|
|
|
|
Modern Revizyonist "İlerlemeTeorileri"nin Dayandığı Dünya Tahlilleri Devrimci Yol Bildirgesinin I. bölümünde bugün dünya sosyalist hareketine iki revizyonist milliyetçi çizginin egemen olduğu belirtilerek, bu durumun dünya devrimi önündeki en büyük engel olduğu belirtilmişti. Uluslararası revizyonist akımların bugünkü en büyük zararı ulusal plandaki mücadeleleri saptıracak şekilde sapmaların güçlenmesine neden olmasıdır. |
![]() |
|
Revizyonist-milliyetçi sapmaların gerçekte "kof ve sahte" bir güçlenme görüntüsü içinde olduğu ülkemizde bu durum günümüzde açık bir şekilde görülüyor. İki karşıt uç şeklinde bir görüntü kazanan sapmalar sonuçta aynı fonksiyonda, Türkiye devrimci hareketinin gelişmesine zarar verme, devrime karşı çıkma noktasında birleşiyorlar. Bugün bu sapmalara karşı mücadele önümüzde daha bir süre gündemde kalacağa benzemektedir. Ülkemiz planındaki sapmaları, kaynağını oluşturan uluslararası revizyonist
çizgi ile bağlantısı çerçevesi içinde ele alarak incelemek mümkündür. Çoğu
kere ülkemizdeki sapmaları "uluslararası işçi sınıfı hareketi"nin çizgisine
bağlanarak bir savunma mantığı bulabilmektedir. Bu "uluslararası işçi sınıfı
hareketinin" yani uluslararası revizyonist sapmaların içini ortaya dökmek
gerekir. Bu yazımızda ilk olarak bunu bir yönüyle, SBKP görüşleri açısından
yapmaya çalışacağız.
1. Yaşadığımız dünyayı nasıl tahlil ediyorlar? (Emperyalizm teorisi)
Bir nokta iyice açık olmalıdır. Biz, modern revizyonistleri ve Türkiyedeki kendi içinde en tutarlı temsilcisi TKPyi dünya sosyalist hareketini zayıflatmakla suçluyoruz. Biz Türkiyeli devrimciler olarak attığımız her adımın dünya devrimci hareketine ne getirdiğini hesap ederiz. Türkiye halkına oldugu kadar, dünya devrimci hareketine karşı da sorumlu oldu[umuzun bilincindeyiz. Milliyetçi degil, enternasyonalistiz. Sovyet revizyonistleri ve Türkiyedeki revizyonistler geri bıraktırılmış ülke halklarının kurtuluş mücadelelerini Sovyetler Birliginin revizyonist çıkarlarına ve güçlenmesine bağımlı kılıyor. Revizyonistler, özellikle TKPli revizyonistler Türkiyedeki mücadeleye dünya devrimci hareketi ve Türkiye devrimi açısından bakmıyorlar. Onların bakış noktası Sovyetler Birliğinin özellikle Amerikan emperyalizmine karşı yürüttüğü ekonomik savaştır. Revizyonistler Türkiye ve dünya devrimci hareketini bu dar kapsamlı mücadelenin içine hapsetmeye çalışıyorlar. Revizyonistlere göre Türkiye halkının mücadelesinin amacı emperyalizmi ekonomik açıdan zayıflatmak olmalıdır. Devrim meselesine bu şekilde yaklaşmak Türkiye ve Dünya devrimci mücadelelerine büyük bir darbe indirmektir. Revizyonistlerin bu tahlili iki açıdan yanlıştır. 1. Bugün dünyadaki tüm komünist partilerinin üstünde bulunan ve dünya devrimci hareketini yönlendiren bir enternasyonal yoktur. Leninist ilkelere göre ise bütün partiler eşittir. Revizyonistlerin ileri sürdüğü Sovyetler Birliği Komünist Partisinin dünya devrimci hareketine öncülük iddiaları Leninizme aykırıdır. Bu durumda her parti enternasyonalist görevini doğru dünya tahliline dayandırarak kendi saptar. Sovyetler Birliği Komünist Partisi, kendisini Enternasyonal yerine koymakta ve revizyonist tezlerini dünya devrimci hareketine empoze etmeye çalışmaktadır. Halbuki komünist partileri arasındaki eşitlik esastır. Bu durum 1976 Haziranında Berlinde toplanan Avrupa Komünist ve İşçi Partileri Konferansı Bildirisinde bile kabul edilmiş, Sovyetler Birliği bu bildiriyi imzalamıştır. Bildiride şöyle denmektedir: "Partiler, her partinin eşitliğini, egemenliğini ve bağımsızlığını korumakla; içişlerine karışmamakla; ileri toplumsal dönüşümler ve sosyalizm için çeşitli savaşım yollarını serbestçe seçme ilkesine saygı göstermekle; Marx, Engels ve Leninin yüce ideleri temelinde enternasyonalist; yoldaşça ve gönüllü işbirliğini ve dayanışmayı geliştireceklerdir." (4. Toplantı, Ürün Yay., S. 225-6) 2. Sovyet revizyonistlerinin dünya tahlili somut şartların somut tahlili değildir. Sovyet revizyonistlerine göre, emperyalizmi sosyalist sistem ve özellikle SSCB yenecektir. Savaş alanı ekonomik hayattır. Dünyadaki diğer devrimci güçler mücadelelerini bu doğrultuda yönlendirmelidirler. Bu tahlil yanlıştır. Milliyetçi bir sapmadan kaynaklanmaktadır. Sovyetler Birliği BUGÜN emperyalizmi GERİLETEN DİNAMİK GÜÇ DEĞİI.DİR. Bugün emperyalizmi gerileten dinamik güç geri bıraktırılmış ülke halklarının Asya, Afrika, Latin Amerikada kan ve barut içinde yürüttükleri kurtuluş mücadelesidir. Dünya devrimci hareketinin gelişmesi ve güçlenmesi Sovyetler Birliği ekonomisinin başarılarına bağlı değildir. Dünya devrimci hareketini geliştiren güç, geri bıraktırılmış ülkelerde proletaryanın önderliğindeki halk kurtuluş savaşlarıdır. Mozambiktir, Angoladır, Vietnamdır. "Şüphe yoktur ki, dünya devrimini nihai zaferine uluslararası proletarya hareketinin birleşik gücü ulaştıracaktır. Emperyalizme nihai darbeyi başta devrimini yapmış ülkeler proletaryası olmak üzere tüm dünya proletarya hareketinin birleşik gücü vuracaktır" (Bildirge, s. 10) Ama, bugün emperyalizmi gerileten ve nihai zaferi yakınlaştıran dinamik güç geri bıraktırılmış ülke halklarının kurtuluş mücadelesidir. Dünya devrimci hareketini ilerleten güç budur. Milliyetçilik sapmasından etkilenmemiş tüm partiler bu harekete karşı enteroasyonalist görevlerini yapmak zorundadırlar. Proleter devrimcileri olarak görevimiz dünya devrimci hareketini güçlendirmektir. Bunun yolu ise Sovyetler Birliğinin ekonomik alanda emperyalizme karşı yürüttüğü mücadeleyi güçlendirmek değil, Türkiye devrimini başarıya ulaştırmaktan geçer. "Uluslararası sosyalist hareketin merkezi bir bütünlügti yoktıır. Bugün enternasyonalizm adına sapmalardan birinin kuyruğuna takılmak, enternasyonalizrn adına oportünizmin batağına saplanmaktan başka bir şey değildir." (Bildirge, s.13) Revizyonistleri sağlıklı ve yararlı bir şekilde eleştirebilmek onların söylediklerini iyi anlamak ve mantıklarını kavramakla mümkündür. Ancak bu şekilde kendilerini gizlemeye çalışan revizyonistleri sezebiliriz, farklı görünümlerde ortaya çıkan özde aynı çizgileri doğru şekilde değerlendirebiliriz. Ayrıca modern revizyonizmin tezleri Marksizm-Leninizmden o kadar uzaktır ve revizyonistler ideolojik mücadelede o denli oportünist bir politika izlemekteler ki, bir çok insan özetlediğimiz tezlerin doğruluğuna inanmamaktadır. Bu nedenle de Sovyet ve Türkiyeli revizyonistlerin yayınlarından bol miktarda alıntı yapıyoruz. Revizyonistlerin kendi adlarına konuşmaları onları teşhir etmenin en iyi yoludur. l. SOVYET REVİZYONİSTLERİ DÜNYAYI NASIL GÖRÜYORLAR? a. "Çağımız kapitalizmden sosyalizme geçiş çağıdır": Günümüz dünyasının yorumunda iki ayrı tez vardır. Her iki tez de kapitalizmin genel bunalımından söz etmekte ve genel bunalım dönemini evrelere bölmektedir. Sovyet kaynaklı ekonomik ve politik metinleri okuyan bir çok kişi, genel bunalım teorisine ilişkin açıklamalar görünce şaşırmaktadır. Bir çok kişi Mahir Çayan arkadaşın Engels, Lenin ve Stalinden kaynaklanarak fornıüle ettiği genel bunalım teorisiyle, Sovyet revizyonistlerinin genel bunalım teorisini karıştırmaktadır. ÇKP yanlıları bizi Sovyet revizyonizminin tezlerine sahip çıkmakla suçlarken, gizli Sovyetçi bazı çizgiler de böyle sanıp, bu konuda geçmişlerini inkar etmemektedirler. Çin Komünist Partisi ve Arnavutluk Emek Partisinin de imzaladığı Kasım 1960 Komünist ve İşçi Partileri Konferansı ( 1960 Zirvesi) Bildirisinde, bu konudaki revizyonist tez şu şekilde özetlenmiştir: "-Büyük Ekim Sosyalist Devrimi ile başlayan ana özelliği kapitalizmden sosyalizme geçiş olan çağımız;..." (Komünist ve İşçi Partilerinin 4. Toplantısı, s.29) Bu çağın evrelere ayrılışını ise, SBKPnin önde gelen teorisyenlerinden olan Zaradov 1973 yılında yayınlanan kitabında şu şekilde açıklamaktadır: "Ekim devriminden günümüze dek uzanan bütün dönem partilerce tek
bir çağ olarak nitelenmektedir. Gerçekten her çağ gibi, kapitalizmden sosyalizme
geçiş çagı da, bir çok evreler bir çok dönemler taşır. Bunlar üç evre olarak
belirlenebilir.
İkinci dönem dünya sosyalist sisteminin oluşmasına ııygıın düşer. Emperyalist zincirin kopmasıyla ve proletarya diktatörlüğünün ulusal güçten uluslararası güce dönüşmesiyle nitelenir... Üçüncü evre dünya çapında sosyalizmin mevzilerinin sağlamlaştırılması evresidir: SSCBde komünist kııruluşun başarıları, bir dizi Avrııpa ve Asya ülkesinde sosyalizmin utkusıı, Küba Devriminin utkusu, sömürge sisteminin yıkılışı ve bir dizi Afrika ve Asya ıilkesinin kapitalist olmayan bir perspektifı seçmesi, emperyalizmin kendi kalelerinde mevzilerinin sürekli bozulması." (Zaradov, Leninizm ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş, Temel Yay. 1976, s. 65-66). Sovyet revizyonizminin görüşüne göre, "kapitalizmin genel bunalım" çağı veya kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı 1917 Ekim Devrimiyle başlar ve bu çağın belirleyici gücü sosyalist sistemdir. Sosyalist sistemin öncüsü Sovyetler Birliğidir. Bu çözümleme ise şu sonııca gitmektedir: "Uluslararası planda baş (principal) çelişki, sosyalist sistemle kapitalist sistemi karşı karşıya getiren çelişkidir." (Zaradov, a. g. e., s. 87) "İki toplumsal sistem arasındaki çelişki (Yaşadığımız çağın ana çeliskisi), kapitalizmin genel bunalımına da en belirgin damgasını vurmaktadır" "Kapitalizmin genel bıınalımı derinleşiyor" (Yeni Çağ, Eylül, 1974, s. 728.) "Proletarya ile burjuvazi arasında karşılıklı ilişkiler de yine yeni bir biçim aldılar: Savaşım, şimdi kendini devletlerarası, sosyalist ve kapitalist, iki sistem arasında bir savaşım olarak göstermekte ve sosyalist sistemin yeni utkular kazandığına tanık olmaktadır... Bu çelişki şimdi dünyanın kaderinin sonuç belirleyici çelişkisidir." (Zaradov, s. 88) Sovyet revizyonistlerine zöre kapitalizmin temel bunalımı, sosyalist sistemin ve özellikle SSCBnin mücadelesi sonucunda derinleşmektedir. Kapitalizmin genel bunalımı (Sovyet tezine göre) II. Dünya Savaşından sonra ikinci evresine girer. 1959-1960 yıllarında ise üçüncü evreye geçilir. 1960 Zirve Toplantısı Bildirgesinde şöyle deniliyordu: "...kapitalizmin genel buhranının gelişmesinde yeni bir aşamanın başladığını gösteriyor." (a.g.e,s. 39) Sovyet tezine göre 1969 yılında üçüncü evre devam ediyordu. 1969 Zirve Toplantısı Bildirisinde şöyle denilmiştir: "Genel bunalımı derinleşen emperyalizm, pek çok ülke halklarını baskı altında tııtmakta, barış ve toplumsal ilerleme için büyük bir tehdit olmakta devam etmektedir" (a.g.e., s.110) Sovyet ideologları, emperyalizm çagının 1917den sonraki dönemine "kapitalizmin genel bunalımı" demekte ve bu dönemdeki bütün çelişmeleri Sovyetler Birliği olgusu ile açıklamaya çalışmaktadırlar. Halbuki çağımıza damgasını vuran ve 1917 Ekim Devrimini mümkün kılan emperyalizmdir. Yani çağımız, Leninizmin İlkelerinde Stalinin formüle ettiği tabirle, emperyalizm ve proleter devrimleri çağıdır. Emperyalizm çağı, kapitalizmin tekelci kapitalizme dönüştügü asalaklaştığı, parazitleştiği, gericileştiği çağdır. Kapitalist üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişimi önünde bir engel oluşturmaya başladığı çağdır. Kapitalizmin mezarını kazma işine sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin halklarıyla emperyalist ülkelerdeki tüm emekçilerin katıldığı çağdır. Emperyalizm çağı, proleter devrimleri çağıdır. Mahir Çayan arkadaşın formüle ettigi genel bunalım teorisi bu Leninist tespitlere dayanmaktadır. Bu iki ayrı görüş, iki ayrı sloganda formüle edilmiştir. Zaradov da bu ayrıma işaret etmekle beraber, temeldeki farklılığı ele almamaktadır. "Çağdaş dönemi, mekanik bir biçimde emperyalizm ve proleter devrimleri çağı olarak nitelendirenlerle de hemfıkir olunamaz. Ekim Devrimini izleyen çagın emperyalizm ve proleter devrimleri çağı olarak tanımlanması Marksist bir tanımdır. Zamanın sınıfsal güçler oranını doğru olarak yansıtıyordu ve genç komünist partilere kılavuzluk etmişti. Bununla birlikte, bu tanım, yeni tarihsel çizgileri, yeni bir etkenin -sosyalist sistem- belirleyici bir etki yaptığı kapitalizmden sosyalizme devrimci geçişin güncel koşullarını dikkate almamaktadır." (Zaradov, s.101) Genel bunalım teorisindeki bu iki görüşün formüle edildiği iki ayrı slogan da "bütün ülkelerin işçileri, birleşiniz!" sloganı ile "bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşiniz!" sloganıdır. Lenin 1920 yılında yaptığı bir konuşmada, Komünist Manifestoda "bütün ülkelerin işçileri" olarak geçen sloganın emperyalizm çağında yerini daha geniş cepheyi formüle eden yeni slogana bıraktığını söylemiştir. (Bak. Doğuda Ulusal Kurtuluş Savaşları, s. 368). Fakat Sovyet revizyonistleri ve TİP-TSİP-TKP eski sloganı ısrarla kullanmaktadır. Bu ısrarın nedeni, geri bıraktırılmış ülke halklarının sosyalizm yolundaki kurtuluş mücadelelerinin küçümsenmesidir. Emperyalizm çağı, kapitalizmin genel bunalım çağıdır. Genel bunalım evrelere bölünür. Birinci evre, Birinci Dünya Savaşına kadarki dönemdir. Bu evrede keskinleşen çelişkiler, Birinci Dünya Savaşıyla geçici olarak çözümlenir. Bu savaş ise Çarlık Rusyasından Sovyetler Birliğinin doğmasında önemli bir rol oynar. İkinci evre, Birinci Dünya Savaşının sonundan İkinci Dünya Savaşına kadar sürer. Bu dönemin belirleyici özellikleri sosyalist bir ülkenin varlığı ve geri bıraktırılmış ülkelerde ulusal ve toplumsal kurtuluş savaşlarının başlamasıdır. Sömürgelerin çoğu emperyalistlerin açık işgalindedir. Fakat yükselen halk kurtuluş savaşları, emperyalizmin, sömürgelere göstermelik bağımsızlık verme eğilimini ortaya çıkarmıştır. Emperyalizmin üçüncü bunalım dönemi ise 1945lerden sonra başlar. Özellikle Çin ve Vietnam Halk Kurtuluş Savaşlarının sonucunda sömürge ve yarı sömürgelerdeki halk kurtuluş savaşları yükselir. Gerek bu gelişime, gerekse de emperyalist ülkelerdeki sermaye fazlası ve pazar sorunlarının boyutlarının büyümesine bağlı olarak, sömürgelerdeki açık işgal gizli işgale dönüşür ve bu bölgelerde dışa bağımlı çarpık bir sanayileşme yaratılır. Emperyalizm, yeni sömürgelerde oluşan oligarşilerin içinde yer alır. Ülke emperyalizme bağımlı oligarşilerin yerli ordularınca işgal edilir. Yeni-sömürgelerin emperyalizme bağımlılığı giderek artar. (Hem Sovyet, hem Çin tezleri bunun tam tersini, "ülkelerin bağımsızlık etğiliminin ağırlık kazandığını" iddia etmektedir.) Son yıllarda Sovyet emperyalizm tahlillerinde "dördüncü bunalım dönemi tezi de geliştirilmektedir. Bu teze göre 1971 yılından sonra, sosyalist sistemle emperyalist sistem arasındaki yumuşama (detante) politikasına bağlı olarak emperyalizm yeni bir bunalım dönemine girmiştir. Bu yeni dönemin özelliği, "politik bağımsızlığını kazanan kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik bağımsızlığı da kazanmakta" olması ve ABDnin emperyalist sistem içindeki öncülüğünü yitirmesidir. Bu tavra, OPEC ülkelerinin tavrı örnek olarak gösterilmektedir. (İşin ilginç bir yanı da şudur: Emperyalizm tahlillerini Sovyetlerin tezinden (acilen) alan bir çizgi de Türkiyede bu "dördüncü bunalım teorisi" tezinin temsilciliğini THKP-C adına (!) üstlenmiştir.) Halbuki bugün Asyanın, Afrikanın, Latin Amerikanın dört bir köşesinde milyonlarca insan emperyalizmi yıkmak için kan ve ateş içinde mücadele etmektedir. Emperyalizme her geçen gün yeni darbeler indirmektedir. b. Sovyet tezine göre günümüzde kapitalizm değişmiştir. Sovyet tezine göre, kapitalizm II. Dünya Savaşından sonra değişmiştir. Bu değişiklikteki ana etken Sovyetler Birliğinin öncülüğündeki sosyalist sistemdir. l971 yılında Sovyetler Birliğinde yayınlanan bir kitapta şöyle denilmektedir: "Çağdaş kapitalizm, "klasik" serbest-rekabetçi kapitalizmin yanısıra bu yüzyılın ilk on yıllarındaki tekelci kapitalizmin de karşıtı olarak, rekabet halindeki iki dünya sisteminin bulunduğu bir dıırumda, varolmak ve gelişmek durumundadır. Bu ise kapitalist dünyadaki tüm süreçler üzerinde derin izler bırakmaktadır. Bu kapitalizm, süratle gelişen bilimsel ve teknolojik devrime uyum sağlayabilmek için elinden geleni yapmaktadır. Bilimsel ve teknolojik devremin ekonomi, egitim ve işletme yönetimi ve tüm toplumsal yapı üzerinde büyük etkisi vardır. Bu kapitalizmi niteleyen özellikler, üretimin yoğunlaşması ve sermayenin merkezileşmesinde benzeri görülmemiş aşama, ekonominin benzeri görülmemiş ölçüde tekelleşmesi ve burjuva devletinin rolündeki büyük atıştır. Diğer bir deyişle, yüksek düzeyde gelişmiş tekelci devlet kapitalizmidir. Bu temel etkenler günümüz kapitalizminin stratejisinin özel niteliklerini belirlemiştir." (N. Inozemtsew, Günümüz Kapitalizmi: Yeni Gelişme ve Çelişkiler, Progress Publishers,1974) SBKP Merkez Komitesinin 24. Kongreye sunduğu raporda şöyle denilmektedir: "Günümüz kapitalizminin özellikleri, büyük ölçüde, kapitalizmin kendisini dünyadaki yeni duruma uydurmaya çalışması gerçeginden kaynaklanmaktadır." Bu durumun en önemli ve temel niteliği (ki bu durumun özünü belirlemektedir), iki sistem (kapitalizm ve sosyalizm) arasındaki yarışmanın devasa çapı ve bunlar arasındaki çelişkinin çağımızın belirleyici çelişkisi olarak ortaya çıkmasıdır." (S. 17, N. Inozemtsew.) Revizyonist teze göre, bu yapı ise emperyalistler arasında bir savaş olasılığını ortadan kaldırmakta ve emperyalist bütünleşme sürecini hızlandırmaktadır. Emperyalistler arasındaki çelişkilerin artmasına rağmen bütünleşme egiliminin ağır basmasının nedeni ise sosyalist sistemin ve özellikle SSCBnin varlığıdır. Bu durum ise emperyalizmin genel bunalımını daha da derinleştirmektedir. 1969 Zirve Konferansı Bildirgesinde şöyle deniyordu: "Çağımız, kapitalizmden sosyalizme geçiş çağıdır... Emperyalizm ve sosyalizm arasında gelişen, dünya düzeyindeki temel çelişki, gittikçe keskinleşmektedir. İki dünya sistemi arasındaki çatışmanın keskinleşmesi koşulları altında kapitalist güçler, kendi aralarındaki çelişme ve bölünmelere karşın, güçlerini birleştirerek sömürü ve baskı sisternlerini ayakta tutma, yitirdikleri durumların, yeniden e1e geçirme yollarını araştırıyorlar" (1969 Zirve Konferansı, Flabora Yay., S.17) Revizyonist teze göre emperyalist politikanın bütünleşme eğilimi karşısında sosyalizm taraftarı güçler de birleşmeli ve enternasyonal olmasa bile, tek bir strateji izlemelidirler. Zaradov bu görüşü şöyle dile getiriyor: "Emperyalizm ekonomik, ideolojik, askeri, politik, toplumsal ve kültürel alanlarda devrimci harekete darbe indirmeye çalışmaktadır. Emperyalist strateji toplu bir strateji olarak ele alınmalıdır" Bu durumda, emperyalistlerin çabalarını boşa çıkarmak için uluslararası işçi sınıfı zorunlu olarak ortak eylemler, tek bir strateji yürütmek zorundadır" (Zaradov, S. 404) Emperyalizme karşı bu "tek bir stratejiyi" kim çizecek ve yürütecektir? Revizyonistlere göre, emperyalizme karşı genel mücadeleyi sosyalist sistem yürütecektir. Enternasyonal yoktur, ama emperyalizmin "toplu stratejisine" karşı emperyalizmi genel bunalıma sokan ve bu bunalımı derinleştiren sosyalist sistemin öncülüğünde tüm dünya devrimcilerinin mücadele vermesi gerekmektedir. Revizyonist teze göre, emperyalizmi sosyalist sistem gerilettiğinden dolayı, dünya devrimci hareketinin asıl gücü sosyalist sistemdir. Dünyadaki tüm komünistlerin görevi dünya sosyalist sisternini güçlendirmektir. Zaradov bu isteklerini açık olarak belirtmektedir: "Dünya devriminin gelişmesinde aslolan bugün dünya sosyalizmini, sosyalist sistemi her bakımdan güçlendirmektir. Proletarya Enternasyonalizmi ilkelerinin kararlı savunucuları bunu kendilerine görev bilmektedirler. Dünya sosyalist sistemine kara çalan kimse, ister istemez milliyetçi konumlarda yer alır." (Zaradov, a.g.e., S. 411) Revizyonizmin dünya devrimi için çizdigi stratejiyi kavrayabilmek için
bir soru daha sormamız gerekiyor:
Zaradov bu soruya oldukça mütevazi bir cevap veriyor: "Dünyada devrimci gelişme üzerinde sosyalist sistemin etkisi özellikle Sovyetler Birliğinin rolüne dayanmaktadır." (Zaradov, S. 339) TKP Genel Sekreteri İ. Bilen ise, 42 yıllık mültecilik ve "memur devrimciligi" alışkanlığıyla Sovyetler Birlirğine ve Brejneve övgüler düzüyor. 29-30 Haziran tarihlerinde Berlinde düzenlenen Avrupa Komünist ve İşçi Partileri Konferanslarında İ. Bilen Konferans Bildirisini eleştirerek şöyle diyordu: "Dünya devrimci sürecinin ana güçleri sayılırken Sovyetler Birliğinin adı anılmıyor. Oysa dünya devrimci sürecinin ana gücü ve temel dayanağı Sovyetler Birliğidir" (Yeni Çağ, Haziran 1976 S. 540) İ. Bilen 70. doğum yıldönümü nedeniyle Brejneve gönderdiği kutlama mesajında da bu anlayışını dile getiriyor. "Barış, özgürlük, ulusal bağımsızlık sosyalizm uğrunda Türkiye Komünist Partisinin yürüttügü savaş yolunu, siz L. İ. Brejnev yoldaş aydınlatıyorsunuz" (İ. Bilen Yeni Çağ, Aralık 1976, S.1092) Leninist ilkelere göre bütün partilerin eşit olduğu bir yapıda Ürün dergisindeki bir yazıda bile Sovyetler Birliği Komünist Partisinin öncülüğü savunulabilmektedir. "Bütün bunlar, bize SBKPnin yalnızca Sovyet halkının değil, bütün uluslarası işçi sınıfının (özellikle ideolojik anlamda) Marksist-Leninist öncüsü olduğunu göstermektedir." (Cezmi Anıl, "20. Kongreden 25. Konvreye Kadar SBKP" Ürün, No 20, Şubat 1976, S. 17) Sovyet revizyonistlerinin savunduğu ve Türkiyeli revizyonistlerin sahip çıktığı tezleri şöylece özetleyebiliriz. Çağımıza damgasını vuran olgu sosyalist sistemle emperyalist sistem arasındaki çelişkidir. Bu mücadele emperyalizmi geriletmekte ve gerek kapitalist ülkelerin işçi sınıflarının, gerek "kalkınmakta olan ülke" halklarının mücadelelerini güçlendirmektedir. Çağımız kapitalizmden sosyalizme geçiş çağıdır ve bu sürecin belirleyicisi sosyalist sistemdir. Enternasyonal yoktur, ama sosyalist sistemin üstlendiği görevler, onu dünya devrimci hareketinin öncüsü yapmaktadır. Dünyadaki tüm sosyalistlerin görevi emperyalizmi geriletmektir. Bunu gerçekleştirecek asıl güç sosyalist sistem olduğuna göre, sosyalistlerin görevi herşeyden önce sosyalist sistemi güçlendirmektir. Sosyalist sistemin ana gücü ise Sovyetler Birliğidir. Bu revizyonist dünya tahlilinin doğal sonucu ise, İ. Bilen gibilerinin Leninizme aykırı olarak söyledikleri ve yaptıklarıdır. Bugün ulusal kurtuluş mücadelelerini toplumsal kurtuluş doğrultusunda sürdüren milyonlarca insan emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı aktif silahlı mücadele vermektedir. Dünyadaki baş çelişki, emperyalizmle geri bıraktırılmış ülkelerdeki halk kurtuluş hareketleri arasındaki çelişkidir. Sovyet tezi, temel çelişkiyi mutlak olarak almakta ve baş çelişki tahlilini reddetmektedir. Bugün emperyalizmi gerileten güç, tek tek ülkelerde yoğun silahlı mücadele içinde yürütülen halk kurtuluş savaşlarıdır. Dünyadaki baş çelişkinin revizyonistler gibi değerlendirilmesi dünya sosyalist hareketine büyük bir darbe indirmektedir. Bu genel yaklaşımdan sonra modern revizyonistlerin dünyayı değiştirme, daha doğrusu mevcut güçler dengesini sürdürme yolunda önerdikleri stratejiye bakabiliriz. 2. SOVYET REVİZYONİSTLERİ DÜNYAYI NASIL DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR? Sovyet ideologlarına göre dünyada üç devrimci güç vardır: 1) Sosyalist sistem, 2) Gelişmiş kapitalist ülkelerin proletaryası, 3) Ulusal kurtuluş savaşları. Sovyet tezine göre, emperyalizmi gerileten belirleyici güç sosyalist sistem ve SSCBdir. Diğer iki alandaki başarılar sosyalist sistemin yardımına bağlıdır. Bu görüş, devrim yolunda olan ülkenin devrimcilerinin kendi halkına güvenmeyi bırakıp, Sovyetler Birliğinin güçlenmesine yardımcı olmasına kadar gitmektedir. Bu tez dünya devrimci hareketine yaymaya çalıştığı pasifizm nedeniyle ihanet içindedir. SBKPnin önde gelen ideologu Zaradov şöyle diyor: "Tarihin akışı, dünya devrimci hareketinin her yeni başarısı en başta sosyalist sistemin, özellikle Sovyetler Birliğinin gücüne ve kudretine, sosyalist ülkelerin tüm dünyada barış ve ilerlemenin kaderi üstündeki etkisine bağlıdır. İşçi hareketinin strateji ve taktiğini işleyebilmek, anti-emperyalist savaşmın eğilimlerini kavramak ve her ülkenin özgül tarih bağlamını dikkate alarak bu savaşımın izlemesi gereken doğru yolu belirlemek için dünya sosyalist sisteminin (ve en başta Sovyetler Birliğinin) rolünü aydınlatmak son derece önemlidir." (Zaradov, S. 322) Dünya proletaya hareketinin birleşik gücü emperyalizmi ortadan kaldıracaktır. Ancak bugün dünya devrimci hareketini geliştiren güç geri bıraktırılmış ülke halklarının kurtuluş mücadelesidir. Sosyalist ülkelerin bu hareketlere yardımı önemlidir. Ama belirleyici değildir. Belirleyici olan unsur hareketin kendi özgücüdür. Zaradov şöyle devam ediyor: "Kapitalist ülkeleriu emekçilerinin özellikle demokratik haklara ve yaşam düzeyine ilişkin kazanımları doğrudan doğruya sosyalist kampın etkinliğine bağlıdır.."(S. 336) "İşçi hareketinin kazandığı başarıların her şeyden önce bizzat varlığıyla ekonomik, toplumsal ve askeri alanlarda burjuvazinin politikasını dizginleyen sosyalist ülkelerin başarılarına bağlı olduğu besbelli değil midir?" Zaradov, S. 338 Sovyet revizyonistleri, uyagladıkları yumuşama (detante) ve emperyalizmle işbirliği ve yarışma politikalarıyla emperyalizmin güçlerini hareketsizleştirdiklerini ve karşı-devrim ihraç etmesine engel olduklarını iddia ediyorlar: "Dünya sosyalizminin uluslararası devrimci hareketin akışı üzerindeki etkisi sosyalist ülkelerin emperyalizmin güçlerini hareketsizleştirmesi, onun karşı devrim ihraç etme girişimlerini dizginlemesi, kapitalist ülkelerin ve eski sömürgelerin emekçilerinin emperyalizme ve iç gericiliğe karşı verdikleri savaşımın koşullarını iyileştirmesi, olgusunda görülmektedir." Zaradov, S. 335 Emperyalizm bugün bazı mevzilerini terketmek zorunda kalmışsa, bunun nedeni rahat odalarından dünya devrimci hareketini yönetmeye kalkan revizyonistler degildir. Asya, Afrika, Latin Amerikanın kahraman halkları emperyalizmi silahlı mücadeleleriyle geriletmişlerdir ve geriletmektedirler. Ve emperyalistler hiç de hareketsiz durmamaktadırlar. Sosyalist üIkelerin politikalarının emperyalist saldırganlığı durdurduğunu ileri sürmek, ölüm pahasına mücadele edenlere en büyük saygısızlıktır. Emperyalistler yarısömürgelerin çoğunda artık açık işgale gitmemektedirler. Yarısömürgelerin çogu artık emperyalizmin, içsel bir olgu olmasıyla içinde yer aldığı oligarşik diktalarca yönetilmektedir. Ülkeyi emperyalist ordu degil, oligarşinin yerli ordusu işgal etmiştir. CIA bu ülkelerde cirit atmakta ve yerli gerici güçleri yönetmektedir. Şili olayı emperyalist züçlerin hareketsizleştirilmediğinin kanıtıdır. Türkiyede aylardır görülen gelişmeler de karşı-devrim konusundaki Sovyet tezini yalanlamaktadır. Sovyet revizyonistlerinin iddialarına ilişkin başka bir açık da, emperyalistlerin özellikle son yıllarda uyguladığı stratejidir. Devrimci Yolun birinci sayısındaki Zaire yazısında belirtildiği gibi, emperyalistler bir ülkedeki devrimci hareketi ezmek için, bir veya birkaç başka yeni sömürgeyi kullanmaktadırlar. Son yıllarda bunun bir çok örneği görülmüştür: Endonezyanın Doğu Timoru işgali; Angola iç savaşında Güney Afrika Cumhuriyetinin tutumu, Batı Sahradaki Fas ve Moritanya işgali; Dofar gerillarına karşı İran Şahının yürüttügü mücadele; Zaireye bir çok yeni sömürge ülkenin müdahalesi. a. Emperyalizm Nasıl Geriletilecek? Sovyet revizyonistlerinin tezleri şu şekilde özetlenebilir: Günümüzde emperyalizmi geriletecek ana üç sosyalist sistemdir. Emperyalizm, sosyalist sistemin ekonomik alanda verdiği müadeleyle zayıflayacak, kitlelerin gözünde deşifre olacaktır. Ekonomik mücadelenin daha başarıyla verilebilmesi ve amaçlarına ulaşabilmesi için ise, soğuk savaş önlenmeli ve farklı toplumsal sistemler arasında gerginlik değil, yumuşama (detante) egemen olmalıdır. Sosyalist sistemin yaratacağı bu ortam, gelişmiş kapitalist ülkelerde ileri demokrasi "kalkınmakta olan ülkelerde" de kapitalist olmayan yol aracılığıyla sosyalizme geçişin koşullarını yaratmaktadır. Bu planın çalışmasının temel bir unsuru, dünyayı mahvedecek bir termonükleer savaşın engellenmesidir. Sovyet revizyonistlerinin önerdiği bu strateji, emperyalizmi geriletmeyi değil, Sovyetler Birliğinin Leninizme göre üstlenmesi gereken enternasyonalist görevlerin üstünü örtmeyi amaçlamaktadır. Bu strateji mevcut güçler dengesini korumaya yöneliktir. Bu strateji dünya devrimci hareketini değil, Sovyetler Birliğindeki milliyetçi-revizyonist eğilimleri güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu milliyetçi-revizyonist sapmanın ana niteliği, Sovyetler Birliğini dünyanın merkezi sanmaktır. Sovyetler Birliğinin dış politikası da bu anlayışla belirlenmektedir. Bir Sovyet yazarı şöyle diyor: "Sovyetler Birliğinin dış politikasındaki büyük amacı, Sovyetler Birliğinde sınıfsız bir toplum kurmak, dünya sosyalist sisteminin gelişimi için barışçı koşulları sağlamak ve insanlığı yıkıcı bir savaş tehdidinden kurtarmaktır. Bu amaç, kuşkusuz yeryüzündeki tüm halkların çıkarlarına uygundur." (K. İvanov, Lenincilik ve Sovyetler Birliği Dış Politikası, Konuk Yayınları, S.161) Sovyet revizyonistlerinin sadece dış politikada değil, politikanın tüm alanlarında da Sovyetler Birliğini dünyanın merkezi kabul etme yaklaşımı vardır. b. Sosyalist Kampın Ekonomik Başarıları ve Genel Bunalım Sovyet revizyonistlerine göre emperyalizmin genel bunalımı, sosyalist sistemin ekonomik başarıları karşısında giderek derinleşmektedir. Emperyalist ülkelerde işsizlik ve pahalılık artarken ve ekonomik büyüme çok yavaşken, sosyalist ülkelerde böyle sorunlar yoktur. Sosyalist ekonomilerin ilerlemesi (planlı ekonomiye bağlı olarak) sürekli bir çizgi izlemektedir. Arzumanyan şöyle diyor: "Bütün sosyalist kampın ekonomik başarıları, dünya kapitalizminin buhranını daha da artırmaktadır. Son on yıllık ekonomik yarışma boyunca Sovyetler Birliği ile Birleşik Devletler ve dünya sosyalist sistemi ile dünya kapitalist sistemi arasındaki kuvvetler oranında köklü bir değişiklik olmuştur. Kapitalizm gittikçe derinleşen genel bir buhrana gömülürken, sosyalizm üretici güçleri dev adımlarla ilerlediği bir devreye girmiştir. Sosyalizm, kapitalizmi ekonomik planda geriletmekte ve boyuna yeni mevziler ele geçirmektedir... İki sistern arasındaki ekonomik yarışmada gelişme ritmleri sorunu, tayin edici bir rol oynamaktadır." (Arzumanyan, Dünya Kapitalizminin Bugünkü Buhranı, S. 7, 8) Revizyonistlerin bu tezleri kendiliğindencilik ve ekonomizme dayanmaktadır. Revizyonistlerin mantığına göre, sosyalist ekonominin başarıları özellikle gelişmiş kapitalist ülkeler halklarının sosyalist düşünceyi benimsemelerine yol açacaktır. Soğuk savaş da olmadığından emperyalistler komünizm aleyhinde büyük kampanyalar yürütemiyeceklerdir. Uluslararası yumuşama politikası aracılığıyla komünistlerin ağızlarından kan damlayan caniler olmadığı geniş kitlelere anlatılabilecek ve böylece bu ülkelerde sosyalizme barışçıl yoldan geçmenin şartları hazırlanacaktır. Bu mantığın anlamamakta ısrar ettiği bir nokta vardır. Sosyalizmin ekonomik başarıları aracılığıyla kapitalist ülkelerde buhranı derinleştirmek ve yumuşama politikası aracılığıyla da halkı sosyalizm dogrultusunda bilinçlendirmek ayrı şeydir, bu halkın iktidarı burjuvazinin elinden alması ayrı şeydir. Kitleleri bilinçlendirmenin en doğru yolu, onları sınıf mücadelesi içinde eğitmektir. Sosyalist ülkelerin saldırgan olmayan politikası bunu bir ölçüde etkileyebilir, ama belirleyici değildir. Diğer taraftan kitlelerin sosyalizmi istemeleri de iktidarların barışçıl yoldan degişeceği anlamına kesinlikle gelmez. Angola halkı ülkedeki emperyalist işgalin kalkmasını çok daha fazla istiyordu, ama onlar istiyor diye kimse onlara bu hakkı vermedi. Kendileri silahlı mücadeleyle söke söke aldılar. Arzumanyan şöyle devam ediyor: "İki sistem arasındaki ekonomik yarışma, günümüzde kapitalizmle sosyalizmin mücndelesinde en önemli cepheyi teşkil etmektedir. Bu yarışmada sosyalizmin attığı her ileri adım dünya emperyalizmine yeni bir darbe indirmekte, onun siperlerinde yeni bir gedik açmaktadır. Emperyalizmin ideologları ve politikacıları, bu yarışmada bütün bir toplumun kaderinin söz konusu olduğunu çok iyi bilmektedirler... Burjuva politikacıları ve iktisatçıları, sosyalizmin ilerlemelerinin bütün dünyanın sosyalist ekonomi şekillerine geçmesi sonucunu vereceğini anlamaya başlıyorlar... Kapitalist dünyanın aklı başında ideologları, sosyalizmin ekonomisini daha iyi yönettiğini, üretimi daha hızlı geliştirdiğini, daha iyi sonuçlar elde ettiğini görüyorlar. Kendi sosyal rejimleri için gördükleri asıl tehlike budur." (a.g.e., S.10-11) Revizyonistlerin bu tezleri başka metinlerde de dile getirilmiştir: "Dünya sosyalist sisteminin, anti-enıperyalist güçlerin ortak davasına katkısı, her şeyden önce onun ekonomik potansiyelinin artmasıyla kendini göstermiştir." (1969 Zirve Konferansı Bildirisi, S. 39) "Dünya sosyalizmi yeni sosyo-ekonomik ilişkiler, büyük ekonomik başarılar göstermektedir. Bu onun etkisinin birinci ve başlıca nedenidir." (Zaradov, S. 333) Dünyanın önde gelen revizyonist düşünürleri arasında yapılan bir tartışmada da bu konu şöyle vurgulanmaktadır: "Tartışmaya katılanlar, iki sistem ararsındaki mücadelenin bir biçimi olan yarışma ile, dünya güçleri oranı arasındaki diyalektik karşılıklı bağlantının diğer yanlarına da dikkati çektiler. Son tahlilde, bu oranın sosyalizmin lehine değişmesinin esası, sosyalist ekonominin kazandığı başarılardır, kapitalist ekonomiyle yarışmasında ulaştığı kazanımlardır. Ve dünya güçler dengesinde böylece meydana getirilen değişiklikler de, ekonomik yarışmanın öneminin daha da artmasına yol açmaktadır." ("İki Dünya Sistemi Arasındaki Yarışma", Ürün, No 18, S. 59-60. Aralık 1975) SONUÇ Baş ve temel çelişkilerin saptanması, bir siyasi çizginin tüm dünya görüşünü özetlemektedir. Yukarıdaki bölümlerde görüldüğü gibi, dünyada baş çelişkinin emperyalist sistemle sosyalist ülkeler arasında (ve daha da öte ABD ile SSCB arasında) saptanmasının doğal ve zorunlu sonucu TKP çizgisidir. Bu çizgi revizyonist-milliyetçi bir sapmadan kaynaklanmaktadır. Sovyetler Birliğini dünyanın merkezi olarak görmektedir. Dünya devrimci hareketini güçlendirmeyi değil, mevcut güçler dengesini sürdürmeyi amaçlamaktadır. Dünyadaki ve Türkiyedeki revizyonistler meseleye dünya devrimci hareketinin güçlenmesi açısından değil, Sovyetler Birliği ekonomisinin güçlenmesi açısından bakmaktadırlar. SSCB ekonomisinin güçenmesi dünya devrimci hareketinin belirleyici unsuru degildir. Asya, Afrika ve Latin Amerika kırlarında milyonlarca insan sömürünün olmadığı bir düzen için çarpışırken, Sovyetler Birliğinde inek başına süt veriminin artması veya tavuk başına yumurta sayısının yükselmesi dünya devrimci hareketini geliştiren unsurlar olamaz. Dünya devrimci hareketini daha ileri mevzilere götürecek güç, işçi sınıfının önderligindeki halk kurtuluş savaşlarıdır. Revizyonistler, emperyalizmi ekonomik alandaki mücacleleyle gerileteceklerini iddia ederken, tüm politikalarını bu stratejiye göre belirlemekte ve dünyadaki tüm komünistlerden de bu strateji doğrultusunda hareket etmelerini enternasyonalizm adına istemektedirler. Bu enternasyonalizm degil, milliyetçi-revizyonist bir sapmadır. Bu sınıf mücadelesinin inkarıdır. Bu Leninizmin devlet ve devrim teorilerinin inkarıdır. Devrimci Yol Bildirgesinde açıklandığı gibi görünüşte farklı olmalarına ragmen, revizyonist-milliyetçi sapmalarda birleşen SBKP ve ÇKP çizgileri dünya sosyalist hareketine büyük bir zarar vermektedir. "...Emek sermaye çelişmesi çağımızın temel çelişmesidir. Bunun bir ifadesi olarak dünya çapında proletarya ile burjuvazi ve de sosyalizmle emperyalizm arasındaki çelişme nihai tayin edici bir muhteva taşımaktadır (temel çelişme). Bunun yanında emperyalist-kapitalist sistemle sömürge, yarı-sömürge ülkeler arasındaki çelişme temel çelişmenin çözümünü tayin edici önemde etkileyen bir çelişme (baş çelişme)dir. SBKP görüşlerinde sosyalizm ile emperyalizm arasındaki çelişme (ana çelişme olarak) tek başına belirleyici kabul edilmekte, bu çelişme de giderek Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki çelişmeye indirgenmektedir. Bu suretle ulusal kurtuluş mücadelelerinin ve halk kurtuluş savaşlarının rolü ikincil ve tali bir duruma düşürülürken, herşey ABD ile Sovyetler arasındaki yarışma ve rekabete bağlanmaktadır. Kapitalist olmayan yol, "halktan yana" burjuva hükümetleri, ileri demokrasi ve de toplumsal ilerleme safsatalarının hareket noktası burasıdır. Öte yandan ÇKPnin dünya değerlendirmesi de marksizm-leninizmin aynı şekilde kökten inkarına dayanır. Bu tahlile göre dünya 3 kategori altında toplanıyor. Birincisi "iki süper devlet" diye ifade edilen Sovyetler ile ABD tarafından oluşturuluyor. İkinci kategoriyi diğer "ileri-kapitalist" ülkeler oluşturuyor. Üçüncüyü de Şiliden İrana, Mısırdan Çine kadar tüm "üçüncü dünya"! Bu tahlile göre iki süper devletle 2. ve 3. dünya arasındaki çelişme baş çelişmedir. İki süper devlet içinde de baş tehlike Sovyetler Birliğidir. "Üç dünya" tahlili herşeyden önce proletarya-burjuvazi çelişmesini ve bunun dünya çapındaki ifadesi olan sosyalizmle emperyalizm arasındaki çelişmeyi ihtiva etmeyen, sınıfsal temele dayanmayan bir tahlildir. Bütün bir tarihi döneme (emperyalist döneme), damgasını basan çelişme ihmal edilmekte, emperyalist-kapitalist sistemin alternatifini oluşturması gereken bütün bir sosyalizm güçleri üçüncü dünya içinde bir alt başlık olarak ele alınmakta, tali plana itilmektedir. Bugün sosyalist ülkelerin bir çoğuna revizyonist çizgilerin egemen olmasının yarattığı "korku" ÇKPnin (ve takipçilerinin) leninist tahlillerden uzaklaşmasına yol açmıştır. "Üç Dünya" tahlili dünya proletarya hareketine tali bir yer veren kategorik yaklaşımla milliyetçi bir tahlil olmaktan öteye gidememektedir. ÇKPnin bu tahlili üzerine gelişen politikaları ise herşeyi "baş tehlike sosyal emperyalizm"e karşı olma noktasından ele almakta; en gerici anti-sovyetik hareketlerin ve (NATO v.b. gibi) emperyalist politikaların desteklenmesine kadar varmaktadır. Ve işte tam bu noktada bu politika sosyal şoven, sosyal emperyalist bir muhtevaya bürünmektedir. Bugün ÇKP yanlıları "iki süper devlet" arasında bir savaş çıkması ihtimalini esas alan bir politika izlemektedir. "(...) Bugün kuşku götürmez şekilde ortadadır ki, proleter enternayonalizmine
giden yol, uluslararası plandaki revizyonist-milliyetçi sapmaların kuyruğuna
takılmaktan değil, bu sapmalara karşı tüm burjuva ideolojilerinin etkilerinden
bağımsız proleter devrimci hareketin mücadele bayrağını yükseltmekten geçmektedir."
(Devrimci Yol, Bildirge, S. 11,12,13)
|
|
|
Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org