MARKSİST FELSEFE EĞİTİMİ ÜZERİNE
  • Biz, 
  • Marksist Felsefi öğretileri, sürdürdüğümüz 
    devrimci mücadelenin her adımında,  emekçi halkların  sömürücülere karşı verdiği kavganın hizmetine  sunarak  ve tekrar sınıf mücadelesinin deneyimlerinden yararlanarak öğrenebiliriz.
  • Marksist dünya görüşü ancak işçi sınıfının burjuvaziya karşı sürdürdüğü iktidar kavgasının hizmetinde olduğu müddettçe anlam kazanacaktır.
  • Marksistler kavramları, teorik formülasyonları lügat karşılıklarıyla tartışmazlar! Bir kavramın içerdiği tahlil tartışma konusu edilir ve bunun yanlışlığı veya doğruluğundan sözedilebilir...
Marksist Felsefenin öğrenilmeye başlanması,  teorik eğitim sürecinde atılması gereken ilk adımlar arasında yer almaktadır. Bu bakımdan, felsefe konusunda okunacak olan kitaplar ve bu konuda yapılacak eğitim çalışmaları Marksizmin abc’sini öğrenmeye yönelik titiz ve sabırlı, çabalar olarak görülmelidir.
Felsefe nedir? Niçin felsefe ögrenmeliyiz? Felsefeyi nasıl öğrenebiliriz?... türünden sorular, bu konuya girmeden önce cevaplandırılması gereken sorulardır. Bu yazımızda bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız. Elbette bu cevaplar, yeterli sayılmamalıdır. Bu yazıda, yalnızca, felsefe konusunda asgari bir teorik eğitime başlamada gerekli bulduğumuz temel bir yaklaşımı sağlamaya çalışacağız. Ayrıca, nedir felsefe, niçin felsefe ve nasıl felsefe biçiminde sunmaya çalıştığımız bu üç boyutlu sorunun özellikle üçüncü boyutunun, yani felsefeyi nasıl öğrenebiliriz sorusunun kısmi bir çözümü olarak bir kitap listesini de sunuyoruz. Kendimizi Türkçeye çevrilmiş bulunan kitap ve makalelerle sınırlı tutmak zorunda kalmamız, bu konunun sunuluşundaki önemli engeller arasında yer almaktadır. Sistemli bir çalışmanın tutarlı izleyicileri olmak istiyorsak, öğreneceklerimizi sıraya koymaya önem vermeliyiz. Çünkü, bu sorun, özellikle, teorik eğitime yeni başlayan arkadaşlarda-herşeyi birden öğrenebilmenin heyecanıyla yanıp tutuşmalarının sonucu, iyi niyetli bir yanılgı olarak ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı, ilk önce bilinmesi gerekenleri tespit etmek ve bununla da yetinmeyerek önümüzdeki ivedi sorunların çözümünde bize kılavuz olması gereken noktaları kavramak iyi bir başlangıç sayılabilir.

***  ***        ***

FELSEFENİN genel bir tanımını (sınıflar üstü tanımını) yapmak mümkün değildir. Ortaya çıktığından bu yana, tarih boyunca, felsefe taraflı olmuştur çünkü. Bir başka deyişle toplumların gelişmesinde ve toplumsal gelişmenin her aşamasında, mevcut toplumsal yapıya-onun ekonomik temeline, tekabül eden iki zıt felsefe akımı hep yanyana bulunmuştur: Sömürenlerin felsefesi ve sömürülenlerin felsefesi... Bu iki felsefi akım esas olarak evrene (doğaya ve topluma) bakışta ayrılmışlardır. Maddi olan (insanın bilinci dışında ve ondan bağımsız olarak var olan, nesnel olan) ile manevi olan (insan bilincinde var olan, öznel olan) şeyler arasındaki ilişkinin ele alınış tarzındaki ayrılık, evrene bakıştaki ayrılık olarak belirmiştir. Ve bu ayrılık noktası felsefenin temel sorununu oluşturmuştur. Bu bakımdan felsefenin tanımı, evrene genel bir bakış şeklinde yapılabilir. Ancak, bu tanımın yeterli olmadığı ortadadır. Evrene genel bir bakış ama, nasıl? İşte sömürücü sınıfların felsefesi bu bakışta, manevi olana öncelik tanımıştır; yani her şeyin başlangıcı olarak maneviyatı, insan bilincinde var olanı almıştır. Sömürülen sınıfların felsefesi ise evreni açıklamanın maddi olandan, insan bilinci dışında var olan gerçeklerden, bilimsel olandan hareket etmiştir. Kısacası birincilerin felsefi görüşleri İDEALİZM genel başlığı altında toplanırken, ikincilerin felsefi görüşlerine MATERYALİZM denilmiştir.

Evrene bakışta maddi olandan ya da manevi olandan hareket ediş, evreni kavrayışta, onu tanıyıp bilmede iki farklı sonuca ulaştırır insanoğlunu. Maddi olandan hareket edenler onu bilimsel yollardan öğrenebilirlerken, manevi olandan hareket edenler evrenin bilinemeyeceği sonucuna ulaşırlar. Belirttiğimiz gibi bu iki farklı sonuç farklı sınıfların çıkarlarına hizmet etmektedir. Doğa ve toplumun gelişim yasaları öğrenildiğinde sömürülenler onu değiştirmenin de yollarını bulacaktır; halbuki sömürenler doğa ve toplumun kavranılamayacağını öne sürerken, aslında kendi sömürü düzenlerinin değiştirilmesine karşı çıkmaktadırlar.
Felsefe, doğa ve toplum olaylarının yorumlanışı anlamında evrene genel bir bakıştır... Sorunun böyle konuluşu, beraberinde bu yorumlayışın nasıl yapıldığının açıklığa kavuşması ihtiyacını da doğurur. Bu, olguların ele alınış tarzına ilişkin, yani YÖNTEME ilişkin bir sorundur. Doğa ve toplum olaylarına yaklaşma açısı, onları inceleme ve kavrama yöntemi, söz konusu felsefi yorumun tutarlılığının ölçütü olmaktadır.

Tıpkı felsefi düşüncenin iki genel başlık altında toplanması gibi, olayları kavrama ve inceleme yöntemi de iki genel başlık altında toplanabilir: DİYALEKTİK YÖNTEM ve METAFİZİK YÖNTEM. Diyalektik yöntem, bilimsel yöntemdir. Diyalektiğe göre, herşey birbirine bağlıdır; her şey durum değiştirir; bu durum değiştirme nicelikten niteliğe geçiş şeklinde olur; ve tüm bu gelişmelerin ve değişmelerin kaynağı bu şeyler içindeki mevcut karşıtlıktarın oluşturduğu içsel çelişmelerdir. Metafizik yöntem ise bilimsel olmayan bir yöntemdir. Metafizik yöntem, diyalektiğin tersine, nesneleri ve olguları birbirinden soyutlanmış halleriyle ele alır; onlardaki değişmelere önem vermez; gelişme süreçlerini tek düzeliği içinde görür; karşıtların birliğini ve mücadelesini göremez.
Felsefi materyalizm, diyalektik yönteme sahip olduğu zaman en yetkin bir felsefi düşünce durumuna gelmiştir. Diyalektik yöntemi felsefî materyalizmin vazgeçilmez bir silahı haline getirerek, işçi sınıfına mal edenler Marx ve Engels olmuştur. Böylelikle DİYALEKTİK MATERYALİZM sayesinde egemen sınıfların hizmetindeki idealist felsefi akımlar ve bunların metafizik yöntemleri kesin yenilgiye uğratılmışlardır. İşçi sınıfı düşüncesi olan bilimsel sosyalizm, burjuvazinin sömürücü yüzünü açığa çıkararak, emekçi sınıfların kendi toplumsal düzenleri için bilinçli mücadeleler sürdürebilmelerini mümkün kılmıştır.

*** ***

SANIRIZ, bu kısa açıklamadan sonra niçin felsefe öğrenmeliyiz sorusunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Belirttiğimiz gibi, sınıflı toplumlarda egemen sınıflar kendi toplumsal düzenlerini korumak uğruna dört elle felsefi idealizme sarılmışlar ve onun metafizik yöntemini öne çıkarmışlardır. Halbuki, sömürüden ve baskıdan kurtulmak isteyenler, dünyanın bilinebilirliği, dolayısıyla değiştirilebilirliği gerçeginden yola çıkarak mevcut sömürü düzeninin de değiştirilmesi uğruna mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Çagımızda bu mücadelenin öncülügü, tarihsel bakımdan işçi sınıfının omuzunda olduğuna göre, işçi sınıfının dünya görüşü olan diyalektik materyalizm, toplumsal gelişmeyi ve değişmeyi kavramanın anahtarı olarak ele alınmalıdır. Diyalektik materyalizmin toplumsal gelişmelerin ve değişmelerin yasalarını ortaya koyan şekline TARİHSEL MATERYALİZM denir. Bu bakımdan, toplumsal değişmenin işçi sınıfı önderliğinde gerçekleçecegi gerçegine uygun olarak ve bu gerçekliği hayata geçirebilmenin bir ön koşulu olarak DEVRİMCİLER, işçi sınıfının dünya görüşünü, yani, onun felsefesi olan diyalektik materyalizmi ve bunun toplumsal yasalara özel yaklaşımı olan tarihsel materyalizmi ÖĞRENMEK ZORUNDADIRLAR.

***      ***      ***

FELSEFEYİ niçin öğrenmek zorunda olduğumuzu kavramak da yetmez. Dahası, sorunun can alıcı yeri tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır diyebiliriz. Çünkü, diyalektik materyalizmi öğrenmek için yola çıkanlar, çogu zaman, onun nasıl öğrenileceğini bilemediklerinden, ya da, onu öğrenmek için yanlış bir yöntem seçtiklerinden, tekrar idealist felsefenin tuzağına düşmektedirler. Bu tuzaklar, sınıflı toplumlarda yüzyıllardır egemenliklerini sürdüren sömürücü sınıfların emekçileri tahakkümleri altında tutabilmek için bin bir şekilde hazırlamış oldukları ve gerçekliğin mümkün oldugu kadar gizlenebilmesini sağlayan labirentlerden, bilim dışı düşünce sistemlerinden meydana getirdikleri tuzaklardır. Öyle ki, örneğin, Marksizm adına her tür burjuva düşüncesinin gündeme getirildiği tuzaklardır.
Her şeyden önce, şu pek bilinen, bilinmesi gereken bir genel doğruyu aklımızdan çıkarmamalıyız! Marksist dünya görüşü ancak sınıf mücadelesinin, daha doğrusu işçi sınıfının burjuvaziye karşı sürdürdüğü iktidar mücadelesinin hizmetinde oldugu müddetçe bir anlam kazanacaktır ve ancak o zaman kendi doğasına uygun şekilde kavranmış sayılacaktır. Dünya devrimleri tarihi bu gerçekligin defalarca kanıtlandığını, işçi sınıfının dünya görüşünün her inkarında gözlendiğini bizlere öğretmektedir. Bu konuda, bir zamanların en usta marksistlerinden ve İkinci Enternasyonal’in önderlerinden biri olan Kautsky’nin sınıf mücadelesi sürecinde nasıl bir “Dönek Kautsky” haline geldigini dünyadaki hiç bir devrimci unutamaz ve ibret alınacak bir olay olarak da unutmaması gerekir. (Lenin’in bu konuda, “Sol Komünizm..” kitabının -1. baskı- 113. sayfasında Kautsky ve benzerleri hakkında yazdıkları oldukça öğreticidir ve mutlaka okunmalıdır.)

Aslında ülkemiz solunda, Marksist felsefe konusunda çok sayıda kötü örneğe, çok sayıda kötü öğretmene rastlamak mümkündür. bunun nedeni, bir bakıma, Lenin’in şu sözlerinde saklıdır: “..Ekonomik ilişkilerin geri olduğu ya da gelişmelerin geri kaldığı ülkelerde sürekli olarak; Marksizmin sadece belirli noktalarını, yeni dünya görüşünün belirli yerlerini ve tek tek sloganlarını özümlemiş olan, burjuva dünya görüşünün ve geleneklerinin tümünü ve burjuva demokratik görüşleri kısmen tasfiye etmekten yoksun olan işçi sınıfı hareketi destekçilerinin ortaya çıkmasına yol açar.”

Gerçekten de ülkemiz solunda alabildiğine bir tek yanlılığı ve bir o kadar da burjuva görüşlerin etkin oluşunu yadsımak mümkün değildir. Elbette bu oluşumda uluslararası revizyonist çizgilerin ülkemizde yankı bulması da önemli bir role sahiptir. Ancak revizyonist çizgiler ülkemiz ölçeğine yansıdığında daha bir ilkelleşmektedirler. Bunun böyle oluşunu, burjuva ideolojinin uluslararası sol harekette kendini kısmen kamufle edebilmesine rağmen ülkemiz gerçekliğinde revizyonist ve oportünist çizgilerin bu kamufle olayını dahi beceremiyeşlerinde görebilmekteyiz. İşte bu yüzden, Marksist Felsefenin kavranılabilmesi için, onu nasıl öğrenebilmek gerektiğini gösterebilmek için, özellikle ülkemiz solunda kimilerinin sergilediği yanılgılara düşmemek gerektiğini de vurgulamak, yani onlar gibi yapmamayı önceden bilmek gerekir. Böylesi, öğretici olacağı kadar ibret verici de olacaktır.

Türkiye solunda, ideolojik mücadele adına, Marksizmin çeşitli ölçeklerde karikatürlerinin sergilenmesi söz konusudur. Marksizmin kaba bir bilgilenmesi ışığında yapılan kitap özetleri Marksist tahlil diye yutturulmaya çalışılmaktadır. Üstelik bu kitap özetlemesi bile becerilememekte, örneğin Lenin’in bir siyasi muarızını eleştirmek için ortaya koyduğu görüşlere, Lenin’in tespitleri diye sahip çıkılabilmekte, “Kievsky Mantığı” ile Lenin adına caka satılmaktadır... Kimileri de daha “zahmetsiz” yöntemlere baş vurmaktadır. SBKP revizyonizminin izleyicilerinde olduğu gibi “bilim işçileri”nin teorik yazılarını Türkçeye çevirerek, ya da ÇKP revizyonizminin izleylicilerinde olduğu gibi, Peking Review vb. dergilere baş vurarak Türkiye devriminin özgül sorunları çözülmektedir!

***      ***      ***

MARKSİZMİN evrene bakış yasalarının felaefi materyalizmde ifade edildiğini belirtmiştik. Ne var ki, felsefi materyalizm bir bakıma, kaba (vulger) materyalizmden diyalektik materyalizme kadar uzanan genel bir bakış açısıdır. Bu yüzden, biraz önceki belirlememizi, Marksizmin evrene bakış yasaları özel olarak diyalektik materyalizmde ifade edilir, şeklinde yinelersek, gerçeği tam olarak yansıtmış oluruz. Böyle bir hatırlatma gereklidir, çünkü felsefi materyalizm öğrenilirken, diyalektik materyalizm yerine kaba materyalizmin geçirilmesine çok sık rastlanır.

Materyalizm, maddenin bilinçten önce geldiğini savunur. Kaba materyalizm yalnızca maddenin belirleyiciliğini görür, madde ve bilinç arasındaki karşılıklı etkileşimin diyalektik açıklamasını kavrayamaz. Diyalektik materyalizm ise, son çözümlemede maddenin bilinç karşısında belirleyiciliğini saptaması yanı sıra, her ikisi arasındaki karşılıklı etkileşim olgusunu da önemle dikkate alır, maddi gelişme üzerinde iradi eylemin rolünü açıklığa kavuşturur. Bu iki farklı yaklaşım, kuşkusuz, toplumsal gelişmeleri ele alışta da birbirinden ayrılmaktadır. Madde-bilinç ilişkisi, toplumsal düzeyde alt yapı-üst yapı ilişkisinde yansımaktadır. Kaba materyalizm bu ilişkide, alt yapının belirleyiciligini tek başına görmekte, böylece kaba bir determinist çizgiyi savunmaktadır. Felsefi materyalizmin, Marksizm tarafından toplumsal yasalara uygulanması demek olan Tarihsel Materyalizm ise alt yapı-üst yapı ilişkilerini böylesi bir tek düzelikte görmez.. Son çözümlemede alt yapının belirleyiciliğini vurgularken üst yapının göreli bağımsızlığmı da dikkate alır. Bu konuda Engels şöyle yazıyordu: “...Maddeci tarih görüşüne göre, tarihin belirleyici etkeni, nihai kademede, gerçek hayatın üretimi ve yeniden üretimidir. Ne Marx, ne de ben bunun ötesinde bir şey söylemedik. Bundan sonra biri kalkar da, bu önermeye, iktisadi etken tek belirleyici etkendir dedirtecek kadar işkence ederse, onu, boş, soyut, saçma bir cümle haline getirir. İktisadi durum temeldir ama üst yapının çeşitli unsurları(...) tarihi mücadelenin akışı üzerine etki ederler ve bir çok halde bu mücadelelerin biçimini öncelikle tayin ederler.”

Türkiye solu, diyalektik materyalizm adına kaba materyalizmin çeşitli düzeylerde savunulmasından muzdariptir. Örneğin, kaba bir bilgilenmeyle alt yapının belirleyici olduğu öğrenilir. Bu suretle, devrimcilerin yazıp çizdiklerinin karşısına geçilerek şöylesi bilgiçlikler taslanır: “... geçiç döneminde (kapitalizmden komünizme geçişte), politik etkenin belirleyici olduğu şeklindeki görüş de yanlıştır. Politik iktidarın ele geçirilmesinden sonra, yukardan aşağıya doğru sosyalist üretim ilişkilerinin inşasına geçilirken, belirli bir dönem için politik etkenlerin belirleyiciliği ileri sürülebilirse de, bunun sosyalist dönemin başından sonuna kadar geçerli olduğu iddia edilemez. Ve ‘Devrimci Gençlik’, bu görüşünü kanıtlamak için, ustalardan hiçbir kaynak gösteremez (abç)”

Şimdi burada, alıntı yapmakla teori yapılmış olacağını zanneden bilgiç yazara Marx’tan kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden diğerine devrimci geçiş dönemi vardır. Buna tekabül eden siyasi geçiş döneminde (abç) ise, devlet, proleteryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz” şeklinde veya benzeri bir paragraf aktarsak kafası karışacaktır! Çünkü o ekonomik etkenin ağır bastığını bir parça öğrenmiştir, ama biraz “à-la Kievsky” (Kievsky vari) öğrenmiştir! “Ekonomik etkenin ağır bastığını “à-la Kievsky” yorumlayarak Marksizmin bir karikatürünü yapmıştır ve de ekonomik etkene tek belirleyici dedirterek Marksizme işkence çektiren bir anlayıştadır.

Felaefi materyalizm nasıl ki Marksizm adına kaba materyalist bir kavrayışla yorumlanıyorsa, marksizmin doğa ve toplum olaylarına yaklaşma açısı, onları kavrama ve inceleme yöntemi olan diyalektik yerine de metafizik geçirilebilmektedir. Böylece diyalektik materyalizm terkedilerek felsefi idealizmin dört dörtlük savunuculuğu boy göstermektedir.

Felsefi idealizmin ülkemiz solunda en revaçta olan yansıma biçimi, mevcut gerçeği açıklama yerine daha önceden zihinlerde açıklanmış bulunana uygun bir “gerçek” arama çabasıdır. Olguların irdelenmesiyle, belli bir çözümleme sonucu bir soyutlamaya ulaşmak bir kenara itilir, bunun tersine kafalarda “açıklanmış” bulunan kategorilere uygun şekilde, olgular açıklanmaya çalışılır. Bu çabalar değişik yollarla ve değişik biçimlerde karşımıza çıkmakla birlikte, hepsinde aynı olan şey, kafalardaki kategorilere uygun bir dünya yaratarak Marksizmin katledilmesi yaklaşımıdır.

Örneğin, bazıları 1971 yenilgisi karşısında şu veya bu sebepten devrimci harekete ve devrimci düşüncelere olan inancını yitirmiştir. Hareketin yenilmesinin verdiği bir duyguyla, söylenenlerin ve yapılanların yanlıçlığına inanmıştır. Sonra artık oturup geçmişte yanlış bir şey aramaya ve yanlışlığı teorik ve de felsefi olarak kanıtlamaya gelir sıra. Felsefe lügatından, şurdan-burdan devşirilmiş kırık dökük bilgilerle geçmişte yanlış birşeyler “bulunur”, ve geçmişin yanlışlığı teorik ve felsefi olarak “kanıtlanır.”

Evrim ve devrim aşamalarının iç içe olduğu mu ileri sürülmüş? Söz konusu unsurlar, “bunun böyle olmadığını kanıtlamak lazım” diye kalemi ellerine alırlar. Evrim ve devrim kelimelerinin altları çizilir. Felsefe lügatlarından karşılıkları çıkarılır. Sonra, bu iki kelimenin iç içe geçmesinin (!) diyalektiğe aykırılığı kanıtlanmış olur! Burada artık Marksizmin “M” si bile ortada kalmamıştır. Zira Marksistler, kavramları, teorik formülasyonları lügat karşılıkları ile tartışmazlar! Bir kavramın içerdiği tahlil tartışma konusu edilir ve bunun yanlışlığı veya doğruluğundan söz edilebilir. Yoksa, evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçtiği şeklindeki ifadenin içerdigi tahlil ile bu ifadede yer alan kelimelerin anlamlarının iç içe geçip geçmemesinin herhangi bir ilgisi olamaz. Bu evrim ve devrim kelimelerinin anlamlarının iç içe geçip geçmeyeceğini tartışarak, evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçmesi şeklinde ifade edilen tahlili diyalektiğe aykırı bulan mantığın, Marksizm-Leninizm ile uzak yakın bir ilgisi yoktur. Bu mantık ya da yöntem başka tartışmalarda şu çekilde ortaya çıkıyor: “Faşizm bir devlet biçimidir. Hiç bir devlet biçimi sürekli değildir. O halde, ‘sürekli faşizm’ yanlıştır!” Aynı kafa yapısı ile şunları da ileri sürmek mümkün olamaz mı? “Hiç bir şey kesintisiz olamaz. Devrim de kesintisiz olamaz. O halde, ‘Kesintisiz Devrim’ yanlıştır!” Veya: “Hiç bir şey sürekli olamaz.. Buhranlar da sürekli olamaz. O halde, ‘Sürekli Buhran Teorisi’ yanlıştır!” Kuşkusuz, okurlarımızın bu tarz mantık silsilesine, Liselerde okutulan mantık derslerinde öğretilen Aristo Mantığı’ ndan aşinalıkları vardır. İçte sorunların bu biçimdeki bir kavram tartışmasında gündeme getirilmesi çabası, Marksistlere değil de münazara heveslisi Lise talebelerine ait olabilir.

Devam edelim. Tıpkı Metafizikçilerin bir iğnenin üzerinde kaç meleğin dans edebileceğini tartıştıkları gibi, haldeki pratik durumdan kopuk ve hiç bir anlam ifade etmeyen tartışmaları sürdürme alışkanlığına da değinmek gerekir. Örneğin “öncü savaşını” ele alalım. Kimileri, Devrimci Hareketimizin bu konudaki görüşlerini derinleştirme adına, öncü savaşının şu aşamasının şu evresinde hangi taktiklerin uygulanabileceğinin tespit edilmesini ‘acil sorunlar’ olarak gündeme getirme gayretkeşliği içindeler. Önümüzde duran sorunlara, devrimci pratiğin bize dayattığı sorunlara çözüm bulma uğraşılarının yerine, doğru düşüncenin -örneğin, öncü savaşı anlayışının- abese kadar itilerek, onun soyutlamasının soyutlamasının... soyutlaması yapılarak, saçmalaştırılmasından başka noktaya ulaşılamamaktadır, böylece. Kavram tartışması hayatın canlı pratiğinin yerine geçirilmek istenmektedir. Bu mantığa göre şöyle söyleyince belli bir kavramı inkar etmiş olursun, böyle söyleyince olmazsın: işte dünyayı kavramlar sınırında açıklayan kavramlara göre açıklayan idealizmin bir çeşididir bu.

Çok sık rastlanılan bir başka olumsuz örnek de şöyledir: Hayatın canlı pratiğinden elde edilen formülasyonları (bilimsel düşünceleri, soyutlamaları) somut koşullar ışığında kavramak yerine, bu düşünceleri ilgili-ilgisiz her şeyi açıklayabilen sihirli formülasyonlara dönüştürmek.. Her olguyu bu tür sihirli formülasyonlarla açıklama anlayışı, elbette devrimci ideolojinin yalnızca sloganlar düzeyinde algılanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, somut siyasi pratik içinde karşılaşılan sorunlar, teorik olanlar dahil, “emperyalizmin üçüncü bunalım döneminde bir yeni sömürge ülkede bu iş böyledir” gibisinden tekerlemelerle geçiştirilebilmektedir. Devrimci Hareketimizin teorik tespitleri, somut çözümlemeler için bir anahtar olarak kullanılacağı yerde, siyasi muarızları susturmak için bir vesile sayılmaktadır sadece.
Konumuz açısından olumsuz örnekleri sıralarken, ideolojik tartışmalarda sürekli gündemde tutulan “dünyayı ak ve karaya boyama” mantığını ve bunun doğal uzantısı olarak gelişmeleri düz bir hat üzerinde açıklama tarzlarını hatırlamamak mümkün değil. Marksizmin en kaba yollardan ilkelleştirilmesi bu tür mantık sapmaları sayesinde gerçekleçmektedir. Olgular arasındaki diyalektik ilişkiyi irdeleme zahmetine katlanmadan, eklektik ilişkilerin tespitiyle yöntem sorunu halledilmektedir. Eklektisizm (seçmecilik, kendi teorik konumunu ‘biri ve diğeri’, ‘bir yandan ve diğer yandan’ belirlemeleriyle oluşturmakta pek ustadır. Aynı zamanda Marx’ın, Lenin’in Mao’nun önermeleri zaman ve mekan ögeleri iptal edilerek yan yana dizilmekte, ve bunun adına Marksizm denilebilmektedir. Marksist klasiklerde yazılanlara teorinin mantığını kavrama açısından değil de, haldeki durumun gelişmeleri ile kaba tarihsel paralellikler kurma amacıyla baş vurulmaktadır. Kuşkusuz, böyle bir felsefi yorumun yöntemi metafizik’ten başka bir şey olamaz. Bu yöntem ise, diyalektiğin can damarı olan karşıtların birliği ve mücadelesi anlayışını yalnızca, bir yanda iyilerin öte yanda kötülerin mevzilenmesi diye kavrayabilir. Bunlar arasındaki ara bağlantıları ve karşılıklı etkileşimleri görmesi mümkün değildir: Bir yanda devrimciler, öte yanda karşı-devrimciler vardır; o halde, revizyonistler de faşisttirler, emperyalisttirler v.s., v.s.. Ya da, eğer revizyonistler iktidarı ele geçirmişlerse, bu, burjuvazi iktidarı ele geçirmiş demektir. Yani ülke de artık kapitalist olmuştur. Sovyetler’deki geriye dönüş süreci konusunda bu mantığın savunucuları, geriye dönüşü mutlaklaştıran bir anlayışla, revizyonizmin iktidarından geriye doğru düz bir çizgi çekerek rahatlıkla sosyal emperyalizmi keşfedebilirler.
Biz, sürdürdüğümüz devrimci mücadelenin her adımında, Marksist Felsefi öğretileri, sömürücülere karşı emekçi halkların verdiği kavgayla ayrılmaz bir şekilde kaynaştırarak; öğrendiklerimizi sınıf mücadelesinin hizmetine sunarak, onun somut gereksinimlerine uyumlu kılarak ve tekrar sınıf mücadelesinin deneyiınlerinden yararlanarak öğrenebiliriz. Bu süreci bıkmadan, usanmadan ilerleterek öğrenebiliriz...

MARKSİST FELSEFE EĞİTİMİ İÇİN KİTAP LİSTESİ

A. FELSEFİ EĞİTİM KİTAPLARI

1- STALİN, Diyalektik ve Tarihi Materyalizm
2- MAO, Teori ve Pratik.
3- POLİTZER, Felsefenin Başlangıç İlkeleri
4- POLİTZER, Felsefenin Temel İlkeleri
5- CORNFORTH, Sosyalistler İçin Felsefe
6- COGNIOT, Engels’e Göre Tabiatın Diyalektiği
7- MARX-ENGELS-LENİN, Marksist Felsefe Yazıları
8- LENİN, Marx Engels Marksizm (Felsefe ile ilgili bölümleri)

B. TEMEL MARKSİST KLASİKLER

Marx-Engels:
-Komünist Manifesto (Marksist Felsefe Yazıları kitabında)
-Kutsal Aile (aynı kitapta)
-Alman İdeolojisi (aynı kitapta)
Marx:
-Felsefenin Sefaleti (aynı kitapta)
-Kapital (birinci cilt, ikinci baskıya önsöz)
-Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (önsöz)
-Feurbach Üzerine Tezler (Felsefe İncelemeleri Kitabında)
Engels:
-Anti Dühring (Birinci Kısım)
-Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm (Giriş ve Ütopik Sosyalizm bölümleri)
-Ludwig Feurbach (Felsefe İncelemeleri kitabında)
-Doğanın Diyalektiği (özellikle: Giriş, Diyalektik Üzerine, Diyalektik Hareketin Temel Biçimleri, Maymundan İnsana Geçişte İşin Rolü, Diyalektiğin Genel Sorunları bölümleri)
(Marx ve Engels’in felsefe üzerine diğer önemli yazılarının bulunduğu “Felsefe İncelemeleri” kitabı da okunmalıdır)
Lenin:
-Karl Marx, Marksizmin Bir Açıklaması ve Kısa Bir Biyografik Özeti (Marx Engels Marksizm kitabında)
-Friedrich Engels (aynı kitapta)
-Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Öğesi (aynı kitapta)
-Karl Marx öğretisinin Tarihsel Yazgısı (aynı kitapta)
-“Halkın Dostları” Kimlerdir...? (aynı kitapta)
-Diyalektik Sorun Üzerine (aynı kitapta)
-Gençlik Birliklerinin Görevleri (aynı kitapta)
-Militan Materyalizmin Önemi Üzerine ( aynı kitapta)
-Bir Kez Daha Sendikalar Üzerine (Marksist Felsefe Yazıları kitabında)
-Materyalizm ve Amprio-Kritisizm
-“Sol komünizm” kitabında s. 113 ve 114
-Bir Adım İleri İki Adım Geri kitabından “Diyalektik Üzerine Bir Kaç Söz” bölümü.

 


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org