Partileşme Sürecine İlişkin Bazı Eleştiriler ve Parti Sorunu

DY, Sayı:15, 21 Şubat 1978

ÜLKEMİZDE emekçi halklarımızın kurtuluş mücadelesi açısından en temel sorunun proletarya partisinin yaratılması sorunu olduğunu ifade ediyoruz. Sınıflar mücadelesinin olanca karmaşası ve keskinliği içinde sürmekte olduğu günümüzde, bu, geniş emekçi halk güçlerinin mücadelesindeki örgütsüzlük, dağınıklık ve kendiliğindencilik gibi zaafların aşılması açısından da mutlak bir gerekliliktir.

Dağınıklık başlıca:1) Burjuva ideolojisinin işçi sınıfı ve sol hareket içindeki geleneksel etkinliği, 2) Bu etkinliğin kırılması yolundaki en önemli atılım olan 1971 Devrimci Mücadelesinin uğradığı yenilgi sonrasında ortaya çıkan ideolojik karışıklık ve, 3) Uluslararası sosyalist hareket içindeki parçalanmaların kaçınılmaz olarak ülkemize de yansıması ğibi, bir kısmı genel, bir kısmı ise ülkemiz özgülüne ait nedenlere dayalı olarak ortaya çıkmaktadır. Dağınıklığın, bu gibi temel nedenleri ortadan kalkmadan, genel bir “birlik talebi” ile giderilemeyeceği ortadadır. Bu nedenle, birlik sorununun proletarya partisinin yaratılması sorunu olarak kavranması gerektiğini ifade ettik. Ülkemizdeki bugünkü somut koşullarda partileşmenin, partinin yaratılması sorununun, mevcut grupların bir araya gelmesini sağlayarak çözülmesi olanaklı değildir.

Devrimci Yol Bildirgesi’nde partinin yaratılması sorununu bugünkü temel görev halkası olarak kavradığımızı belutmiş ve bu konudaki görüşlerimizi “partileşme süreci” şeklinde formüle ederek ortaya koymuştuk. Ülkemiz solundaki çeşitli grup ve “parti”lerin yayınlarında bizim bu konudaki görüşlemizle ilgili olarak geniş “eleştiri”ler ileri sürülmüştür. İleri sürülen “eleştiriler”in tümünü ele alarak tartışmak olanaksız. “Eleştiriter” çoğu kez ülkemiz devriminin ve parti sorununun yararlı ve ilerletici bir tartışmasını sağlamaktan da uzak. Gene de herşeye rağmen bu “eleştiriler”in bir bölümünü olsun ele alarak proletarya partisi ve partileşme sürecine ilişkin sorunları bazı bakımlardan tartışmak yararlı olabilir.

M-L PARTİ TEORİSİNİN EVRENSELLİĞİ; VE ÖRGÜT BİÇİMİ SORUNU

Bildirge’de parti sorunu üzerine görüşlerimizi açıklarken, örgütlenme biçimi üzerinde durarak, “her tarihi dönem için, farklı iktisadi, siyasi yapılardaki tüm ülkelerde geçerli bir parti modeli-biçimi yoktur” demiş ve örgüt biçiminin çalışma tarzı ve devrim anlayışına zorunlu olarak bağımlı olduğunu söylemiştik. Bu görüşlerimiz, çeşitli gruplara ait yayınlarda M-L parti anlayışının reddedilmesi olarak; “Lenin’in parti öğretisinin fütursuzca revize edilmesi” (Kitle), “Leninist proletarya partisi’ne karşı çıkmak”(Devrimci Derleniş), “M-L örgütlenme anlayışının reddi, gevşek ve şekilsiz örgütlenme anlayışının savunulması” (H. Birliği) olarak değerlendirilip-eleştirilmiştir.

Eleştirilerin hepsi ortak özelliklere sahiptir. Hemen hepsi aynı tema üzerinde dönüp dolaşmaktadır. M - L parti teorisi’nin hiç anlaşılamadığı, onun ya tüzük veya programla karıştırıtdığı ya da örgütlenme biçimine indirgendiği hemen, ilk bakışta görülmektedir. Biçime ilişkin özelliklerin evrensel olanla karıştırılması, evrensel olan M - L parti teorisinin hiç anlaşılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Önce Halkın Birliği eleştirilerini ele alalım.

HB, “D. Yol evrensel bir proletarya partisi tipi ve modeli olmadığını... söylüyor. Bu sözlerin Marksizme, Leninizme ne kadar aykırı olduğunu kavramak için birbirinden çok farklı şartlarda mücadele eden partilerin tüzüklerini (abç) ve örgütsel faaliyetle ilgili yazılarını incelemek yeterlidir. Devrimci Yol bu tavsiyelerimize uyarsa bu tüzük ve yazılarda pek çok ortak şey bulacaktır...çok farklı koşullara sahip ülkelerde işçi sınıfının bolşevik tipte partisi veya leninist tipte partisi sözleri de Devrimci Yol’a bir şey öğretmemiştir”.

H.B. eleştirileri bu minval üzere gidiyor. Bol bol laf! İşçi sınıfı partilerinin “bolşevik tipte olmak zorunda olduğu” fikrinin, içi boş bir şekilde tekrar edilip durulması... Hepsi bu... Tüzük ve de yazılardaki benzer laflara dikkat çekilmesinden öteye ML parti teorisine ilişkin sorunların hiçbirine ait en küçük bir tartışma gayreti bile yok. Çalışma anlayışının örgüt biçimini belirleyemeyeceği söyleniyor. Örgütlenme biçimi veya modeli Leninist parti anlaşıyı ile aynı olarak görülüyor. Bu, Leninist parti anlaşıyının hiç kavranılmadığının bir delili. Bunun ötesinde bizim parti konusunda gevşek ve şekilsiz bir örgütlenmeyi savunduğumuzu(!) da ileri sürüyor.

Halkın Birliği’nin eleştirileri, daha önce ele aldığımız Kitle eleştirisinin aynısı. Bu benzerlik raslantı değil ve bunun üzerinde duracağız.

Aynı eleştiriler “Derleniş” dergisinde de ileri sürüldü. “Derleniş” eleştirilerini de kısaca şöyle özetleyebiliriz. Derleniş, Bildirge’de “proletarya partisinin evrensel nitelik ve prensiplerini dağınık olarak” aktarmamıza rağmen “tam bir çelişkiyle bolşevik partisi diye adlandırdığımız (!) Marksist - Leninist militan proleterya partisinin “EVRENSEL” olmadığını savunduğumuzu” iddia etmektedir. Derleniş eleştirileri daha işin başında çamura saplanıyor: Bizim bolşevik partisinin örgütlenme biçimine (modeline) ilişkin sözlerimizi keyfince çarpıtarak yorumluyor (veya öyle anlıyor). Bunu “bolşevik partisi” haline getiriyor. Buradan da “ML partinin evrensel olmadığı”nı savunduğumuz sonucuna varıyor. Sonra da bize Marksist - Leninist partinin evrensel olduğunu anlatmaya çalışıyor ki, bu gayreti içinde herşeyi birbirine karıştırıyor! Bizim bir yandan Bildirge’de kullandığımız “proletaryanın öncü partisi”, “her koşul altında mücadeleyi sürdürebilecek olan devrimci bir parti” gibi ifadelerle Marksist - Leninist partiye ait nitelikleri kabul ediyor olmamıza rağmen, aynı zamanda inkar da ederek (!) çelişkiye düşmemiz karşısında ŞAŞKINLIĞINI gizleyemiyor!

Bu kabul ettiğimiz şeyleri inkar ederek düştüğümüz “çelişkili” inkarcılığımızı, cehaletimize (teorik yetersizliğimize!) bağışlıyor! Derleniş’in “orijinal” ifadeleriyle açıkladığı fikirlerini özetleyebilmek oldukça zor. Anlayabildiğimiz kadarıyla proletarya partisinin, “profesyoneller örgütü olması, sınıfın örgütlü öncüsü, sınıf birliğinin en üst biçimi” olması gibi nitelik ve “demokratik merkeziyetçilik” gibi prensiplerinin evrensel olduğunu, bizim ise bunları (bolşevik partisinin örgütlenme biçiminin evrensel olmadığını söyleyerek) reddettlğimizi ileri sürüyor. Bize bu nitelik ve prensiplerin hala geçerli olduğunu kanıtlamaya, bu suretle bizi bolşevik partisinin örgütlenme biçiminin evrenselliğine (bunu kendisi M - L parti anlayışı ile özdeş tutuyor) ikna etmeye çalışıyor. Bize öfkeli bir zılgıt çekmeye uğraşırken Derleniş’in her şeyi birbirine karıştırdığı çok açık! Birincisi, bizim M - L partiye ait sayılan “profesyoneller örgütü olma, yukarıdan aşağıya inşa edilme {bunu Derleniş “atlıyor”), sınıfın örgütlü öncüsü, demokratik merkeziyetçilik gibi” genel nitelikleri reddettiğimiz iddiası saçmadır. (Bunlara Derleniş’in de farkettiği gibi Bildirge’de de değinilmiş. Bunlar üzerinde lafazanlık ederek “teorik yetkinlik” gösterisinde bulunmak da çocukça bir bilgiçlik hevesi sayılabilir!) İkincisi, bu “nitelik ve prensipler” M - L Partiye ait bazı genel niteliklerden ibarettir. Leninist parti anlayışı, bu sayılanlardan çok daha geniş kapsamlı evrensel “nitelik ve prensiplere”, özelliklere sahiptir. Üçüncüsü, bizim evrensel olmadığını söylediğimiz, örgütlenme biçimi {veya modeli)dir. M-L partinin evrensel nitelikleri, örgütlenme biçimine ilişkin değildir.

KISACA MARKSİST-LENİNİST PARTİ ANLAYIŞI

Eleştiriler, genel olarak, bizim, “her tarihi dönem için ve farklı iktisadi ve siyasi yapıfardaki tüm ülkeler için geçerli bir ürgüt biçimi olamayacağı” görüşümüzü anti-Leninist (!) bularak bolşevik partisinin örgütlenme biçiminin evrensel, yani her dönem ve koşulda geçerli olduğu noktasında toplanmaktadır. Bu nokta etrafında toplanan tüm eleştiriler Marksizmle hiç alakası olmayan doğmatizm, cehalet, safsata ve lafazanlık üzerine kurulmuş bir oportünizmden başka hiç bir anlam taşımamaktadır.

Marksist - Leninist parti teorisi ve M-L partinin evrensel nitelikleri üzerinde burada uzun boylu duracak değiliz. Kısaca belirtmeliyiz ki, Leninist parti teorisi, Leninist kesintisiz devrim teorisine sıkı sıkıya bağlıdır ve onun bir uzantısıdır. Bu bakımdan Leninist devrim teorisinin tüm evrensel ilkeleri, Leninist partinin tüm evrensel niteliklerini belirler. Leninist devrim teorisinin özü, (burjuva) devlet mekanizmasının aşağıdan yukarıya parçalanarak ele geçirilmesi, sosyalizmin proletarya diktatörlüğü altında yukarıdan aşağıya doğru, alt ve üst yapıda (eşgüdümlü) inşası ve devletin ve sınıfların ortadan kaldırılmasıdır. Bu süreç, Marksist-Leninist bilimsel teorinin, bilinçli bir şekilde örgütlendirilmesini önerdiği ve Marksizm-Leninizmle silahlanmış proletarya partisinin öncülüğünde gerçekleşebilecek olan bir süreçtir. Proletarya partisi, sonuçta bütün proletarya sınıfı ve halkla özdeşleşerek kendisinin de ortadan kalkması ile sonuçlanacak olan bu önderliğin organizasyonudur.

Proletarya partisi için, her dönem için geçerli, donmuş örgüt biçimleri olduğunu söylemek saçmadır. Siyasi iktidarın sömürücü sınıfların elinde bulunduğu dönemlerde bu organizasyon, öncelikle, siyasal iktidarın proletaryanın eline geçirilmesi mücadelesine göre şekillenir. (Devrim sonrası dönemde ise, partinin değişen görevlerle birlikte yeniden şekillenmesi kaçınılmazdır. Bu dönemde söz konusu olan artık öncelikle proletaryanın "yeni bir devlet" olarak örgütlendirilmesidir vb.) Öte yandan devrim öncesi toplumlarda devrimin niteliği, farklı toplumsal yapılardaki ülkelerde farklı olacaktır. Bu anlamda devrimin izleyeceği yol da kaçınılmaz olarak farklı olacaktır.

Örneğin empeıyalist - kapitalist ülkelerde uzun bir “barışçı” (evrimci) çalışma ile proletaryanın yukarıdan aşağıya bilinçlendirilip örgütlendirilmesi ve egemen sınıfların bir genel ayaklanma ile devrilip iktidarın ele geçirilmesi söz konusu iken sömürge ve yarı sömürge ülkelerde devrimin silahlı mücadele temeli üzerinde yükselen halk savaşı yoluyla gerçekleşmesi sözkonusudur. Bu iki farklı tip içinde de yine farklı iktisadi -tarihisiyasi koşullara göre, devrimci mücadelenin (siyasi iktidarı ele geçirme mücadelesinin) farklılıklar göstermesi sadece mümkün değil, kaçınılmazdır. Bu mücadelenin organizasyonunun, partinin organizasyonunda (biçimlenişinde) yansımayacağını düşünmek aptallığı ise Marksizme ait olamazl

Üçüncü Enternasyonal’in, Komünist partilerinin örgütsel çafışmalarına ilişkin tezlerinde bu konuya ilişkin olarak şöyle denmektedir:

"...Komünist Partilerin mutlak, hatasız ve değiştirilemez bir örgütlenme biçimi olamaz. Proleter sınıf savaşının koşulları sürekli, bir evrim sürecindeki değişmelere maruzdur ve proleter öncü bu değişmelerle ahenk içinde daima bunlara karşılık düşen yeni biçimler aramak zorundadır. Aynı şekilde her ülkenin kendine özgü koşulları o ülkelerdeki partinin örgütlenme biçiminin özel uyumunu belirler." (abç) (Parti Örgütlenmesinin İlkeleri, sh. 5)

Bizim her ülkede ve her zaman geçerli bir parti biçimi olamayacağı, bolşevik partisinin örgütlenme biçiminin de evrenselleştirilemeyeceği şeklindeki görüşlerimize karşı, “Bu Marksizm - Leninizme kılıç çekmektir”(!) diyen Derleniş, komünist partilerin mutlak, değiştirilemez örgüt biçimleri olamayacağını, her ülkenin kendine özgü koşulları nedeniyle o ülkelerin komünist partilerinin uygun biçimler alması gerektiğini söyleyen 3. Enternasyonal’e “kılıç çekebilecek” midir? Bizim bu hatalarımızı cehaletimize bağışlayan (!) Derleniş, 3. Enternasyonal’in bu inkarcılığını (!) “revizyonizmin iğrenç bir taktiği” olarak mı, yoksa “teorik yetersizlik” olarak mı açıklayacak? Ordan burdan ezberlenmiş 3-5 lafla devrimci fikirlerin üzerine yürümenin sonu, kafayı Lenin’in Enternasyonaline çarpmaktan daha parlak olamazdı.

Elbetteki bizim söylediklerimiz, Marksist partiye ait temel niteliklerin ve evrensel özelliklerin bulunmadığı şeklinde anlaşılamaz. Bunun yanında elbette örgütlenme biçimi de her farklı durumda tamamen farklı yepyeni biçimlerde ortaya çıkacak değildir. Ama bu noktadan kalkarak örgütlenme biçiminin anti-diyalektik bir şekilde dondurulup mutlaklaştırılması sözkonusu olamaz.

DEVRİM ANLAYIŞI VE ÖRGÜTLENME BİÇİMİ

Mücadele ve devrim anlayışının örgütlenme biçimini etkileyemeyeceğini kabul etmek mümkün değildir. Öyle ki, bu, bunu ileri sürenler için de geçerlidir. Bolşevik partisinin örgütlenme biçiminin evrenselliğini ileri süren HB, Kitle ve Derleniş abuk sabuk gerekçelerle, kanıtlamaya uğraştıkları bu tezle, gerçekte, Sovyet biçimi bir ayaklanma fikrinden başka bir şey savunmuyorlar. Bu fikir ise, Sovyet Devriminin izlediği yolun, bolşevik partisinin tarihi gelişim çizgisinin ülkemizde de aynen gerçekleşeceği yolunda bir “batıl inanca” bağlıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz bugün ülkemizde 1905 sonrasında mı olduğumuz yoksa 1900’lerde mi olduğumuz tespitleri yapılmaya uğraşılır. Çokluk 1905 öncesinde, RSDİP’nin kuruluş döneminde bulunduğumuza karar kılınabiliyor. Bu yaklaşımla, bizler de (1971 hareketi) narodniklerin rollerini üstlenmiş oluruz. Sonuçta RSDİP’nin kuruluşu sırasında Lenin’in önerdiği “grupların birleşmesi” yolu, partinin oluşturulmasının 1978 Türkiye’sindeki yolu olarak önerilir. “Ve evrensel bir gerçeklik de, Parti, işçi sınıfı gruplarının belirli prensipler çerçevesinde derlenmesinden doğar. Bir grubun ideolojik birlikli kadrolarının bağımsız örgütlenmesinden asla değil.” (Derleniş’ten) Bu ve benzeri düşünceler karşısında ülkemizin hem devrim yolunun, hem tarihsel koşullarının ve somut durumunun farklılığından söz açmaya, ülkemiz devriminin bir silahlı devrim niteliğinde olduğundan, partinin savaşçı bir nitelik taşımak, halkın silahlı mücadelesini örgütlendirip yönetecek şekilde örgütlenmek zorunda olduğundan, partinin de öyle “işçi sınıfını temsil eden (!) grupların birleşmesinden” olamayacağından sözetmeye kalktın mı, “orijinallik taslama”, “Marksizm - Leninizme kılıç çekme” “inkarcılık”, “çete yaratıcılığı” kurşunlarını alnının ortasına yersin!
Mahir Çayan “Oportünizm bazen dogmatiktir de” der. Dogmatizm, sınıf mücadelesinin güncel görevlerinden kaçmaya, ‘tarihten bir mazeret arama’ çabasıdır. Lenin’den, Stalin’den ezberlenmiş 3-5 cümleye “kölece” bağlılık gerçekte devrimci Marksizmden kopmayı vurgular. Burjuva idealizminden kaynaklanan kaba tarihsel paralellikler üzerinde düş kurma, dogmatizmin mistifikasyonundan başka bir şey değildir. Türkiye, 50 yıldır bu tarihsel gerçekleşmeyi bekleyen küçük burjuva aydınların düş kırıklıklarıyla doludur.

Peki, diğerlerini anlıyoruz, ama “Mao Ze Dung düşüncesi” dediği zaman iki metre ilerisindeki mangalın içinde hiç kül bırakmayan HB’ne ne demeli? Mao Ze Dung’un, Çin’de devrimin niteliğinin ve yolunun farklı olduğu, mücadelenin temel şeklinin savaş, örgütlenmenin temel şeklinin de savaşçı örgütlenme olmak zorunda olduğuna dair (örneğin bkz. Askeri Yazılar, s. 331) onca sözüne ve onca halk savaşı teorilerine rağmen bolşevik partisinin örgütlenme biçiminin evrenselliği üzerine bunca gevezelikler ne anlama geliyor?

“Derleniş” ve “Kitle” gibileriyle kucaklaşma (gene!) ne için? Söyleyelim. Mao Ze Dung düşüncesi falan filan, HB’nin yakasına taktığı ve ara sıra kokladığı bir süs çiçeğinden başka birşey değildir. Böylesi, sovyetik ayaklanma fikrine utangaç bir yaklaşımdır. Eğer çiçeği yakasının arkasına taksa Kitle’den hiç farkı kalmayacak!

TÜRKİYE’DE PARTİ SORUNU

Evet, tekrarlayalım. Ülkemizde proletarya partisi ne kuruluş süreci bakımından ne de örgütlenme biçimi bakımından RSDİP’in kuruluş süreci ve de bolşevik partisinin örgütlenme biçimi ile aynı olmayacaktır. Parti örgütlenmesine ilişkin sorunların çözümü ülkemizin, somut koşullarının bilimsel bir çözümlenmesinden geçer. Elbette bu söylediklerimiz, M-L partilere ilişkin evrensel ilkelerin olmadığı anlamına gelmez. Ve hatta örgütlenme biçimi bakımından da bolşevik partisi tarafından gerçekleştirilmiş genel nitelikler, ülkemiz açısından da geçerlidir. Örneğin, ülkemiz de de proletarya partisi yukarıdan aşağı örgütlenmek, yani ilk aşamada dar bir devrimciler örgütü olmak, sonra ikinci adımda işçi (ve emekçi) sınıfının öncü unsurları ile bütünleşmek, Marksist-Leninist bir ideolojik temel üzerine kurulmak, mücadeleyi her koşul altında sürdürebilecek şekilde örgütlenmek ve her alandaki mücadelelerin uyumlu bir organizasyonunu gerçekleştirmek, demokratik merkeziyetçilik-gizlilik ilkelerini temel alarak çalışmak durumundadır. Bu nitelikler, hem genel olarak devrimini yapmamış ülkeler açısından hem de ülkemiz için geçerlidir. Sorun bu noktadan sonra ve bu niteliklerin hayata geçirilişine ilişkin bir sorundur.

Ülkemiz devrimi, Ekim Devrimi’nden olduğu kadar elbetteki Çin, Vietnam ve Küba devriminden de farklı ara aşamalardan geçerek zafere ulaşacaktır. Mücadele biçimleri ile örgütlenme ilişkileri açısından, 1917 Devrimi’nin gelişim aşamalarındaki uyumluluğu Lenin şöyle anlatıyordu: “... Her mücadele biçimi kendisine uygun tekniği ve uygun bir mekanizmayı gerektirir. Nesnel koşullara göre parlamenter mücadele başlıca mücadele şekli haline geldiği zaman partide de kaçınılmaz olarak parlamenter mücadele mekanizmasının karakteristik çizgileri daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar. Buna karşılık nesnel koşullar, yığınların mücadelesini siyasal grevler ve başkaldırmalar şeklinde gündeme getirirse proletaryanın partisi bu mücadele biçimlerine “hizmet edecek” bir “mekanizmaya” sahip olmalıdır. Söylemeye gerek yoktur ki bu, parlamenter mekanizmalardan farklı olarak biçimlendirilmiş özel bir “mekanizma” olacaktır. Halk ayaklanması koşullarının oluştuğunu kabul eden ama buna uygun bir mekanizma yaratılmasına özen göstermeyen örgütlü bir proletarya partisi geveze aydınların partisi olur.” (Gençlik Üzerine, sh.113, Lenin)

Lenin burada, bir genel ayaklanma yoluyla siyasi iktidarı ele geçirme mücadelesi süreci içinde, o sürecin genel karakteri çerçevesi içindeki gelişmeleri ve partinin o ara aşamalara uyumu sağlama zorunluluğunu vurguluyor. Bu, siyasi iktidarın ele geçirilmesi süreci Çin, Vietnam, Küba devrimlerinde farklı bir süreç, bir halk savaşı süreci şeklinde gerçekleşmiş, parti örgütlenmesi de buna uyumlu olarak, farklı bir şekilde biçimlenmiştir. Ülkemiz devrimi de, sömürge ve yarı sömürge ülkeler çerçevesi içinde genel olarak emperyalist - kapitalişt metropollerdeki Ekim Devrimi ile belirlenen genel ayaklanma yolundan farklı, uzun bir silahlı savaş, bir halk savaşı rotasını izleyecek, bunun yanında Çin, Vietnam ve Küba devrimlerinden de görece farklı ara aşamalardan geçecektir.

Ülkemiz devrimi, evrimci (“barışçı”) değil karşı devrim güçlerinin bütün emekçi halka karşı açtığı bir savaş çizgisi üzerinde gelişiyor. Ülkemizde emekçi halklarımızı zafere götürebilecek bir önderlik, ancak, bu mücadelede emekçi halk güçlerinin faşist karşı devrim güçlerine karşı birleşik devrimci savaşını örgütlendirip yönlendirebilecek, öncü savaşçı bir parti olabilir. Ülkemizde parti sorunu bu önderliğin Marksizm-Leninizmin temel ilkeleri ışığında örgütlendirilmesi sorunudur.

PARTİLEŞME  SÜRECİ  ÜZERİNE  BAZI ELEŞTİRİLER

“Partileşme süreci” konusundaki görüşlerimiz bunların yanında, gevşek ve şekilsiz bir örgütlenmeyi savunduğumuz, menşevik bir parti anlayışını savunduğumuz, bir hizipler konfederasyonu şeklinde bir örgütlenme anlayışına sahip olduğumuz şeklindeki eleştirilere de muhatap olmuştur.

Aydınlık Dergisi, Bildirge’de ifade edilen partinin yaratılması sorununun bugün için özel olarak bir hiyerarşi oluşturma sorunu olmadığı şeklindeki görüşlerimiz çerçevesindeki değerlendirmelerinde, bunun bizim hareketimiz içindeki küçük burjuva sınıfsal eğilimlerin bir delili olduğunu ileri sürmüştü, böyle bir şey yazıldığına göre, bunun aksini savunan, kariyerist eğilimler var ki onları ikna etmeye çalışıyorsunuz diyor; kariyerizim - mevki düşkünlüğü gibi eğilimlerin sınıfsal bir temele dayandığını, bizim hareketimizin küçük burjuva niteliğinden ileri geldiğini, ikna etmekle bu sorunun çözülemeyeceğini söylüyordu.

Aydınlık hareketinin sınıfsal niteliğini tartışmayalım. Herhangi bir hareketin sınıfsal niteliği nasıl, neye göre belirlenir? Aydınlık’ın mantığına göre bir hareketin (ya da partinin ) içinde küçük burjuva eğilimler varsa, tamam, bu eğilimler o hareketin sınıfsal niteliğini açığa vurur. Bu tamamiyle basit bir burjuva düz mantığıdır. Daha ötesi, burjuvazi proletarya arasındaki sınıf mücadelesinin, devrimden sonra bile proletarya partilerinin içinde de devam ettiğinin reddine dayanan revizyonist bir düşürıcedir. Mao, parti içindeki burjuva ve proleter unsurların mücadelesinden ötede, kendi içinde yetmiş yaşından sonra bile bu mücadelenin sürdüğünü, içinde kaplanla maymunun birbirine karşı mücadele ettiğini söyler. Mao’ya göre insanın kendi içindeki maymunun (burjuva eğilimlerin) olmadığını söylemesi, var olan burjuva eğilimleri görmezden gelerek onunla uzlaşması anlamına gelir, parti içinde burjuvaziye karşı mücadeleyi sürdürmemek onunla uzlaşmak demektir. Şimdi, bizim içimizdeki küçük burjuva unsurları “keşfederek” bizim sınıfsal niteliğimizin küçük burjuva karakterine hükmeden, Aydınlık, kendi içinde, burjuva eğilimler olmadığını söylüyorsa, bu, Mao’ya göre kendi içlerindeki burjuva unsurları görmezden gelerek onunla uzlaştıkları, birleştikleri anlamına gelir. Aksine, kendi içlerinde de bu çeşit eğilimlerin varlığını (eskaza!) kabul ediyorsa, bu kere de kendi mantıklarına göre, şimdiki TİKP’nin küçük burjuva bir sınıfsal karaktere sahip olduğunu belirler. Her neyse maksadımız Aydınlık’ın sınıfsal niteliğini tartışmak değildir. Bugün, bizim gibi partileşme mücadelesi içindeki bir siyasi hareket içinde küçük burjuva eğilimler bulunması ne anlama gelir? Marksizm-Leninizmi benimseme komünist olmak için yeterli değildir. Sınıflı toplumun bağrında, gelecek toplumun tohumları olan komünist unsurların en üst sentezi olan parti, bir yönüyle, sınıfsız toplumun unsurlarının yaratılması, toplumun bütün unsurlarının bu niteliğe dönüştürülmesi sürecidir. Parti, içinde, burjuva-küçük burjuva eğilimlere, fikirlere ve davranışlara karşı mücadelenin sürdürüldüğü ve devrimci unsurların partili, mücadele içinde kollektif bir mücadele anlayışıyla eğitildikleri bir okuldur da.

Tabiatıyla bizim hareketimiz içinde de, bir proletarya partisi içinde bile var olan eğilimlerin bulunmadığını ileri sürecek değiliz. Partileşme süreci içinde de, bu tür eğilimlere karşı mücadele, sistemli ve bilinçli bir şekilde sürmek zorundadır. Asırlardan beri sürüp gelen ve burjuva toplumu tarafından beslenen, bireycilik, liberalizm, kariyerizm gibi küçük burjuva eğilimlerine karşı devrimci hareket saflarında bilinçli bir mücadelenin sürdürülmesi ve böyle bir mücadelenin sürekli bir eğitim konusu olarak kavranması zorunludur. Bu, bir devrimci hareketin işçi sınıfının ve emekçi halkların öncü partisi olmaya layık olabilmesinin de temel şartıdır.

Aydınlık, bizim bir kusurumuzu yakalayarak devrimci hareketimize çamur atmak için bir fırsat ele geçirdiğini sanıyor. Oysa, onurı yıllardır izlediği, ideolojik-siyasi çizgi ile belirlediği küçük burjuva milliyetçi karakteri kanıtlamak için çaba sarfetmeye bile gerek yoktur. O, vaktiyle TİİKP davasındaki bir üyesinin de açıkladığı gibi bir küçük burjuva aydınlar kulübünden başka bir şey değildir.

Bir başka eleştiri konusu da bizim, gevşek ve menşevik bir örgütlenme anlayışına sahip olduğumuz, şekilsiz bir hizipler konfederasyonunu savunduğumuz çeklinde. Bizim şekilsiz ve kendiliğindenci bir örgütlenme anlayışına sahip olduğumuzu ileri sürebilmek için daha ciddi deliller bulabilmek gerekirdi. Evet, bugün ülkemiz solu açısından geçerli olan dağınıklık, tek tek bütün grup (ve partiler) için geçerli olduğu gibi bizim hareketimiz açısından da genel olarak doğrudur. Hareketin genel olarak kendiliğindenci bir nitelik taşıması, bir gevşekliğe de neden olmakta, özerklik eğilimlerini teşvik etmektedir. Ancak bizim, bu kendiliğinden durumu savunduğumuzu ileri sürmek ve bu durumu bizim ideolojik görüşlerimize yüklemek saçma bir şeydir. Bütün bunlar, yıkılması ve aşılması gereken engellerdir. Partileşme süreci tüm bu olumsuz eğilim ve unsurlara karşı sistemli ve örgütlü bir mücadeleyi içerir. İdeolojik alandaki dağınıklığın giderilmesi, siyasi ve örgütsel alanlardaki dağınıklık ve kendiliğindenciliğe karşı siyasi çalışmaların derinleştirilmesi, kadro çalışması ve merkezileşmenin güçlendirilmesi doğrultusunda bir mücadeleyi içerir. Partileşme süreci böylesi bir anlayışla, emekçi halkların kurtuluş mücadelesini örgütlendirip zafere ulaştırabilecek olan öncü savaşçı partinin yaratılması mücadelesidir.
Bu görüşlerimize karşı yöneltilen eleştiriler de, çoğunlukla “bu işi niçin bir parti kurarak yapmadığımız” (!) şeklinde oluyor. Kitle bu konuda şöyle yazıyor: “Peki, bu partiyi kurma örgütünü, kim, nasıl ve nereden aldığı yetki ile oluşturacaktır?” Kitle, bizden neredeyse işçi sınıfı adına siyaset yapma yetkisini kimden aldınız diye sorgu sual ediyor.

“Parti olmadan programlaşma da kadrolaşma da olamaz” denilmektedir. Bu eleştiriler de, aslında, parti kavramının ne denli basit bir araç olarak kavrandığının bir göstergesi olmaktan ileri gitmezler. Parti olmadan, programlaşma ve kadrolaşma olamazmış! O halde ne yapılmalı? Önce (programsız ve kadrosuz) bir “parti”(!) kurarsın! (herhalde TİP, TİSP, TEP, VP, vb. gibi) Program, kadro vs. sonra halledilir. (Herhalde halledilemese bile “soldaki partilerden biri olma” payesi bari elde edilebilir.) Böylesi düşünceler proletarya partisi kavramının ülkemizde ne denli yozlaştırıldığının bir delilidir. Bugün her önüne gelen 3-5 kişi yetkili makamlara başvurup gerekli “kanuni lazime”leri (yasal gerekleri) yerine getirdi mi, eline resmi bir proletarya partisi belgesi geçiriyor. Artık geriye bu “öncülük hakkı”nın kuvvetle İDDİA edilmesinden başka yapacak bir şey kalmıyor. Bu iddia, en azından bu grupların birleşmesi ile oluşacak bir “parti” ye hissedar olmaya olanak sağlayabilir. Eğer evcilik oynamaya da fazla hevesliysen, kendini “proletarya temsilcisi”(!) ötekileri de öteki sınıflar temsilcisi ilan eder, ittifak ve birlik forumlarında gönül eğlendirebilirsin.

Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halklarının böylesi anlayışlardan bekleyeceği hiçbir şey yoktur. İşçi sınıfımızın öncü partisi, mücadele içinde sınanmış, Marksizm-Leninizmi bir eylem kılavuzu olarak kavramış, kararlı, profesyonel kadroların, doğru bir devrimci program etrafındaki, proletaryanın ve emekçi halkların devrimci mücadelesini (her alanda) örgütlendirip yönetecek zafere ulaştırabilecek, demir disiplinli birliğidir. Bu dar devrimciler örgütü, ikinci adımda, işçi sınıfının, yoksul köylülüğün en ileri unsurlarıyla bütünleşerek gerçek anlamda öncü mertebesine, en geniş anlamda proletaryayı temsil edecek bir öncü mertebesine yükselebilir. Eğer bir örgüt, birinci aşamadan ikinci aşamaya geçiş sürecini başaramazsa, başlangıçtaki konumunu da süratle yitireceği ortadadır.

Kitle dergisi bizim partileşme sürecine ilişkin görüşlerimizle ilgili olarak şöyle yazıyor: “... Peki, bu partiyi kurma örgütünü kim, nasıl ve nereden aldiğı yetki ile oluşturacaktır?” Öyle ya, eğer “parti” kurmuş olsaydık TSİP’li baylar gibi; gider yetkili makamlardan bu “yetki”yi alırdık! Kimse de bize “yetki” hesabı soramazdı! Ama böyle yapmadığımızdan (!) yetkili makamlardan “parti” yetkisini almış olan TSİP’li baylar bize karşı, proletarya adına hareket etme ve de siyaset yapma hususunda yetki belgesi sormaya kendilerini “yetkili” görüyor olmalılar.


Biradım Dergisi Web Grubu 2003-2004 email: web@devrimciyol.org