|
|
kullanılıyor. Emperyalist bir politik ittifak olan
NATOnun "bir savunma örgütü olduğu" ve bu gibi uydurma gerekçelerle savunulması
bu ada layık bir tutumdur. Aynı şekilde, Rus işgaline karşı, milli savunmanın
güçlendirilmesini, ordunun silahlanmasını savunan politikalar da, bunun gibi
sosyal-şoven adına layıktır.
Ne var ki, ÇKP son zamanlarda bu kavramları farklı biçimlerde kullanmaktadır.
ÇKP literatürüne göre "sosyal emperyalizm" kavramı ekonomik, sosyal, siyasal
bir sistem anlamında kullanılmaktadır. Revizyonizmin egemen olduğu ülkeler
bu biçimde, kendine has bir biçimde, emperyalist-kapitalist bir ülke olarak
değerlendirilmektedir. Sovyetlere de bu anlamda "sosyal-emperyalist" demektedirler.
ÇKP yanlıları kavramın bu şekilde çarpıtılması hatırlatıldığında Leninden
sonra çok zamanın geçtiğini, çok şeyler değiştiğini v.b. ileri sürerler.
Tabii ki, biz bu soy revizyonlara katılmıyoruz. Bildirgede de bu kavram
ÇKP literatüründeki anlamda kullanılmamıştır. Yani Çine, ÇKPnin Sovyetler
için kullandığı anlamda ekonomik-sosyal-siyasal bir sistem anlamında "emperyalist,
sosyal emperyalist" demiyoruz. Söylediğimiz, kolayca anlaşılacağı gibi
NATOyu desteklemenin -Marksist literatürdeki anlamında- bir sosyal emperyalist
politika olduğudur.
SORU: Bildirge sayfa 43te
"Evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçmiş olması ifadesi çarpıtılarak
çeşitli biçimlerde karmakarışık edilmektedir. Kavram tartışmasından öte
bir anlam taşımayan bu yöntemlerle devrimin sorunlarının çözümlenmesi bir
yana, kavram tartışmasından ve bizantizmden bir adım öteye gitmek mümküıı
değildir. Böyle bir kavram karışıklığı ya da kavram fetişizmi ile (ki her
ikisi de ayııı kapıya çıkıyor) evrim ve devrim aşamasının iç içe geçtiği
şeklinde ifade edilen tahlil sürekli devrim durumunun varlığı şeklinde
yorumlanabiliyor. Bu şekilde bir yorumla silahlı mücadelenin yürütülmesi
için herhangi bir "asgari örgütlenme" parti yerine geçirilerek (...) her
durumda sürgit silahlı mücadele yürütme düşüncesi kabul edilemez" denilmektedir.
Bu paragrafta anlatılmak istenen şey nedir? Biraz daha açmak mümkün değil
midir?
KOŞULLARI HESABA KATMAYAN BİR MÜCADELE ANLAYIŞI KABUL
EDİLEMEZ
Paragrafta tartışılan fikir bu satırların hemen devamında çok açık olarak
şöyle ifade ediliyor: "Parti, (...) ülkedeki sınıtlar mücadelesinin koşullarına,
mevcut iç ve dış politik duruma uyarlı bir biçimde politik mücadele taktiklerinin
uygulanılmasını gündeme geirir." Burada sorun, tartışma götürmez bir biçimde,
net olarak ortaya konulmuştur. Bu anlayış, tüm fokocu ve maceracı anlayışları
reddeden Leninist bir mücadele ve örgüt anlayışını ortaya koyar ve son
derece açıktır. Bu noktada şöyle bir soru sormak mümkündür: Parti niçin
içinde bulunulan somut, objektif koşullara göre eylemini tespit etsin?
Evrim ve devrim aşamasının iç içe geçmesi, silahlı eylemin objektif şartlarının
varlığı anlamına geldiğine göre, niçin bir de ayrıca içinde bulunulan koşullar
hesaba katılsın?
Marksist düşünce açısından şüphesiz, böyle bir soru tamamen saçmadır.
Ama, işte yukardaki paragrafta bahsedilen "çarpıtma görevlileri" de zaten
bunu yapmaya uğraşıyorlar. Yani devrimci tahlilleri her türlü boşluktan
yararlanarak veya açıkça çarpıtarak böylesi bir "saçmaya tekabül ettirmeye"
çalışıyorlar. Evrim ve devrim aşamasının iç içe geçmesinin, sonuçta devrim
aşamasında olunduğu anlamına geldiğini yazdılar. Nesnel koşullar açısından
ele alındığında, bu, her zaman olgunlaşmış bir milli krizin, sürekli bir
devrim durumunun varlığı anlamına gelir ki, subjektif unsuru oluşturan
partinin varlığı ile birlikte devrim aşaması koşullarını yaratır. Biz,
herhangi bir çarpıtmaya olanak tanımayacak şekilde, herhangi bir boşluk
bırakmayacak biçimde böyle anti-Leninist tahlilleri reddettiğimizi söylüyoruz.
Evrim ve devrim aşamasının iç içe geçmesi durumu, OLGUNLAŞMIŞ bir milli
kriz olarak, sürekli bir devrim durumunun varlığı ve sürekli devrim aşamasında
bulunulması şeklinde anlaşılamaz. Ve buradan kalkılarak koşulları hesaba
katmayan bir mücadele anlayışı Devrimci Harekete maledilemez.
Aslında bu tür çarpıtmalar bazen "yaratıcılarının" teorik yetmezliklerini
de sergiliyor. Örneğin, bazıları evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçemeyeceğini
kanıtlamaya uğraşırken, ülkemizde bugün evrim aşamasında bulunduğumuzun
gerekçesi olarak proletarya partisinin yokluğunu ileri sürerler. O halde
proletarya partisi yaratılınca, yani subjektif unsur tamamlanınca devrim
aşamasına geçilecek! O halde ülkede nesnel koşullar (yaııi olgunlaşmış
bir milli kriz!) var demektir. İşte sağ oportünizmin, kıvırtırken düştüğü
"sol" hata. Ülkemizde olgunlaşmamış bir milli krizden söz edilmesine tahammül
edemezken, öte tarafta olgunlaşmış bir milli krizin varlığını kabul ettiği
anlamına gelen laflar ediyor. Kafa karışıklığı insanı şaşkın ördeğe çevirir
ve şaşkın bir ördeğin ne yapacağı hiç belli olmaz!
Evet, evrim ve devrim aşamalarının iç içe geçmesi durumu, nesnel
koşulların her durumda her türlü eyleme müsait olduğu biçiminde ele
alınmamalıdır. Parti içinde bulunulan somut koşullara göre bir politika
uygular. Olgunlaşmış bir krizin varolduğu koşullara uygun bir siyaset
izlemez, bu anlamda, her durumda (sürgit) silahlı mücadele yürütmek düşüncesi
de kabul edilemez.
Silahlı mücadelenin temel mücadele biçimi olarak belirlenmesinden de
bunun tersi bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Temel mücadele biçimi,
ülkedeki politik mücadelenin (siyasal iktidarı ele geçirme yolundaki mücadelenin)
genel ve temel yolunu belirler. Yığınları devrim saflarına çekmenin, yığınların
devrime hazırlanılmasının temel yolunu belirler. Bu stratejik tespit zorunludur
ve bu, ülkedeki ekonomik-sosyal ve siyasal yapıya, ülkenin objektif gelişiminin
tarihsel konumuna göre belirlenir. Proletaıya partisi ülkenin tarihsel
gelişiminin, ülkedeki sınıfların birbirleriyle ilişkilerinin ve ülkenin
diğer ülkelerle olan ilişkilerinin somut durumunu gözönünde bulundurarak,
doğru bir siyasi hat izleyebilir. Devrimin yolunun temel stratejik belirlemesi
zorunludur. Ama bu temel belirleme ile her şey bitmiş, somut siyasal durum
ve gelişmelerle proletarya partisinin ilişkisi kesilmiş değildir. Aksine
bu genel çizgi çerçevesi içinde sınıflar mücadelesinin girift, inişli çıkışlı,
gelişimi içinde, her bir somut duruma uyan bir eylem çizgisinin uygulanması
söz konusudur. Aksi düşünülemez. Çünkü, önemli olan, eylemin siyasi sonuçlarıdır.
Ve her eylem kendi dışımızdaki siyasi ortamdaki farklı durumlarda farklı
siyasi sonuçlar yaratır. Aynı biçimdeki bir eylem farklı ortamlarda tamamen
farklı siyasi sonuçlar yaratır. Proletarya partisi herhangi bir somut durumda,
hangi somut siyasi sonucu elde etmek istiyor ve bu sonuç mevcut koşullarda
hangi biçimdeki eylem çizgisi ile elde edilebilir? Sorun budur ve bu yüzden
parti, içinde bulunulan somut koşullara uygun bir mücadele yürütür. Devrimci
Hareketin bu anlayışını Mahir Çayanın "Kesintisiz Devrim"inden yaptığımız
bir alıntıyla da ortaya koyduk. Aynı doğrultuda İhtilalin Yolu bildirisinden
ya da diğer yazılı belgelerden örnekler bulmak mümkün.
Biz koşulları hesap etmeyen bir mücadele anlayışını Marksist düşünce
açısından saçma buluyoruz ama, böyle bir düşünceyi savunanlar da bulunmuyor
değil! Evrim ve devrim aşamasının iç içe geçmesini, "suyu mumla ısıtmak
yerine elektrik ocağında ısıtmak" biçiminde kendi "aceleciliğine" indirgeyen
parlak(!) açıklamalar da zuhur ediyor bazen! Böylesi "acelecilik"lerin
görevi de oportünistlerin devrimci harekete yönelttiği karalamaları "soldan
doğrulamak" olsa gerek. Bu görevi onlara kim vermişse hiç şaşmadan yerine
getiriyorlar. Oportünistler devrimci harekete suçlama mı yöneltiyorlar;
hemen sarılıyorlar: "Evet tek bir emperyalizm, tek bir emperyalist politika
ve de tek bir devrim stratejisi! Biz bu görüşleri savunuyoruz!" Yine böylelerinin
son marifeti de şöyle: Bildirgedeki bir paragraftan kalkınarak THKP-Cnin
faşizme karşı bir direniş örgütü olarak değerlendirildiği, Marksist-Leninist
bir parti olarak görülmediği gibi keşiflerden(!) sonra şöyle bir ifşaat:
"THKP-C 12 Martın kanlı saldırganlığına karşı harekete geçmemiş, onun
eylemleri sonucu faşizm erken doğum yaptığı için kanlı saldırganlık
başlamıştır."
Faşizmin erken doğum yapmasının ne anlama geldiğini anlayamamış ve yıllardır
her türden oportünistin (ve de sıkıyönetim savcısının) geveleyip durduğu
bir karalamayı kabullenmiştir: "Devriınci Hareket, faşizmin kanlı saldırganlığına
karşı mücadele etmemiş, kanlı saldırganlıklar devrimci eylemler yüzünden
başlamıştır!" Bu da bir başka şaşkın ördek ve bu da diğerlerine, diğer
oportünistlere baka baka yürüyor!
|