Sosyalist Sistemin Parçalanması ve Sovyet-Çin Kutuplaşmasında Tavır (1)

DY, Sayı: 6 15 Temmuz 1977

GİRİŞ
GÜNÜMÜZDE Dünya çapındaki mevcut durum ve gelişmeler göz önüne alınmaksızın, emperyalist sistemin içinde bulunduğu somut durumun,

emperyalist ülkelerle sosyalist ve geri bıraktırılmış ülkeler arasındaki ilişkilerin ve nihayet sosyalist sistemin kendi içindeki durumun doğru bir değerlendirmesini yapmaksızın, dünyanın herhangi bir ülkesindeki mevcut durumu doğru bir şekilde tespit etmek ve devrimci hareketin sorunlarını çözümleyebilmek olanaklı değildir. İlkin sermayenin uluslararası özellikleri ile ortaya çıkan emperyalizm döneminde iyice gelişen sınıflar mücadelesinin uluslararası niteliği günümüzde kendisini tartışmasız bir biçimde hissettirmektedir. Bugün, herhangi bir ülkedeki önemli sayılabilecek siyasal gelişmeler uluslararası siyasal durum ve gelişmelerden bağımsız olarak incelenemez.
Dünya çapındaki mevcut durum, emperyalist sistemin bunalımının günümüzdeki görünümünü ve bu gibi sorunları ele aldığımızda ise hemen dünya sosyalist sisteminin parçalanmışlığı sorunu karşımıza çıkmaktadır.
Bilindiği gibi dünya sosyalist hareketi içinde bugün çok önemli boyutlara ulaşmış olan bir parçalanma ve "kamplaşma" olgusu vardır. Bu "kamplaşma" bugünkü boyutlarıyla sosyalist ülkelerarası ilişkilere ait bir olgu olarak da kalmıyor, tüm dünyadaki sosyalist hareketlerin içine de kaçınılmaz alarak yansıyor.
Bu durum ülkemizde de son bir kaç yıl içinde epey kesin bir şekilde kendisini gösteriyor. Ülkemizde de dünya çapındaki bölünme ve kamplaşmaya paralel olarak, onun bir uzantısı (ya da yansıması) olarak ortaya çıkan -ve en son 1 Mayıs provokasyonununda dramatik sonuçlarından bazılarını yaşadığımız- bir "kutuplaşma" doğmuş veya yaratılmıştır.
İşte bu gibi nedenlerin bir sonucu olarak "Çin - Sovyet kutuplaşması ve sosyalist sistemin parçalanmışlığı" sorunu karşısındaki tavır önem kazanıyor. Biz bu yazımızda bu konudaki yaklaşımımızı - bir bakıma yeniden - ortaya koyacağız. Bunun için önce bu konuya yaklaşım sorunu üzerinde duracağız. Bazı hatalı yaklaşımlara değineceğiz.
Konunun özünü, gerçekten uluslararası sapmalara özellikle iki revizyonist - milliyetçi sapmaya karşı tavır olarak belirliyoruz. Sorunun bu şekildeki bir ele alınışı bizi Çin - Sovyet polemiklerinde söz konusu olan, Marksist - Leninist teoriye ait bir çok önemli konuya değinmeye sevkedecektir. Özellikle ÇKP tezlerinin ve "üç dünya" teorisinin eleştirisi, kapitalizmden komünizme geçiş süreci ve Sovyetler’de kapitalizmin restorasyonu (yeniden inşası) sorunlarını ele almayı gerektirir. Bunlara ilaveten ÇKP’nin "üç dünya" teorisi ve buna uyarlı olarak sürdürdüğü politikalarını ele almaya çalışacağız.

 I. BÖLÜM
ÇİN - SOVYET KUTUPLAŞMASlNA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

1. Sapmalardan birinin yanında yer almanın proleter enternasyonalizmi adına savunulması:
Bu konuya yaklaşımımızın özünün, uluslararası revizyonist - milliyetçi sapmalara karşı tavır olarak belirlediğimizi ifade ettik. Bu yaklaşımımız iki "kutbun"da Marksizm - Leninizmden önemli sapmalar üzerine inşa edildiği tespitinden kaynaklanıyor. Bizim tespitlerimiz açısından kamplardan herhangi birisinin yanında (ve diğerlerine karşı) tavır alma biçiminde ortaya çıkan görüşler temelden sakat görüşlerdir.

Bu türden görüşler çoğu kez sosyalizmin entemasyonalist bir hareket olduğu noktasını dayanak alarak ileri sürülür. Doğrudur, işçi sınıfının mücadelesi, sosyalist hareket, uluslararası bir özellik gösterir. Ama, anlaşılmaz olan nokta enternasyonalizmin uluslararası düzeyde ortaya çıkan bir ikileminde dar sınırlar içine hapsedilmesidir. Her "kutuplaşma" mutlaka "yanlış-doğru" bütünlüğünde olmaz. "Yanlışların kutuplaşması"nın sayısız örnekleriyle, günlük hayatta hergün yüz yüzeyiz. Enlernasyonalizm adına uluslararası düzeydeki sapmalardan herhangi birisinin kuyruğuna takılmanın gerekliliğini ileri süren görüşler bu bakımdan hiçbir tutarlı yan taşımazlar.

Bu tür görüşler bugün uluslararası sosyalist hareketin herhangi bir merkezinin bulunmadığı gerçeğini de gözardı ederler. Bu açıdan bakıldığında uluslararası sosyalist hareket içinde siyasi ve ideolojik bakımlardan tam bir dağılma ve (iki de değil) çok merkezli bir görünümle karşılaşılacaktır.

Sovyet - Çin kutuplaşmasının ötesinde bugün sosyalist ülkelerin çoğunluğu farklı görüş ve tutumlar içindedirler. (Kore, Arnavutluk, Vietnam, Angola vb.)

Proleter enternasyonalizmi adına Çin-Sovyet görüşlerinden birini seçme zorunluluğunu ileri sürmenin tutarsızlığı tartışma götürmez biçimde ortadadır. Böyle bir görüş açısı üstelik sadece bu sorun karşısındaki bir hatalı tavır olarak da kalmaz, proleter enternasyonalizminin bugünün koşullarında yüklediği görevlerin ihmaline ve giderek Marksizm - Leninizmin devrimci bir savunmasından vazgeçmeye, yani revizyonizme tekabül eder. Soruna doğru bir yaklaşım, mutlaka, kutupların ayrıntılı bir irıcelemesini, tezlerin Marksizm-Leninizm açısından tutarlı bir yargılanmasını (ve de dünya sosyalist hareketinin sorunlarının irdelenmesini) zorunlu kılar.
Sorunları gelişigüzel yapılan tercihler ve uluslararası düzeydeki mihrakların çözümlemelerini körü körüne benimseyerek kolayca çözme (!) anlayışından bazıları bizim "uluslararası revizyonist çizgilere karşı mücadele" temelindeki tavrımıza karşı "ara akım" ya da orta yolcu biçiminde suçlama ve küfürler yöneltmeyi adet haline getirmişlerdir. Özellikle ÇKP takipçilerince bize yöneltilen bu gibi suçlamalar gerçekte, hiçbir bilimsel değer taşımayan sübjektif değerlendirmeler olmaktan öte bir anlam taşımazlar. Ve sınıf mücadelesini, giderek tüm hayatı kaba iki çizgi mücadelesine indirgeyen ve Marksizme ait olmayan bir anlayışın ürünüdürler.
Bu gibi "orta yolculuk", "ara akım" vb. suçlamalarının subjektif ve izafi karakterini yine, bu terminolojinin "ÇKP" yanlısı gruplar arasındaki kullanılışında görmek olanaklıdır. Örneğin H. Sesi’ne göre, H. Yolu (H. Kurtuluşu ile kendi aralarında) "orta yolcudur", H. Birliği ise H. Yolu iİe H. Kurtuluşu arasında "orta yolcudur" vb.

Kim İI Sung bu türden bir suçlama olan iki sandalye arasına oturmaya çalışmak suçlamalarına karşı "niçin iki sandalye arasında oturmaya çalışalım" diye karşılık verir: "bizim kendi sandalyemiz var!"

Sapmalardan bir yanı tutmayı zorunlu görenlerce ileri sürülen suçlamalar, başta değindiğimiz gibi kendisini sabit bir nirengi noktası olarak kabul eden ve kendi dışındaki her şeyi kendisine (ve kendisi ile karşı kutbu arasındaki yerine) göre tarif eden bilim dışı ve sübjektif ve keyfi bir yargı olmaktan ileri gidemez. Bu arada ilginç olan bir nokta bu gibilerin, kapılandıkları revizyonist tezler hayatın gerçekleri karşısında tökezleyip durdukça, ortalarda yalpalayıp durmaları, her yalpalamada da hayatın gerçeklerini yeniden keşfedebilecekleri umuduyla bir "radyo istasyonu" aramalarıdır ki bu sıkça tekrarlanan bir olgudur. Kaynaklandıkları "radyo istasyonları", tezleri ve siyasetleri (hasılı kendileri) durmadan değişmekte; buna karşılık kendi dışındakiler "revizyonist", oportünist, orta yolcu; kendileri de devrimci proletarya hareketi olmaktan hiçbir zaman çıkmamaktadırlar.

12 Mart dönemi sonrasında inançlarını yitirmiş, görüşlerini terketmiş ve kafa karışıklığı içindeki bir takım kişilerin -peşlerine bir kısım iyi niyetli devrimci unsuru da takıp- uluslararası sapmalardan birine (ÇKP revizyonizmine) kapılanarak giriştikleri siyasi maceranın bu bir yığın ajitasyon sloganları ile süslenmiş ilkesiz eklektisizmin sınırsız saçmalıklarıyla fazla uğraşmayalım. Burada kısaca ekleyelim ki bu olay yerel ve geçici bir olgu değildir. Uluslararası düzeyde ortaya çıkan tüm ÇKP takipçisi gruplarda bu tür özellikler aynı şekilde gözlenmektedir ki, her ülkede birden ziyade ÇKP takipçisi grup ya da ML hareket mutlaka vardır. Daima küçük birer aydınlar kulübü olarak ortaya çıkan bu gruplara has özelliklerin küçük burjuva bir sınıfsal temelden kaynaklandığına ve bu olgunun da ÇKP tezlerindeki küçük burjuva milliyetçi yönlerden beslendiğine kuşku yoktur.

2. Sorun iki şabloncu çizgiye karşı olma şeklinde ele alınamaz:
Sosyalist sistemin parçalanrnası ve Çin-Sovyet kutuplaşması sorunu karşısındaki bir başka hatalı eğilim de sorunu "iki şabloncu çizgiye karşı olma" biçiminde ele alan görüştür.
Bu görüşe göre bu sorun hiç de önemli değildir. Bu sorunla fazla ilgilenilmemelidir. Bu konuda ortaya çıkan "iki şabloncu çizginin" dışındakiler birleşmelidir v.b.

"Ho Şi Minh tavrı" gibi isimlerle de ileri sürülen, günümüzdeki sosyalist hareketin parçalanması ve onun yarattığı son derece önemli sorunlar karşısındaki bu kaba ve ilkesiz yaklaşım, uluslararası düzeyde ortaya çıkan revizyonist milliyetçi sapmalara (ve uzantılarına) karşı ve onun yarattığı teorik - siyasi örgütsel sorunları çözmek için mücadele biçimindeki bir devrimci perspektiften vazgeçmekten de öte revizyonist eğilimleri gizleme amacıyla ileri sürülmektedir.

Özellikle "Bağımsız Türkiye", "KSD", "EB"’ ve diğer bazı küçük gruplarca savunulan bu tavrın taşıdığı hatalı noktalar üzerinde kısaca da olsa durmakta yarar görüyoruz.

"İki şabloncu çizgiye karşı olma" her şeyden önce ifade olarak nitelik belirleyici olmaktan uzak, muğlak bir ifadedir. "Şablonculuk" yöntem açısından bir hatayı ifade eder. Bu açıdan doğru bir görüşün de "şablonculuğundan" söz edebilir. Genelinde Leninist önermelerin (somut tarihi-toplumsal v.b) özgül koşulları tahlil etmeksizin mekanik olarak uygulanılmaya çalışılması da "şablonculuk" olarak ifade edilebilir. O halde sorunu şablonculuğa karşı olmaya indirgeyen bir tavır eğer tabir yerindeyse "şablonu çıkarılan" görüşe karşı bir tavrı ifade etmemektedir. Şabloncu TKP’ye karşı olma, SBKP’nin modern revizyonist çizgisine karşı tavır ifade etmemekte, onun doğru olabileceği konusunda bir açık kapı bırakmaktadır. Bu durumun, (genel olarak, bu şablonculuğa karşı olma tavrındakilerin ÇKP’deki tutarsızlık ve gelişmeler karşısında "duyarlı" olmalarına rağmen SBKP çizgisine karşı sessiz olmaları ile birlikte ele alındığında) önemli bir soruyu ortaya attığı açıktır. Eğer sorun şablonculuğun sakatlığında ise SBKP’nin modern revizyonist tezlerinin şabloncu olmayan bir şekilde (yaratıcı bir ruhla!) uygulanması da mümkün olmalıdır!... Nitekim bu tavrı takınanların "bu aralık kapı"sından sık sık modern revizyonist tezlerin doğrudan ya da dolaylı savunmaları sahneye çıkmaktadır.
Bu görüş açısı, sorunu milli sınırlar içinde görmekte ve bu yüzden daha başlangıcında sorunu doğru kavramaktan uzak bir tutum içine girmektedir. Sorunun dar ve küçük burjuva milliyetçisi bir bakış açısından ele alınışı, sadece proleter enternasyonalizminin yadsınmasının değil, tüm temel sorunlardaki devrimci görüşlerden uzaklaşmayı kendi içinde taşımaktadır.

Sorunu ülkemizdeki Sovyet ve Çin sapmalarının taraftarlarına ve onların çoğu kendi acemiliklerine ilişkin olan kaba saba hatalarına karşı mücadeleye indirgemek, uluslararası düzeydeki Marksizm dışı sapmanın yarattığı sorunlara karşı doğru bir tavrın takınılmasını ve sorunun doğru kavranılışını önleyen bir tutumdur. Başta da ifade ettiğimiz gibi dünya çapındaki mevcut durumu, sosyalist sistemin içinde ortaya çıkan (teorik ve siyasi) sorunları doğru bir şekilde çözmeden ve emperyalist sistemle sosyalist sistem ve diğer (sömürge - yarı sömürge) ülkeler arasındaki ilişkileri ve sonuç olarak dünyanın (bir bütün olarak) içinde bulunduğu durumu doğru olarak değerlendirmeden ülkemizdeki sınıflar mücadelesinin doğru bir değerlendirmesini yapmak olanaklı değildir. Sosyal emperyalizm sorunu bizim sorunumuz değildir, biz ülkemiz devriminin sorunlarını çözmek için uğraşmalıyız demek, ülkemiz devriminin sorunlarının nasıl ele alınacağını hiç, ama hiç kavramamak demektir.

İdeolojik mücadeleyi sadece Çin - Sovyet polemikleri çerçevesine hapsetmeye ve bu kutuplar etrafındaki kümelenmeler oluşturmaya yönelik hatalı eğilimler karşısında daha 1975 yılında, (DG, s.1, sh.3) şöyle diyorduk: "Elbette dünya devrimci hareketinin doğru bir değerlendirilmesi, doğru bir dünya durumu değerlendirilmesi ile birlikte, ülkemizin sınıf ilişki ve çelişkilerinin değerlendirilmesi için ilk adım olmalıdır. Ama bu başka bir şeydir, sorunu Çin - Sovyet ikileminin dar sınırları içine hapsetmek başka bir şey."

Sorunu bu şekilde kavrayamayanlar bizim bu sorunun kavranılmasına yönelik çabalarımız karşısında ikide bir, "arkadaşların bu konu üzerinde uzunca durmaları kafaları karıştırmaya yaramaktadır" şeklinde maruzatlar ileri sürüp durmuşlardır. Ama gerçekte söz konusu olan kafalarının sadece bu konuda karışık olması değildir. Söz konusu kafa karışıklığı ülkemiz devriminin temel sorunlarının nasıl ele alınacağına ilişkindir.

Doğru bir emperyalizm tahlili ve dünya durumu değerlendirmesi olmaksızın ülkemizdeki hiçbir temel meseleyi doğru olarak kavrama olanaklı değildir. Bu, sınıflar mücadelesinin uluslararası özelliklerinin emperyalizm döneminde ulaştığı ileri düzeyinin zorunlu bir sonucudur. Bugün sosyalizm de revizyonizm de uluslararası birer akım olarak kavranılmalıdır. Revizyonizmin bir biçiminin ülkemizdeki yaygınlığı, uluslararası modern revizyonist çizginin etkilerinden bağımsız olarak asla kavranamaz. Uluslararası revizyonist - milliyetçi sapmalara karşı açık, somut ve net bir tavırla karşı çıkmaksızın ülkemizdeki revizyonist, milliyetçi sapmalara karşı mücadele etmek ve işçi sınıfı hareketinin "sosyalizm proleter enternasyonalizmi" adına burjuvazinin kuyruğuna takılmasını önlemek ve proletaryanın bağımsız devrimci siyasi eylemini inşa etmek olanaklı değildir. Bu konuda Devrimci Gençlik Dergisinde (s.8, sh.3) şöyle deniyordu:

"Uluslararası revizyonizmin ülkemizdeki revizyonist eğilimlere güç vermesi olgusu bir başka ve daha tam bir ifade ile ülkemizde revizyonizmin işçi sınıfı hareketinin içinde burjuva ideolojisinin etkisinin esas olarak giderilememiş olması durumundan olduğu kadar, uluslararası revizyonizmin desteğinden de kaynaklanıyor olması, bugün ülkemizde de revizyonizme karşı mücadelede devrimcilerin göz önünde bulundurmaları gereken önemli bir durumdur."

"Bu bakımdan esas belirleyici olan çalışma tarzı, örgüt anlayışı, ve devrim anlayışı gibi konular yanında uluslararası revizyonizme karşı tavır konusu da bugün ülkemiz devriminin ve devrimci hareketimizin çözüme ulaştırması gereken önemli bir sorundur."
Revizyonizme karşı mücadeleyi onun uluslararası bağlantılarından kopararak, yürütmek olanaklı değildir. Bu, ülkemiz açısından sol hareketin gösterdiği tarihsel özellikler nedeniyle özellikle böyledir. Sorunu bu şekilde de ele almayan dar bir bakış açısı kaçınılmaz olarak birçok önemli yanlışı da beraberinde getirecektir.

"Bağımsız Türkiye" dergisinde (s. 26, sh. 7) şöyle deniyor:

"Son zamanlarda bizde bazı sol çevreler işlerini güçlerini bırakıp, sosyalist ülkelerde, özellikle Sovyetler Birliğinde sosyalist uygulamadaki eksiklikleri araştırmayı en önde gelen sorun sayma eğilimindedirler. Elbetteki sosyalist dünyadaki gelişmeler bizi yakından ilgilendirir. Ama gene de bu bizim ikinci sorunumuzdur. Bizim (...) birinci sorunumuz toplumumuzu sosyalizm doğrultusunda bağımsızlık ve demokrasiye kavuşturmak için hangi yolu tutacağımızdır."

Ülkemiz devriminin sorunlarının dünya emperyalist sisteminden ve dünya sosyalist sisteminden bağımsız olarak kavranılabileceğini sanan bir dar görüşlülüğün parlak bir örneği. Ülkemizde bu biçimdeki bir yaklaşımla bir emperyalizm tahliline bile sahip olmadan; dünyayı (bütünü ile) doğru dürüst kavramadan Türkiye’yi (parçayı!) kavrayıp, çözebileceğini sanan küçük burjuva dar görüşlülüğü içinde kıvranıp duran tüm grupların gösterdiği hep aynı hatalı eğilim.

Dikkat edîlmesi gereken nokta buradaki "sosyalizmin inşasındaki bazı eksiklikler" ifadesidir. Modern revizyonizmin sınıfsız toplumun inşasından vazgeçmeye tekabül eden revizyonist politikaları bazı eksikliklere (!) indirgenmekte, bu küçücük (!) kusur da, "sosyalist uygulamadaki şu ya da bu aksaklıkların bulunması, bu ülkelerin (...) bağımsızlık ve demokrasi mücadelerini desteklemeleri gerçeği yanında bizim için ikincil önem taşır." (aynı yer) ifadesiyle "kadı kızının kusuru" misali bağışlanmaktadır. Yine aynı yerde: "Ama kendi gücüne güven ilkesi bazılarının yaptığı gibi proleter enternasyonalizminin, dünya ölçüsünde devrimci güçler arası dayanışmanın inkarına kadar vardırılamaz.(...) Türkiye proleter devrimcileri Türkiye devriminin sosyalist dünya ile (...) dayanışmasına ters düşecek her tutum ve davranıştan kesinlikle kaçınmalı, tersine tüm hareketlerini proleter enternasyonalizmi ile bağdaştırmalıdır." (aynı yer)

Bu tür yaklaşımlarda görüldüğü gibi proleter enternasyonalizmi devrimci güçler arası dayanışmaya indirgenmektedir. Bu yaklaşım küçük burjuva milliyetçi bir eğilime aittir. Ama daha da önemlisi, böylesi bir yaklaşımın, sorunu milli bencil bir ele alınışı görüntüsünde, modern revizyonist tezlerin örtülü bir savunmasını ifade etmesidir. Bağımsız Türkiye çevresinin, SBKP’nin modern-revizyonist çizgisi hakkındaki (revizyonizm, Marksizmin resmen inkarıdır. Sovyet liderleri hiç değilse Marksizmi resmen reddetmiyorlar diyerek modern revizyonizmi örtbas etmeye yönelik) bilinen tutumları bu kanımızı açıkça desteklemektedir. Bu tavır, bugün proletarya enternasyonalizminin, komünizme geçiş dönemi teorisini, Marksist devlet ve devrim teorisini en özlü noktalardan reddeden; bir dünya savaşını önleme adı altında dünya devriminden ve devrimini yapmış ülkelerde sınıfsız toplumu inşa görevlerinden vazgeçmeye tekabül eden revizyonist tezler ileri süren, modern revizyonizm sorununu sosyalizmin uygulanmasındaki bazı eksiklikler biçimindeki bir hayırhah tutumla, aynen sürdürülmektedir. Bu konuda söylenenler tabiatıyla "bizim tavrımızın M. Belli’nin, Ho Şi Minh tavrıyla ilgisi yoktur" demelerine rağmen bu konudaki yazdıkları "Emekçi" de aynen yayınlanan baylar için de geçerlidir.

Modern revizyonist tezler, bu gün proleter enternasyonalizmi adına dünya işçi sınıfı hareketini kendi yolundan saptırmakta; dünya devriminin eşiğindeki dünya devrimci güçlerinin mücadelelerini baltalamakta ve tek tek ülkelerdeki işçi sınıfını burjuvaziye peşkeş çekmektedir. Ülkemizdeki işçi sınıfı ve emekçi halkın mücadelesini burjuvazinin kuyruğuna takmaya çalışan revizyonist sapmalar da güçlerini büyük ölçüde uluslararası revizyonist güçlerden almaktadırlar. Revizonist tezlere Leninist eleştiriler yöneltildiğinde de bunların savunması (!) "proleter enternasyonalizmine, dünya işçi sınıfı hareketinin uluslararası çizgisine küfredildiği" (!) yaygarasından başka bir şey olmuyor. Proletarya enternasyonalizmi adına dünya işçi sınıfı hareketinin çizgisi diye her türlü anti - Leninist burjuva safsatası, işçi sırııfı hareketine hakim kılınmak isteniyor. Bu sözde "uluslararası işçi sınıfı hareketinin çizgisi" safsatalarını açığa çıkarmadan ve yerine Marksist - Leninist düşünceleri hakim kılmadan, şu veya bu ülkenin milli bencil çıkarlarının kuyruğuna takılma yerine tek bir dünya sosyalizmine yönelik gerçek proleter enternasyonalizminin bayrağını yükseltmeden, ülkemiz işçi sınıfı hareketini ve emekçi halkımızın devrimci mücadelesini zafere ulaştırmak olanaklı değildir. Sorunu milli sınırlar içinde gören, bu sorunun önemli olmadığını ileri süren "iki şabloncu çizgiye karşı olma" gibi muğlak ve sığ bir ifadeye bürünen kaypak bir tutumla bunun sağlanamayacağı açıktır. 29 Aralık 1975’te Devrimci Gençlik’te denildiği gibi;

"... bu gün revizyonizmle kendi aramıza somut ve ııet bir çizgi çekmek büyük bir ihtiyaçtır. Bu çizgi hem uluslararası revizyonist çizgi karşısındaki net tavrımızla, hem de ülkemiz devriminin somutu üzerindeki tavrımızla belirlenmek zorundadır. Aksi halde özellikle Çin politikasının uyandırdığı reaksiyonun sağa kaymalar yaratmasına ve ülkemizdeki revizyonist eğilimlerin güçlenmesinin işçi sınıfı bilincinin körletilmesinin önüne geçilemez." (s. 3, sh. 3)

Sosyalist sistemin parçalanması ve Çin-Sovyet kutuplaşması karşısındaki tutumumuzun özünü uluslararası düzeydeki milliyetçi - revizyonist sapmalara (ve uzantılara) karşı mücadele tavrı olarak belirliyoruz. Bu, dünya sosyalist sisteminin içinde bulunduğu somut durumu yakından incelemeyi, onun parçalanmasını yaratan ve parçalanmanın getirdiği teorik ve siyasi sorunlar karşısında net bir tavır koymayı içeren bir tavırdır.

Bu konuda son olarak bizim bu yaklaşımımız ve onun gerektirdiği doğrultuda revizyonist tezlere karşı eleştiriler yöneltmemiz üzerine, bize yöneltilen bir soru ve ithama değineceğiz.
"Kitle" dergisi, bu konudaki tutumumuzu eleştirdiği son sayısında şöyle yazıyor: "Bu yazımızı bitirirken sol kanat revizyonizme (bizi kastediyor; DY) bir soru yöneltiyoruz. Dünya da tek bir hareket gösterebilir misiniz ki, SBKP’ye söverek, ya da ona cephe alarak veya işçi sınıfı enternasyonalizmine sırt çevirerek halkını zafere ulaştırmış olsun?..."
Kitle’nin lisanında SBKP’ye sövmek ve cephe almak ifadeleri, SBKP’nin bugünkü revizyonist tezlerini eleştirmek ve onlara karşı çıkmak yerine kullanılıyor. İşçi sınıfı enternasyonalizmine karşı çıkmaktan kasıt da Sovyetlerin çizgisine karşı çıkmak. Kitle şunu demek istiyor: "Sovyetler yardım etmeden hiçbir ülkede devrim yapılamaz. SBKP çizgisini eleştirir ve karşı çıkarsan senin devrimine yardım etmez ve devrim yapamazsın."

Teorik görüşlerine ve siyasi çizgisine eleştiri yönelten bir halkın devrimine yardım etmeyen bir proleter enternasyonalizmi anlayışı!
Kitle, proleter enternasyonalizmi adına sürdürülen, modern revizyonizmin bencil dış politika anlayışını ne güzel tarif etmiş!..
Ve büyük Lenin ne kadar doğru söylüyor: "İşçi sınıfı tecrübe kazanmak yolundadır. Şöyle ki, proleter devriminin baş gösterdiği anda revizyonistlerin tavrının bu günlere kıyas edilemeyecek kadar keskin bir ayrılık kazanacağı ortadadır."


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org