ODTÜ ÖĞRENCİLERİNİN ÖRGÜTLÜ VE KARARLI MÜCADELESİ BAŞARIYA ULAŞACAKTIR

ODTÜ ÖĞRENCİLERİ oligarşinin üniversiteyi faşistleştirme girişimi karşısında üç ay önce başlattıkları mücadeleyi büyük bir kararlılıkla ve örgütlülükle sürdürüyorlar. Bu mücadelenin emekçi halkların kurutuluş mücadelesinin ayrılmaz bir parcası olmasının bilincinde oldukları içindir ki, üç aydır devam

eden mücadeleleri her geçen gün başarıya biradım daha yaklaşıyor. Elbette, mücadelenin kararlılığının ve örgütlülüğünün esas nedeni ODTÜ öğrencilerinin sahip olduğu devrimci mücadele geleneğinde olduğu kadar, geçmiş yıllardan beri buradaki siyasi ve örgütsel önderliğini yüklenen DEVRİMCİ GENÇLİK siyasetinde de aranmalıdır.

14-l5 Nisan 1975’te başlayan ve 6 ay süren şanlı direniş sonucunda, yiğit ODTÜ öğrencileri önemli demokratik mevziler elde ettiler. Böylece, üniversitenin faşistleştirilmesi girişimleri nispeten engellenince, diğer fakültelerde ve okullarda rastlanamayan bir düzenli eğitim içine girildi. Öyleki diğer okullarda faşist işgaller hüküm sürerken, faşistlerden baçka hiç kimse okula gidemezken, ODTÜ devrimcilerin en önemli mevzilerinden biri haline geldi. Öğrenci Temsılciliği seçimleri yapıldı ve yönetimde bulunan DEVRİMCİ GENÇLİK’ten arkadaşlar büyük bir çoğunluk sağlayarek tekrar yönetim kurulunu kazandılar.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, Devrimci-Gençlik’ten arkadaşlar kazanılmış demokratik mevzileri mutlaklaştırmadılar ve ilerde gündeme gelmesi (ülkemizin siyasi koşullarından dolayı) hemen hemen kaçınılmaz olan faşist saldırıları da unutmadılar. İşte bu saldırılardan ilki, idari mekanizmada tarafsız davranan ve mütevelli heyetinin kuklası olmamakta direnen rektör Ilgaz Alyanak’ın görevden alınmıaıyla başlatıldı. Bunun karçısında ODTÜ öğrencileri, ODTÜ tarihinde ilk defa ‘Rektör Göreve’ sloganını hayata geçirdiler. Bu doğrultuda belirli mücadeleler gündeme geldi. Demokratik ODTÜ Yürüyüşü yapıldı. Konulan eylemler, kitlenin aktif katılımını sağlayan eylemlerdi. Şimdiye kadar "kadro eylemi" olarak bilinen bir çok eylem biçimi, ağırlıkla kitleler aracığılıyla hayata geçirildi.

Doğru devrimci siyasetin, Devrimci-Gençlik’in önderliğindeki-ODTÜ öğencilerinin bu aktif direnişi karşısında hakim sınıflar gerilemek zorunda kaldı. Ilgaz Alyanak’ı görevden alan Mütevelli Heyeti, yeni rektörü bir türlü atayamıyordu. Bazı oportünist ve revizyonist grupçuklar, o dönemde bu mücadeleye çamur atmaya kalkışmışlarsa da, kitlelerin doğru devrimci siyaset yanında kesin tavır alması üzerine, bundan belli bir müddet vaz geçmek zorunda kalmıçlardır.

Ne var ki, geçici bir süre geri adım atan Mütevelli Heyetinin ilk fırsatta saldırıya geçeceği apaçık ortadaydı. İşte bunu iyi değerlendiren yönetimdeki Devrimci-Gençlik’ten arkadaşlar, çalışmalarını uzun dönemli bir mücadeleye göre ayarlamışlardı. Okuldaki örgütlenme pekiştirildi, bozguncu unsurlar etkisiz hale getirildi. Bölgeler düzeyinde örgütlenmeye gidildi. Özellikle bölgeler düzeyindeki örgülenme, şimdiye kadar hiç bir boykotta görülmeyen bir örgütlenme tarzı idi.

..14 Şubat 1977 günü Hasan Tan rektör olmuştu. Fırsatı bulan faşizm, ODTܒyü yeniden baş hedefleri arasına koymuştu. "Devrimcilerin hakim olduğu okullarda eğitim olmaz" şeklindeki faşist demagojiyi yalanlayan ve bunun karşısına kararlı bir şekilde dikilen ODTÜ, faşizmin saldırılarının odak noktalarından birisi olmuştu.

Artık şu sorulara cevap bulunmalıydı: Hasan Tan ODTܒnün başına neden tebelleş edilmişti? Amaç neydi? Bir takım oportünist ve revizyonist grupçukların iddia ettiği gibi, okulun kapatılması mı amaçlanıyordu? Tüm bu soruların cevaplarının tespiti, öncelikle, sömürge tipi faşizmin egitim kurumlarına yönelik saldırılarını kavramaktan geçiyordu. Bilindiği gibi, faşizm ülkemizde, esas olarak devlet kurumları aracılığıyla örgütlenirken, öte yandan baskı ve zor yöntemleriyle kendisine bir kitle tabanı yaratma çabasını da sürdürür. Bunun için faşistleştirme çabalarını vahşi bir şekilde sürdürmektedir.

ODTÜ üzerinde oynanan oyunlar da aynı politikanın bir devamıdır. Ama faşistler, ODTܒyü aşağıdan yukarı faşistleştirmeyi, buradaki örgütlü mücadele yüzünden bir türlü gerçekleştirememişlerdir. Hasan Tan ile birlikte uygulanmak istenen yöntem ise yukardan aşağıya, yani özellikle idari mekanizmada faşistleştirme çabaları olduğu.

Ve sosyal pratik, bir kez daha, Marksist yöntemi özümlemiş devrimcilerin bu öngörüşlülüğünü haklı çıkardı. Rektör olur olmaz Hasan Tan’ın ilk işi atamalara-uzaklaştırmalara girişmek oldu. Bunun karşısında tavır almak gerekirdi ve doğru devrimci siyasetin önderliğinde direniş başladı. Bu direniş kesinlikle, bir takım revizyonist ve oportünist grupçukların önerdiği gibi "süresiz boykot" şeklinde olamazdı. Aksine, kitleye yönelik, kitlesel katılımı mümkün kılan eylemler biçiminde olmalıydı. Böylece somut duruma ilişkin eylemler gündeme getirildi. Niçin direnilmelidir? Talepler neler olmalıdır? Bütün bunlar doğru bir şekilde ortaya kondu. İstenenler şunlardı:

1) Faşist Hasan Tan geldiği gibi gitmelidir. Yeni rektörün işçi-öğrenci-öğretim üyesinin desteğini kazanmış olması gerekir.

2) Hasan Tan’ın yaptığı tüm atamalar ve uzalaştırmalar ODTܒnün faşistleştirilmesine yöneliktir. Geçeraiz kılınmalıdır. Faşistler ODTܒde görev alamazlar.

3) Mütevelli Heyetinin bu gerici yapısını tasfiye etmeye yönelik, kısa vadeli de olsa çözümler getirilmelidir; ama bu çözümlerle yetinilmemeli, ileriye yönelik çalışmalar gündemde tutulmalıdır.

4) Jandarma, askeri kışla haline getirilen ODTܒden çıkmalıdır.

Tüm bu tespitler ve bu tespitler dogrultusunda gündeme getirilen mücadele ODTܒde şimdiye kadar oluşmayan bir düzeyde işçi-öğrenci-öğretim üyesi dayanışmasını öne çıkardı.

ODTܒdeki gelişmelerin bundan sonrasını mücadelenin en ön saflarında yer alan ve bu mücadeleyi yönlendiren DEVRİMCİ GENÇLİK’ten arksdaçlardan dinleyelim:

"Tüm bunlar karşısında Hasan Tan tek çözümü okulu kapatmakta buldu. Gerçekte Hasan Tan ve onu atayan Mütevelli Heyetinin içinde bulundu çözümsüzlüğün somut ifadesinden başka bir şey olmayan bu karar karşısında ODTܒlüler Devrimci-Gençlik siyasetinin önderliğinde yurtlarda direnişe geçtiler. Jandarma yurtların etrafını çevirdi, en geç saat 14’de yurtların boşaltılmasını istiyordu. Biz ise 14’de çıkmayacağımızı çıkış sastini kendimizin saptayacağını ve kapıda kesinlikle arama yaptırmsyacağımızı söyledik. Saat 17.10’da yurtlar toplu bir şekilde terkedildi. Kapıda arama yaptırılmadı ve okuldan Sıhhıye semtine kadar olan mesafe içerisinde devamlı olarak "kahrolsun faşizm, ODTÜ kapatılamaz" vb. sloganlar atıldı. Doğru devrimci tavır bir kere daha kazanmıştı. Oligarşi bir kere daha taviz vermek zorunda bırakılmıştı.

Okulun kapalı oldugu dönemde, ODTܒlüler geniş ölçüde kendi mücadelelerini akademik-demokratik platformda yürüttüler. Ankara’da Devrimci Gençlik pratiğine güçleri oranında katıldılar. Okulun açılmasına yönelik çalışmalar sürdürüldü ve Danıştay aracılığıyla okul açtırıldı. ODTܒlüler Öncü Sahne’de toplanarak yaklaşık 4000 kişilik bir kitleyle toplu halde okula gittiler. Bu olaya bir isim vermek gerekirse, bu bir miting sayılmalıydı.

Bir yandan eğitimin başlatılmasına yönelik çalışmalar sürerken, diğer yandan okula doldurulan faşistlere karşı aktif bir mücadele gündemde tutuldu. İşçi kılığında okula yerleştirilen faşist komandolar, bir kaç kez öğrencilere saldırmak istedilerse de her seferinde derslerini aldılar. Fakat ne yazıkki, işçi Feramüz Demir faşistler tarafından alçakça katledildi.

Kısacası, Öğrenci Temsilcilik Kurumunun izlediği kitle çizgisinin belirleyicisinin, onun örgütsel çizgisi ( siyaseti ) olduğunu söylemeliyiz. Bu, Ö.T.K.’nın anti-emperyalist, anti-faşist bir kitle örgütü olmasıdır. Kendi mücadele platformunu, akademik, demokratik kavgasını, halklarımızın kurtuluşu için verilen mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmesidir. Onun eyleminin muhtevası, ve benimsenen kitle çizgisi, mücadele içindeki çalışma tarzını yönlendirmiştir.
Peki, devrimcilerin bu tutarlı mücadele anlayışları karşısında oportünistler ve revizyonistlerin tavrı ne olmuştur? İşte ODTÜ mücadelesinden çıkarılacak dersler arasında bu sorunun cevabı da önemli yer tutmaktadır. Öncelikle şunu söyleyelim ki, DEVRİMCİ-GENÇLİK siyaseti olarak bu grupçukları tam anlamıyla denetim altına alamadığımızı kabul ediyoruz. Halbuki bu grupçuklar ODTÜ konusunda uzun bir dönemden beri yalan ve iftira kampanyası açmışlardı ve buna karşı hemen tavır alınmalıydı. Neydi bu kampanyanın muhtevası?

1) ODTܒdeki mücadeleyi karalamak için ellerinden geleni yapan bu revizyonistler, Ilgaz Alyanak’ın görevden alınmasından sonra yapılan eylemleri "dar kadro eylemleri" olmakla suçluyor (H.K. Yolunda Gençlik, S.l) Bu eleştirileri getiren H. K. grubu, konulan eylemlere 1000, 1600, 6000 kişilik katılım olduğunu unutmuş görünüyor. Ve hala H.K.’ndan arkadaşlar bu eylemlerin kadro eylemleri olduğunu söylüyorlarsa, aslında onlara teşekkür etmemiz gerekir. Çünkü biz Devrimci Gençlik olarak ODTÜ biriminde bu miktarda kadromuz olduğunu bitmiyorduk.

2) Aynı derginin 3. sayısında bizim kitleyi dağıttımız iddia ediliyor. Eğer bu eleştiri Hasan Tan’ın okulu kapatmasından önce getiriliyorsa arkadaşlar bu dönemde okuldaki yaklaşık 5000 kişiyi ve okul Danıştay tarafından tekrar açıldığmda toplu halde okula giden 4000’i aşkın kitleyi ne çabuk unuttular? Ama Danıştay’ın okulu açmasından belli bir süre sonrası için getiriyorlarsa, bizler o günlerde yapılan forumlarda artık hareketin bölgelere yayılması gerektigini defalarca vurguladığımızda, bu arkadaşlar neredeydiler?

3) Aynı sayıda, "yönetimde bulunan Devrimci Gençlik siyaseti ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinden kopuk entellektüel seminerler tartışmalar (örneğin bankacılık semineri) düzenliyorlardı" diyorlar. Peki soralım:

a) "Entellektüel" olduğu iddia edilen seminerlerin devrimci muhtevasını kavrayamadılarsa, "Özerk ODTÜ, Demokratik Üniversite, ODTܒnün Tarihi" seminer ve tartışmaları ve Gençliğin Örgütlenmesi Üzerine yapılan panelleri de mi unuttular? Yoksa o seminerlerde dut yemiş bülbül gibi susmak zonında kaldıkları için mi unutmuş görünüyorlar?

b)Seminerlerin az verildiğini söylüyorlar. Onun için Mütevelli Heyeti Başkanı Ahmet Sonel, ODTÜ Marksist-Leninist kursların verildiği bir okul haline geldi diyordu?

4) Gene aynı dergide, Hasan Tan’a rağmen öğretim üyeleriyle eğitim yapıldığı konusunda öneri getirdiklerini iddia ediyorlar.

a) Birincisi, bu öneriyi biz getirdik.

b) bu öneri öğretim üyeleri tarafından üç kere reddedildi.

Aynı yerde, yurtların kapatılmak istendiği dönemle ilgili bir başka eleştirileri var. İkinci kez yurtlar kapatıldığında Devrimci Gençlik siyasetinin direnişe niyetli olmadığını, ama kendilerinin "yurtlarımıza militanca sahip çıkalım" sloganı ile bizim de direnişi kabul ettiğimizi iddia ediyorlar. Gerçekte H.K.’nun bu "eleştirisi" müzminleşmiş muhalefet hastalığından kaynaklanan ve artık bizim alıştığımız bir davranıştır.

a) Bir kere, bizler direnişi kabullenmemiş isek, neden "yurtar kapatılamaz" sloganını attık? Yurtlarda direniş için gerekli önlemleri neden aldık?

b) İkincisi, "yurtlara militanca sahip çıkmak" pencerelerden slogan atmak mıdır? Biz işte bunu anlayamıyoruz! Ama muhalefette olmanın rehaveti ile nasıl "keskinlik" taslanabildiğinizi pek iyi anlıyoruz.

6) Aynı dergide, işçilerin verdiği mücadeleden ve asılan duvar gazetelerinden bahsediliyor. Bu çalışmaların Ö.T.K. İşçilerle İlişki Komitesi tarafından yapıldığını söylemeleri gerekmez miydi H.K.’çularının? Sonuç olarak, bu revizyonistlerin yalan ve iftiralarının tümüne cevap yetiştirmenin mümkün olmadığını belirtmekle yetinebiliriz.

7) Diğer revizyonist gruplar ise (KSD’ciler dahil) ODTÜ pratiğinde hiç yer almıyorlar. Sosyal-İş yönetiminde bulunan TİP’lilerden, işçileri bu mücadeleye daha etkin sokmak için eylem programı istediğimizde, böyle bir programın olmadığını ve veremeyeceklerini söylediler. Aynı sekter tavrı CHP’den de gördük. Ama ne zaman ki, Hasan Tan işçilere karşı açık bir saldırıyı başlattı, işte o zaman bizlerden "sendikacılık" yapmamız istendi!.."


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org