Eczacıbaşı İlaç Fabrikası

İŞÇİ SINIFI YİGİT BİR MİLİTANINI ŞEHİT VERDİ...

İstanbul’da, Eczacıbaşı ilaç fabrikasında çalışan yüzlerce işçi, toplu sözleşme uyuşmazlığından dolayı greve gitmişlerdi. Grevin, işçi sınıfının eğitilmesinde bir okul olduğunu bilen Eczacıbaşı ilaç fabrikasının militan işçileri, grevde gerekli politik çalışmayı yürütmeye başladılar. Yine Eczacıbaşı patronu da biliyordu ki, Proleter devrimcilerin aktif çalışmaları ile ekonomik bir grev siyasi özüne de ulaşacak ve başarıyla sonuçlandırılacaktı. Evet Eczacıbaşı patronu bunu iyi biliyordu; iyi biliyordu ki, daha önceden militan işçiler ve özellikle şehit edilen Hasan Ateş, patronun köpekleri tarafından bir kaç kez tehdit edilmişlerdi. Fakat bu "gözdağı" kimseyi ürkütmediği gibi Hasan Ateş’i de korkutmadı. Aksine devrimcilerin kin ve öfke

ile çalışmalarına hız verdi. Grev günlüğünde durmadan, yorulmadan çalışılıyordu. Bu çalışmalar çeşitli biçimlerde aktif olarak sürdürülüyordu. İşte, bütün bu mücadeleye karşı, Eczacıbaşı patronu kahpece plânını kurdu. 3 Nisan 1977 gecesi, Hasan Ateş ve arkadaşları, grev bölgesinde duvarlara devrimci sloganlar yazarken, üzerlerine hızla gelen iki taksi tarafından bilinçli bir şekilde Hasan Ateş çignenip öldürüldü. Bu emekçi halkın, özellikle işçi sınıfinın mücadelesinde zorlu günlerinin doğal sonuçlarından biriydi. Hasan Ateş’in bu şekilde "kaza" süsü verdirilerek öldürülmesi, gerek işçiler arasında ve gerekse devrimci güçler arasında Oligarşiye ve onun satılmış köpeklerine karşı kin ve nefretlerini biraz daha arttırdı ve "Varılacak Yere Kan İçinde Varılacaktır" gerçeği mücadelenin içinde kitlelerce bir kez daha kavrandı.

Şehit edilen Hasan Ateş Emperyalizme ve Oligarşiye karşı emekçi halkın kurtuluş kavgasında işçi sınıfının yiğit bir militanı olarak yılmadan, yorulmadan vuruşarak öldü. O’nun devrimci mücadelede düşüşü, devrimci mücadelenin biraz daha kızgınlaştığının, keskinleştiğinin bir kanıtıdır. Ve O, işçi sınıfının ve devrimci gençliğin el ele saflaşmasında büyük bir güç oldu. Çünkü Hasan Ateş’in cenaze töreninde binlerce işçi ve binlerce Devrimci Gençlik omuz omuza yürüdüler. Bu devrimci saflar, revizyonistlerin işçi sınıfına aşılamak istediği "gençlik düşmanlığı" düşüncesinin parçalanmasında yeni bir adım oldu. Büyük bir işçi ve devrimci gençlik kitlesinin omuz omuza birleşmesi revizyonist grupların içerisinde Halkın Kurtuluşu dışında, bütün diğerleri yürüyüşe katılmamayı daha uygun buldular. Halkın Kurtuluşu oportünistleri ise yürüyüş kortejine sokulmadılar. Kortejin gerisinde önlerine görevli konularak, kortejden 250-300 metre kadar uzaklıkta tamamen tecrit edilerek yürüdüler. Tabii bu teşhir ve tecrit olmaya yürümek denirse... Böylece anti-marksist ilkelerinin kitlelerden safdışı edildiği gibi, sosyal pratikte de ne derece tutarlı olduklarının kanıtı gösterildi. Halkın Kurtuluşu öportünistleri gerçekten 150-200 kişilik kitlesi ile tam bir iflasa uğradı.

Büyük bir kitle, Şişli Camiinden başlamak üzere Mecidiyeköy üzerinden Eczacıbaşı ilaç fabrikasının bulunduğu yere kadar uzun bir yürüyüş yaptı. Yürüyüş’te kitleler özellikle "Mahir, Hüseyin, Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş", "Katil Oligarşi", "Tek Yol Devrim" ve "Kahrolsun Faşizm" ve de "Hasanlar Ölmez", "Hasan’ın Katili Oligarşi" sloganları ile dalga dalga yükselerek tam bir anti-faşist gösteri yaptı. Hasan Ateş’in çalıştığı fabrikanın önünde ise 10.000 civarındaki kitle "Katil Oligarşi", "Hasanlar Ölmez" diye haykırdı. Burada işçi ve gençlik temsilcileri, Hasan’ın devrimci kişiliğini, faşizme karşı mücadeleyi, ve işçi sınıfının tarihi mücadelesini anlatan konuşmalar yaptılar. Yürüyüşte olduğu gibi, devrimci mücadeleyi ve özellikle kendi dışında gelişen anti-faşist eylemlere anti-marksist ilkelerini getirmeyi görev ! bilen Halkın Kurtuluşu Mitingde de tamamen miting alanının dışında lâyık olduğu yerde tutuldu.

Hasan Ateş Devrimci Mücadelede engebeli, dolambaçlı, sarp yollardan geçileceğini gayet iyi biliyordu. Bu mücadele emekçi halkın kurtuluş mücadelesiydi. Bu mücadelede düşenler olacaktı, geride kalanlar olacaktı, hatta dönekler olacaktı. Fakat herşeye rağmen emekçi halkın kurtuluş kavgası mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bu mücadelede şehit düşnlerden Hasan Ateş ne ilktir ne de son olacaktır.

...

Devrimci Gençlik Dergisi Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Faruk Yüksel ve Devrimci Öğretmen Dergisi Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü TUNCER ÖZDEMİR tutuklandılar.

Oligarşinin yurtsever basın üzerinde sürdürdüğü baskıların bir uzantısı olarak 20 nisanda İzmir’de yakalanan Faruk Yüksel polisteki çeşitli baskılardan sonra 22 nisanda Ankara’da mahkemeye çıkarılarak tutuklandı. Faruk Yüksel emperyalizme ve oligarşiye karşı DEVRİMCİ GENÇLİK Dergisindeki yazılarla ilgili olarak suçlanıyor.

Emperyalizme ve faşizme karşı DEVRİMCİ ÖĞRETMEN Dergisi de oligarşinin aynı tür saldırısına uğradı. Devrimci Öğretmen’in Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü TUNCER ÖZDEMİR 25 nisanda Ankara’da mahkemeye çıkarılarak Devrimci Öğretmen Dergisiyle ilgili olarak tutuklandı.

Tüm faşist baskı ve saldırılar devrimci yayınların nıücadelesini durduramaz.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org