgüt"lerin daha büyük eylemler planladığı haberini de veriyordu. Daha sonra, yol ortasında, sağda solda, bina
duvarlarında ve gelişi güzel yerlerde, bankaların önünde bombalar
patlamaya devam ederken Milliyet gazetesinde "gizli örgütler"den biri
tarafından gönderilen bir mesajda ayın birinden yedisine kadar yapılan
eylemlerin kendilerince yapıldığı, daha sonrakilerin ise polis tarafından
ortamı gerginleştirmek amacıyla yapıldığının bildirildiği yazıyordu. "Banka soyguncusu oldukları şüphesi"(!) ile düzenlenen baskınlarda ise, insanlar, sorgusuz sualsiz katlediliyorlardı. "Bomba" olayları üzerine, Hükümetin yeni istikrar tedbirlerinin tartışma gündemine getirilmesi ile birtikte, sol içinde; bu olayları, provokasyon olarak değerlendiren görüşler de ortaya atıldı. "Bireysel terörizm" ve "maceracılık" değerlendirmeleri üzerinde yükselen ve olayların provokasyon niteliği üzerinde duran görüşler özellikle Politika ve Halkın Sesi gazetelerinde ileri sürüldü. Söz konusu olayların, üzerinde durulması ve açığa çıkarılması gereken ilk yönü, bomba olaylarını üstlenen ve bu suretle sözümona "silahlı eylem" yaptıklarını iddia eden görüşlerin su götürmez tutarsızlıkları ve saçmalıklarıdır. Bütün eylem anlayışı bazı banka ve işyerlerinde bomba patlatmak olan, kendisine MLSPB adını takan bazı kişiler Milliyet gazetesine telefon ederek "patlamalarla ilgileri bulunmadığını, olayların polisce düzenlendiğini, 1-7 Ağustos tarihleri arasındaki eylemlerin kendilerine ait olduğunu, bunun dışındaki patlamaların polislerce yapıldığını, gerilimi artırmak amacıyla provokasyonlara başlandığını..." vb. ileri sürmüşlerdir. Polis, gerilimi artırmak amacıyla provokasyonlara başlamış! Peki, bunun için ne yapıyor? Sağda solda bomba patlatıyor. Bu nedenle 7sinden sonra "örgüt", "eylem" yapmıyor. Birkaç gün içinde ne değişmiştir? 6sından 8ine kadar hiçbirşey değişmediğine göre polisin aynı şeyi daha önceden de yapmakta olduğunu nasıl inkar edebiliriz. Birinden yedisine kadarki eylemleri kendilerinin yaptığını söylüyorlar. Polisin "gerilim artırmak için" birinden yedisine kadar da aynı işi yapmamış olması için herhangi bir sebep var mıdır? Bu tarihler arasında sağda solda sayısız patlama olmuştur. Bunların bir kısmını MLSPBnin, bir kısmını da polisin yaptığını kabul etmemek için herhangi bir sebep yoktur. Herhalde "Acilciler"in yaptığı gibi polisin de Milliyet gazetesine telefon ederek patlamaların bir kısmına sahip çıkması beklenemez. Aslında polis sadece 7sinden sonra değil uzun zamandan beri sağda solda bomba patlatarak provokasyon düzenlemektedir. Bunun amacı da söz konusu kişilerin söylediği gibi sadece gerilimi artırmak da değildir. Devrimci Yolun 3. sayısında belirtildiği gibi karşı devrim güçleri, uzun zamandır CIA ve kontr-gerillanın dünyanın her tarafında uygulanan kitle pasifikasyonu yöntemlerinin bir parçası olarak, kitle içinde, olur olmaz yerlerde hedefsiz bombalar patlatmakta ve yığınlar içinde genel bir panik ve yılgınlık ortamı elde etmeye ve faşizmin yayılması ve faşist demagoji için uygun bir kitle psikolojisi ortamı yaratmaya uğraşmaktadırlar. Silahlı mücadele anlayışının siyasal muhtevasını anlayamayan ve onun sadece biçimsel yanını görenlerin; her eylem biçiminin içinde bulunulan koşullara bağımlı olarak farklı siyasi sonuçlar yaratabileceğini, önemli olanın eylemin (patlama, vs. gibi) biçimsel yanlarının değil, yaratacağı siyasi sonuçları olduğunu göremeyenlerin; nihayet devrimci mücadele anlayışını herhangi "cazip" bir eylemin bezirganlığı sananların şaşkın ördek misali kendilerini zaman zaman karşı devrim güçlerinin yanı başında bulmaları kaçınılmaz bir şeydir. Hürriyet ve Günaydın gazetelerinin bu günlerdeki her patlamanın ve de bazı "gizli örgüt"lerin bu eylemleri üstlenmelerinin gönüllü propagandasını yapmasına karşılık, MLSPBnin, eylemleri "kendilerinin değil polisin yaptığı" şeklinde açıklamasını es geçmesi çok şey anlatmıyor mu? Her eylemin doğru veya yanlışlığını açıklayan şey onun siyasal muhtevasıdır, onun yaratacağı siyasal sonuçlardır. Silahlı propagandayı yığınlarda "şaşkınlık" yaratacak "gürültülü" ve"sansasyonal" eylemler olarak görmek, ondan hiçbir şey anlamamak ve onu tüm politik içeriğinden soyutlamak anlamına gelir. Karşı devrim güçleri olur olmaz yerlerde, elektrik trafolarında, çöplüklerde bombalar patlatıyor ve basın araçlarıyla bir dehşet havası yayıyor. Binaları, fabrikaları tam havaya uçurmak üzere iken(!) "tesirsiz hale getirilen", güçlü tahrip kalıplarının "enselenişinin"(!) tefrikaları yayınlanıyor, niçin? Bunların sebebini gerilimi artırmak ve herhangi bir tertip operasyonuna bağlamak da yüzeysel bir değerlendirmedir. Faşizm, yukardan aşağıya bir şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Faşizm kitlelerin politik eylemlerinin yok edilmesidir. Faşizm milyonlarca emekçinin bir dehşet ortamı içinde köleleştirilmesidir. Bugün, böylesi bir ortam içinde, bu ortamın siyasal iktidar aracılığıyla tüm unsurları oluşturulmaya çalışılmakta, faşizmin kitle temeli kazanabilmesi ve yaygınlaştırılması için çalışılmaktadır. Her türden faşist demagoji için uygun bir ortam yaratılmaya çalışılıyor. Kitle pasifikasyonu eylemleri ve provokasyonlarının genel yönelimi bugün budur. O halde, bugün yapılması gereken doğru devrimci eylem, bütün bu gelişmelere karşı duran, faşist terörün kitleleri pasifize etmesine karşı duran, faşist demagojiyi açığa çıkaran ve en geniş halk yığınlarının faşizme karşı mücadele cesaretini güçlendiren ve bu mücadeleyi örgütlendiren eylem biçimleridir. Hayatın içinden, sınıf mücadelesinin zengin dersleri içinden bu tür eylem biçimlerini bulup çıkarmak ve geliştirmektir. Yoksa gece yarısı bir köşe başında bir dinamit patlatıp, sonra da onun "gürültüsünün sempatisini toplamak"(!) için rekabet etmek değil. Böylesi bugünün ortamında biraz kolay ve ucuz bir "eylemcilik" bezirganlıktır. Halkın Sesinin çarpıttığı birinci mesele, "bireysel terörizm" dir. O, bunun için, eylemin yapılış biçimine kaç kişiyle ve hangi araçlarla yapıldığına bakmaktadır. Tıpkı diğer bombacı örgüt"ler gibi! Tek farkla ki bu berikiler diğerlerinin tam tersini savunmaktadırlar. Biri sadece şöyle araçlarla yapılan eylem doğrudur derken, berikiler "böyle araçlarla yapılan mücadele yanlıştır, bireysel terörizmdir", vs. diye suçlamaktadırlar. Öte yandan bu anlayışın tutarsızlığı, ülkemizdeki sağ pasifist güçlere, bu anlayışın tutarsızlıklarından kalkarak genel olarak Devrimci Mücadeleye karşı saldırılarına da olanak sağlamıştır. Halkın Sesi ve Politika gazeteleri provokasyon mantığına dayalı olarak "bireysel terörizm ve maceracılık üzerine" ahkam kesmekte, her türlü doğru Devrimci Mücadele anlayışını karalamak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bunun için de, onlar da, doğru Devrimci anlayışı çarpıtmakta, olayları biçimsel yönleriyle almakta ve devrimci olmayan sonuçları haklı göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa Marksizm hiçbir eylem biçimini reddetmez. Şiddet ve terörizmi ilke olarak asla reddetmez. Marksizmin reddettiği, ülke çapındaki siyasi durumu doğru olarak değerlendirebilecek ve eylemleri kendi siyasi doğrultu ve çizgisine bağımlı kılabilecek bir merkezi siyasal örgütlenme -bu proletarya partisidir- olmaksızın, herhangi bir devrimci disipline tabi olmayan ve tam bir keyfiliğe -zaman zaman da bir iki klik arasındaki çirkin bir rekabete- tabi olan bir mücadele anlayışıdır. Ülkemizdeki tüm revizyonistlerin "bireysel terörizmi" eleştirme adına yaptıkları, her türlü Devrimci Mücadele anlayışının reddedilmesidir. Onlara göre, bir eylemde, kullanılan araçlara bakarak, o eylemin doğruluğuna ya da yanlışlığına karar verilecektir. Veya bir eylem az kişiyle yapılmışsa bireysel terorizm, çok kişiyle yapılmışsa doğru bir kitle eylemidir. Bu anlayış Marksizme ait değildir. Bugün Devrimciler, şüphesiz ki SAVUNMA durumundadırlar. Doğru eylem, bu meşru savunma çizgisini terketmeyen eylemdir. Ama bu savunma çizgisini şu veya bu araçla sınırlamak saçmadır. Faşistler caniler saldıracak; "sen kendini ancak şu araçlarla savunabilirsin" demek saçmadır! İkincisi, bu savunma anlayışı durgun ve mekanik bir savunma anlayışına da indirgenemez. "Düşman saldıracak, bekle, tam senin boğazına sarıldığı zaman kendini savun!" Hiç kimse ve hiçbir güç, ne egemen sınıflar ve onların karşı devrimci güçleri, ne de sözde solcu bazıları, kendi hayatına, özgürlüğüne ve tüm varoluş koşullarına karşı yönelen saldırı ve tehditler karşısında, emekçi halk güçlerinin kendini savunmasını koşullandırma hakkına sahip değildir. |
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org