TEMEL ÇELİŞME VE BAŞ ÇELİŞME ÜZERİNE

TOPLUMSAL çelişmelerin doğru değerlendirilmesi devrim teorisi ile yakından ilgilidir. Bu çelişmeler arasında 'TEMEL ÇELİŞME" ve "BAŞ ÇELİŞME" diye adlandırılan çelişmelerin hayati bir önemi vardır. Devrimin stratejisinin ve taktiklerinin tespiti doğrudan doğruya bu çelişmelerin tahlilinden kaynaklanmaktadır. Dünyada ve ülkemizde devrimci hareket içindeki siyasi ayrılıklar, çelişmenin bu iki biçiminin tespitindeki farklılıkların bir sonucu, Marksizmin ve özel olarak Marksist yöntemin bu en can alıcı sorunundaki hatalı tutumlar ve kavram kargaşası yüzünden ortalık tam anlamıyla toza dumana bulanmıştır. Bu yazımızda temel çelişme ve baş çelişme konusundaki bazı sorulara

açıklık getirmeye çalışacağız.(1 )

MARX, Engels, Lenin, Stalin karmaşık bir süreçte yer alan çelişmelerin eşdeğerde ve aynı etkinlikte olmadıklarını tespit etmişler, tahlillerinde belirleyici olani olmayandan ayırt etmeye özel bir önem vemişlerdir. Ancak bilindiği gibi temel çelişme ve baş çelişme ayırımı, kavramsal d]zeyde bu ustalar tarafından ortaya konmuş değildir. Bu konudaki kavram kargaşasının nedeni bir bakıma bu sayılabilir.
Marksist metodoloji en derin şekliyle, ustaların her konuda ortaya koydukları tahlillerde aranmalıdır. Marx ve Engels toplumsal değişmeyi tahlil etmişler, bunun asıl kaynağını bulmuşlardır. Ortaya koyduklan materyalist tarih anlayışı bunun en parlak ve öğretici örneğidir. Temel çelişme ve baş çelişme, onların bu teorilerinde bulunmalıdır. Aynı şekilde Lenin, felsefe konusundaki çalışmaları yanısıra ve daha çok da siyasi analizlerinde büyük bir diyalektisyen olduğunu göstermiştir. Lenin Rus Devrimi'nin siyasi meselelerini çözerken, devrimin asgari ve azami programını belirlerken, demokratik devrimin ve sosyalist devrimin stratejik hedeflerini ayırt ederken, bizim bu yazıda temel çelişme ve baş çelişme şeklinde ifade edeceğimiz türden çelişmelerin çözümlemesine dayanmıştır.

MAO ZEDUNG VE TEMEL/BAŞ ÇELİŞME KONUSU
Marksist literatürde ilk olarak Mao Zedung, çelişme sorununu ayrı bir konu olarak incelemiştir. Bilindiği gibi bu konuda "Çelişme Üzerine" makalesi Marksist klasikler arasında önemli bir yer tutar. Mao bu makalesinde, temel çelişme ve baş çelişme deyimlerini kullanmasına rağmen, çelişmenin bu iki biçimi arasında kavramsal düzeyde net bir ayırımı ortaya koymamaktadır. Ancak böyle bir ayırım doğrultusunda önemli ipuçları söz konusudur. Zengin ve derin bir muhtevaya sahip olan bu makalesinde, Mao, "temel çelişme" hakkında şöyle demektedir:

"Bir şeyin gelişme sürecindeki temel çelişme ve sürecin bu temel çelişme tarafindan belirlenen özü, süreç tamamlanıncaya kadar kaybolmaz; ama uzunca bir süreçte şartlar genellikle her aşamada değişir. Çünkü bir şeyin gelişme sürecindeki temel çelişmenin niteliği ve sürecin özü değişmediği halde, temel çelişme uzunca bir süreç içinde bir aşamadan diğerine geçerken gittikçe şiddetlenir. Ayrıca temel çelişme tarafından belirlenen ya da etkilenen büyük, küçük çeşitli çelişmelerden bazıları şiddetlenir, bazıları geçici olarak ya da kısmen çözülür ya da hafifler ve bazı yeni çelişmeler doğar; bundan dolayı birşeyin gelişme sürecindeki aşamalara dikkat edilmezse, onun çelişmeleri doğru bir biçimde çözülemez." (Seçme Eserler, Cilt I, s. 381-382)

Mao, "baş çelişme" konusunda da şunları söylemektedir:

"Karmaşık bir şeyin gelişme sürecinde birçok çelişme vardır. Bunlardan bir tanesinin varlığı ve gelişmesi, öteki çelişmelerin varlığını ve gelişmesini belirler ya da etkiler. İşte bu daima baş çelişmedir. (...) Bir sürecin gelişmesindeki her aşamada önder rolü oynayan sadece tek bir baş çelişmenin bulunduğu kesindir. Bu nedenle, eğer bir süreçte birkaç çelişme varsa, bunlardan bir tanesi önder ve belirleyici rolü oynayan baş çelişme olacak, diğerleriyse tali ve tabi bir durumda bulunacaktır. Dolayısıyla, içinde iki ya da daha fazla çelişme bulunan karmaşık bir süreci incelerken, bütün çabamızı o sürecin baş çelişmesini bulmaya yöneltmemiz gerekir. Bu baş çelişme bir kere kavrandığında, bütün meseleler kolayca çözülebilir. (...) Bir süreçteki bütün çelişmeleri eşit olarak görmemek, baş çelişmeyi tali çelişmelerden ayırt etmek ve baş çelişmeyi kavramak için özel bir dikkat göstermek gerekir..."(a.g.e., s.387 ve 388)

TEMEL ÇELİŞME NEDİR? BAŞ ÇELİŞME NEDİR?
Görüldüğü gibi, Mao'nun açıklamalarında da bu konuda net bir ayırım, daha doğrusu, böyle kategorik bir ayırıma gitmek için özel bir çaba yoktur. Fakat bu makale dikkatle incelendiğinde, temel ve baş çelişmenin farklı kategoriler olduğunu görebiliriz.

Mao'nun açıklamaları ışığında, temel çelişmenin ve baş çelişmenin ortak özelliklerini şöyle ifade edebiliriz: Her iki çelişme de, içinde yer aldıkları "bütülük"te belirleyici bir özelliğe sahiptir.

Ama temel çelişme ve baş çelişme kavramları toplumsal ve siyasal tahlillerde farklı düzeylerde kullanılan kavramlardır. Her ikisinin ortak özellikleri yanısıra farklı özellikleri de önemlidir. Bu "belirleyici olma" ortak özellikleri, her ikisini de, içinde yer aldıkları "bütünlük"lerde mevcut olan diğer çelişmelerden ayırt eden bir muhteva taşımaktadır. Öyleyse, temel çelişme ve baş çelişme arasındaki fark, bunların " belirleyici olma" özelliklerinin hangi bütünlükler içinde söz konusu olduğunda aranmalıdır.

Temel çelişme nedir? Temel çelişme, bir süreç'in ortaya çıkmasına neden olan; bu sürecin gelişimini başından sonuna kadar etkileyen; kendisi çözülünce sürecin de çözülmesine, ortadan kalkmasına neden olan çelişmedir. Kuşkusuz temel çelişme, bu süreç içindeki diğer çelişmelerin ve başka süreçlerin etkisine de maruz kalmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim sonucudur ki temel çelişmenin, dolayısıyla da sürecin gelişimi düz bir hat izlemez. Bir başka ifadeyle, temel çelişmenin belirlediği böyle bir süreçte, bu sürecin içsel hareketliliği (diğer çelişmelerin kendi aralarında olan ve temel çelişme ile olan karşılıklı etkileşimleri) ve bu süreç üzerinde başka süreçlerin dışsal etkisi sonucunda, sürecin gelişiminde bazı farklılaşmalar meydana gelir. Sürecin özü değişmez ama, süreç "aşama"lara ayrılır.

Peki baş çelişme nedir? Nasıl ki temel çelişme dediğimiz bir çelişme sürecin ortaya çıkmasına neden oluyorsa, baş çelişme de bu süreç içindeki bir aşamanın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Baş çelişme, ortaya çıkmasına neden olduğu aşamanın üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.

Özetle söylersek, temel çelişme sürece damgasını vurur; baş çelişme ise aşamaya damgasını vurur. Dolayısıyla, bu süreç içinde yer alan aşama da, son tahlilde, temel çelişme tarafından belirleniyor demektir. Temel çelişme ve süreç arasındaki ilişki ile bu süreç içinde yer alan baş çelişme ve aşama arasındaki ilişki-aynıdır.
Temel çelişme ve baş çelişme arasındaki ayırımın mahiyetini daha iyi kavrayabilmek için somut toplumsal süreçleri ele almamız yararlı olur. (2)

TOPLUMSAL DEĞİŞMEDE TEMEL ÇELİŞMENİN VE BAŞ ÇELİŞMENİN ROLÜ
MARKSİZM'de çelişme'ye verilen önem, kuşkusuz, onun "değişme"nin kaynağı olmasındandır. Marksizmin ayırt edici özelliği, dünyayı açıklamakla yetinmeyerek onu değiştirmeyi amaçlamasıdır. Toplumsal süreçlerdeki değişimin kanunları bilindikten sonradır ki onları değiştirme görevi, devrim yapma görevi yerine getirilebilir. Dünyayı, "değiştirmek" açısından açıklayan Marksizm, tahlillerinde herşeyden önce bu değişimin temel dinamiğini ortaya koymaktadır. Meseleye bu açıdan yaklaşan Marksizm bütün toplumsal gelişmelerin özünde yatan dinamiğin, maddi hayatın yeniden üretilmesi tarzı olduğunu kanıtlamıştır. Bu, toplumsal süreçlerde karşılıklı etkileşim halindeki unsurlar arasında üretim faktörünün son çözümlemede belirleyici bir özellik taşıması demektir. Üretim tarzını meydana getiren iki ana bileşen - üretici güçler ve üretim ilişkileri - arasındaki mücadele bütün toplumların muharriki (hareket ettiricisi) olmaktadır. Marx ve Engels "bizim tarih anlayışımıza göre, tarihin bütün çatışmalarının kökeni üretici güçler ile ilişki tarzı arasındaki çelişkidendir" diyorlardı. (Seçme Yapıtlar, s. 74) Bu tespit bütün sınıflı toplumlara tekabül etmektedir.

Tarih boyunca üretim tarzları da bu çelişmenin özgül biçimlenişi ile ortaya çıkmıştır. Marx üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişme yasasını tarih boyunca ortaya çıkan toplumlara uyguladığında farklı türden üretim tarzlarının, köleci toplumun, feodal toplumun, kapitalist toplumun nasıl ortaya çıktığını çözümlemiştir. Örneğin bu çelişme kapitalist toplumda, sınıf ilişkileri açısından kendini burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişmede gösterir.

Anlaşılacağı gibi bir toplumu incelerken, onun nasıl değiştirilmesini araştırırken bu toplumun hangi üretim tarzına, yani nasıl bir temel çelişmeye sahip olduğunu kavramak gerek. Örneğin, bir kapitalist toplumun temel çelişmesi sınıfsal düzeyde buıjuvazi ile proletarya (sermaye ile emek) arasındaki çelişme olduğundan toplumsal devrimin nihai olarak çözmesi gereken çelişme de budur.

Ama meselenin bu şekilde ele alınması da yeterli değildir. Çünkü tarihte hiç bir zaman saf bir üretim tarzı olmamıştır. Bir toplumun içindeki egemen üretim tarzını ve buna bağlı olarak da diğer toplumsal çelişmeleri bir bütün olarak ele almak gerekir. Ayrıca hiç bir toplum tek başına ele alınarak incelenemez. Onun diğer toplumlarla olan ilişki ve çelişkileri de bu toplumsal sürecin biçimlenişinde etkili olmaktadır. Bu yüzden incelenen toplum, dünya çapında, diğer toplumsal süreçlerin oluşturduğu karmaşık sürecin bir parçası olarak değerlendirilmeli, bu bütünün bir parçası olarak ele alınmalıdır.

Ama bunların bilinmesi de hâlâ somut bir toplumda değişmenin (devrimin) nasıl olacağını kavramak için yeterli değildir. Çünkü bir toplumsal süreç, örneğin somut bir toplumsal formasyon (bir ülke) ele alındığında, temel çelişme süreç boyunca ortadan kalmamakla birlikte, "bu sürecin içsel hareketliliği (diğer çelişmelerin kendi aralarında olan ve temel çelişme ile olan karşılıklı etkileşimleri) ve bu süreç üzerinde başka süreçlerin dışsal etkisi" sonucunda, süreçte bazı farklılaşmalar (aşamalar) meydana gelir. Söz konusu çelişmelerden bir tanesi ön plana çıkar ve bu süreç içinde bir aşamanın ortaya çıkmasına neden olur. Sürecin gelişimi için, ve nihai olarak da temel çelişmenin çözümü için bu aşamanın aşılması, yani mevcut çelişmenin çözülmesi gerekir. Bu çelişme, belirttiğimiz gibi, baş çelişmeden başka bir şey değildir. Temel çelişmenin çözülmesi, yani toplumsal sürecin bütünüyle değiştirilmesi için baş çelişmenin çözülmesi gerekmektedir.

Burada, şimdilik, baş çelişmenin şu özelliklerine değinmekle yetinelim. Bir toplumsal süreçte, baş çelişmenin mutlaka üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişmeden kaynaklanması gerekmez. (3) Bir başka ifadeyle, baş çelişme, temel çelişmenin yönlerine tekabül eden (fakat aynısı olmayan) bir muhtevaya da sahip olabilir, ya da, başka bir sürecin uzantısı olarak da gündeme gelebilir. İkincisi, süreç içinde öyle gelişmeler olabilir ki, mevcut baş çelişme çözülmediği halde, bir başka çelişme ön plana çıkar ve bu çelişme baş çelişme olur (yerini aldığı başçelişme, böylece, ikincil plana düşmüş olur.) Yani aynı anda iki baş çelişme birden olamaz. Bir sürecin gelişimi boyunca yalnız bir tek temel çelişme olabilir ve bu sürecin belli bir aşamasında ise yalnız bir baş çelişme olabilir. Temel çelişmenin çözülmesi aşamasına gelindiğinde, temel çelişme ve baş çelişme ayniyet kazanır. Bu durumda temel çelişmenin çözülmesi için nesnel planda koşullar hazır demektir. (Ama bu durumda dahi, belli koşulların etkisiyle bir başka çelişme ön plana çıkarak baş çelişme olur ve bu ayniyet bozulabilir.) Kısacası, bir toplumsal sürecin yerini bir başka sürece bırakması için temel çelişmenin çözülmesi gerekir. Temel çelişme ve baş çelişmenin ayniyet kazanması budur.

Özetle, bir ülkedeki sürecin değişmesi için, yani devrimin gerçekleşmesi için mücadele verirken, bu ülkenin temel çelişmesinin ve baş çelişmesinin tespit edilmesi (dünya çapındaki temel ve baş çelişmenin ışığı altında) gereklidir.

MARKSİST YÖNTEM, "SOYUTLAMA", TEMEL ÇELİŞME VE BAŞ ÇELİŞME
Temel çelişmenin ve baş çelişmenin ortak özelliğinin, içinde yer aldıklaru "bütünlük"te "belirleyici olma" özelliği olduğunu biliyoruz. Sorun, bir yanıyla da, bu "bütünlük"ün sınırını bilmek, yani temel çelişmenin belirlediği süreç ve baş çelişmenin belirlediği aşama arasındaki ilişkiyi görebilmektir. Bunu kavramak için en doğru yol Marksist soyutlama yöntemine başvurmaktır. Burada, "soyutlama" yöntemini tartışmadan önce, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bazı ön açıklamalarda bulunmayı gerekli görüyoruz:

I. Herşeyden önce, tahlil etmeye çalıştığımız "sürecin" sınırlarını bilmek ve bu sürecin hangi bütünlük (süreç) içerisinde yer aldığını saptamak zorunludur. Bu yapılmadığı zaman kavram kargaşası kaçınılmaz olur.

II. Diyalektiğin "her şey birbirine bağlıdır" önermesi, bir karşılıklı-etkileşimi ifade etmektedir. Kuşkusuz, bu etkileşimde, son çözümlemede, bir belirleyen-belirlenen ilişkisi ortaya çıkar. Herşeyin birbirine bağlı olması, herşeyin birbirine göre değerlendirilmesini de gerekli kılar. Kuşkusuz bu göreceli olma durumu belli bir bütün (bir süreç) içinde anlamlı olur. Bu bakımdan; karşılıklı-etkileşim ve görecelik, ele alınan bütün'ün (sürecin) sınırları çizildikten sonra tartışılmalıdır.

III. Bu "sınırlama", farklı soyutlama düzeylerinde olabilir. (Bu noktada, soyutlamanın hangi düzeyde yapıldığına dikkat edilmelidir.)

IV. Ele alınan sürecin bir çelişmeler yumağı, bir "süreçler karmaşası" olduğu bilinmelidir. (Yani bu "karmaşık süreç" başka küçük süreçlerden meydana gelir.) Bu bütünlük (süreçler karmaşası) içinde başka bütünlük'lerin uzantıları olan süreçler ve bizatihi bu bütünlük'e ait süreçler yanyana ve/veya iç içe yer alırlar.

V. Ele alınan bütünlük (süreç) üzerindeki başka bütünlük(ler)in etkisi de hesaba katılmalıdır. Bir başka ifadeyle, bu bütünlükler, incelenen sürecin (bütünlük'ün) üzerinde yükseldiği koşullar olarak görülmelidir.

***

TEMEL çelişme ve baş çelişme gibi bir ayırımın önemini Marksist yöntem'de "soyutlamaya" verilen önemde aramak gerekir. Marx soyut tümdengelim yönteminin koyu bir taraftarıydı. "Organik bir bütün olarak bir cisim, bu cismin hücrelerinden daha kolay incelenir.. Ayrıca, ekonomi biçimlerinin tahlilinde ne mikroskoptan yararlanılabilir, ne de kimyasal araçlardan. Her ikisinin de yerini soyutlama gücü almalıdır." (Marx, Kapital C.l, s. 14, abç) Soyutlama bir şeyin özünü, iç yasalrını bulup çıkarmada, esaslı olan şeyleri esaslı olmayan şeylerden ayırmada, tayin edici olanları tayin edici olmayanlardan ayırmada, incelemede kullanılan bir yöntemdir.

İşte temel çelişme ve baş çelişme de, bir sürecin analizinde, farklı soyutlama düzeylerinin ortaya çıkardığı anahtar kavramlardır. Bir sürecin incelenebilmesinin ön koşullarından biri onun sınırlarını doğru çizebilmektir. Bu konuda en önemli yöntemsel araç soyutlama'dır. Farklı soyutlama düzeyleri, incelenen bütünün farklı özelliklerinin kavranmasına hizmet eder. Tıpkı mikroskop altındaki bir organik hücrenin, merceğin odak noktasının büyütülerek ya da küçültülerek farklı açılardan incelenmesi gibi; soyutlama düzeyini daha genelleştirerek ya da özelleştirerek bir süreci incelemek mümkündür ve gereklidir. Temel çelişmenin ve baş çelişmenin birbirlerinden farklı olarak oynadıkları rol de bu noktada ortaya çıkar.

Temel çelişme, başından sonuna kadar, sürecin tarihsel ve yapısal genel özelliğinin, yani sürecin özünün kavranmasına ışık tutar. Baş çelişme ise, bu sınırları bilinen (saptanan) süreç içinde, yaşanılan aşamanın özel özelliklerinin kavranmasına ışık tutar. Bir başka deyişle, sürecin temel çelişmesini tespit etmek yeterli değildir. Somut koşulların somut tahlilini yapabilmek, yani her özel durumu kavrayabilmek için, her özel durumda tayin edici olan ile olmayanlar birbirinden ayırt edilmelidir. Bunun için de temel çelişmenin tespitinden başka, baş çelişmenin tespiti de gereklidir.

**

BUGÜN ülkemiz solunda, "temel çelişme nedir?.. baş çelişme nedir?" sorusuna hemen hemen her siyasal yoğunluğun farklı ve hatta "kendine özgü" cevapları vardır. Bu farklı cevaplar, dünya ve ülke tahlillerindeki farklı yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. Ama bu farklılıklar sadece siyasi ya da ideolojik tutum ayrılıklarının birer sonucu da değildir. Hatta diyebiliriz ki, kavramsal düzeyde temel çelişme ve baş çelişme soyutlamalarının farklı içeriklerde benimsenmiş olması (daha doğrusu özümsenmemiş olması) bu konudaki ayrılıkların, esas olmasa bile önemli bir nedeni olmaktadır. Çünkü, yaptıkları "tahliller" bir yana, kimilerine göre, bir süreçte birden fazla temel çelişme olabilmektedir! (4) Ve bu temel çelişmelerden bir tanesi mevcut aşamanın baş çelişmesi sayılmaktadır! (Bu anlayış daha çok ÇKP revziyonizmi taraftarlarına aittir. Eskiden PDA'cılar böyle bir görüşü savunmaktaydılar. - hatta PDA'nın 26. sayısında, Aralık 1970'te, "Emperyalizm Üretim Tarzı, Sınıflar ve Baş Çelişme" başlıklı "teorik"(!) bir yazı da yayınlandı.- Ama şimdiki Aydınlık bu saçma görüşü "terkederek" yeni saçma görüşleri piyasaya sürmeye başlamıştır. Bu günlerde - eğer bu konuda da "öz eleştiri" yapmazlarsa - HK, HY vb. grupçuklar bir süreçte birden fazla temel çelişme olabileceğini ve bunlardan birinin baş çelişme olacağını savunmaktadırlar.) Kimileri ise, tarih boyunca, temel çelişmenin sadece bir tane olduğunu, bunun da üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişme olduğunu; bir toplum özel olarak ele alındığında ise buna ait özel bir temel çelişmeden bahsedilemeyeceğini ama baş çelişme’den bahsedilebileceğini vs. ileri sürmektedirler. SBKP revizyonistleri ve izleyicileri ise temel çelişme ve baş çelişme ayırımında bulunmamaktadırlar. (Bu tutumun siyasi sonuçları BİLDİRGE'nin 11. sayfasında ve Devrimci Yol'un çeşitli yazılarında ele alınmıştır.) Kuşkusuz bunların dışında tespit edemediğimiz daha "ilginç"(!) yaklaşımların var olması da mümkündür...

Ne var ki, bunlarm doğrudan eleştirilerine girişmek bu yazımızm boyutlarını aşan bir iş olmaktadır. Zaten bu yazımız, bir bakıma da böylesi sakat yaklaşımların mantığının bir eleştirisi sayılmalıdır. Burada, temel çelişme ve baş çelişme ayrımının farklı süreçlerde nasıl ele alınması gerektiğini, örneğin bunların dünya ve ülke değerlendirmelerinde somut olarak nasıl kullanıldığını bugüne dek ortaya koyduğumuz kendi görüşlerimiz çerçevesinde açıklamaya çalışalım.

Bu görüşlerimizin özeti Devrimci Yol BİLDİRGE'sinde şöyle ifade edilmişti:

"Emek sermaye çelişmesi çağımızın temel çelişmesidir. Bunun bir ifadesi olarak dünya çapında proletarya burjuvazi vede sosyalizmle emperyalizm arasındaki çelişme nihai tayin edici bir muhteva taşımaktadır (temel çelişme). Bunun yanında emperyalist-kapitalist sistemle sömürge, yarı-sömürge ülkeler arasındaki çelişme temel çelişmenin çözümünü tayin edici önemde etkileyen bir çelişme (baş çelişme)dir. "(s.l l)

Çağımızda, sosyalizmle kapitalizm arasında çelişme, dünya çapında niçin nihai tayin edici bir çelişmedir ve nihai tayin edici çelişme olması ne demektir? Bu soruların cevabını ortaya koyan şey, kapitalizmin emperyalizm aşamasına girmesidir. Kapitalizmin tekelci kapitalizm evresine girilmesiyle birlikte aynı zamanda dünya çapındaki çöküş sürecine girmesi de gündeme gelmiştir. Emperyalizm çürüyen kapitalizmdir. Kapitalizmden sosyalizme geçiş çağıdır. Sosyalizmin arefesidir. Bu yüzden emperyalizmin bir dünya sistemi olarak ortaya çıkması ile birlikte, dünya çapındaki çelişmeler içinde proletarya ile buryuvazi, (emek-sermaye) çelişmesinin (ekonomik-sosyal-siyasal) toplumsal sistemler düzeyindeki bir ifadesi olan sosyalist sistemle, emperyalist-kapitalist sistem arasında çelişme temel çelişme (nihai tayin edici çelişme) olarak bütün sürece damgasını basan bir çelişme haline gelmiştir. İçinde yaşadığımız çağın, bu temel çelişmenin çözümü ile, dünya devriminin zaferi ile sonuçlanacağı kesindir.

Evet, dünya çapındaki toplumsal süreç, kapitalizm ve sosyalizm arasındaki temel çelişme mihverinde yürümektedir. Ancak bu sürecin bugünkü aşaması, emperyalist-kapitalist ülkeler ile sömürge, yarı-sömürge ülkeler (toplumlar) arasındaki baş çelişme ile karakterize edilmektedir.

Bir ülkede devrimin dinamiklerinin bulunması için bu ülkenin dünya çapındaki toplumsal süreç içindeki yerinin belirlenmesi gerektiğini (yani bu toplumun, dünyadaki temel ve baş çelişmenin ışığı altında incelenmesi gerektiğini); bu toplumdaki egemen üretim biçiminin tespiti ışığında, temel çelişmenin ve içinde bulunulan aşamadaki baş çelişmenin kavranması gerektiğini vurgulamıştık.

Buraya kadar göstermeye çalıştığımız gibi, en üst soyutlama düzeyinde tespit edilen üretim güçleri - üretim ilişkileri arasındaki çelişme ile tek tek ülkelerin ayırt edilmesi mümkün değildir. Böylesi bir yaklaşım, yöntem bakımından, "meyve" nin özelliklerini söyleyerek misket elması, niğde elması vb. elma çeşitleri arasındaki ayırt edici özellikleri bulmaya çalışmaktan farksız olurdu...

Öyleyse tek tek ülkeleri ele alırken ilk yapılması gereken, bu ülkelerin içinde yer aldıkları bütünlükle olan bağlantılarmı tespit etmektir. Tersinden söylersek, bağlı oldukları bütünlükten somut bir ülkeye doğru yaklaşmalı, soyutlama düzeyini bu ülkedeki somut toplumsal formasyonun sürecinin sınırlarına kadar indirmeliyiz. Bu nasıl yapılacaktır? Örneğin, kapitalizm çerçevesindeki bir toplumsal süreci ele alalım. (Kapitalizm sürecinin temel çelişmesi, bilindiği gibi, sınıfsal düzeyde, proletarya burjuvazi çelişmesidir. Ancak bu çelişme de kapitalist toplumsal formasyonlar arasındaki farkı açıklamaktan yoksundur. Bu hâlâ üst düzeyde bir soyutlama olmaktadır ve somut tarihte zaten saf bir kapitalizm mevcut değildir.) Kapitalizmin temel gelişmesinin somut bir kapitalist ülke düzeyindeki süreçte nasıl biçimlendiği de gözlenmelidir. Bunun için de analize TARİH ögesinin katılması gerekir. Toplumsal formasyonların somut çözümlenmesi ve kendi süreçlerinin temel çelişmesinin tespit edilebilmesi, yani çelişmenin evrenselliği ile özgüllüğü arasındaki diyalektik bağlantının kurulması, ancak tarih ögesinin analize katılmasıyla mümkün olur.

Bu somut tarihsel analiz, ülke devriminin gerçekleşmesi için çözülmesi gereken temel çelişmenin ve bunun zorunlu bir adımı olarak da mevcut aşamadaki baş çelişmenin kavranmasıdır. Mao Zedung'un Çin konusunda yaptığı somut analizler bunun çarpıcı örneğini teşkil etmektedir. Mao Zedung Çin’deki toplumsal sürecin yarı-sömürge, yarı-feodal bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sürece niteliğini veren çelişme, emperyalizm ve feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişme'dir. Bu çelişmenin, yani temel çelişmenin çözümü, Milli Demokratik Devrimin başarısına bağlıdır. Bu temel çelişme süreç boyunca ortadan kalkmamakta, fakat farklı dönemlerde farklı çelişmeler ön plana çıkmaktadır. Örneğin iç savaş aşamasında baş çelişme, feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişme olmaktadır. Milli Demokratik Devrimin bu aşamasında sınıfsal yan ağır basmaktadır. Emperyalizmin açık işgali söz konusu olduğu zaman ise feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişme (henüz çözülmemiş olmasına rağmen) ikincil plana düşmekte ve baş çelişme bu kez emperyalizm ile bir avuç hain dışındaki Çin ulusu arasındaki çelişme olmaktadır. Devrimin bu aşamasında ise ulusal yan ağır basmaktadır. Bu değişiklikler temel çelişmenin ikincil plana düştüğü anlamına gelmemekte, fakat temel çelişmeyi daha bir yoğunlaştıran bir muhteva taşımaktadır. Bu sürecin temel çelişmesinin kökten çözümü, belirttiğimiz gibi, Milli Demokratik Devrimin başarısı ile gerçekleşmiştir. (5)

Bugün Türkiye'deki toplumsaf süreç bir yeni-sömürge sürecidir. Bu sürecin temel çelişmesi, emperyalizm ve ona bağımlı çarpık kapitalizmle Türkiye halkları arasındaki çelişmedir. Bu çelişmenin çözümü anti-emperyalist anti-oligarşik demokratik halk devrimi ile mümkün olacaktır. Demokratik Halk Devrimi sürecinin bugün içinde bulunduğumuz aşamasını karakterize eden baş çelişme oligarşi ile Türkiye halkları arasındaki çelişmedir. Bu baş çelişmenin çözümü doğrultusunda verilen mücadelede sınıfsal yan ağır basmaktadır. Ancak bu baş çelişmenin de geçici olarak ikincil plana düşmesi ve bir başka çelişmenin ön plana çıkarak baş çelişme olması da mümkündür. Örneğin, emperyalizmin açık işgali koşullarında emperyalizm ile anti-emperyalist güçler arasındaki çelişmenin, vb. çelişmelerden bir tanesinin baş çelişme olması mümkündür. Ancak Türkiye'nin bir yeni-sömürge ülke olmaktan çıkması, bu sürecin temel çelişmesinin (emperyalizm ve ona bağımlı çarpık kapitalizm ile Türkiye halkları arasındaki çelişmedir) çözümüne bağlıdır.

ÖZET
Sınırları nesnel gerçekçiliğe uygun olarak saptanmış her inceleme alanında, daha doğru ifadeyle, bir çelişmeler yumağı olarak karşımızda duran her süreçte, marksist yöntem ışığında yapılan soyutlama ile temel çelişme ve baş çelişmeyi ortaya koymak mümkündür. Bu konuda yaygın bir yanlış anlayış temel çelişme ve baş çelişme kategorilerinin sadece "klişeleşmiş" toplumsal süreçlere uygulanabileceği düşüncesidir. Yani temel ve baş çelişme tespitleri ya dünya düzeyinde ya da ülke düzeyindeki toplumsal süreçlerde yapılır. Bununla yetinilir. Kendi bütünlüklerinde tayin edici özelliğe sahip çelişmelerin soyutlama düzeylerine göre kademelenmeleri durumu ve özel olarak da temel ve baş çelişme ayırımı, inceleneıı sürecin esas dinamiğinin ortaya konmasını, gelişiminin belli bir aşamasında sahip olduğu özel karakteristiğin anlaşılmasını, bu süreç içindeki parça-bütün ilişkilerinin, bu süreç ile başka süreçlerin ilişkilerinin, sürecin gelişim yönünün vb., vb., görülmesini sağlayacaktır.

Bu yazımızda verdiğimiz örnekleri dünya ve ülke düzeyindeki toplumsal süreçlerle sınırlandırırken, konunun devrim teorisi ile ilişkisini açıkça gösterebilmeyi amaçladık. Ama belirttiğimiz gibi, yapılan tespitler daha farklı süreçlere de uygulanabilir bir muhteva taşımaktadır.

Buraya kadar anlattıklarımızı kısaca özetleyelim: Kendi bütünlüklerinde tayin edici özelliğe sahip olan çelişmeler, soyutlama düzeylerine göre, bir kademelenme içinde yer alırlar. Her karmaşık süreçte bir temel çelişme ve sürecin her aşamasında bir baş çelişme sözkonusudur. Temel çelişme, son tahlilde bütün süreç üzerinde tayin edici bir özelliğe sahiptir. Baş çelişme, ortaya çıkmasına neden olduğu aşamadaki diğer çelişmeler üzerinde tayin edici bir özelliğe sahiptir. Temel çelişme ve süreç arasındaki ilişki ile baş çelişme ve aşama arasındaki ilişki aynıdır. Karmaşık bir süreci tahlil ederken, tayin edici olan tayin edici olmayandan ayırt edilmeli, bunun için süreç üzerinde nihai tayin edici temel çelişme ile bunun belli bir aşamasında tayin edici olan baş çelişmeyi kavramalıyız.

***

DİPNOTLAR

(1) Çelişme konusu, diyalektik materyalizmin başta gelen bir konusudur. Böyle önemli bir konuyu kısa bir yazı çerçevesinde ele alırken, kaçınılmaz olarak konuyu sınırlamak ve hatta konunun çok önemli bazı noktalarını ihmal etmek zorunda kaldık. Bunlar arasında, çelişmenin "esas yönü" veya "ağır basan yönü" diye bilinen mesele var ki, aslında özel olarak, temel çelişme ve baş çelişme konusunu da yeterince kavrayabilmek için bunun üzerinde mutlaka önemle durmak gereklidir.

Bir çelişme iki karşıt yönden meydana gelir. Çelişme kısaca, karşıtların birliği ve mücadelesidir diye ifade edilebilir. Karşıtlar arasındaki birlik geçicidir, mücadele ise mutlaktır. Çelişme'yi meydana getiren bu iki karşıt yön arasındaki mücadele hareketin, gelişmenin, değişmenin kaynağı olur. Bu iki karşıt yön de eşdeğerde ele alınamaz. Çelişme'ye niteliğini veren bir yön ve ona tabi olan bir yön söz konusudur. Bunlardan birincisi çelişmenin esas yönü, ağır basan yönü diye ifade edilir. Bu iki karşıt yön arasındaki mücadelede, birinci yön çelişmenin esas yönü olmaktan çıkıp ikinci yön esas yönü olursa, yani artık bu ikinci yön çelişme"ye niteliğini vermeye başlarsa, bu çelişme "çözülmüş", niteliğinde değişiklik olmuş demektir. örneğin çelişmenin iki yönü olarak burjuvazi ile proletaryayı alalım. Kapitalizmde bu çelişmenin esas yönü buıjuvazidir. Proletarya ile burjuvazi arasındaki mücadelede, proletaryanın zaferi, proletarya'nın çelişmenin esas yönü olmasını sağlar. Bu ise sosyalizmdir.

Belirttiğimiz gibi, bu yazımızda bu konu yeterince ele alınmayacaktır. Bu konu ayrıca ele alınıp tartışılması gereken önemli bir konudur. Biz yazımızda, konuyu daha da çetrefil hale getirmemek için, çelişmenin iki karşıt yanı arasındaki mücadelede karşıt yönlerin yer değiştirmesi olgusunu "çelişmenin çözülmesi" deyimi ile ifade etmekle yetindik. Çelişme konusunun bu ve diğer noktalarını kavramak için Mao Zedung'un "Çelişme Üzerine" makalesinin mutlak incelenmesi gerekmektedir. Bu yazımız hazırlanırken de, bu makalenin okuyucu tarafından bilindiği varsayılmıştır. Burada, geçerken, hatırlatma anlamında "Çelişme üzerine" makalesinin sonuç bölümünü aktarmayı yeterli buluyoruz:

"Şimdi bir kaç kelimeyle meseleyi toparlayalım. Şeylerdeki çelişme yasası, yani zıtların birliği yasası doğanın ve toplumun ve dolayısıyla da düşüncenin temel yasasıdır. Bu yasa metafizik dünya görüşüne karşıdır. İnsan bilgisinin tarihinde büyük bir devrimdir. Diyalektik materyalizme göre, çelişme, objektif olarak var olan şeylerdeki ve subjektif düşüncedeki bütün süreçlerde vardır ve bütün bu süreçlerin başlangıcından sonuna kadar varlığını sürdürür. Bu, çelişmenin evrenselliği ve mutlaklığıdır. Her çelişmenin ve çelişmedeki her bir yönün kendi özellikleri vardır. Bu, çelişmenin özelliği ve göreceliğidir. Belli şartlarda zıtlar özdeşliğe sahiptirler ve bu yüzden de tek bir varlık içinde bir arada var olabilirler ve birbirlerine dönüşebilirler. Bu da gene çelişmenin özelliği ve göreceliğidir. Ama zıtların mücadelesi hiç durmaz; zıtların mücadelesi hem zıtlar bir arada var olurken, hem de birbirlerine dönüşürlerken devam eder ve bu durumda özellikle belirgin hale gelir. Bu da, çelişmenin evrenselliği ve mutlaklığıdır. Çelişmenin özelliğini ve göreceliğini incelerken, baş çelişme ile tali çelişmeler arasındaki ayrıma ve bir çelişmenin esas yönü ile tali yönü arasındaki ayırıma dikkat etmemiz gerekir. Çelişmenin evrenselliğini ve çelişmedeki zıtların mücadelesini incelerken, farklı mücadele biçimleri arasındaki ayrıma dikkat etmemiz gerekir. Yoksa hata yaparız. Eğer yukarıda açıklanan esasları inceleme yoluyla gerçekten kavrayabilirsek, Marksizm-Leninizmin temel ilkelerine aykırı ve devrimci davamıza zararlı olan dogmacı fikirleri yıkabiliriz ve pratik tecrübesi olan yoldaşlarımız da tecrübeleriııi toparlayarak ilkeler haline getirebilir ve deneyci hataları tekrarlamaktan kurtulabilirler. Bunlar, çelişme yasasını incelememizden çıkarılan bir kaç basit sonuçtur." (MAO ZEDUNG, Seçme Eserler, Cilt I., s. 403- 404)

2- Temel çelişme - baş çelişme ayırımını Türkiye'de en açık şekilde formüle eden kimse Mahir Çayan'dır. Mahir Çayan "nihai tayin edici çelişme" dediği temel çelişme ile baş çelişme'yi birbirine karıştırmamak gerektiğini anlatırken şöyle demektedir: "Bir toplumun bünyesi karmaşık çelişmeler bütünüdür. Bu çelişmeler arasında üretim güçleri ile üretim İlişkileri arasındaki çelişme, nihai tayin edici olan temel çelişmedir. Ama o anda 'baş çelişme', bu çelişme olmayabilir." (Toplu Yazılar, Devrimci Yol y., s.108-109 ) Mahir Çayan'ın bu konudaki açıklamaları bizim meseleyi ele alışımıza ışık tutmaktadır.

3- Burada yeniden Mahir Çayan'ın temel çelişme ve baş çelişme ayırımı konusunda, "baş çelişme"yi büyük bir açıklıkla kavradığını hatırlatalım. Mahir Çayan, PDA oportünistleri ile yaptığı bir polemikte şöyle diyordu: "baş çelişmenin de üretim ilişkilerinden çıkartılamayacağına ilişkin olarak da,1941-44 emperyalist kapitalist Fransa'sında baş çelişkinin (nihai tayin edici temel çelişki değil) proletarya-burjuvazi arasında değil de, istilacı Alman emperyalizmi ve gerici Vichy burjuvazisi ile burjuvazinin millici fraksiyonu dahil bütün Fransız ulusu arasında olduğu örneğini gösterdik." (Mahir Çayan Toplu Yazılar, s.140)

4- Bir süreçte birden fazla temel çelişme bulunabileceğini savunan yanlış görüşlerde, Türkçe yayınlanan yazılardaki çeviri yanlışlarının da payından söz edilebilir. Mao'nun "Çelişme Üzerine" makalesinin İngilizcesinde (ve Fransızcasında) yer alan "fundamental contradiction" deyimi "temel çelişme", "principal contradiction" deyimi de "baş çelişme" olarak çevrilince kavram kargaşası bir ölçüde ortadan kalkmaktadır. Bir de Mao'nun başka yazılarında geçen "basic contradictions", yani "temel çelişmeler" deyimi vardır ki, bunu bir sürecin nihai tayin edici çelişmesi olan "temel (fundamental)" çelişme ile karıştırmamak gerekir. Bu "fundamental", "basic" ve "principal" kelimelerinin Türkçe'ye aynı kelimelerle çevrilmesi çeviri keşmekeşinin bir ürünüdür.

Mao temel çelişmelerden (basic contradictions) sözederken bunları "önemli, ana, ya da başlıca" anlamında kullanmaktadır. (Aynı şekilde Stalin'in bazı yazılarında geçen "temel çelişmeler" ifadesini de böyle anlamak gerekir.)

Baş çelişme, bu "önemli" ("basic") çelişmelerden bir tanesi olabilir, olmayabilir de. Ayrıca işaret edilmesi gereken bir nokta da, bu anlamda temel ya da önemli (basic) çelişmelerden sözederken, kastedilenin farklı soyutlama düzeylerindeki süreçlere ait çelişmelerin bir arada ele alınmasıdır.

5- Burada (özellikle çeviri yanlışlıklarının da etkisiyle) incelenen bir süreçte temel çelişmenin ikincil duruma düşebileceği şeklindeki yanlış yaklaşımlar üzerinde duralım. Mao Zedung Çin'deki Milli Demokratik Devrimi incelerken şöyle demektedir:".... bütün olarak süreçteki temel çelişmenin niteliğinde, yani sürecin anti-emperyalist, anti-feodal, demokratik devrimci niteliğinde (ki bunun zıddı sürecin yarı-sömürge ve yarı-feodal niteliğidir) hiç bir değişme olmadı, ama gene de bu süreç yirmi yılı aşkın bir zaman boyunca çeşitli gelişme aşamalarından geçti." (Seçme Eserler, Cilt I, s.382). Burada, sürecin değişmeyen özelliğinin, temel çelişmesinin, emperyalizm ve feodalizm ile anti empeıyalist ve antifeodal güçler arasındaki çelişme olduğu açıkça belirtilmektedir. Bu sürecin bir aşamasında, feodalizm ile halk yığınları arasındaki çelişmenin baş çelişme olması söz konusu iken; eğer emperyalizm yarı-sömüıge ülkeye bir saldırı savaşı başlatırsa, "...böyle bir durumda, emperyalizm ile söz konusu ülke arasındaki çelişme baş çelişme haline gelir, buna karşılık o ülkedeki çeşitli sınıflar arasındaki bütün çelişmeler (daha önce baş çelişme olan feodal sistem ile geniş halk kitleleri arasındaki çelişme de dahil) geçici olarak tali ve tabi duruma düşerler." (a.g.e., s.388) Burada ikincil duruma düşen, baş çelişmedir ve temel çelişme nihai tayin edici çelişme olarak ortada durmaktadır.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org